Home , Ece Temelkuran , Oyun bitti yaşasın yeni oyun

Oyun bitti yaşasın yeni oyun

ECE TEMELKURAN | 09 – 03 – 2010 | Haldun Dormen, İstanbul’daki fuayelere pek benzemeyen Diyarbakır Belediyesi Tiyatrosu’nun salonunda kimseyle konuşamayacak kadar telaşlı, dolaşıyor. „Ama“ diyor, „Daha konukların oturacağı yerler belli değil. Oyuna 10 dakika kaldı.“

Belli ki Diyarbakır’da bunca zaman süren müzikalin provalarında bile Kürtlerin son anda organize olabilme yeteneğine ve her seferinde nasılsa işlerin yolunda gitmesi kuralına alışamamış daha.

Protokol sırası boş ama içerisi tıklım tıklım. Derken flaşlar patlıyor ve siyasetçiler müthiş bir ciddiyetle yerini alıyor. Eski DTP’liler Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, yeni BDP’liler Sebahat Tuncel, Filiz Koçali, Gültan Kışanak, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir ve Vali Hüseyin Avni Mutlu… Leyla Zana da orada. Yerlere siyasi gerilime göre ince ayar verilmiş. Ama yine de Kürt siyaseti ve devlet, birlikte aynı salonda, Cevat Fehmi Başkut’un „Buzlar Çözülmeden“ eserinden Haldun Dormen ve Kemal Uzun’un uyarladığı „Çîrokeke Zivistanê“ yani „Bir Kış Öyküsü“nü izlemek üzere bu gece yan yanalar. İlk kez!

Perde açılıyor ve müzik! Kasaba halkı bir şarkı söylüyor. Kürtçe!

TUHAF BİR OYUN

Tuhaf bir „oyun“ bu. Daha dün değil miydi „KCK operasyonu“? Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’a açılan davalar? Leyla Zana’nın Meclis’te Kürtçe yemin ettiği gün, yatılan onca yıl hapis? Onca gencin ölümü? Şimdi dağlarda yürüyen onca genç? Bir çakıl taşı attıkları için devletin hapishanelerinde ilkbaharları çürüyen çocuklar? Hiçbir şey anlamıyorum „oyundan“. Anlarsınız ya, oyun Kürtçe!

Bunca yıl buralara gidip gelip Kürtçe öğrenmemenin cezası bu da, çekiyoruz, mecbur! Oyunu anlamadığım için seyircileri izliyorum. İhtiyar bir kadın var iki koltuk yanımda. Oğlu dağda mıdır acaba? Peki o şöyle düşünüyor mudur mesela:

„Bunca çocuk? Bunun için mi?“

Bir zaman, açılım ilk başladığında „şehit annelerinin“ öfkesinin „Biz oğullarımızı bunun için mi ölüme gönderdik?“ sorusundan kaynaklandığını, siyasetçilerin onlara „Evet bunun içindi, barış içindi“ demesi gerektiğini söylemiştim. Şimdi belki birileri de Kürt annelerine söylemeli:

„Evet bunun içindi. Bu normal oyunu, böyle normal bir şekilde izleyebilmek içindi.“ Ne tuhaf!

VALİYE ÇEVİRİ

Evet bunun içindi. Osman Baydemir, valinin kulağına oyunu tercüme ediyor! Ahmet Türk de Filiz Koçali’ye çeviri yapıyor. Hepsinin yüzüne sahne ışıkları yansıyınca bu ülkenin „bölücülükle“ suçladığı o siyasetçilerin ifadelerini görmelisiniz. Ömürleri kendi dillerini savunmakla geçmiş bu insanlar… Ne bileyim? Küçükken hiç oyuncağı olmadığı için çocuğuna aldığı ilk oyuncakla oynayan anne, babalar kadar neşeliler. Sebahat Tuncel’in şu andaki yüzünü görebilselerdi örneğin İzmirliler, bilmem bu kadar sinirlenebilirler miydi?

TÜRKÇE ‚HAZIROL‘

Sahnede, tımarhaneden kaçtığını sonradan anlayacağımız, kasabanın kaymakam zannettiği aktör, bu insanların pek görmediği sevecen yöntemlerle yönetiyor halkı. Aşk var, kavga var. Seyircilerin gülmesine bakılırsa komik şeyler de oluyor. Tahmin ediyorum sadece. Tıpkı bu salondaki herkesin bir zamanlar, ilkokula başladıklarında Türkçe konuşan öğretmenlerinin ne dediğini tahmin ettikleri gibi…

Fark ediyorum giderek. Oyundaki Türkçe kelimeler sadece devletle ve askerle ilgili: „Hazırol! Rahat!“

Bir Türk, sadece oyundaki Türkçe kelimeleri bile izleyerek anlayabilir devlet ne demek bu toprakta.

İKİNCİ PERDE BAŞLIYOR

Derken antrakt! Bu oyun elbette kendinden büyük bir şey demek. Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir söylüyor anlamını:

„İlk kez bir vali, belediyenin sahneye koyduğu Kürtçe bir oyunu izlemeye geliyor.“

Vali, oyunu (Baydemir’in çevirisiyle!) beğenmiş, onu söylüyor. Bu, Kürtçe yapılan en büyük prodüksiyon Diyarbakır’da. Seyircisinin azameti de ona göre elbette. Dışarıda makam arabaları sıralanmış duruyor. Belediye bahçesinde orta yaşlı bir adam, kocaman, kanlı bir tarihi kastederek soruyor:

„Bunun için miydi yani?“

Ne tuhaf… Evet bunun içindi.

Antrakt bitiyor. Alkışlarla Kürt siyasetinde ikinci perde başlıyor!

Mahmur’dan sahneye

OYUN sona erdikten sonra sahnede, „ilk Kürtçe müzikal“ kadar anlamlı „öteki oyun“ başladı. Dormen, epey heyecanlı olarak şunları söylüyor: „Hayatımın en güzel, gerçekten en heyecan verici olayıdır.“

Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir ise „70-80 yıllık karların erimeye başladığını“ anlattıktan sonra sahneye Vali Mutlu’yu davet etti. Oyun bittikten sonra başlayan „oyunun“ en çarpıcı tarafı, Mahmur ve Kandil kamplarından gelen Gülbahar Çiçekçi ve Ayşe Kara’nın da sahnede Vali Mutlu ile birlikte Dormen’e çiçek vermesiydi. Adını „Neredeydik? Nerelere Geldik?“ koyabileceğimiz bu sahneden sonra kuliste konuşulanlar da ilginçti. Vali, etrafındaki yakın çembere şunu anlatıyordu: „Düşündüm taşındım, gelmeye karar verdim. İyi de oldu.“

Önceki gece, yaşanan bu „barışma sahnesinden“ sonra dün sabah Ahmet Türk’e sordum: „Bedel ödemiş insanlar belki soracaklar, ‚Bunun için miydi?‘ diye. Ne dersiniz?“

„Bu normalleşme önemlidir. Kürtler de bu normalleşme fırsatını iyi değerlendirmeli. Türkler ve Kürtler artık vesayet rejiminin ortadan kalkmaya başladığını görmeli.“

Habur’dan ülkeye giriş yapanlardan biri olan Gülbahar Çiçekçi ise ertesi sabah, „kamp hayatından“ sonra bu yeni hayatın, yeni „sahnenin“ ona ne kadar yabancı geldiğini anlattı, alışamadığını… Zaten, bir taraftan operasyonlar, bir taraftan çiçekli barışma sahneleriyle devam eden bu süreçte kimse olup bitenlere alışamamış gibiydi.

scroll to top