Home , Haberler , ERHAN AKTÜRK | Almanya Genel Seçimlerin Değerlendirilmesi

ERHAN AKTÜRK | Almanya Genel Seçimlerin Değerlendirilmesi

HABER MERKEZİ|03.10.2021| Almanya göçün 60. yılında bir seçimi daha geride bıraktı. Yapılan genel seçimde, büyük küçük birçok parti katıldı. Bizde ATİF olarak, Enternasyonal Liste-MLPD ile katıldık. Seçim çalışma programı belli olduktan sonra; 21 Ağustos’ta Hannover’de MLPD’nin organize ettiği büyük mitingle seçim startı verildi.

Yapılan etkinliğe ATİF standt açtı ve önceden hazırlanan seçim programı doğrultusunda, 5 Eylül Hamburg’da MLPD, Sol-Parti ve ATİF panel düzenlendi. 11 Eylül Dortmundt’ta miting yapıldı. 12 Eylül Ulm’da MLPD ve ATİF panel düzenlendi. 18 Eylül Nürenberg’de MLPD ve ATİF miting yapıldı. 19 Eylül Mannheim’de piknik düzenlendi.  25 Eylül Frankfurt’ta MLPD ve ATİF miting yapıldı. Yapılan tüm etkinliklere hem örgütleyici hem de konuşmacı olarak katıldık.

Bu etkinliklerin yanı sıra, derneklerimizin bulunduğu birçok alanda, MLPD ile birlikte seçim stantdları açılarak; propaganda yapıldı.

Seçim çalışmasında, öne çıkardığımız konular şöyle;

  • Almanya’da devletin destekleyip büyüttüğü, faşist ve ırkçı partilerinin kapatılması…
  • Siyasi baskı yasaları olarak sürekli gündemde olan, 129 a-b maddelerinin kaldırılması…
  • Göçmenlere seçme ve seçilme hakkının tanınması…
  • Eşit işe eşit ücret hakkı verilmesi….
  • Tam ücret karşılığı 6 saatlik iş gününün kabul edilmesi…
  • Konut sorunu çözülmesi ve kira artışlarının durdurulması…
  • Türkiye’ye silah satışları durdurulması…
  • Pandemi sürecinin henüz devam etmesine rağmen, seçim çalışması, coşkulu ve politik bir ortamda yürütüldü.

 

Mevcut seçim süreciyle birlikte, kısaca burjuva partilerin durumu üzerine;

Öncellikle, 2005, 2009, 2013 ve 2017 yılarından bu yana gerçekleştirilen dört Federal Meclis seçimlerinde birinci parti olarak çıkan, Angela Merkel CDU (Hristiyan Demokratlar Birliği)’inde 2000 ile 2018 yılları arasında ise, parti genel başkanlığını yaptı. CDU- CSU kardeş partiler olarak, birlikte katıldıkları 26 Eylül 2021 seçimlerinde ise, 1949’dan bu yana en kötü sonuçları aldılar.

Şimdi CDU-CSU yüzde 24,1 oy oranıyla, (196 milletvekili) kazanarak, tarihteki en düşük seviyeye inmiş bulunuyorlar.

Olaf Scholz, liderliğinde birinci parti olarak çıkan SPD ise, Hamburg’da SPD belediye başkanlığından, CDU-SPD koalisyon hükümetine maliye bakanı olarak atanan Olaf Scholz aynı zamanda da başbakan yardımcısı görevini yapıyordu.

Yaptığı seçim propagandası içinde öne çıkanlar şunlardı; Hükümet programında mevcut olan asgari saat ücretini, 9,50 Euro’dan 12 Euro’ya çıkartacağını, süreli iş sözleşmelerini kaldıracağını, oy kullanma yaşını 18’den 16’ya düşüreceğini belirten Olaf Scholz, göçmen politikası konusunda ise, göçmenleri kabul eden ülkeleri daha fazla desteklemek ve sorumluluğun paylaşılması gerektiğini söyleyen Scholz yüzde 25,7 oy alarak, (206 milletvekili) ile birinci parti oldu.

Yeşiller Partisi’nin kadın adayı Annalena Baerbock, partisinin programını daha çok çevreci bir yaklaşımın üzerine kurarak enerji tüketiminin getirdiği maliyetlerinin düşürme planlarını uygulanacağı, asgari ücretin 12 Euro yapacağını ve kadınların dış politika kararlarında öne çıkmaları gerektiğini söyleyen Baerbock, bir önceki seçimlere göre, oylarını 5,1 artırarak, yüzde 14,8 oy oranıyla (118 milletvekili) kazanarak üçüncü parti oldular.

Liberal parti FDP (Hür Demokrat Parti) bir önceki seçime göre oyları artırarak, yüzde 11,5 oranıyla (92 milletvekili) kazanmış bulunuyor. Herhangi bir koalisyon durumunda hükümette yer alma olasılığı olan birinci parti durumundadır.

Göçmen düşmanı ırkçı AFD (Almanya için Alternatif Parti) ise, yeminli insanlık düşmanlığından santim geri adım atmayarak, partinin öne çıkan isimlerinden, Alice Weidel ve Tino Chrupalla. seçim propagandasında ırkçı ve faşist politikalarını anlatarak şöyle söylemlerde bulundular.

“Bu ülkede doğanların Alman vatandaşı olması yerine, soy ilkesini getirmek istediklerini sadece Alman soyundan gelenlerin Alman sayılacağını belirtiler” faşizm ve ırkçılıktan beslene AFD, önceki seçimlere göre oy oranlarında düşme olduğu görüldü. Ve yüzde 10,3 oy oranıyla (83 milletvekili) parlamentoya sokmuş bulunuyor.

Sol Parti ise, bir önceki seçimlere göre; oylarında 4 puan azalma oldu. Seçim barajını zor aştılar. Mevcut seçim politikalarında ise, hükümetin ekonomi politikalarında ki adaletsizliği, dış politikada NATO üyeliğine karşı çıkmaları, silah satışlarının durdurulması, yurt dışındaki askeri operasyonların yapılmaması gibi konuları öne çıkaran Sol Parti, yüzde 4,9 oy oranıyla (39 milletvekili) çıkarmış bulunuyor.

 

Bu sonuçlar üzerinde, seçmenlerin genel durumuna bakacak olursak;

Geleneksel partilerinin kan kaybetmesi, yeni partilerin öne çıkması seçmen profilindeki değişimin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık 60 milyon 400 bin seçmenin bulunduğu Almanya’da, bu seçimlerde 2 milyon 800 bin genç ilk kez oy kullandı.

Yine 30 yaş altında yaklaşık 8 milyon 400 bin seçmen bulunmaktadır. Bu seçmenlerin büyük çoğunluğu geleneksel partileri değil, çevreci politikaları savunan, kültürel çeşitliliğe biraz önem veren; Yeşiller’i, ya da liberal Hür Demokratları (FDP) tercih ediyor.

Keza Forsa’nın anketine göre 30 yaş altı seçmenin yüzde 36’sının tercihi Yeşiller partisi olurken, yüzde 17’lik kesimi de FDP’ye oy vermeyi düşündüğünü dile getiriyor. Mayıs ayında yapılan anketlerde yeşiller yüzde 26 oy oranına kadar çıkmıştı. Hatta Annalena Baerbock’un başbakan adayı olduğu, Yeşiller’in yeni koalisyon hükümetine liderlik edebileceği basının manşetlere taşınmıştı.

Ancak seçim sonuçlarıyla birlikte yeşiller partisi yüzde 14,8 oy oranıyla üçüncü parti konumuna geçti. 2017 yılındaki seçimlerde yüzde 8,9 oy alan Yeşiller ‘in yükselişi son dört yılda desteğini yaklaşık iki kat artırması, yeşiller partisinin gelecek dönemde Almanya siyasetinin en önemli aktörlerden biri olacağını gösteriyor.

Diğer bir nokta ise; göçmenlerin seçimlerde ki, rolüdür; Almanya’da seçmenler arasında göçmen kökenlilerin oranının artmasında seçmen profilindeki değişimin bir başka göstergesini oluşturuyor. Göçmen kökenliler, Almanya’da seçme hakkına sahip olanların yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor.

2017 seçimlerinde, seçmenlerin 6 milyon 300 binini göçmen kökenliler oluşturuyordu. 2021 seçimlerinde bu sayı 7 milyon 400 bine yükseldi. Türkiye kökenli göçmenlerin sayısının ise 900 bin civarındadır. Siyasi partiler arasında oy farkının azalması, küçük bir oy farkının bile birinciyi belirleyebilecek olması, 26 Eylül seçimleri öncesinde göçmen kökenlilerin oylarına olan ilgiyi arttırdı.

Yapılan araştırmalarda ise, kitlelerin beklentileri şöyle;

Yapılan araştırmalara göre, Almanya’da seçmenlerin en önemli problem olarak gördükleri konuların zaman içinde değiştiğini, bunun da oy verme davranışlarını etkilediğini gösteriyor. Örneğin; 2015 yılında kitlesel göç krizinin yaşandığı dönemde, seçmenlerin yüzde 87’si en önemli problem olarak kitlesel göçü ve sığınmacı sorununu görüyordu. Ancak AB-Türkiye göç ve mülteci anlaması sonrasında, göç ve sığınmacı sorununu en büyük problem olarak gören Alman seçmenlerin oranı yüzde 13’e gerilemiş durumda.

Alman seçmenlerin şu anda en büyük sorun olarak gördüğü sorunların başında, yüzde 47 ile iklim ve çevre konuları. Temmuz ayında Almanya’da yaşanan sel felaketleri, Avrupa’daki orman yangınları gibi konular, en büyük sorun olarak görülmesine neden olmuş durumda.

Yine seçmenlerin en büyük problem olarak gördüğü ikinci konu ise, yüzde 28 ile Corona virüs krizi. Pandemi sürecinde vaka sayılarının ve ölümlerin tırmanışa geçtiği mart ayında seçmenlerin yüzde 85’i korona virüsü en büyük problem olarak görüyordu. Ancak aşılama kampanyasında ilerleme sağlanması, alınan önlemlerle vaka sayısı ve ölümlerin ciddi oranda azalması, bu konuda da endişeleri gidermiş gözüküyor.

Ayrıca bu dönemde işsizliğin biraz azalmış olması, seçmenlerin bakışını da etkiliyor.

 

Gelinen aşamada çıkarılan dersler şöyle;

Her bakımdan kısıtlı olanaklarımıza rağmen, MLPD ile birlikte, başarılı bir seçim kampanyası yürüttük. Kampanya çerçevesinde; onlarca şehir ve kasabalarda, mitingler, paneller ve bilgilendirme toplantıları yapıldı.

Ayrıca kalabalık çarşı merkezlerinde ve sokaklarda konuşmalar yapılarak hem kitlelerle ilişki kuruldu hem de seçim çalışması vesilesiyle, demokratik hak ve özgürlüklere yapılan saldırılar anlatıldı, diğer yandan da çürümüş kapitalist-emperyalist sistemin teşhiri yapıldı.

Yine MLPD ile göçmen kurum ve örgütlerle yapılan ortak çalışmada enternasyonal mücadelede bir adım daha ileriye atıldı. Bu gerçeklik ışığında, birlikte çalışma kültürüne de önemli katkı sunuldu.

Sonuç olarak; enternasyonal liste MLPD bir seçim partisi değildi elbette. MLPD devrim ve sosyalizm yolunda mücadele eden ve mevcut kapitalist-emperyalist sistemin alternatifi olan bir partidir. Bu nedenle, yapılan propaganda çerçevesinde, seçim çalışması başarılı ve coşkulu geçti.  Bu anlamda, devrim ve demokrasi güçlerinin, motive olmasına hizmet etti.

Ayrıca kapitalist-emperyalist sistemin kar hırsı uğruna, yeryüzün talan ederek, tüm insanlığın geleceğini tehdit ettiği, bir süreçten geçiyoruz. Bunu için, emperyalizme, faşizme ve her türden gericiliğe karşı, enternasyonal bir bilinçle, ortak mücadele etmediğimiz müddetçe, tüm insanlık bu sorunlarla birlikte yaşamaya devam edecektir. Bu anlamda, birlikte mücadele etmek, başarmanın önemi bir yoludur.

Yerli ve göçmen halkaların sorunları aynılaştığı günümüzde, enternasyonal mücadelenin önemi daha da artmış bulunuyor. Bu anlamda, Anti-Faşist, Anti-Emperyalist geniş demokratik kitlesel birliklerle, mücadeleyi büyütmek günümüzün acil görevidir.

scroll to top