Home , Köşe Yazıları , 1 Nisan’dan 1 Mayıs’a… Sınıfsal öfke ve kin birikiyor

1 Nisan’dan 1 Mayıs’a… Sınıfsal öfke ve kin birikiyor

VOLKAN YARAŞIR | 24 – 03 – 2010 |  TEKEL Direnişi işçi sınıfının mücadele tarihinde bir momentumu işaretledi. Direniş, uzun solukluluğu, yarattığı dayanışma ve mücadele ruhuyla sınıfın nesnel ve öznel şekillenmesine hizmet etti. Tarihsel öznenin muazzam gücü bir kez daha ortaya çıktı.

TEKEL işçilerinin mücadelesi, yarattığı büyük anafora rağmen, kısmi kazanımlarla yeni bir aşamaya girdi. İşçi sınıfının geniş kesimlerinin hareketsiz kalması, solun büyük bir kısmının TEKEL’i yalnızca bir ajitasyon malzemesi olarak görmesi ya da sınırlı dayanışma ve ilişkilenme aracı olarak ele alması ve sendikal bürokrasinin ihaneti, mücadelenin böyle seyretmesinin temel nedeni oldu.

Her şeye rağmen TEKEL işçisi büyük bir moral kazandı. Muktedir olma gücü elde etti. Hatta bu özellikler, sınıfın geniş kesimleri tarafından da hissedildi. Bir anlamda TEKEL tarihsel misyonunu tamamladı.

Ankara işgaline son verilmesi, içinde birçok riski taşımasına rağmen, bir soluklanma, moral depolama, güç biriktirme dönemine girilmesinin de göstergesi olabilir. Bugün birçok ilde TEKEL işçileri, yeni sürecin örgütlenmesine ilişkin toplantılar yapıyor ve mücadele kararlılıklarının altını çiziyor. Ayrıca TEKEL işçileri tarafından farklı işçi direnişleri ve İstanbul’da olduğu gibi, öğrenci gençlik destekleniyor.

TEKEL işçisinin hareketliliğini gösteren bu gelişmeler, 1 Nisan’da bir sıçramanın zemini olabilir. 1 Nisan’da Ankara’da gerçekleşecek eylem, işçi sınıfının etkin katılımı ve devrimci güçlerin aktiviteleriyle sınıf hareketinde yeni bir birikim sağlayacaktır.

Bugün her biri kendi özgünlüğünde yeni TEKEL’ler olmaya aday Tariş, Yatağan, Marmaray, Çemen Tekstil, Akardan, Esenyurt işçilerinin direnişleri 1 Nisan’ı beslediği gibi 1 Nisan’da bu direnişleri besleyecektir. 1 Nisan’ın başarısı beraberinde 2010 1 Mayısı’nın gücünü ve etkisini dışa vuracaktır.

TEKEL Direnişi’nden gelen mücadele ruhu Newroz’da yanan ateşle güç kazanmış, şu anda süren işçi direnişleriyle 1 Nisan’ın sınıfın bir atılım günü olarak yaşanmasının önünü açmıştır. 2010 1 Mayısı bu birikimlerle şekillenecektir.

Çin çalışma rejimine karşı 1 Mayıs’ta alanlara!

Türkiye Cumhuriyet’inin bölgesel hamleler yaptığı ve bölgede yeni roller üstlendiği bir süreçte 2010 yılı 1 Mayısı’na giriyoruz. Egemenler bu süreci neo-Osmanlıcılık diye tanımlıyor. Neo-Osmanlıcılığı BOP+Çin çalışma rejim olarak formüle edebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Ortadoğu’dan, Kafkasya’ya ve Balkanlar’a kadar emperyalizmin aktif taşeronluğuna sıvandığı ve bir uç beyi gibi hazırlandığı bu jeo-stratejik yönelim, önümüzdeki sürecin bir katastrof olarak yaşanmasına da neden olabilir. T.C. güçlü bir hamiye dayanarak bölgesel inisiyatif geliştirmeyi ve bölgede düzen kurucu bir güç olarak hareket etmeyi amaçlıyor. Suriye, Irak, Ermenistan, İran, Kürt Federe Devleti’yle girilen ilişkiler, bu yöndeki adımlar olarak düşünülebilir. Emperyalizm tarafından bölgenin yeniden sömürgeleştirilmesi ve dizaynı Türkiye kapitalizminin yönelimleriyle çakıştığı konjonktürde T.C., hızla bir militarizasyon sürecine giriyor. Türkiye kapitalizmi bölgeyi kendi ucuz emek ve pazar ihtiyacının karşılanacağı bir coğrafyaya çevirmeyi amaçlıyor. Bu yönde bir yandan emperyalizmin neo-lejyonerliğine soyunurken, diğer yandan aktif taşeron olarak devrede olmak istiyor. Fakat dünyanın güç gerilimlerinin odağı olan Ortadoğu’da her zaman büyük altüst oluşların yaşandığı unutulmamalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti dış politikada hızlı bir militarizasyon sürecine girerken, ülke içinde yeni bir çalışma rejimini inşa etmeye başladı. Neo-Osmanlıcılığın BOP’u tamamlayan ikinci ayağı olan Çin çalışma rejimi, sistematik güvencesizleştirmeyi ve esnekleştirmeyi hedefliyor. Finans kapital bir yandan emperyal arzularla hareket ederken, diğer yandan Çin çalışma rejimiyle sınıfı boyunduruk altına almayı amaçlıyor. İşçi sınıfına 4-C, 4-B, sözleşmeli personel, taşeronlaşma, kiralık işçi, istihdam büroları vb. uygulamalarla köle işçiliği ve “beleş” ücreti dayatıyor. Finans kapital başta kıdem ihbar tazminatı ve asgari ücret olmak üzere sınıfın tarihsel kazanımlarına göz dikmiş durumda. T.C.’yi AB’nin Çin’i, yani ucuz emek cennetine çevirmeyi hesaplıyor. Bu adımlar işçi sınıfına yönelik bir karşı devrim sürecini işaretlemektedir.

İşçi sınıfı TEKEL Direnişi’nin yarattığı mücadele ruhuyla 1 Mayıs’a hazırlanmalıdır. 1 Nisan bu hazırlığın önemli sıçraması olmalıdır.

Kapitalist krize karşı model eylem ve model kimliklerle şekillenen işçi sınıfı, TEKEL direnişiyle bir başka evreye girdi. TEKEL Direnişi işçi sınıfı mücadelesinin daha militan ve daha radikal bir dönemine girişinin ilk işareti olarak değerlendirilebilir. 2010 1 Mayısı da bu anlamda sınıfın öfke ve kininin kolektif şekilde açığa çıktığı gün olmalıdır. Bu öfke ve kinin TEKEL Direnişi’yle nelere kadir olduğu görülmüştür.

Özellikle 2008 ve 2009’daki 1 Mayıs ruhu, yani Taksim’in kazanılması ve kapitalist devlete karşı açık ve net bir mücadele 2010 yılında da taçlandırılarak sürdürülmelidir. TEKEL direnişi her şeyin yeni başladığını göstermektedir. Sınıfsal öfke ve kin bugün tüm atölyelerde, fabrikalarda, organize sanayi bölgelerinde, işçi havzalarında birikmektedir. Yatağan’da, Esenyurt’ta, Tariş’te, Marmaray’da, yani işgallerde, direnişlerde ve grevlerde işçi sınıfı ayaktadır. Sorun bu pratikleri lokalizasyonun sınırından çıkartıp, yeni TEKEL’ler haline dönüştürmek ve ateş topuna çevirerek, 1 Mayıs’a taşımaktır. Bu anlamıyla 1 Mayıs, sınıfın sermayeye karşı açık, net, radikal ve militan mücadelesinin 2010 yılındaki en üst evresi olmalıdır.

Kapitalist krizin ve neo-liberal politikaların yıkıcılığına karşı, yani işsizliğe, açlığa, geleceksizliğe, Çin çalışma rejimine karşı 1 Mayıs sınıfın kolektif öfke ve kininin ve gücünün açığa çıktığı bir gün olmalıdır.

Bir manada 2010 1 Mayısı, 2010 yılının kazanılması anlamına gelecektir.

1 Nisan’da TEKEL işçileriyle tek yumruk olmayı başaran işçi sınıfı, 1 Mayıs’a da güçlü, kararlı ve etkin çıkabilir. Bu diyalektik 26 Mayıs genel eyleminin, gerçek bir genel eyleme dönüşmesinin de şartlarını yaratacaktır. Bu diyalektiğin bir yerindeki aksama, örneğin 1 Nisan’ın başarısız geçmesi, 1 Mayıs’ı etkilediği gibi, 26 Mayıs’ı etkilemesi kaçınılmazdır.

26 Mayıs’ı sendikal bürokrasinin bir yasak savması dışına çıkartmak istiyorsak, 1 Nisan’da yalnızca Sakarya Caddesi değil, Ankara’nın alanları işgal edilmelidir. TEKEL bize bunun mesajını vermiştir. Bu mücadele ruhu Yatağan’da, Esenyurt’ta, Marmaray’da derinleştirilmeli ve 1 Mayıs’a taşınmalıdır. 1 Mayıs’taki yükselen dalga kapitalist devletin ve sendikal bürokrasinin tüm engelleme ve blokajlarına rağmen 26 Mayıs’ın gerçek bir genel eylem olarak yaşanmasını yaratacaktır.

Bugün görev TEKEL ruhunu bütün işçi havzalarına yaymak, direnişleri TEKEL’lere çevirmek, sınıfın öfke ve kinini açığa çıkartmaktır. Her direnişi, TEKEL gibi bir manifestoya çevirmek ve sınıfın yıkıcı gücünü tetiklemektir. Sınıf devrimcileri, Marx’ın Lyon Komünarları için söylediği “isyan çığlığının” kendisi olmalıdır. Sınıfsal öfkeden ve kinden beslenerek, TEKEL’in ateşini 1 Nisan’a ve 1 Mayıs’a taşımalıdır.

scroll to top