Home , Köşe Yazıları , Kapitalizm ve demokrasinin sınırları

Kapitalizm ve demokrasinin sınırları

MURAT ÇAKIR | 05 – 07 – 2011 | Kapitalizm ve Demokrasi – ateşle barut gibi, yanyana var olmaları olanaklı değil. Biri var ise, öteki yok demektir. Kapitalizmin olduğu yerde, demokrasi göstermelik olur. Gerçek demokrasi ise, var olabilmesi için ”insanın esirleştiği, hor görüldüğü, sömürüldüğü tüm koşulları” ortadan kaldırmak zorundadır.

Karl Marx’ın ”kategorik emrine” dayanan bu tespitin ne denli geçerli olduğunu Yunanistan’daki son gelişmeler yeniden kanıtladı. IMF, AB ve Avrupa Merkez Bankası Yunanistan Parlamentosu’nun hükümranlığını ellerine geçirmiş durumdalar. Uluslararası malî piyasaların k‰rlarını güvence altına almak için ülkeyi yangın yerine çevirdiler.

Almanya’nın tanınmış gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung’un baş makalesinde bu durum çok açık olarak belirtiliyor: ”Yunanistan belirli bir süre için sadece sınırlı bir demokrasi olacak. Yunanistan halkı kimi seçerse seçsin, gerçekte hiç bir şeyi değiştiremeyecek.” Baş yazar Michael Martens, Yunanistan hükümetinin ”AB içerisinde başka üye devletlerin vermediği kadar devlet egemenliğini terk ettiğini” vurgulayarak, demokrasinin rafa kaldırılmasını ”istikrar” için bir gereklilik olduğunu söylüyor.

Zaten Yunanistan hükümeti de farklı bir şey söylemiyor. Maliye Bakanı Evangelos Venizelos, ”biz, ancak bize söyleneni ve bize izin verileni yapıyoruz” diyerek, hükümetinin iflasını açıkladı bile. Peki, hükümet egemenlik haklarını niye terk ediyor? AB ve IMF’nin vereceği 12 milyar Avro’luk yardım için. Bu yardımın önkoşulu da ülke tarihinde görülmemiş bir sosyal yıkım ”paketini” yürürlüğe sokmak. Ve geçen Çarşamba günü yapılan oturumda 298 milletvekilinin 155’i dikte edilen koşulları kabul ederek, bizzat Yunanistan Parlamentosu ülkeyi uluslararası malî piyasaların boyunduruğu altına soktu.

Başbakan Giorgos Papandreou, kabul edilen ”paketin”, ülke ekonomisinin istikrarını ve büyümesini ”garanti altına alacağını” söylüyor. Hoş, söylemesi kolay. Kriz deneyimleri, istikrar ve büyümenin pek bir garantisinin olmadığını, ama faturanın her halük‰rda yoksul ve emekçi halk kesimlerine çıkartılacağını bilmem kaçıncı kez kanıtlamış durumda. Bu kez kabul edilen ”paketin” de etkisinin ne olacağını öngörmek için ekonomist olmaya gerek yok, çünkü verilen ”ilaç” hastayı kurtarmaktan çok, ölüm döşeğine yatıracak.

Aslına bakılırsa Yunanistan Parlamentosu’nun böylesi bir kararı alması zorunlu değildi. Çekirdek Avrupa da, IMF de Yunanistan’a, uluslararası malî piyasalara olan borçlarını ödeyebilmesi için yardım etmek zorunda olduklarını biliyorlar. Çünkü Yunanistan’ın borçlarını ödeyememesi, elbette ülkeyi zora düşürecekti, ama AB para birimi Avro’nun da temellerini çatırdatacak bir ”domino etkisi” de yaratacaktı. Bu nedenle Yunanistan Parlamentosu’nun aldığı karar AB ve IMF’de sevinçle karşılandı. Almanya şansölyesi Angela Merkel, kararın alınmasından 20 dakika sonra basının önüne çıkarak sevincini gösterdi.

Yunanistan halkı ise kararı kabullenmek istemediğini her gün sokaklarda gösteriyor. Parlamentodaki muhalif Yunanistan Komunist Partisi KKE, sol birlik partisi SYRIZA ve sendikalar, protestocularla birlikte hareket ediyorlar. Gerçi hükümet kararlı gibi gözüküyor, ama protestoların daha da yayılması olası. Umarım, Yunanistan halkının sokakları boşaltmama iradesi güçlü kalır ve hükümeti geri adım atmaya zorlayabilir. Artık bundan sonra neler olacağını önümüzdeki günler ve aylarda göreceğiz.

Ancak Yunanistan’a bakarken, özellikle Türkiye’de bazı gözlemcilerin yaptığı gibi, gizli gizli sevinerek ”oh olsun” ruh h‰line pek kapılmamak gerekir. Türkiye’nin carî açığı ve ”sıcak yabancı sermayenin” bir korku nöbeti sonrasında ülke dışına çıkması, başbakan Erdoğan’ın böbürlene böbürlene anlattığı yüzde 11’lik büyümeyi çok çabuk sonlandırabilir. O zaman, Arap sermayesini çekebilmek için ”din kardeşliği” safsatası da işe yaramayacaktır.

Artık Yunanistan’dan öğrenme vakti geldi. Yunanistan’daki gelişmelerin en önemli öğretisi, demokrasinin ancak halkın egemenliğinde gerçek demokrasi olabileceğidir. Gerçek demokrasinin olmadığı yerlerde de, yüzde 50 oy oranının dahi hükümet etmeye yetmeyebileceğidir.
Yunanistan kaynıyor. Türkiye’de de illa böyle olacaktır demiyorum, ama illa demokrasi olacaksa, inatla ”sokağa” çıkmak gerekecek. Sınırlı demokrasiyle yetinmek isteyenler, hükümetlerin iyi niyetini bekleyebilir. Gerçekçi olanlar ise, kapitalizmde iyi niyetin işe yaramadığını, dönüşümlerin güç dengelerine bağlı olduklarını bilirler. Ve dünyada hiç bir gücün, örgütlü halkın direnişine karşı dayanamayacağını. İşte ”sokak” bu yüzden önemlidir.

scroll to top