Anasayfa , Avrupa , Yunanistan PYD Temsilcisi Dr. İbrahim Müslüm ile Röportaj

Yunanistan PYD Temsilcisi Dr. İbrahim Müslüm ile Röportaj

Yunanistan PYD (Partiya Yektîya Demokrat) Temsilcisi Dr. İbrahim Müslüm ile Atina’daki Turgut Kaya’ya Özgürlük Kampanyası  eylemlilikleri esnasında, AHM ekibi olarak, anlamlı bir röportaj yaptık.

 İki bölümden oluşan röportajın, 1. bölümü  Rojava devrimi ve göçmen/mülteci hareketlerini ele alırken, 2. bölümü ise interpol araması üzeri Şubat ayında Yunanistan’da tutuklanan ve Türkiye’ye iadesi söz konusu olan Turgut Kaya’nın iadesi meselesini içeriyor. 

AHM: Sayın Dr. İbrahim Müslüm,  okurlarımıza Rojava’daki genel gelişmeler bağlamında; ama özellikle Afrin işgali hakkındaki değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Öncellikle Rojava’da ki devrimin belirli bir aşamaya geldiğini berlirtelim. Biz, özellikle bölge halkı için, yeni bir sistem oluşturacağına ve mevcut duruma baktığımızda da bunun özgürlükler getireceğine inanıyoruz. Rojava’da duruma baktığımızda, bölge halkı askeri, siyasi, sosyal, eğitim ve ekonomi dahil, bütün alanlarda kurumsallaşmaktadır. Şunu söylemek istiyorum ki; Rojava halkı ileri atılımlar için yeni bir zemin oluşturdu. Sadece devrim yapmadı. Bununla birlikte bir çok alanda kurumsallaştı.

Biz, PYD olarak, üçüncü çizgi olduğumuzu özellikle belirtmek istiyoruz. Bu izlediğimiz çizgiyi ve yolu diğer Suriye halklarıyla kıyasladığımızda, bu hattın halkımızı koruduğunu ve geliştirdiğini söyleyebiliriz. Bölgedeki diğer halklara baktığımızda izlediğimiz üçüncü yol, kendi halkımızı daha büyük yıkımlardan korumuş ve bizi şu an içinde bulunduğumuz aşamaya getirmiştir. 

Bu çizgi, bütün dünyayı ama özellikle ve en çok Türkiye ve AKP hükümetini rahatsız etti. Bundan dolayı da daha devrimin başlangıcında Serekaniye’ye saldırdılar. Daha sonrasında ise Kobane’ye ve başka bölgelere, en son da Afrine saldırıldı. Yalnız hemen açık savaşa girmediler. Önce çetelerine silah yardımı ve askeri eğitim yaparak, çetelerini gönderdiler Rojava’ya ve onlar üzeri bir dolaylı bir yıkım savaşı yürüttüler. Tabii ki, bu yöntemle Rojava devrimiyle baş edemeyeceğini anlayınca Afrin’i işgal ettiler. 

Afrin işgali öncesi, o bölge Rojava ve Suriye genelinde en güvenli bölge olarak görülüyordu. Bu sebepten dolayı da, ekonomi, siyasi ve kurumsallaşma dahil bir çok alanda ilerlemişti. Bu özgünlükten kaynaklı yarım milyona yakın Suriye’nin diğer halklarından olan Halepliler, Çerkezler, Hrıstiyanlar vs. olarak Afrin’e sığınmışlardı. Ezidiler gibi, benzeri azınlık halkar da o bölgede bulunuyordu zaten. Bu hem Türkiye devletini, hem de diğer devletleri hayıflandırdı. Erdoğan’a yol açmaları veya destek vermelerinin en temel nedeni bu. Bizim kurmak istediğimiz sistemin tüm bölgeye yayılabileceğini düşünerek, bu durum oluşmadan böylesi adım atma gereği duydular. Afrin işgalinden sonra orda kadın hakları/hukuku veya insan hakları diye bir hak veya bu haktan yararlanma diye bir durum kalmadı. Artık silahlı çeteler sokaklarda dolaşıyor, halkı taciz ediyor ve insanlar korkudan sokağa çıkamıyorlar. Bu durumlarını bile önceki süreçle kıyasladığımızda, mevcut sistemler arasındaki farkı dünya halkları pekala görebiliyor. 

Şunun da altını çizmek istiyorum. Afrin’deki sözde ‘başarı’, Türk Devleti’nin bir başarısı değildir. Karada bizimle savaşamadılar ve daha çok tekniği kullanarak, hava saldırıları ile Rusya’nın desteği ile işgali gerçekleştirdiler. Yoksa Türk Devleti’nin karada savaşarak başarı elde ettiği bir durum değildir. 

Afrin işgalini başlatan operasyonun adına ‘’Zeytin Dalı’’ dediler. Amaçlarını açıklarken Rojava’dan göç edenleri yeniden oraya aktarmak için yaptıklarını söylediler. Fakat işgal yeni kitlesel savaş mağdurları yarattı ve işgalden sonra Afrin işgalinden kaçanlardan yeni bir sığınmacı yerleşim kampı oluştu. Burda yaşayanların sayısı ise 200 bin üzerindedir. Afrin’den zoraki çıkartılanların bir bölümü o kampta kalırken, daha büyük diğer bir bölümü de Avrupa’ya doğru göç etmeye başladı. Anlaşıldı ki işbirlikçi çetelerini ve ailelerini yerleştirmek için Afrin işgal edildi aslında. 

AHM: Sizin de bahsettiğiniz gibi; Avrupa’ya doğru Kürtlerin de sığınmacı göç hareketleri hızla yükselmekte. Siz Yunanistan’da Kürt sığınmacılara/mültecilere/göçmenlere yönelik ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

Biz burada daha çok iç mülteciler üzerine duruyoruz. Özellikle ülkeden kopmayan, Suriye’de kamplarda duran mültecilerin ihtiyaçlarına yönelik bir yardım çalışmamız var. Geçmişte Kobane halkı için olduğu gibi. Bu yakın süreçte ise, burada olan herkesin sorunlarına cevap olabilmek için, yunan dostlarımız ile birlikte büyük bir kampanya başlatıyoruz. 

Buraya göç edenlere ilişkin PYD olarak daha çok diplomasi çalışması yürüterek yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yunan devletinin, Birleşmiş Milletler’in, insan hakları kurumlarının ve diğer yardım kuruluşlarının bir an önce bu sorunlara eğilmeleri ve bu kamplardaki insanların temel ihtiyaçlarını karşılamaları için büyük çaba içerisindeyiz. Onlarla sürekli dialog içerisindeyiz. Bunun dışında Yunanistan’a gelen insanlarımızın hukuksal sorunları, avukat ve tercuman ihtiyaçları ve buna benzer sorunları olanlar bize başvurmakta ve imkanlarımız ölçüsünde yardımlar sunulmaktadır. Ayrıca yeni gelen mültecilerin açıkta-dışarıda kalmamaları, bazı yerlere yerleşmeleri, onların belirli bir yaşam standardına erişebilmeleri ve Rojava’daki halkımızın çok çeşitli ihtiyaçlarına yeniden yardımcı olabilmeleri için, eğitimlerde dahil, çok yönlü çalışmalar yürütmekteyiz.

AHM: Bu bölümde size Şubat aynda interpol araması ile Yunanistan’da tutuklanan Turgut Kaya ile ilgili birşeyler sormak istiyorum. Öncellikle Turgut Kaya’nın durumu üzeri genel düşünclerinizi alabilir miyiz?

Biz parti olarak, düşünceleri ne yönde olursa olsun, bir siyasetçinin kriminalize edilmesini asla kabul etmeyiz. Turgut Kaya dahil, tüm insanların veya ilerici siyasetçilerin, özgürce düşüncelerini ifade edebilmelerinden yanayız. Maalesef Türkiye’nin durumuna baktığımızda, sürekli devrimcileri, siyasetçileri ve demokratları kriminalize etme çabası içerisinde olan bir iktidar gerçekliği var. Biz bu tür baskıları kınadığımızı, bu örnekte olduğu gibi böylesi bir iade hukuksuzluğunu kabul etmeyeceğimizi belirtmek istiyoruz.

Bütün siyasetçilere yönelik bu tür haksızlıklara her zaman karşı çıkardık elbette, ama tutuklanan kişi Turgut Kaya gibi güvenilir bir dost ise, dost bir hareketten bir devrimci ise; doğal olarak bizi daha çok incitir ve engellemeye müdahil oluruz. Bu haksızlık bizi hem çok incitir, hem de daha çok ilgilendirmektedir. Bu nedenle herkesten daha çok ilgi duyuyor/sahipleniyoruz ve bu tür iadeleri engellemek için üzerinde daha çok durmamız gerekiyor. 

Maalesef Türkiye Devletin’deki demokratikleşme, Avrupa ülkelerine benzemedi. Türkiye devleti kendi yanlışlarını görüp kendisini buna göre olumlu yönde değiştirmesi gerekirken, tam tersine Avrupa ülkelerini kendilerine benzetmeyi kısmen başarıyor. Bu noktada Avrupalıların Türkiye ile kirli ilişkisi kınanması gerekir.

AHM: Son olarak Avrupa, Yunanistan ve Türkiye Kamuoyuna vermek istediğiniz mesajlarınız nelerdir?

Umudumuz ve beklentimiz Yunan Hükümeti içinde duyarlı bir siyasi iradenin oluşması ve iadenin politik olarak engellenmesidir. Yunan devletinin böylesi büyük bir yanlışa girip, bir devrimciyi Türkiye’ye iade etmemesi gerekir. Bunun için sadece umut ve beklenti içerisinde değil, bunu engellemeye yönelik aktif çalışmalarımızı daha da yoğunlaştırarak ve daha üst aşamalara çıkartarak, genişletmemiz gerekiyor. Türkiye’de bırakın bir devrimci’nin yakalanmasını, normal sıradan  insanların bile yaşam tehlikeleri vardır. Onun için Yunan devleti ile Avrupa ülkeleri’nin, Türkiye’deki politik durumunu göz önünde bulundurarak, özellikle Yunan devleti’nin böylesi bir yanlışlığa girmemesi gerektiğini söylüyoruz. Bu konuda da arkadaşımızın bir an önce özgürlüğüne kavuşması için elimizden gelen herşeyi harekete geçirmemiz gerekiyor ve bu vesileyle bu kampanyanın Türkiyedeki seçimler sürecinde demokrasi güçlerinin ortak başarılarına hizmet etmesini diliyoruz.

Biz de, AHM ekibi olarak, çalışmalarınızda sizlere ve ilerici dost güçlere üstün başarılar diliyoruz.