Home , EMEĞİN GÜNDEMİ , OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE 1 MAYIS

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE 1 MAYIS

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE 1 MAYIS

Yüz yılı aşkın bir süre önce çalışanlar emeklerinin hakkı, ‘gün doğumundan gün batımına kadar çalışmama’ için seslerini yükseltmeye başladılar…

 

Devletler yıkılsa yerine yenisi gelse, hükümetler yenilense, egemenlerin yüzlerindeki maskeler değişse de bu topraklarda ezilenlerin verdiği mücadele, emeğine, özgürlüğüne sahip çıkma, haksızlıklara başkaldırma isteği hiç değişmedi…

1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde 8 saatlik çalışma talebiyle iş bırakmalarının ardından 20 yıl geçtikten sonra Osmanlı topraklarında da işçiler dayanışma ve birlik için biraraya gelir…
1906 yılının İzmir’inde güzel bir bahar gününde turuncu bir zemine basılı Arapça el ilanları dağıtıldığında, kimsenin aklına emeğin mücadelesinin, dayanışmanın binbir türlü bedeller ödenerek on yıllar boyunca daha gelenekselleşerek yaşanacağı gelmiyordu…

OSMANLI’DA İLK 1 MAYIS, 1906’DA İZMİR’DE 

Özellikle işçilerin bulunduğu yerlerde, işçilerin gittiği kahvehanelerde dağıtılan el ilanında Osmanlı döneminin ilk 1 Mayıs kutlamasına çağrı vardır… Dernek (Cemiyet) Reis Vekili Celil ve İsameddin Efendi şöyle çağırır işçileri bu özel günü:
“1 Mayıs Dünya İşçileri Bayramı münasebetiyle amele kıraathaneleri civarındaki tren istasyonu mevkiinde toplantı ve gösteri vardır.”
Tabii ki sosyalizm vardır bu çağrının ve emeğin mücadelesinin örgütlenmesinin arkasında… İşçilerin yaşam ve çalışma koşullarını değiştirmek isteyen sosyalistler, muhalifler öncülük etmiştir 1 Mayıslara, grevlere, iş bırakmalara… Yaşanılası güzel bir dünyaya adım atabilmek için harcanan her emeğinin karşılığının alınması istenmiştir.

MUHALİFLER BAŞI ÇEKER

İttihat ve Terakki’ye karşı muhalefet yürüten Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın kurucusu Hüseyin Hilmi (İştirakçi Hilmi); Osmanlı’nın batısındaki sosyalistleri bir araya toplayarak İşçiler Derneği’ni kuran ve 1 Mayıs 1909’da binlerce işçinin katılacağı eylemler düzenleyen Bulgar Nikola Rusev, Yahudi Avraam Benaroya; İstanbul’daki ilk sosyalist ve sendikal örgütlenmelerin başını çeken ve şehrin ilk 1 Mayıs gösterisini düzenleyen Teodor Sivaçev adlı Bulgar matbaa işçisi; İstanbul Sosyalist Merkezi’nin kurucuları arasındaki Yessalem takma adlı Ermeni Karekin Kozikyan gibi…
Osmanlı’nın Türk, Ermeni, Rum, Bulgar, Makedon işçileri yıllarca ücretleri, çalışma koşulları, iş güvenceleri, can güvenliği gibi birçok konuda devrimcilerin, sosyalistlerin öncülüğünde bir araya gelir, haykırır, sesini yükseltir…
Osmanlı İmparatorluğu’nun saltanat yönetiminin her türlü baskısına rağmen emekçiler çıkardıkları yayınlarla, düzenledikleri gösteri ve toplantılarla emeğin mücadelesini vermekten vazgeçmez…
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ilk başlarda işçilere gösterdiği destek, bir süre sonra tam bir düşmanca tavra dönüşür. Kendi amaçları uğruna yüzlerine taktıkları özgürlükçü maske parçalandığında, gerçek açığa çıkar… İşçilerin greve katılmamaları için çıkarılan ilk yasa olarak geçen ‘Tatil- Eşgal Kanun-u Muvakkati’ kanununun arasında İttihat ve Terakki ile kol kola çalışan yabancı sermaye vardır. En önemlisi de demiryollarından, tramvaya; liman işletmelerinden su ve havagazı şirketlerine kadar birçok alanda işçilerin grev yapmaları ağır hapis ve para cezaları getirilerek yasaklanır…

1909’DA KIZIL BAYRAKLARLA ÜSKÜPTE   

Ancak yasaklar işçileri tedirgin etse de 1 Mayıs’ın kutlanmasını engelleyemez… 1909’da Türk, Bulgar ve Sırp kökenli 100’ün üzerinde işçi ellerinde kızıl bayraklarıyla sloganlar atarak yürürler… Aynı anda Bulgar sosyal demokratlar Selanik’te bildiri dağıtarak seçme ve seçilme hakkı talebinde bulunurlar, işçi haklarıyla ilgili yasaların çıkarılmasını isterler…
Yasaklar, baskılar artar ama 1 Mayıs’ın yavaş da olsa yaygınlaşması önlenemez… 1910’da Selanik gibi bazı Rumeli kentlerinin ardından, 1911 yıllarında başta Edirne, Üsküp gibi birçok kentte kutlanan 1 Mayıs’ın en önemli özelliği Sosyalist İşçi Federasyonu’nun Selanik’te düzenlediği mitinge katılan 7 bin kişinin yürüyüşüdür. Ayrıca mitingde Selanik’te konuşulan bütün dillerle seslenilmiştir.

İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN BASKICI TAVRI

Tarihe Sopalı Seçim olarak geçen 1912 seçimlerini İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni kazanmasının ardından, sosyalistler seçme ve seçilme hakkının herkesi tanınması, grev yasasının değiştirilmesi, emeğin haklarını koruyacak yasaların çıkması talepleriyle yine meydanlardadırlar. Ancak ‘özgürlükçü’ İttihat ve Terakki Hükümeti emekçiler ve işçi hareketi üzerindeki baskıyı artıran birçok uygulamayı harekete geçirir. Yine de 1912 yılında hem İstanbul’da hem de Selanik’te 1 Mayıs’ın kutlanmasına engel olmayı başaramazlar.
1913’de bu yüzden direk sıkıyönetim ilan ederek 1 Mayıs kutlamalarına izin vermeyeceklerini açıklarlar. Sosyalistler başta olmak üzere birçok siyasi partiyi kapattılar, aydınları sürgüne gönderirler… Bu baskılar ve ardından 1. Paylaşım Savaşı’nın getirdiği felaketler zinciri karşısında emeğin mücadelesi geriler…
1 Mayıs, 1919’da İstanbul ve İzmir’de binlerce kişinin katıldığı mitinglerle kutlanır…
1920 yılında ise 1 Mayıs’ta, Türkiye Sosyalist Fırkası ve bir grup işçi “Türkiye Müstakil Olacak” pankartıyla Haliç’ten Beyoğlu’na kadar yürür.

1906 yılının İzmir’inde güzel bir bahar gününde turuncu bir zemine basılı Arapça el ilanları dağıtıldığında, kimsenin aklına emeğin mücadelesinin, dayanışmanın binbir türlü bedeller ödenerek on yıllar boyunca daha gelenekselleşerek yaşanacağı gelmiyordu…

1921’de bu defa yasaklayanlara emperyalist güçler de katılmıştır. Ancak İstanbul’da işçilerin iş bırakıp Kağıthane’de toplanarak maşlar söylemelerine, dayanışma içinde olmalarına kimse engel olamaz. Türkiye Sosyalist Fırkası, “Mayıs’ın 1. günü amelenin en mukaddes bayram günüdür. Bu mukaddes bayram gününün kutlanması bütün amele için bir vazifedir” açıklamasını yapar… Kızıl bayrakların açıldığı mitingde işçiler mavi gömleklerinin üzerine kırmızı kravat ve kızıl rozetleriyle katılır. İşçiler, “Türkiye Amelesi Sendika İster!”; “Türk Amelesi İrticaya Karşı Amansız Bir Mücadele Açmalıdır”; “Burjuvazinin Zulmünü Protesto Ediyoruz!”; “8 Saat İş 8 Saat İstirahat 8 Saat Uyku”; “Mürteciler, Muhtekirler, Kapitalistler, Emperyalistler Kahrolsun” gibi slogan ve pankartların yanı sıra Karl Marks’ın portresinin bulunduğu “Bütün Dünya İşçileri Birleşin” pankartla yürür.

İŞGAL GÜÇLERİ VE OSMANLI’YA RAĞMEN…  

1922 yılında ise İstanbul’daki kutlamalara İzmir ve Ankara da katılır. İstanbul’da işgal güçleri ve hükümet 1 Mayıs kutlamalarına kimse katılmasın diye işyerlerine gidebilmeleri için güvenlik sağlayacağını duyursa da, işçiler kararlıdır. Üstelik de örgütlüdür. Türkiye Sosyalist Fırkası, Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası, Sosyal Demokrat Fırkası, Ermeni Sosyal Demokrat Fırkası, Türkiye İşçi Derneği, Beynelmilel İşçiler İttihadı gibi örgütlerin oluşturduğu 1 Mayıs Komisyonu yine kızıl bayrakların açıldığı, marşların söylendiği bir kutlama düzenler…
1923 yılında İstanbul, İzmir ve Ankara’ya Adapazarı da eklenir. Yine emparyalist güçlere karşı dayanışma bildirileri okunur, Enternasyonal’a kutlama mesajı gönderilir. Ankara’daki hükümete de…

1924’TE ANKARA HÜKÜMETİ 1 MAYIS’I YASAKLADI

1924 yılında Ankara Hükümeti 1 Mayıs’ı yasaklar, kutlamalara izin vermez. 1925 ve 1926’da da yasaklamalar devam eder ama bu işçilerin gizlice de olsa bir araya gelmelerine engel olamaz.

1927’DE İŞÇİLER YASAĞI DELDİ

1927 yılında işçiler düzenledikleri 1 Mayıs mitinginde şu şiiri okuyacaklardır:
“Hoş geldin ‘Bir Mayıs’ işçinin günü
Dağıt rüzgár gibi gönülden gamı
Karakış günleri yansın kül olsun
Kırmızı çiçekli bahar uyansın
Hoşgeldin. Bir Mayıs ey ulu münci
Kurtuluş yolunun ilk dönemeci
Bir Mayıs bize şiar getirmiş
Yaşasın yaşasın sekiz saat iş
İş sekiz saat, uyku sekiz saat
Sonra sekiz saat ders ve istirahat
Bir Mayıs Bir Mayıs ilk dileğimiz
Yaşatacak seni tunç bileğimiz”
Ancak bu yasaklamalar işçi mücadelesini uzun süre geriletir…

RESMİ TATİL AMA İŞÇİ BAYRAMI DEĞİL  

27 Mayıs 1935 tarihli “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanun” ile 1 Mayıs “Bahar Bayramı” olarak kabul edilir. Resmi tatildir ancak ‘İşçi Bayramı’ ifadesi kullanılmaz. İşçiler yıllarca gizli toplantılarla seslerini duyurmaya çalışır.
Aradan çok uzun zaman geçtikten sonra 1975 yılında İstanbul Tepebaşı’nda bir gazinoda ilk açık 1 Mayıs kutlaması yapılır.
Taa ki 1976 yılında Taksim’de düzenlenen binlerce emekçinin katıldığı kutlamaya kadar…
1977 yılında ise İstanbul Taksim’deki kutlamalara 500 bin devrimci, sosyalist, işçi ve emekçi katılır ama infaz edercesine göstericilerin üzerine ateş açılmasıyla kutlamalar kana bulanır. 34 kişi hayatını kaybeder…
Kanlı 1 Mayıs olarak da Türkiye devrimci tarihine geçen bu olayın ardından işçiler geri adım atmaz, 1978 yılında 1 Mayıs’ta yine Taksim’de toplanırlar.
1979’da ise bu defa Sıkıyönetim Komutanlığı duruma el koyar, İstanbul’da miting yapılmasını yasaklar. Ancak ilan edilen sokağa çıkma yasağına rağmen İstanbul sokaklarında yüzbinlerce kişi korsan 1 Mayıslar kutlamaları yapar…

80 DARBESİ 1 MAYIS’I DA ETKİLER

1980 darbesinin ardından insanlar, muhalifler tutuklanır, öldürülür; sendikalar kapatılır; işçilerin, emekçilerin ellerinden grev başta olmak üzere bütün hakları alınır… Değil 1 Mayıs’ta kutlama yapmak, üç kişinin bir araya gelmesi bile yasaktır artık… Milli Güvenlik Konseyi bununla da yetinmez, 1 Mayıs’ı resmi tatil günü olmaktan çıkarır…
Sonra, sonra uzun bir sessizlik kaplar bu toprakları… Emekten, hayattan, özgürlükten, ‘biz’ demekten başlar yasaklar…
İnsanlar sindirilse de, geriden sessizce gelenlere hiçbir yasak engel olamayacaktır.

1988 EMEKÇİLER YENİDEN SOKAKLARDA… 

1988 1 Mayıs’ta yasak olduğu günler öncesinden ilan edilse de, emekçiler yine sokaktadır, meydanlara çağrılar düzenlerler… 10 yıl sonra yeniden alanlara çıkar işçiler, öğrenciler, emekçiler, halk… Taksim’i zorlarlar…
1989’da bu defa yasaklar, baskılar artar… Gözaltılar günler öncesinden başlar, İstanbul’da Taksim’e çıkan bütün yollar adeta polis tarafından tek vücut haline getirilen bariyerle kapatılır.Gülay Beceren polis kurşunlarıyla vurularak felc kalır. Ancak su artık akmaya başlamıştır bir kere… Bu defa emekçiler Taksim’i zorlamak için akın akın yürürler sokaklarda… Binlerce kişi tek bir ağızdan haykırır: Yaşasın 1 Mayıs… Polisin bu slogana verdiği yanıt ise kurşun olur. Genç bir işçi Mehmet Akif Dalcı, alnından vurularak hayatını kaybeder…
1990’da da ise tüm İstanbul işgal altındadır sanki. Ancak emekçileri bu da engellemez, Taksim’e girilemese de sokak sokak binlerce kişi korsan 1 Mayıs kutlamaları düzenler…
Devrimcilerin, emekçilerin, işçilerin haklarını, 1 Mayıs’ı alabilmek için yürüttükleri mücadele 1991’de önemli bir kazanımla sonuçlanır. Yasal olarak kutlanabilecektir artık.
Taksim her yıl zorlansa da aradan geçen 9 yıldan sonra 2010 yılında binlerce kişi ellerinde kızıl bayrakları, dillerinde sloganları ve marşlarıyla tekrar ait oldukları yerde bir araya gelirler.

scroll to top