Home , EMEĞİN GÜNDEMİ , “Taleplerimiz yerine gelen kadar direnişimiz sürecek”

“Taleplerimiz yerine gelen kadar direnişimiz sürecek”

kastas_kaucukta_direnis-1İzmir: Kastaş Kauçuk Fabrikası’nda baskıya, tacize, düşük ücrete karşı sendikada örgütlenen iki kadın işçi işten atıldı; kadınlar fabrika önünde direniş çadırı kurdu. Çiğli’de Atatürk Organize Sanayi Bölgesinde bulunan Kastaş Kauçuk Fabrikası’nda baskıya, tacize, düşük ücretlere karşı Petrol-İş Sendikası’nda örgütlenen Kardelen Yoğungan ve Sonay Tezcan işten atıldıklarından sonra fabrika önünde direnişe başladılar. Polis saldırısıyla direniş kırılmaya çalışılsa da kadın işçiler direnişi sonuna kadar sürdürmede kararlı olduklarını gösterdiler.

– Çalışma koşullarınızı ve işten atılma sürecinizi aktarabilir misiniz?

Sonay Tezcan: Yaklaşık 450 kişi çalışıyor fabrikada, bunların 250’si kadın işçilerden oluşuyor. Fabrikada, müthiş bir baskıyla beraber yoğun bir şekilde sömürü var. Kadın işçilere ise özel çifte sömürü boyutu var. Aşağılama, hakaret, küfür çok rahat yapılıyor. Fabrikada, “performans sistemi” dedikleri bir sistem var. Belli saatler içinde hedeflenen sayıları çıkartman gerekiyor. O sayılar, aylık ve yıllık olarak sürekli artırılıyor. Fakat istenilen sayılara ulaşmak için insanların yerinden bile kalkmaması lazım. Yani uçuk rakamlar istiyorlar. Bunun karşılığında 10 yıl çalışsan en fazla asgari ücretin 100 lira fazlasını alabiliyorsun. Performans zammı diye insanları kandırıyorlar ama öyle bir zam yok. Bunun yanında yasal olmayan kesintiler de var. Bir gün izin aldığında, iki günlük yevmiye kesiliyor.

Fabrikada, kadınların olduğu bölümde Formen’lik yapan Mehmet Uygun isimli şahsın özel bir şekilde baskısı var. Herhangi bir malda hata yapıldığında herkesin ortasında azarlıyor, hakaret ediyor. Toplumda kadının ezilmişlik rolünden kaynaklı kimsenin ses çıkaramayacağını düşünüyorlar. Yemekhane çok büyük sorun, o kadar kötü ki yemekler… Birçok insan mide hastası oluyor burada. Tuvaletler hijyenik değil, daracık soyunma odasında yaklaşık 200 kişi giyiniyor ve birbirine çarparak giyiniyor. Ortada insanlık dışı bir durum var.

Bu gibi durumlar nedeniyle biz örgütlenmeye başladık. Aslında çok yeniydi sürecimiz daha öncesinde aslında komiteleştik fakat sendika üyesi arkadaşlarımız işten çıkarıldı. Bu arkadaşlar ilk olarak açığa çıkınca arkadaşlar üzerinde korkunç bir mobbing uygulanmaya başladı. İnsan kaynakları müdürleri tarafından odalara kapatıldılar, yalnızlaştırıldılar. Fabrikada açık bir şekilde bir korku imparatorluğu yarattılar.

Biz bir bildiri hazırladık ve kadınların soyunma dolaplarına attık. Bildiride, içeride neler yaşanıyorsa onları yazdık. Sonradan, bizim yapıp yapmadığımızı bilmeden bazı arkadaşlar isimlerimizi vermiş. Biz açığa çıktığımızı anlayınca, fabrikanın ortasında ne yaptığımız, neden yaptığımızı işçilere 15 dakika anlattık. Formen ve müdür tabii çok öfkelendi, üzerimize saldırdılar, darp etmeye çalıştılar. Arkadaşlarım tuttu beni, darp edemeyince küfür ve hakarete başvurdular. Son olarak insan kaynakları müdürü gelip işimize son verdi.

– Direniş sürecine nasıl başladığınızı anlatabilir misiniz?

Kardelen Yoğungan: Yıllardır alışmışlar işçilerin onurlarını ezmeye, onlara hakaret etmeye. Biz biliyoruz buradan kaç kişi bıktı, bezdi, gitmek zorunda kaldı. Onlar, insanları buradan ağlata ağlata göndermeye çok alışmışlardı. Biz ise bunun aksi bir şey yaptık ve buradan gitmeyeceğiz dedik. Hakkımızı alana kadar buradayız dedik. Çünkü biz haksız yere işten atıldık.

İşten atıldığımız günden itibaren fabrika önünden ayrılmadık. İlk andan itibaren desteğe gelenler oldu. Direniş sürecimiz böyle başladı ve de hakkımızı alana kadar devam edecek. Geçen pazartesi günü çadırımızı kurduktan sonra direnişi kırmak istediler. Polis ile işbirliği yaparak polisi üzerimize saldırttılar. Çadırı kaldırmamızı söylediler, biz kaldırmadık ve darp edilerek gözaltına alındık. Ertesi sabah ise tekrar soluğu burada aldık.

– Bu direnişinizin fabrika içerisindeki etkisi nasıl oldu?

Sonay Tezcan: Şu an için fabrikada çalışan arkadaşlar arasında çok büyük bir etkimiz yok. Bunun da nedeni oradaki korku imparatorluğu ile beraber işsiz kalma korkusu. Biz kimliğimizi hiçbir zaman içeride veya dışarıda saklamadık, bizler sosyalist insanlarız. Bunun üzerinden sivil polisler fabrikada işçilerle konuşarak direnişimizi terörize etmeye çalıştılar. Ama biz onların oyunların tutmayacağının farkındayız. Çünkü bizim taleplerimiz aslında onların da talepleridir. Sömürüyü, baskıyı, tacizi, hakareti bütün işçiler yaşıyorlar. Hepsi bizim haklı olduğumuzun farkında fakat ekmekleriyle sınanıyorlar.

– Talepleriniz neler?

Sonay Tezcan: Bizim 5 talebimiz var. Bunlardan ilki, işimize geri dönmek, ikincisi eşit işe eşit ücret. Çünkü fabrikada aynı işi yapan kadın ve erkek işçi farklı ücretler alıyorlar. Kadın asgari ücret ile çalışırken, erkek bundan daha fazla alıyor. Performans sayı sistemi kadınlara tutulurken, erkeklere tutulmuyor. Bunun gibi adaletsizlikler var. Üçüncü olarak, bütün bu baskı politikalarını yöneten Formen Mehmet Uygun ve Müdür Zeki Özmen’in işlerine son verilmesidir. Onlar gidince sömürü bitmeyecek ama sembolik olması açısından önemlidir. Bir diğer talebimiz ise, içerinin psikologlarla, danışmanlarla heyet kurularak denetlenmesidir. Ve son olarak da mobbing, baskı ve taciz uygulanmalarına son verilmesidir.

scroll to top