Home , Köşe Yazıları , İran’da geleceğini arayan halk hareketleri… (II) – H. Gürer

İran’da geleceğini arayan halk hareketleri… (II) – H. Gürer

İran’a Anglo-Sovyet işgali!

İran gibi sanayi devrimini gerçekleştirememiş geri bir ülkede, Rıza Şah Pehlevi’nin yaptığı seküler ve tepeden inme, dayatmacı ve eğitimsel yoldan değil yasakçı reformlar çarpık bir modernleşmenin yolunu da açmıştı. Yazımızın birinci bölümünde bahsettiğimiz “1929 Wall Street İflası”emperyalistlerin Dünya genelinde büyük krizine neden olmuş, bu ekonom

ik buhran nedeniyle Dünya genelinde ekonomik eğilimin korumacılıktan ve devletçilikten yana olması, krizi kimi genç Ortadoğu ülkeleri için; İran, Türkiye ve Afganistan’ın siyasal arenada “bağımsız” davranabilmelerinin yollarını da açmıştır. İkinci Paylaşım Savaşı aynı krizin doğrudan bir sonucu olduğunun da bir kez daha altını çizelim.

Yazımızın birinci bölümünde belirttiğimiz gibi, Rıza Şah Pehlevi İngiliz emperyalizmi ile ilişkilerini tek taraflı dondururken, hayranı olduğu Hitler Almanya’sı ile sıkı ilişkiler kurmaya başlar. İkinci Paylaşım Savaşı başlayınca İran’ın Hitler Almanya’sından yana taraf olması ciddi sorunlar yaşamasını beraberinde getirecektir. (İran-Almanya ilişkisi bugün de aynı oranda sürmektedir. İran makina sanayinin yüzde 80’i Almanlar tarafından domine ediliyor. İran’da 100 alman şirketi iş yapıyor. Bunlar arasında Mercedes, BASF, Linde, Lurgi, Siemens, Krupp, Volkswagen ve MAN gibi dev şirketler de bulunuyor.İran’ın en büyük ihracatçısı Almanya. İran ithalatının yüzde 25’e yakın bir kısmını 5–6 milyar dolarını Almanya’dan yapıyor.)Rıza Şah Pehlevi kurduğu İran Merkez Bankası’nı Alman bankacılara emanet eder. İran’da kurulan bir çok fabrika (kağıt, çimento, tekstil, maden) Almanlar tarafından kurulur. [1]

İkinci Paylaşım Savaşında Moskova cephesi kötü durumdadır. Güvenli bir hattan gerekli savaş malzemesi ve erzak temin etmesi gerekir. Yüzlerce kilometrelik Alman-Sovyet cephe hattında güvenli herhangi bir savaş malzemesi ikmali yapma durumu söz konusu değildir. Sovyetlere müttefikleriyle (İngiltere ve ABD) kara sınırı oluşturacak güvenli yol güzergahı savaş cephesinin dışında kaldığı için İran olarak tespit edilir. İran üzerinden Azerbaycan ve Gürcistan güzergahında oluşturulacak kara hattı sayesinde Moskova gerekli savaş malzemesi ve erzaka kavuşabilecektir. Ancak önemli bir sorun vardır; İran Şah’ı Pehlevi Hitler’e karşı sempatisini belirtmiş, hatta Nazi Almanya’sı İran üzerinden istihbarat çalışması dahil bir çok aktivite içinde olduğu gerekçesiyle, Kuzeyden Sovyetler, Batıdan Irak ve doğudan Hindistan üzerinden Britanya İran’a girer. Böylece Rıza Şah Pehlevi’nin yönetimindeki İran, Anglo-Sovyet ittifakıyla 1941 yılının Ağustos ayında işgal edilir.

İşgalin iki şartı vardır. Birincisi; İran’ın müttefiklere dahil olmasıdır. Böylece işgal güçleri İran içinde ki dolaşımı meşruluk kazanır. İkincisi; savaşın bitiminden sonra işgalin sona ereceğine dair garanti verilir. İşgalin ardından düşünülen karasal bağlantı kurulur ve Sovyetlerin Moskova cephesi gerekli savaş malzemesi ve erzaka kavuşur. Bunun yanı sıra Transkafkasya’daki petrol ve enerji alanlarının güvenliği de kontrol altına alınır!

İşgal sonucu Rıza Şah Pehlevi iktidardan düşürülür. Ancak “Mohammad Ali Furughi’nin yaptığı diplomatik çabalar sonucu Britanya Rıza Şah Pehlevi’nin oğlu Muhammed Rıza Pehlevi’nin, tahta oturmasını kabul ettiler.” [3] Sonuç olarak bu işgal karşısında Rıza Şah Pehlevi ülkesini yanına aldığı bir avuç toprakla terk etmek zorunda kalır. Rıza Şah Pehlevi İngilizlerin elinde sürgündeyken Temmuz 1944’te Johannesburg’da ölür. Ölümü için pek çok kimse “İngilizler tarafında tezgâhlandığını” ileri sürmüşse de bu hiçbir zaman doğrulanmamıştır. Oğlu Muhammed Rıza Pehlevi İngilizlerin desteğiyle İran’ın son Monarşik lideri olarak iktidarda uzun yıllar kalır. Rıza Şah Pehlevi’nin yukarıda değindiğimiz gibi tek taraflı ilişkileri feshetmesi, İngiltere ve ABD’nin işine gelmemiştir. İran onların boyunduruğundan kurtulma, ülke içindeki etkilerini kırma, kendilerine karşı başka bir güç olan Almanya ile ilişkiler kurma çabaları içindedir. İran’ın A

BD ve İngiltere’nin bölgedeki hakimiyetlerini zayıflatıcı bu yöndeki ‘kaygı verici’ çabalarının yanı sıra, gelecekte Sovyetler Birliği ile çeşitli yakınlaşmalara girmesini engelleyip, Sovyetlerin İran ile bu yakınlaşmalardan olası bir avantaj elde etmesini engellemek, engellerken de anti-komünist bir zeminde kendileriyle müttefik haline getirebilmek için oğul Pehlevi desteklenir. Öyle ki Oğul Pehlevi’nin iktidarını ve kendi enerji zenginlikleri üzerinde ki menfaatlerini korumak için aşağıda detaylıca yer vereceğimiz Ajax operasyonu ile CIA aracılığıyla darbe dahi yapılacaktır…

***

İkinci Paylaşım Savaşının bitmesiyle İran işgali de 1945’de kaldırılır. İşgalin kuzey cephesini tutan Sovyetler işgali kaldırırken İran Azerbaycan’ında ve Kürdistan’ında özerk cumhuriyetler ilan eder. Sovyetlerin 4 yıllık işgal süresi boyunca boş durmadığı, Aşamalı Devrim teorisi ve Halk Cephesi kapsamında çalışmalar yürüttüğü özerk cumhuriyetlerin ilanıyla ortaya çıkar. Böylece İngiltere’nin ve ABD’nin göz diktiği bir çok petrol rafineleri bu bağımsızlığı ilan edilen özerk cumhuriyetlerin elinde Sovyetler açısından kontrol altına alınmış olur. Bu durum diğer işgal müttefikleri olan ABD ve İngiltere’yi oldukça rahatsız eder. İran hükümeti, bir yıl içinde yani 1946 sonunda İngiltere’nin desteğiyle başta bağımsızlığını ilan eden özerk cumhuriyetlere, Sovyet yanlısı Tudeh (Kitle) partisine ve İran işçi hareketine yönelik ezici, yok edici topyekûn saldırılar başlatırlar.

İlerleyen yıllarda tarih 1 Nisan 1979 yılını gösterdiğinde, Monarşiye son verilerek Muhammed Rıza Pehlevi’nin elinden yönetimi alan Rusullah Humeyni önderliğinde İran İslam Cumhuriyeti ilan edilecektir. Oğul Pehlevi hakkında gıyabında idam cezası verilir. Oğul Pehlevi önce ABD’ye gider, oradan da sığınmacı olarak gittiği Mısır’da 1980’de yaşamını yitirir.

***

61 yıl sonra ortaya çıkan darbe gerçeği; Ajax operasyonu!

İran’dan Sovyetlerinde yardımıyla baba Rıza Şah Pehlevi’nin sürgün edilmesiyle Britanya tarafından oğlu Muhammed Rıza Pehlevi’nin tahta kalması kabul edilir. Britanya ve ABD açısından İran’ın gelecek siyasal iktidarı da önemli ölçüde hem de Sovyetlerin yardımıyla şekillenmiştir. Oğul şah Muhammed Rıza Pehlevi ABD ve Britanyanın sadık şahı olur. Onların destekleriyle iktidarını yürütmektedir. İran perde arkasından uzun yıllar yönetilecek bir ülkeye dönüşmüştür. 1951 yılında başbakan olan Muhammed Musaddık, Şah Muhammed Rıza Pehlevi ile aralarında büyük bir iktidar çekişmesi başlar. Musaddık İran’da ki petrol tesislerini millileştirir. İran petrolünü ulusallaştırılması İngiltere’nin işine gelmez. (Bugün olduğu gibi, petrol çağı olarak ifade edebileceğimiz 20.yüzyıl içinde petrol dünya düzenine yön veren önemli temel kaynaklardan biridir. Dünya’da Kanada’dan sonra petrol rezervlerinde ikinci sırada olan İran’ın bu özelliği batılı güçlerin geçmişten günümüze hep iştahını kabartmıştır.) İngilizlere bağlı olan ve onların desteğiyle iktidarını sağlayan Şah Rıza Pehlevi Musaddık’ı görevden almak ister. Musaddık yanlıları sokağa dökülür ve Musaddık’ın görevden alınması başarılı olmaz. Bunun üzerine Churchill Amerika Devlet Başkanı Eisenhower ile konuşarak onu Musaddık’a darbe yapmaya ikna eder. Böylece Ajax Operasyonu başlar. CIA 2 milyon dolara dağıtarak Musaddık’a karşı kamuoyu yaratmak için fikir liderlerini satın alır. Sonuçta darbenin dışarıdan yapılıyormuş gibi değil, organik durması gerekmektedir. Buna rağmen ilk denemede Muhammet Musaddık’ı deviremezler. Foyanın meydana çıkması şahın Roma’ya kaçmasına sebep olur. Ama Amerika ve İngiltere pes etmez üç gün sonra ikinci darbeyi yapıp bu sefer Musaddık’ı yakalar (1953) ve ömür boyu ev hapsine mahkum eder. [4] Şah Muhammed Rıza Pehlevi İran’a işinin başına geri getirilir. Şah ilk iş olarak bütün partileri kapatır, liderlerini hapseder. Dikta rejimine kaldığı yerden sorunsuz devam ederken, petrol de aynı sorunsuzluk içinde kaldığı yerden batılı güçlere akmaya devam eder. CIA yıllar sonra gizlilik seviyesi düşen dokümanlarda darbeyi kendisinin yaptığını kabul etmiştir. [5] The Guardin gazetesinin yayınladığı haberle dünya bu darbenin iç yüzünü ancak 61 yıl sonra 2014 yılında öğrenebilmiş oldu.[6] Bu darbenin plan, program, stratejisi, teçhizatı ve finansmanını CIA yaparken, gerçekleşmesinde yerel işbirlikçi anti-komünist sivil örgütlenmeler ile ordu içindeki subaylar tayin edici bir rol oynar.

Şu açık gerçeği görmek gerekir ki; Ortadoğu da bulunan 16 ülkenin her birinde askeri darbeler ve iktidar değişiklikleri yapılmıştır… Konumuz İran, ancak Türkiye ve Afganistan gibi birbirine sınır komşusu olan ve benzer siyasal-politik süreçleri bir ‘kader’ gibi yaşayan bu ülkeler aynı trajik sonu da paylaşmaktadır! İran Şahı Rıza Pehlevi’nin ve kurmaya çalıştığı sistemin birebir aynısını Afganistan Karalı Emanuallah Han’ın yaşaması gibi. Ya da her ikisinin örnek aldığı Mustafa Kemal cumhuriyetinin bugün aynı onlar gibi geriye bir dönüş yaşaması gibi. Kurulan b

u üç ülkedeki “cumhuriyet rejimi” ve geri kalan diğer ülkelerdeki benzer sistemlerin, aynı yüzyıl içinde din motifli ve daha geri sistemlere dönüşmesi gibi… Molekülleri İslam dini ile yoğurulmuş radikal Müslümanlıkla afyonlanmış bir Ortadoğu gerçekliği karşısında, ona kısmi oranda ileri sistemler (cumhuriyet, laiklik vs. gibi. Ki, kurulmuş bu sistemlerin gerçek anlamda bir cumhuriyet ve laik sistem olmadığı gerçeğine karşın) uzun vadede yaşam hakkı bulamamıştır. Bunda hiç şüphesiz emperyalist güçlerin rolü büyüktür. Ancak iç dinamiklerin niteliği buna uygun olmasa, dış koşulların etkisi bu denli belirleyici ve temelde etkili olamazdı! Bugün, İslam inancının hakimiyeti altında olan 50 civarında ülkenin gerçekliğini irdelediğimizde, dinin bağnazca, manipüle edilerek, gerçekliğinden saptırılarak diktatörlerin elinde kitleleri daha kolay yönetmek için ciddi bir hegemonya aracı haline dönüştürüldüğünü görmekteyiz. Zira, toplumların yönetilip yönlendirilmesinde din çok büyük bir araç! Baktığımızda bu ülkelerde aklın özgürlüğünü, özgür düşünceyi değil; inancın ve sorgusuz itaatin esasının dayatıldığını, bilimden-teknolojiden uzak hurafelerin, köhne inançların batağında uyuşturulduğunu, çağ dışı, geri ve cehalet içinde bırakıldığını görüyoruz. Bu yalnızca İslam dünyasının diktatörlerinin değil, aynı oranda emperyalist kapitalist güçlerin de işine gelmektedir. Bu temelde de kapitalist emperyalist efendiler İslam dünyasının var olan diktatörleri ile her daim sıkı ilişkiler içinde olmuş, onları her daim desteklemiş, olmayan yerde ise kitlelerin başına diktatörleri kendileri yaratmıştırlar. Çünkü, aklını özgürce kullanandan, bilimle-teknolojiyle-gelecekle-evrenle uğraşandan, demokratik bir toplumda özgürce yaşayandansa; körü körüne inanan, dinin bağnazca yorumlanmasını görmeyen, sorgulamayıp itaat eden, bir ümmetçi toplumu ve o ümmetçi toplumun kayıtsız şartsız bağlı olduğu bir diktatörü kontrol etmek ve yönetmek çok daha kolaydır…

Ortadoğu’da din kimliği İslam ve Müslümanlık olguları, bölge halklarına daha canlı, daha köklü bir şekilde işlenir. Moritanya’dan Endonezya’ya kadar uzanan ve 50’yi aşkın ülkeyi kapsayan İslam coğrafyasında milyonlarca dolar harcayarak on binlerce Kuran-ı Kerim ve İslamist/cihatçı ders kitapları Nebraska üniversitesi tarafından basılıp yüzbinlerce insana dağıtılır. On binlerce insana dini ve askeri eğitimler verildiği de unutulmamalıdır. ABD başkanı Carter döneminde devreye konulan “Kızıl kuşağa karşı yeşil kuşak Projesi” ya da “Kızıl tehlikeye karşı yeşil panzehir” Ortadoğu’da komünizmin yayılmasına karşı önemli bir engelleyici güç olarak ortaya çıkarılacaktır! Özel olarak Ortadoğu’da İslam’ın anti-Sovyetik zemini üzerinde yükselerek daha da yaygınlaşması ve komünizmle mücadele de bir eylem gücüne ulaşmasında bu projenin önemi büyüktür. Bu projenin kapsama alanı içerisine alınan 23 ülkenin (Moritanya, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, Lübnan, Filistin, Ürdün, Suriye, Türkiye, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Yemen, İran, Pakistan ve Afganistan) hepsi de ABD’nin ve batılı güçlerin stratejik enerji kaynaklarının ve ulaştırma hatlarının denetim altında tutulmasına yönelik ulusal çıkarları ile örtüşen ülkeler olduğu dikkat çekicidir! Yine “enerji koridoru” olarak Orta Asya’da ki gazın batıya ulaştırılmasında kilit nokta olduğunu da unutmayalım!

***

Sovyetler Birliğinin o dönemki lideri Kruşçev tarafından 1963 yılında İran’a yapılan ziyareti fırsat bilerek dönemin ADB başkanı Kennedy’e mesaj gönden Humeyni, Şah yönetimine karşı kendisinin desteklenmesini ister. Bölgedeki Sovyet ve İngiliz etkisini kırmak, İran-Sovyet yakınlaşmasını engellemek, ABD’nin menfaatlerine ters düşmeyeceği sözleriyle ABD’nin desteğini almak (o dönem Humeyni Şah tarafından ev hapsinde tutulmaktadır!) ister. Bu bilgi, kamuoyuna yansıyan ve Humeyni’nin ABD ile bilinen iletişiminden yalnızca biridir.

Humeyni iktidarda…

Aradan koca 16 yıl geçer ve Humeyni Ocak 1979 yılında bu defa Paris’te sürgündeyken „İranlı generaller sizi dinler, İran halkı ise benim emirlerimi“ diyerek bu defa da dönemin ABD başkanı Jimmy Carter’e İran askerlerinin ABD tarafından pasifize edilmesini teklif eder. Hem bu mektupları, hem de gerçekleşecek ilk İslam Cumhuriyeti’ni ABD’nin bir gün sonrasında tanımasına kadar gizlenen tarihi gerçekleri CIA tarafından 2016 yılında BBC üzerinden deşifre edilen İran arşivlerinden öğrendik. İddialara göre Humeyni’nin bu teklifi; kendisini iktidara taşırken, bölgede kaos son bulacak, grevlerle felce uğrayan petrol akışı yeniden sağlanacak ve ABD’nin bölgedeki çıkarları korunurken, Sovyetler Birliği „yeşil hilal“ile kuşatılacaktır. Bu vaatler Carter yönetimini, Şah Rıza Muhammed Pehlevi’yi ABD’ye bir “tatile çıkmaya” ikna edecek, Şah’ın bıraktığı iktidar boşluğu Humeyni’nin darbesi ile doldurulacaktır.

Tarihin yörüngesi 1980’li yıllar işaret ettiğinde, Dünya halkları; İran Şah’ının devrilmesine, Rus sosyal emperyalizmine dönüşmüş Sovyetlerin Afganistan’ı işgaline, Irak-İran savaşına, Türkiye’de gerçekleşen üç askeri darbeye ve daha bir çok soğuk savaş hamlelerine ve Ortadoğu üzerinde hakimiyet dalaşlarına tanıklık etti. Bu gelişmeler, Ortadoğu’nun stratejik yapısını da değiştirdi. Özellikle İran’da ki rejim değişikliği bu büyük değişimin başlangıcıdır diyebiliriz.

***

İran halkının Rıza Şah Pehlevi’ye karşı topyekûn başkaldırısı söz konusudur. Sosyolojik olarak incelediğimizde bu başkaldırının başını çeken ve destek veren bileşenlerine baktığımızda homojen bir yapıya sahip olmadığını göreceğiz. Bu gruplar içerisinde aşırı İslamcılardan komünistlere, milli cephecilerden demokratlara, liberallerden çeşitli sol örgütlere dek bir çok grup vardı. Hepsi Şah (monarşi) yönetimine karşı birleşmiş, 1979 da Şah yönetimine, Monarşiye son verildikten sonra iktidara yükselen Humeyni kendi radikal İslamcı diktatörlüğünü İslam Cumhuriyetini adım adım kurmuştur. Böylece Ortadoğu’da dengeler köklü bir biçimde değiştiren süreç başlar ve yalnızca İran’ı değil, Orta Asya, Hindistan ve Cezayir’e kadar uzanan coğrafyayı etkisi altına alır. Çok geçmeden Humeyni Şah rejimine karşı birlikte ittifak yaptığı gruplardan özellikle de solculardan 2 milyona yakın muhalifi katleder. İktidara gelmeden önce yardım istediği ABD’nin ülke üzerindeki etkisini kırmaya çalışır. Şah’ın ABD’ye gitmesini protesto eden ve kendilerine iade edilmesini isteyen Humeyni taraftarı bir grup öğrenci 4 Kasım 1979 tarihinde Amerikan Elçiliğini basarak 52 elçilik personelini 444 gün süreyle rehin alırlar. Öncelikle Şahın İran’a iadesini ve İran’ın Devrim sonrası Amerika tarafından dondurulan mal varlıklarının serbest bırakılmasını istemişler, isteklerinin yerine getirileceği zamana kadar da rehineleri serbest bırakmayacaklarını söylemişlerdir. [8] Humeyni’nin desteğini gören bu rehine olayı, Tahran-Washington ilişkilerinde önemli bir krize dönüşür. Bu kriz ile ABD, Humeyni’nin bu politikalarının hem kendine hem de bölgedeki en büyük müttefiki konumunda olan İsrail için tehdit olduğunu algılar. (Jeopolitik olarak İran, ABD’nin Ortadoğu’daki hedeflerinin tam merkezinde yer almaktadır. ABD hem kendisinin hem de bölgedeki en önemli müttefiklerinden olan İsrail’in çıkarlarının tehlikeye girmemesi için İran ile hep yakın ilişkiler içerisinde olmuştur. Bu amaç dâhilinde Nixon Doktrini [9], “twin pillars” denen stratejiyi hem körfezde hem de bölgede uygulamaya başlamıştır.[10]) ABD İran rejimine bir mesaj vermek için rehineleri kurtarmak amaçlı bir operasyon yapar ancak rehineleri kurtarma operasyonu başarısız sonuçlanır. ABD böylece İran karşısında bir de askeri hezimete uğrar. Ancak ABD işi uluslararası bir boyuta taşır ve rehine krizi yüzünden Avrupa İktisadi Birliği üyeleri, İran’a ekonomik boykot uygulamaya başlar. ABD baskısı ile başlayan bu kriz günümüze dek çeşitli boyutlarıyla sürmektedir. Yine Humeyni iktidarı öncesi Irak’ı “terörist” listesine alan ABD, Humeyni ile yaşadığı bu sorunlardan dolayı Humeyni’nin iktidara gelmesinin ardından Irak-İran savaşında Irak’ı desteklediği de bilinen diğer bir gerçektir. Yani dün “terörist” ilan ettiğini çıkarları söz konusu olunca müttefike dönüşmüştür!..

İran-Irak savaşı, kitlelere dönük büyük bir şovenizm propagandası yürütmeye, geniş kesimleri molla rejimi etrafında kenetlemeye de hizmet etmiştir. Gerek İran-Irak savaşı sırasında, gerekse Humeyni’nin iktidara gelmesini isteyen ve bunun için bedeller ödeyen kitleler, 1990’lı yıllara gelindiğinde toplumsal açıdan aşırı kutuplaşmış bir ülkeyle karşılaştılar. İran İslam Cumhuriyeti elitleri, dinci ideolojiyle artık gizlenmeyen büyük zenginliklere el koymuş oligarklardan oluşuyordu. Toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi ve yoksullaşma, yavaş yavaş toplumsal hoşnutsuzlukları artırdı. Daha Rafsancani döneminde yerel isyanlar gündeme gelmeye başlamıştı. [11] İslam Devrimi’nden sonraki her yıl giderek büyüdü ve bugün bu hoşnutsuzluk çığ gibi sokaklara yansıyor. Daha önce kendisini seçim boykotlarında, öğrenci protestolarında, işçilerin grevlerinde ve 2009 isyanlarında açıkça gösteren hoşnutsuzluk, şimdi yine sokakları inletiyor. İnternet, uydu televizyon kanalları ve radyolar, illegal muhalif faaliyetler devasa rejim sansürünü kısmen de olsa aşmayı başarıyor. İnsanların kafasındaki korku iktidarı yıkılıyor. Demokrasi arayışları, toplumda hızla yaygınlaşan anti-İslamcı, anti-dinci tutum, molla iktidarının reddi, ama batı kültürüne ve Amerika’ya hayranlık da toplumda büyüyor. Yurtdışındaki İran muhalefetiyle bağ içindeki 50’ye yakın radyo ve televizyon kanalı, 15 milyonun üzerinde insana ulaşıyor ve protestolarda kısmen etkili oluyor. [12]

Devam edecek…

——

[1] Osman Kaytazoğlu. İran bağlamında Almanya-Ortadoğu. Kaynak: https://medium.com/turkce/almanya-avrupa-için-çok-büyük-ama-dünya-için-küçük-eski-abd-dışişleri-bakanı-henry-kissinger-a7c00400f8dc

[2] Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti: 17 Ekim Bolşevik devriminden sonra bugün ki Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan topraklarında oluşturulmuş federatif bir devlettir. 1918 Mayısında Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın cumhuriyet ilanlarının ardından Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti’nin varlığı da sona ermiştir.

[3] Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Rıza_Pehlevi

[4] https://www.bizevdeyokuz.com/iran-sahinin-devrilisi-ve-islam-devrimi/

[5] http://www.hurriyet.com.tr/cia-1953-iran-darbesini-duzenledigini-resmen-kabul-etti-24547063

[6] https://www.theguardian.com/world/2013/aug/19/cia-admits-role-1953-iranian-coup

[7] Yeşil Hilal, Amerika Birleşik Devletleri’nin Soğuk Savaş döneminde, güneyindeki bağımsız Müslüman ülkeler ve birlik üyesi Türk ve Fars asıllı Müslüman ülkelerdeki İslamcı duyarlılıkları kullanarak Sovyetler Birliği’ni zayıflatma stratejisi. Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Yeşil_Hilal

[8] Akgün, Birol; Yurdakurban, İsmail. “Devrim Sonrası İran Dış Politikası” (1979-2005). Yüksek Lisans Tezi. Konya: Selçuk Üniversitesi.

[9] Nixon Doktrini:  ABD başkanı Richard Nixon’un, 25 Temmuz 1969 tarihinde Guam’da yaptığı basın toplantısında dile getirilmiştir. Bu Doktrinle, Asya’ya yönelik ABD politikalarının yönünü değiştirmek istiyordu. İlk olarak, ABD uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirecektir. İkinci olarak, müttefiklerine ya da varlıkları ABD’nin güvenliği için önem taşıyan ülkelere karşı bir nükleer tehdit oluşması halinde, ABD bu ülkelere nükleer koruma sağlayacaktır. Üçüncü olarak, nükleer olmayan çatışmalarda, ABD müttefiklerine her türlü lojistik ve ekonomik desteği sağlayacak, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan diğer tüm yükümlülüklerini yerine getirecek, fakat tehdide maruz kalan ülkenin öz savunması için, kendi insan gücünü kullanmasını talep edecektir. Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Nixon_Doktrini

[10] Pollack, Kenneth M (2004). The Persian Puzzle. The Conflict between Iran and America,

[11] http://sendika62.org/2017/12/iran-ve-halk-isyanlari-prof-dr-gazi-caglar-465269/

[12] http://sendika62.org/2017/12/iran-ve-halk-isyanlari-prof-dr-gazi-caglar-465269/

 

kaynak: https://hakangurer.blogspot.co.uk/2018/01/iranda-gelecegini-arayan-halk_10.html