Home , Bildiriler , 10. Yılında 19 Aralık 2000 Katliamını Unutmayacağız

10. Yılında 19 Aralık 2000 Katliamını Unutmayacağız

UPOTUDAK | 04 – 01 – 2011 | 19 Aralık “Hayata Dönüş” Operasyon’ unun,  özelde Türk devletinin genelde ise demokrasi, adalet ve hukuk yerine baskı, tehdit ve zulüm koyan devlet anlayışının cezaevlerine ve cezaevlerindeki politik tutuklu ve hükümlülere bakış açısının anlaşılabilmesi için belleklere iyice kazınması ve gelecek nesillere bir deneyim olarak aktarılması gereklidir.

Demokrasinin en ileri şekilde uygulandığı yer olarak önümüze konulan ve ”muasır medeniyetler” denilerek ulaşılması gereken seviye olarak sunulan Batılı devletlerin cezaevlerini ele alış tarzı aslında bizim gibi ülkelerde yaşanan 19 Aralık tarzı operasyonların bir ipucu olarak görülmelidir. Tecridin nasıl uygulanması gerektiği, tutuklulara insana yakışır davranmadan sadece sayıdan ibaret önemsiz varlıklar olarak görülmesi gerektiği, insanlık dışı uygulamalarla cezaevlerinin bir korku ve sindirme aracı olarak kullanılarak toplumu devlete karşı suç işleyenin sonunun kötü olacağının bilinçaltına yazılması gerektiği bu “muasır seviyedeki” medeniyetlerin sistematikleştirdiği cezaevi politikalarının temelini oluşturmaktadır. Bu ortak ve sistematik politikalar farklı ülkelerde farklı yöntemlerle hayata geçirilmektedir. Almanya’ da beyaz tecrit, Amerika’da Guantanamo ve Türkiye’ de 19 Aralık… Hepsi aynı barbar politikanın farklı uygulanış şeklidir.  Ve hepsinin amacı aynıdır; yalıt, sindir ve imha et. Bu anlamıyla 19 Aralık gayri insani cezaevi anlayışının bir uygulama şeklinden diğerine evirildiği tarihtir Türkiye’ de.

19 Aralık Öncesi Türkiye

24 Aralık 1995 genel seçimlerinden Refah Partisi (RP) birinci parti olarak çıkmış ama diğer partilerin koalisyona yaklaşmaması yüzünden Mart 1996’ da Mesut Yılmaz başbakanlığında ANAYOL koalisyonu kurulmuştu. Bu koalisyonun ömrü 4 ay sürdü. Daha sonra ise Erbakan başbakanlığında kurulan Refah Yol koalisyonu ise bir yıl sonra tarihe post-modern darbe olarak geçen 28 Şubat süreciyle istifaya zorlandı. Hemen ardından yine Mesut Yılmaz başbakanlığında kurulan AnaSol-D koalisyon hükümeti ise diğer partilerin verdiği gensoru önergesiyle 25 Kasım 1998’ de düşürülmüştü. Bunun üzerine 18 Nisan 1999’ da yapılan erken genel seçimlerine kadar Bülent Ecevit başbakanlığında azınlık hükümeti iş başı yaptı. 1999 seçimlerinden birinci parti çıkan Bülent Ecevit önderliğinde DSP-ANAP ve MHP koalisyon hükümeti kurulmuş bu dönemde 19 Aralık cezaevleri operasyonu gerçekleştirilmişti. Kısaca özetlemek gerekirse Türkiye yaklaşık 5 sene aralıksız süren ve yoğun olarak hissedilen bir yönetememe kriziyle beraber bu katliam sürecine girmişti.

Siyasi alanda yaşanan bu yönetememe krizi elbette ki ekonomik alanda da tezahür etmekteydi. 1994’ de yaşanan ekonomik kriz, %400 leri aşan hazine bonosu, %106 ları aşan TÜFE, %20 leri bulan işsizlik gibi rakamlarla birlikte 24 Ocak kararlarıyla beraber ekonomide uygulamaya başlanan ve “yapısal uyum” aldatmacası altında emperyalizmin ihtiyaçları doğrultusunda “yenilenme” programının çöküşünü göstermekteydi. Yine aynı şekilde 1998 Rusya-Asya krizinin tetiklediği 1999 Kasım ayında yaşanan ekonomik kriz ile birlikte Aralık 1999’ da IMF ve DB yönlendirmesine uygun olarak 2000–2002 yıllarını kapsayan 3 yıllık bir antlaşma imzalanmıştır. Programın hedef olarak aldığı makro ekonomik istikrar sağlanması ve “yapısal reformların” gerçekleştirilmesi IMF ve DB ile birlikte programlanması ve uygulama sonuçlarının beraber takip edilmesi bu antlaşmayla karar altına alınmıştır.

Yukarıda kısaca özetlenen siyasi ve ekonomik yönetememe krizi sürecinde iktidara gelen Ecevit 28 Mayıs 1999’ da 57. Hükümet programını okurken şöyle demektedir. :”… Cezaevlerinde devletin etkili kontrolü ve otoritesi mutlaka sağlanacaktır.” İşte burada Ecevit hükümeti tarafından planlanan asıl hedef emperyalizmin “yapısal reform” kandırmacısı altında yeni dönemin ihtiyaçlarına göre şekillendirmeyi güden politikaların sancısız hayata geçirilmesiydi.

Peki, böylesi bir dönemde cezaevleri nasıl bu komprador politikaların hayata geçirilmesi önünde bir engel oluşturmaktaydı? O dönemde yaşamın her alanında hissedilen siyasi ve ekonomik krizlerin toplumun büyük kesimlerinde büyük bir huzursuzluğa yol açtığı belirlemesi herkes tarafından oldukça kabul görüyordu.  Toplumun en bilinçli ve örgütlü gücü olan devrimcilerin bu emperyalist yıkım politikalarını teşhir ederek bu rahatsızlığı somut bir muhalefete çevirme ihtimali dahi devletin bu konuda harekete geçmesi için yeterliydi. Böylelikle bu emperyalist yıkım politikaları herhangi bir sekteye uğramadan hayata geçirilecekti. Nitekim öyle de oldu…

Hayata Dönüş Maskesiyle Katliam

Operasyon öncesinde devlet, psikolojik savaş aygıtlarını devreye koyarak günlerce medyada cezaevlerinin kontrol altında olmadığı ve içeriye giremediği haberlerini işletti. Bir kampanya başlatarak, F tiplerini basın ve TV’ler aracılığıyla, hoş ve konforlu göstermeye çalıştı. Bütün bunlara rağmen gelişen muhalefet karşısında Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk,  “Kamuoyu ikna edilmeden F tipi cezaevleri açılmayacak” yönünde bir açıklamada da bulundu.

Devlet kamuoyunun gözünün içine bakarak, “Adalet” Bakanı’ nın ağzıyla, “F Tiplerine nakillerin durdurulduğu” yalanını bir hafta önce söyledi ve hemen ardından 19 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevine eş zamanlı bir operasyon düzenleyerek 28 siyasi tutsağı katletti, yüzlercesi yaralandı. Operasyonda; düşmanı imha eğitimi almış  8 jandarma komando taburu, 8 bin 335 asker başka bir ülkeyi ilhaka gider gibi teçhiz atlandırılarak siyasi tutsakları yok etmeye sevk edildi. 20 bin civarında gaz bombası kullanıldı. Bu miktar gaz bombası kullanmanın ölümcül olduğu tespiti daha sonra Adli Tıp Kurumu tarafından yapıldı. Operasyonda ölen 2 askerin yine asker silahlarından çıkan kurşunlarla öldüğü tespit edildi. Operasyonu eleştiren yayınlar yasaklandı ve toplatıldı. Adli Tıp uzmanlarının hazırladığı raporlar katliamı belgeledi. Otopsi raporuna göre; Bayrampaşa Kapalı Cezaevi’nde hayatını kaybeden 12 tutukludan 5’i uzak atış nedeniyle yaşamlarını yitirmişlerdi. Diğer taraftan C1 koğuşunda kalan 5 kadın tutuklu ise; bu koğuştan yaralı olarak kurtulan ve hastane girişinde “ 6 kadın tutukluyu diri diri yaktılar” diyerek bağıran Hacer Arıkan’ın söylediği gibi göz yaşartıcı gaz ve sinir bombalarının çıkardığı yangın sonucu hayatlarını kaybettiler. Operasyondan sonra başka cezaevlerine nakledilen tutuklulara işkence yapıldı. 19 Aralık katliamının ardından devam eden ölüm orucu ve direnişlerde yüzlerce tutsak hayatını kaybetti veya sakat kaldı.

Operasyon ertesinde İçişleri Bakanı tarafından dile getirilen, “1 yıl öncesinden hazırlıklarımızı yaptık” açıklaması, geçtiğimiz günlerde dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ ün “Devletin kararıydı. Karar Milli Güvenlik Kurulu’nda alındı.” açıklamasıyla birleşince, katliamın kapsamlı ve en üst düzeyde planlandığı gerçeği önümüzde çok açık olarak durmaktadır.

Politik Tutsakların Katliam Karşısındaki Tavrı

Devlet herkesle arsızca dalga geçmek adına “Hayata Dönüş” adını verdiği operasyonla aslında siyasi tutsakları yok etmeyi hedeflemişti. Uyguladığı büyük şiddetle sadece devrimcileri imha etmeyi hedeflememiş ayrıca bütün topluma şu mesajı vermeye çalışmıştı; “Eğer karşı çıkarsan sende imha olursun”. Ama buna karşın siyasi tutsaklar, “tecridin de onlar için ölüm olduğu” bilinciyle, her türlü imkânsızlığa karşın gerek operasyon sırasında kurdukları barikatlarla, gerekse de operasyon ertesinde ölüm orucu ve diğer direniş yöntemleriyle bu kapsamlı saldırı karşısında direnmişlerdir.

19 Aralık Katliamı ve Medya

Operasyon öncesinde MGK direktifleriyle yoğun bir karşıt propaganda yürüten basın yayın kurumlarının “tarafsız ve yayın ahlakına uygun” olma iddiasının pervasızlığı bir kez daha açıkça anlaşıldı. Hürriyet Gazetesi katliamı “Devlet Girdi” başlığıyla verdi. Milliyet gazetesi ise “Sahte Oruç, Kanlı İftar” başlığının altında ölüm orucu yapanların hastaneye kaldırıldıklarında sapasağlam çıktıklarını yazıyordu. Savaş kışkırtıcılığı, şovenizmin borazanlığını yapan medya bir kez daha üzerine düşen görevi yapıyor ve egemenlerin toplumu manipüle etmesini kolaylaştırmanın çabasını veriyordu.

Türkiye ve Cezaevleri Gerçeği

Sürekli ve sistemli en temel insani hak ihlalleri, çözülmek istenmeyen sağlık sorunları ve ölümler Türkiye’ deki cezaevlerinin durumunu tartışma götürmeyecek şekilde gözler önüne sermektedir. 97 bin kapasiteli cezaevlerinde Mart 2010 itibariyle 119 bin kişi tutulmaktadır. Ve İHD haklı olarak cezaevinde böyle yüksek sayıda tutukluk ve hükümlünün bulunmasının kendi başına bir hak ihlali olduğu gerçeğine vurgu yapmaktadır. Son 8 yıllık AKP döneminde 48 yeni ceza infaz kurumu açılmış ve 2002 yılında 59 bin 429 tutuklu ve hükümlü cezaevinde bulunurken bu sayı şimdilerde 120 bine yaklaşmaktadır.

12 Eylül askeri darbesinin ardından, cuntanın toplumu sindirme politikasının bir ayağı olarak yoğun tutuklamalarla yaşanan süreçte yaklaşık 79 bin kişi cezaevlerinde tutulurken bugün bu rakamın vardığı boyut AKP hükümetinin icraatlarının değerlendirilmesi açısından anlamlıdır.

Cezaevlerinde hak ihlalleri halen yaşanmaya devam ederken Adalet bakanlığı bu ihlalleri görmezlikten gelmeye devam etmektedir. İHD 2009 Cezaevleri Rapor’una göre 2009 yılı içerisinde 24 kişi cezaevinde yaşamını yitirirken, 49 kişi ise ağır hastalıklardan kaynaklı ölüm sınırına ulaşmış ve serbest bırakılmaları gerekmektedir. 2009 ihlal bilânçosuna göre toplam 2 bin 640 hak ihlalinin yaşandığı cezaevlerinde, tablo şöyle: İşkence ve Kötü Muamele 397 kişi; Sağlık Hakkı İhlali ve Tedavisi Yapılmayanlar 554 kişi; Disiplin Cezaları ve Görüş Yasağı 586 kişi; Beslenme, Isınma ve Fiziki Koşullardan Doğan İhlaller 236 kişi; Kürtçe Konuşma Yasağı ve Haberleşme İhlalleri 173; Sevk Uygulamaları İhlalleri 105; Kitap – Mektup Yasaklamaları 201 doküman (107 kişi); 45/1 No’lu Genelge İle İlgili İhlaller 162; Üst Arama Ve Ziyaret Engelleri 98; Diğer (Sınav, Kurs, İnfaz Yakma, Mahkemeye Çıkarılmama vb.) 128.

Yine aynı şekilde Adalet Bakanlığı’nın 22 Ocak 2007 tarihinde tutuklu ve hükümlülerin 10’ar kişilik gruplar halinde haftada 10 saatlik sohbet hakkı için uygulamaya koyduğu 45/1 No.lu genelgesi bugün neredeyse hiçbir cezaevinde uygulamaya konulmazken, gerekçe olarak da personel eksikliği gösteriliyor. İnsan hakları kuruluşları ve temsilcileri, F ve D tipi cezaevlerinde özellikle siyasi tutsağın kişiliğini yok etmenin hedef alındığını belirtiyorlar. Psikolojik ve fiziksel her türlü işkence yöntemini uygulayarak tutsağı teslim alma düşüncesinin güdüldüğünü, izole edilerek yaşamla olan bağının koparıldığını, içerisinde bulunduğu koşullardan dolayı öncelikle psikolojik olarak çökertildiğini ve bu sürecin zamanla fiziksel imhaya gittiğini belirtiyor. Özellikle F ve D tipi cezaevi modellerinin, tutuklu ve hükümlülerde psikolojik ve fizyolojik birçok hastalığa neden olduğuna dikkat çeken sağlık örgütleri, tecridin etkisinin uzun zamana yayıldığını, bu nedenle fiziksel semptomların hemen ortaya çıktığını kaydediyor. Türk Tabipler Birliği (TTB) Kanser Danışma Kurulu hazırlayıp kamuoyuna sunduğu “Cezaevi ve Sağlık Hakkı” başlıklı raporunda, F tipi cezaevlerinde uygulanan tecrit ve izolasyon ortamının, insanın ruh ve beden sağlığı için zararlı olduğuna dikkat çekerek, kanser ve diğer kronik hastalıkların ilerlemesine ve nüksetmesine zemin hazırladığı yönünde tespitlerde bulunmuştu.

“ASMAYIP BESLENEN” LERE UYGULANAN

HÜCRE TİPİ ZULÜM DİRİ DİRİ GÖMME…

Tekirdağ Cezaevindek Ali Gülmez ve Muzaffer Öztürk’ten Mektup

Ali Gülmez ve Muzaffer Öztürk Tekirdağ 1 No’lu F-Tipi Cezaevinden ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını kınayan bir mektup gönderdiler. Tutsaklar mektupta, hücre koşullarını ‘Beyaz Ölüm’ şeklinde nitelendirdiler. F tiplerinde devam eden Zulüm – baskı ve hak ihlallerini özetleyen,

Mektubun tümü şöyle:

“ASMAYIP BESLENEN” LERE UYGULANAN HÜCRE TİPİ ZULÜM DİRİ DİRİ GÖMME…

İdam cezasının kaldırılmasından sonra yerine getirilen “ Ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezasının nasıl infaz edileceği 5275 sayılı yasanın 25. maddesi ve Adalet Bakanlığının tüzüğü ile belirlenmiştir

Ne yazık ki bu yasa çıkarılırken, idam cezasının kaldırılmış olmasının etkisiyle, yerine getirilen Ağırlaştırılmış müebbet cezasının infaz ve Ağılaştırılmış müebbetliklerin hangi ortamda yaşama mahkum edildiği, Hukuk ( Barolar vb) ve siyasi çevrelerin dikkatinden kaçmış ya da yeterli düzeyde önemsenmemiştir, ve sonuç olarak Ağırlaştırılmış müebbetliklerin “ ölünceye kadar”  tek kişilik hücrelerde tutulmaları “ kabullenilmiştir”.

Adli davalardan hüküm verilmiş Ağırlaştırılmış müebbetlikler için 30-40 yıl gibi bir “yatar” süre konmasına karşın, siyasi “ Ağırlaştırılmış müebbet” tutsaklar için böyle bir süre yoktur. Cezaevi idaresi tarafından hazırlanan müddetnamelerde “ yatacağı sürenin” karşısında “ ölünceye kadar” yazmaktadır.

5275 sayılı yasanın 25. maddesine göre Ağırlaştırılmış müebbetliklerin infaz rejimine ilişkin uygulamalar özetle şöyledir; ( Tam metin ektedir)

* Hükümlü tek kişilik hücrede tutulacak; günde 1 saat açık havaya çıkma, spor yapma hakkı tanınacaktır.

* Anne, baba, kardeş, çocuk ve vasi ile 15 günde bir ziyaret yapabilecek; 15 günde bir bu kişilerde 10 dakika telefon görüşmesi yapabilecektir. ( ziyaret sadece 1 kişi ile yapılacaktır, gelen kişi sayısı fazla ise süre öyle bölünerek kullandırılacaktır.)

Hepsi bu kadar! Ancak bunun uygulamasında hapishane yetkililerine geniş yetkiler verilmiştir. Zaten yasal olarak, diğer hükümlülere uygulanan 2. ve 3. derece akrabaları ve dışarıdan belirtilen 3 kişi ziyaretçi “hakkı” Ağırlaştırılmış müebbetliklere uygulanamaz iken telefon ve ziyaret haftada 1 den 15 günde 1 indirilmişken, hapishane idareleri çeşitli “ disiplin cezalarıyla” bu hakların kullanımınıda engelleyebilecektir, engellemektedir.

Diğer yandan ise Ağırlaştırılmış müebbetliklere tanınan 1 saatlik havalandırma hakkının uzatılması, aynı ünitede kalan diğer Ağırlaştırılmış müebbetliklerle birlikte havalandırmaya çıkma, çeşitli sosyal faaliyetlere katılma hakkı vb. Vb, hapishane idaresinin takdirine bırakılmıştır.

Ağırlaştırılmış müebbet için çıkartılan özel yasanın, insanca yaşam koşullarını olabildiğince daraltan ve ölene dek en ağır tecritle zulüm çemberine dönüştürülen özellikleri başlı başına çözülmesi gereken bir sorun iken, pratik uygulamasına hapishane yönetimlerinin “keyfiyetine” bırakılması yaşatılacak zulmün katbe kat daha artacağından başka anlam taşımamaktadır. Gerek hapishane tarihi bakımından gerekse son yıllarda F Tiplerinde siyasi tutsaklara uygulanan baskı, şiddet, akla hayale gelmez yasaklar ve yaşamın her anını, “ tam tecrite” dönüştürmeye çalışan hapishane yönetimlerinden, iyi niyet beklenmeyeceğini, infaz rejiminin faşist özünün uygulanmasında tutarlı pratikleri olduğunu biliyoruz. Uygulamalar her ne kadar çeşitli hapishanelerde kısmi farklılıklar gösterse de esas olarak, bir devlet politikası olduğu açıktır.

Sorunu bu boyutuyla anlattığımızda, gerek hukuk çevreleri, gerek DKÖ ler, gerekse siyasi çevreler sorunun vahametini kavrayamamaktadır,  ya da “ F Tiplerinin bilinen sorunları” düşüncesiyle “ kanıksamakta” önemsememektir.

Bu anlam da sorunun daha iyi kavranabilmesi için, Ağırlaştırılmış müebbetliklerin “ ölünceye kadar” hangi koşullarda nasıl yaşadığını günlük en basit ihtiyaçlarını; insansız- diyaloğsuz- sohbetsiz ortamın kişileri nasıl etkileyebileceğini vb, vb. Yaşanan deneyimlerden yola çıkarak anlatmanın faydalı olacağı inancındayız.

* TEK KİŞİLİK HÜCRELERİN FİZİKİ KOŞULLARI VE TEK KİŞİLİK YAŞAM:

Tuvalet olarak ayrılmış, kapalı ve kapısı olan bölüm hizasına yerleştirilen 2 metre boyunda bir ranza, hemen onun bitişiğinde pencere. Pencereden kalan kısım havalandırmaya açılan kapı. Ranza kenarından 75×75 cm’lik plastik bir masa ve sandalye. Ranzaya dayanan masadan sonra (volta atabilecek iki kapı arasındaki 5-6 adımlı yeri kapatan ve ancak duvara masaya sürtünerek volta atılabilen) iki karış kadar boşluk.

Eğer, 5-10 günlük hücre yaşamı için gelmişseniz, yani geçiciyseniz, yani eşyanız yok ise, masa sandalyeyi atabilirsiniz. İki kapı arası(en uzun mesafe) volta adımı ile 6 koşar adım ile 4 adımdır. Ancak kalıcıysanız yani bir “ömür boyu” yaşayacaksanız, zamanla çoğalacak eşyalar nedeniyle yapımı raflar(!): Televizyon, Buzdolabı vb.na sıkış-tıkış yer aramak zorundasınız. Voltalık yer 3-4 adıma düşecektir. Ya da hiç olmayacaktır.

Bir de TV için 9 metreden fazla anten kablosu yasaktır. Uzatma kabloları yoktur. Ve mecburen TV varsa buzdolabı, ayak altında masa üstünde olacaktır.

1 saatlik havalandırma süresi, komşulara selam, gazete, top alışverişi, havalandırma temizliği, çamaşır asma-toplama vb.den kalan saatte yan hücrede arkadaşınız varsa, onunla bu sınırlı zamanı paylaşma telaşı ile bitiverir!

Her türlü olumsuz koşullarda dahi yaşam üretmeye çabalayan tutsaklar için, spor yapmanın zorunluluğuna inancı nedeniyle sporda yapılmak zorundadır. Ne yazık ki, hücrede yapılacaktır. TV, masa, sandalye uygun yerlere çekilerek ancak belli hareketleri yapabileceğiniz bir buçuk m2 lik bir alan yaratırsınız. Tabi, havayı hesaplayarak!

HAVA SORUNU: GÜNEŞSİZLİK, NEM, KOKULAR…

Havalandırmaya bakan pencerenin mimari yapısının rastgele yapıldığını düşünmek fazlaca saflık olacaktır. Kapı tarafındaki sabit pencere 42 cmdir. Dolap tarafına gelen ise 29 cm ve bu küçük olan açılır-kapanır pencere bir karış bile açılmaz. Dolaba yaslanır. Ranza ile pencere ortasına özel olarak konmuştur dolap. Ranza tarafına 15-20 cm kaydırılsa dahi rahat olabilecek pencere açılmasın istenmiştir herhalde!

Yazın tutsaklar bu kapalı pencerenin camını komple çıkartırlar. (kimileri kırılır kimileri bütün çıkar. Kırık camları her sayımda gören kimi gardiyanlar sorarlar: “cam kırık mı?!” kimi kırık cam yasak diye almak ister.) İlk bahar ve son baharda iyidir. Tabi rüzgar var ise! Yok zaten rüzgar, hiçbir zaman püfür püfür esmez. Hem yüksek duvar, dar havalandırma nedeniyle rüzgar direk gelmez, havalandırmada daire çizer, hem de içeride sirkülasyon yapacak yeterli alan yoktur. Tuvaletteki fare deliği, pardon havalandırma bacasına takılan ızgara, hava sirkülasyonu amacı ile yapılmış olsa da yeterli olmaktan uzaktır. Bu nedenle sürekli havasızlık hakimdir. Yazın büyük bir bölümü, pencerede açık olmasına karşın ciddi bir havasızlık hakimdir. İçilen bir sigaradan çıkan duman hücrenin orta yerinde bulutumsu bir tabaka gibi asılı kalır. Kimi zaman bir havlu ile fırfır yapıp hava sürkülasyonu yaratmak zorunda kalırsınız. “sigara içmeyi verin” denilebilir. İçilmese (ki kimi hücrelerde tutsaklar içmez, ama havasızlık sorunu da bitmez) iyi olur ama.. Sorun havasızlık sorunu. Bu bir örnek 24 saat yaşadığımız ve havasını soluduğumuz bu ortama, her ne kadar ayrı bir bölüm olsa da (kapısı olsa da) tuvalet kokusu, bazen esinti koridor tarafından esmişse yemekhanenin -yemek-yağ kokusu, sayıma gelen kimi gardiyanların tutsağa “tuhaf” gelen parfüm kokusu saatlerce hücreden çıkmaz.

Sürekli nemlilik içerdeki havasızlığı daha da ağırlaştırır. Düzenli temizlemeseniz, yıkamalar sonrası, hücrenin zemininde kimi yerlerde küflenme başlar. Yazın pencerenin tamamen açık olduğu bu ortamlara  karşın kışın ilkbahar ve sonbaharın yarılarından itibaren başlayan soğuk nedeniyle çıkartılan sabit pencere ( sabit pencere mecburen takılır.) İşte bu 6-7 aylık sürede az önce anlatılan havasızlık 2-3 katına çıkar. Rutubette aynı şekilde.

Uzun süre bu ortamda yaşayacak insanların, astım, nefes darlığı vb. Gibi akciğer rahatsızlıklarını yaşayacakları (kimilerinde başlamıştır) olasılığının değerlendirmesini bilim insanlarına ayrıca sormak gerekir.

Kışın mecburen en soğuk günlerde dahi pencere açılmak zorundadır. Kendine hayrı olmayan kalorifer, sık sık, pencere açılması nedeniyle hücreyi ısıtmadığı gibi daha fazla soğuk olmaması için pencerenin sınırlı açılıyor olması havasızlığı da kat kat arttırmaktadır. Kapıların sürekli kapalı olması, gündüz saatlerinde hücrenin yeterince havalanmamış olması nedeniyle kötü hava, farklı kokular hücreye yapışır. Havalandırma kapısının demir aksanında biriken damlalar, dış duvardan sızan akıntılar nedeniyle nem oranı daha da artar ve süreklidir. Kar yağdığında Ya da don olduğunda, havalandırma kapısının iç tarafı, yani hücredeki bölümü kat kat buz tutar. Pencereden farklı olarak demir kapı aksanındaki buz, hücreyi buz hücreye çevirir.

Yukarıdaki koku, nem, havasızlık hücreye “yapışır” dedik. Kapının sürekli kapalı olması nedeniyle, gün içerisinde içeriye yeterli hava-oksijen girmediğinden duvarlar kendini temizleyemez. Nemle birlikte “hücre kokusu” duvara yapışır.

Pencereden güneş hemen hemen hiç girmez. Havalandırmanın sağ tarafındaki hücre hiç güneş görmez. Yanındaki hücre ise, mayıs sonundan Temmuz’un yarısına kadar sadece sabah saat 9.00, 10,00 gibi saatlerde, yandan bir çizgi şeklinde bir saat kadar pencere dibine vurur. Hücrelerin görüp göreceği güneş bu kadardır. Bu durum duvarlarda ve beton zeminin kimi bölümlerinden küflenmeye neden olur.

Banyo sonrası hücre yapış yapış neme dönüşür. Buhar ya da sıcaklık, fare deliğinden (Banyodaki hava deliğe, buna fare deliği denmesinin nedeni, frenin orada hücreye girme çabaları, bağırtıları, orada keski olmamalarındadır) Çıkamadığı için hücreye yönelir ve zaten hava sürkülasyonu olmadığından duvarlar, eşyalar nemi, yavaş yavaş emer. Banyo sonrası akşam sayımlarında kimi gardiyanlar bile koku ve nemden dolayı rahatsız oldukları gözlenmiştir. Yani birkaç saniye için!

HÜCREDE TEK KİŞİLİK YAŞAM VE ETKİLERİ

Hücrede ağırlaştırılmış müebbetler olarak yaşamak konusu, aslında başlı başına incelenmesi gerek. HER AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBETLİĞİN kişiliklerinin yaşama direk olarak yansıdığı, her hücrede ayrı bir yaşamın kurulduğu bireyselleşme ve kendini yaşamanın (açık ifade ile kendine “yeni bir dünya” kurmasının) maddi zeminin çok güçlü olduğu bir alandır.

Siyasi tutsaklarla, adli mahpusların F tiplerinde genel olarak yaşamları farklıdır. Bu durum ağırlaştırımış müebbetlerden adliler ile ağırlaştırılmış müebbetlik siyasilerin hücre yaşamında da farklılık gösterir. Bu nedenle de ayrı ayrı ele alınması daha doğru olur.

Adli ağırlaştırılmış müebbetliklerin siyasilerden farklı olarak infazları ölünceye kadar değil 30-40 yıl gibi süreye bağlanmıştır. Adli hükümlüler için bu durum en “avantajlı” oldukları konudur. Hiç bitmeyen af beklentisi nedeniyle kısmen de olsa yaşama tutunacakları en önemli (belki de tek) daldır. Bunun dışında tecrit koşulları aynıdır. Her şeyle tek başına baş etmek zorundadır. Ailen ve dostların ile iletişimin sınırlanması soyutlanmışlık duygusunu, yaşamı olayları yorumlama ve çözüm üretmede yetersizlikler zamanla içe kapanma, yaşam değerini yitirme ya da ağrasiflik, kendine ya da başkalarına zarar verme vb. Gibi onlarca farklı “normal” olmayan kalıcı kişilik dönüşümlerine neden olmaktadır, olacaktır. Kimi örnekleri buraya aktarıp, genel olarak adli ağırlaştırılmış müebbetler böyle gibi algılanma yaratma riski nedeniyle  bu konunun ayrıntısına girmeyi gerekli görmüyoruz.

Siyasi ağırlaştırılmış müebbetler açısından siyasal bilim, örgütlü yaşam yaşama yön verme iradesi, hangi koşullarda olursa olsun yaşamın zorluklarına karşı direnme misyonu vb. En önemli “avantajları”dır. Buna karşı fiziki koşullar vardır. Yoldaşlarından dostlarından uzaklaştırılmış, tecrit edilmiş olması, havalandırma saati sınırlılığı nedeniyle çatıları duvarları aşarak irtibat toplarıyla ulaşımın sınırlı olması yeterince iletişimin kurulamaması, aile çevresi ve dostlarıyla ziyaret ve telefon hakkının sınırlı olması vb. Tecriti kat kat artıran özelliklerdir. Öte yandan “tek kişilik yaşam” beraberinde belki ağırlaştırılmış müebbetlik tutsağın dahi ayrımına varamayacağı bir dizi sorunlara kapı açmaktadır. Basit birkaç örnek verelim: 1,40*1,00metrelik tuvalette lavabo, duş ve tuvalet taşı vardır. “Duş” banyoyu tuvalet taşı üzerinde yapmak zorundasınız. Lavabo önü kapıya denk geldiği için burada banyo yaparsanız her seferinde hücrenizi su basacaktır. Sular sık sık kesildiği (ve ne zaman kesileceği belli olmadığı için) kova ve yeğen yedek su deposu olarak banyo musluğu altında durmak zorundadır. Yani tuvalet taşının üzerinde. Her büyük tuvalette kova ve bidonu lavabo altına çekmek zorundasınız. Tabii bunu yaparken önce içeri girip kapıyı kapatacaksınız, Aksi durumda kova nedeniyle kapı kapanmayacaktır. Her defasında leğen boşaltılacak, minimum 50′ltlik kova kaldırılıp taşınmak zorunda kalınacaktır. Lavabo da el dahi yıkanamamaktadır. Bir tabak dahi sığmayacak kadar küçüktür ki eviye görevi görecektir. Bir tabak koyacak yer olmayan tuvalette koyacak su kabı için yarı yer, bulaşık için ayrı yer yıkandıktan sonra koyacak ayrı bir yer bulmak zorundasınız. Ve ne yazık ki olmadığı için her türlü cambazlığa karşın hemen her yıkamada tabak yere düşecektir. Bulaşık için günden en az üç kez tekrarlanan bu olayın yıllarca tekrarının sinir sistemi üzerindeki etkisi aslında hiç konuşulmayan önemsenmeye en verimisiz etkenlerden biridir. Aynı alanda bulaşık, çamaşır, banyo, tuvalet vb. İhtiyaçlarının karşılanmak zorunda olmasının hijyen açısından sakıncaları ise vurgulanmayacak derecede açıktır. Sağlıksız hijyen olmayan koşullara mahkum edilerek bir ömür geçirilmesi için özel tasarlanmıştır hücreler.

Sifon sesini bilmeyen yoktur. Teklilerde 15-16 hücre vardır(her blokta).  Ve duvarlar bitişiktir. Zorunlu olarak ( bırakalım sifonun sinir bozucu sesini  gürültüsünü) el yüz yıkama çamaşır, bulaşık, sebze meyve yıkamanın temizlik vs.  lik  lavabo ve duş sesi dahil Birkaç hücreyi  rahatsız edecek  şekildedir. Yaşanmış bir örnek, teklilerde  kendi isteğiyle kalan ağırlaştırılmış muhabbetlik olamayan kapısı açık bir arkadaş sabah yan hücresindeki arkadaşın el yüz yıkamadan musluktan çıkan sesten rahatsızlığı nedeniyle 3-4 saat sifonu açarak  “protesto” etmiş. Tekli hücrelerdeki 15 kişiye sifon işkencesi yaşatmış, uzun süren sifon sesine gelen gardiyanlara tartışmış, genel olarak siyasi tutsakların suların düzenli  akması için suç duyurusunda bulunduğu bir dönemde “ görevlilere” önceden ne iyiydi günde üç kez akıyordu. Şimdi de öyle yapın suları kesin” diyebilmiştir. Bu örnek, farklı bir kişiliğin “zaaflı yanı” olarak algılanabilir. Ki öyledir de. Ancak burada uygulanmak istene şeyi bu rahatsızlıkları ağırlaştırılmış müebbetliklerin yaşam boyu çekmek zorunda kalacak olmasıdır. Hücrenin “sessizliğinde’ her türlü sese duyarlılık başlar. Komşu mu sesleniyor, sloganlar ne için atılıyor kapılar niye dövülüyor vb. vb., Sessizlik içinde 24 ses beklentisidir. Buna çevreden gelen sesler (sifon sesi, üst kat atölyelerinden gelen ses, duvarın dışından gelen sesler vb.) Koridor giriş-çıkışları, hücreden giriş-çıkış eslerin eklenir.*(dipnot: zamanla kulak çınlamaları, yüksek sese duyarlılık(etkileme) vb. başlar)Sese duyarlılık farkında olmadan yaşamın bir paçası haline gelir. Zamanla yüksek ses çıkarmama ya da gelen yüksek sesi etkisizleştirme tavır ve yöntemlerine girilir. Diğer hücrelerdeki arkadaşları rahatsız etmemek için, TV, radyo kısık sesle dinlenir, çamaşır-bulaşık yıkanması en az ses ve en çabuk süre ile yıkanmaya başlanır bul durum zaten hareketsiz-durağan ve dar alandaki 24 saatlik yaşamda bir yaşam biçimi olur.

Siyasi ideolojik birikiminiz deneyiminiz ne olursa olsun; hücre tipi yaşam ile size dayatılan yaşamın ne kadar bilincinde olursanız olun, ne kadar çözümlerseniz çözümleyin yaşamınız “tek kişiliktir”. Kendinize göre (her tutsak için bir birine hiç benzemeyen, herkesin önce çıkardığı uğraşları vb nedeniyle) yazma, okuma, iletişim, günlük işler vb. vb. gibi bir yaşam kurarsınız. Koşulların bilincinde olan tutsaklar kendine dayatılan izole tecrit yaşamın bilinci en olumsuz koşullara dahil bir direnç yaşamı kurar. Bunun önceliği de kendi kendini-kimliğini-onu korumaktır. Ve bu bilinçle dayatılan tüm olumsuzlukları çözümleyecek bir direniş biçimi oluşturur. Yaşamak bir bakıma direnmektir. Ancak bu da yeterli değildir, üretmek zorundadır. Yaşamı örgütlemek ve yaşamı üretmek. Bütün bunlar olması gerekendir! Ancak bunların ne kadar gerçek anlamda (devrimci komünist bir kişilikte) hayata geçirildiği geçirileceği soru işaretidir. Bilmekteyiz ki, insanlar devrimci olunca tornadan geçer gibi tüm sistem kişiliklerini özelliklerinde bir çırpıda sıyrılamıyor. Dolayısıyla siyasal ideolojik seviyen ne kadar ileri ya da geri olursa kişilikleri tek kişilik hücre yaşamında farklı yansımalara neden olacaktır. Kişiliklerde daha önceden var olan küçük burjuva zaaflar vb. daha keskin olarak ortaya çıkacaktır.

Yıllarca sohbet etmekten tartışmaktan bir güzelliğin coşkusunu ağız dolusu paylaşmaktan mahrum bırakılan-sınırlanan insanların, yan hücredeki arkadaşı veya yoldaşı ile sağlıklı bir iletişim kurabilmeleri çok kolay olmayacaktır. En fazla lüksü, yan hücrede kalan arkadaşı ya da yoldaşıyla yine sınırlı olarak (birkaç saat) parmaklıklar ardından pencereden sohbet edebilmek, ikinci bir insan yüzünü görme, sesi duyma lüksüdür. Top iletişim, spor, gazete alışverişleri vb. hesaplandığında bu ilişki daha da sınırlanır.

Nazım “.. bir de ayna dökmeyi öneririm sana.. “der kişilik koşullar tek kişilik yaşamdan çok elverişlidir. Burada kast edilen üretmektir. Ağırlaştırılmış müebbet mahpusunun üreteceği temel şey ise(bu koşullarda) yazmak çizmektir. El yapım kartlar, resimler vb. olanak olmadığı için etkili değildir. Tecritte, ağırlaştırılmış müebbetlik yaşamın tüm olumsuzluklarına ilaç olacak en önemli şeylerin başında gelir üretmek bu ne kadar başarılabilir. Ya da her yazıp çizmek ve üretmekle yetinmek yaşamı kurtarır mı? Bir direniş biçimi midir? Ve bizi, kişiliğimizi ileriye taşır mı? Bunların yanıtını bu yazıyı okuyan her kişi kendine sormalıdır. Tek kişilik hücre yaşamında etkilerini neler olabileceğini “hayal” etmeli, yanıtlarını kendi aramalıdır?

Tek kişilik hücre yaşamında, ağırlaştırılmış müebbetlik gibi izale yaşamda olası olumsuzlukların ayrıntısına girmeden vurgulayalım,

Kendini yaşama, durağanlık, duygusallık, tepkisellik, tahammülsüzlük, tepkisizlik, alınganlık, duygusallık, sekterlik vb. vb.

Bu konu sayfalarca yazılacak anlatılacak bir konudur. Hücre tipi infaz rejimimin bu genel, bilinen ağır tahribatları insanı örseleyen hırpalayan yanları ağır müebbetlerde katlanarak misliyle oluşmasını sağlanmasına zemin sunacak koşullara sahiptir. Yaratılan nesnel, maddi zemin bunun gerçekleşmesi için organize edilmiştir.

“GÜNEŞ GİRMEYEN EVE DOKTOR GİRER”… AĞIR MÜEBBETLİK HÜCRELERİNE İSE AZRAİL GİRER

Ağır müebbet tutsakların bulunduğu fiziki koşullar her türlü fizyolojik ve psikolojik rahatsızlığın üremesine zemin sunan mekanlardır. Özel olarak fizyolojik hastalıkların ne boyutlarda olduğunu görmek için bu tutsakların hastane revir dosyalarına bile bakmak yeterlidir. Ki her rahatsızlık için revir tercih edilmemektedir. Akciğerden karaciğere, mideden safraya, kalp ve damar rahatsızlıklarından ağız diş sağlığından göz rahatsızlıklarına kadar tepeden tırnağa her türlü rahatsızlığın üreyip kronikleştiği bir yaşam koşulları söz konusudur. Bünyenin genetiği ile oynayacak düzeyde bir tahribat koşulları olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.

Hücre tipi infaz rejiminin tutsaklar üzerinde yarattığı sağlık sorunlarını ne boyutta olduğu bilinir. Bünye ölümcül hastalıklara tüm kanallarını açacak bir maddi zemin de bulur bu infaz rejimi içinde. Ağırlaştırılmış müebbetlik mahpuslarda bu sorun katlanarak ve kronikleşerek gerçekleşir. Güneşin, havanın, hareket alanının vs. yetersiz olduğu (aslında önemsiz düzeyde var olduğu, esasta olmadığı demek daha uygundur. “Yetersiz” ifadesi en hafif ifadedir. Maddi koşullar Azrail erken mesai çağrısı anlamına gelmektedir.

ÇEVRE VE İLEŞİTİMSİZLİK!

F tipinin açılma hedeflerinden biri de; BİREYLEŞTİRMEDİR. Kapıların sınırlı saatte açık olması, sınırda olması, teklilere iletişim kuracak üçlü hücrelerde yeterli hattın olmaması vb. nedenlerle diğer hücrelerdeki dost ve yoldaşlarla iletişim sorunu yaşandığı bir gerçektir. Kimi dönemler ya da kışın hava koşulları nedeniyle uzun sayılabilecek süreçlerde iletişimi koptuğu da olmuştur.

Ağırlaştırılmış müebbetlik tutsak her ne kadar koşulları gereği iletişimsizliğin bilincinde olsa da süreç içerisinde objektif gerçeklik yaşamını da etkileyecektir. Zaten tek kişilik yaşamın getirdiği bir dizi olumsuz koşullara bu iletimsizliğin eklenmesiyle “yalnızlaşma” duygusunu önü açılacaktır. İletişimsizlik , “ulaşılmasızlık”-gerçekliğine dönüşecektir. Doğal olarak iletişimin kopuk olduğu tutsak yaşamla “tek başına” mücadele edecek ve yaşam biçimlerini geliştirecektir.

DAR ALANDA FOTOKOPİ YAŞAMIN ETKİLERİ

Tarihsel deneyimlerden de bilinmektedir ki, uzun süreli dar alanda hücre yaşamının getirdiği fiziki ve psikolojik etkiler mevcuttur.

yaşamı paylaştığımız, yanınızda ikinci üçüncü kişilerin olmaması nedeniyle kendince oluşturduğu günlük yaşam esas olarak fotokopi bir yaşamdır. Yazının içinde anlattığımız, okuma yazma günlük zorunlu ihtiyaçlar, temizlik vb. belli bir zaman sonra ŞARTLANDIRILMIŞ gibi alışılan bir yaşama dönüşür. Yaşamın farklı renkleri yok olur dahası yoktur. Tek farklılık, zaman zaman çevre-yakın hücrelerle gelen yeni birileridir. Yüzünü görmeseniz de yeni bir insan tanıma heyecanı hissedilir, yaşanır.

okumak, yazmak, çizmek siyasal tutsağın en büyük, en güçlü can simidi olmasına rağmen, rutin birbirinin aynı(fotokopi) yaşam koşulları beynin faaliyetlerini doğal olarak sınırlar. Ve kısa süre sonra UNUTKANLIK, DALGINLIK başlar Çünkü her ne kadar okuduğumuz her yeni şey yazdığımız her çalışma beynin reflekslerini harekete geçirse de önceki yaşamdan farklı olarak sınırlanmış olması nedeniyle durağanlık başlar. Bunun sonucunda unutkanlık dalgınlıktır. Hemen hemen her ağırlaştırılmış müebbetlik tutsak bu durumu yaşamaktadır.

Yaşamın beynin faaliyetlerini bu denli sınırlanması, mevcut organlarının duyu organlarının yeterince faaliyeti olmaması belki henüz ayırtına varılmayan pek çok rahatsızlığın önünü açmaktadır. Kendini ifade etme, rastlantı ile mahkeme ya da hastaneye gidişlerde birden fazla kişiyle karşılaşınca nasıl sohbet edeceği konusunda bocalama, kendini kontrol etme çabası vb. vb. etkilerle kendini duyumsatır.

-24 saatin 1-2 saati dışında (ki o birkaç saatte de en fazla 7-8 metrelik uzaklık görebilirsiniz) gözünüz bakış uzamı en fazla 3-4 metredir. Ağırlıklı bölüm ise 1-2 metre… Kilometreler ötesine göre evrimleşmiş göz, uzun süre birkaç metre ile sınırlanınca çeşitli rahatsızlarda başlar. Bu bakış açısı-uzam-zamanı vb. sınırlılığı, yaşamda da bir “darlaşma” yaratacaktır, yaratmaktadır.

AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBETLERE DAYATILAN HÜCRE YAŞAMININ “YASAL” ZEMİNİ!

Tek kişilik hücreler, her hapishanenin (koğuş sistemleri de dahil) hücre cezası için yapılmıştır. Son yasa ile de en fazla hücrede yatış süresi 20 gün olarak belirlenmiştir. Yani açık ifade ile hapishane idaresine karşı ya da hapishane yaşamının de en ağır “disiplin suçu”(!)işlemiş tutsaklar için EN AĞIR CEZA çektirilmesi için yaptırılmış hücrelerdir. Bu en ağır cezaya karşın 1 saat havalandırma hakkı tanınmıştır. Bu durum genel olarak üzerinde durulmayan bir konudur. Oysa sorunların temelinde de bu vardır. Çünkü şu anda ağırlaştırılmış müebbetliklerin yaşadığı yer “bir defe en fazla 20 gün yatılabilecek” ikinci bir hücre cezası var ise, ara verilerek yatırılacak yani en fazla 20 gün yaşanabilecek hücrelerdir. Oysa ağırlaştırılmış müebbetlikler tıpkı disiplin cezalı gibi (hatta ziyaret-telefon vb. sınırlaması ile) burada ölene kadar tutulacaktır. Hücre cezalarına 20 günle sınırlayan yasa (daha önceleri 30 güne kadar çıkarılmıştı) bu hücrelerde 20 günden fazla yaşanamayacağı için çıkartılmış bir yasadır.

Ağırlaştırılmış müebbetlikler için çıkarılan infaz yasasının esas hedefinin A. Öcalan olduğu açıktır ki, özel statü olarak yıllardır da ikinci bir tecrit olarak İmralı’da tutulmaktadır. TC kendi içindeki hemen her çelişkisinde A. Öcalan’ın tecrit yaşamını gündeme getirmesi rastlantı değildir. Çıkartılan bir çocuk yasasında bile Öcalan’a af geleceği, infaz koşullarının iyileşeceği vb. ne isyan eden, Parlamenterlerin feryatları da anlamdır. Ağır müebbetlik koşulları İNSANİ YAŞAM koşullarından çok ötede olmalıdır. Ağır müebbetliklerin, insanca yaşama hakkı yoktur… Her türlü sınırlama, kısıtlama meşrudur!

İşte F tiplerindeki tek kişilik hücrelere biçilen yaşam budur.

Bu koşullara karşın idarelere verilen inisiyatif “ile ağırlaştırılmış müebbetliklere, spor, iş yurtlarından yararlanma, sosyal etkinliklere katılma vb. tanınmıştır. Ancak burada dalga geçer gibi kıstaslarda konmuştur. Ölene dek hücrede tutulacak insanlardan, idarenin belirlediği iyileştirme programlarına uyan, uyumu sağlayan vb. gibi kıstaslar aranmaktadır. Yani tretmana uyarsan! Bir adli şöyle diyordu “anlamadım, ağır müebbetliklerden iyi hal bekliyorlar. Hem hücreye at 1 saat havaya çıkar, hem de iyi halli ol.Ağır müebbetlik nasıl iyi halli olsun?”

SONUÇ OLARAK

Hapishane idaresi son taleplerimize ilişkin mucizevi gerekçelerle ağırlaştırılmış müebbetliklerin yaşamını belirlemiş kriterlerini açıklamıştır! Birlikte aynı havalandırmaya çıkma koşullarının olmayışını kamera ve gardiyan gözetimi olmayışı nedeniyle ağır müebbetliklerin birbirlerini yaralayıp öldürebileceklerinden dolayı, birlikte çıkarılmanın uygun olmadığı, aynı havalandırmaya üç hücre çıktığında en fazla 3’er saat alabileceğini(ne yapsınlar zaman yetmiyor) 3*3=9 gibi bir zaman doldurduğu ve bunun ötesindekine de gün ışığının el vermediği vb. gerekçesini sınırlamıştır.

“Sosyal ilişkinin” zaten kamera ile denetlenemeyeceği, gardiyan denetiminde olmayacağı gerçeği bir yana (yani birlikte havalandırmaya çıkmanın iradenin denetiminde olması gibi bir yasal düzenleme olmadığı), tutsakların birbirini yaralama-öldürme riski gerekçesi de (ki aynı zihniyet üçlü hücrede sorun yaşayıp yer değişikliği talep eden tutsaklara “birinizi öldürün-yer değişikliği falan yok” diyen zihniyettir) Ağırlaştırılmış müebbetliğe nasıl baktığının göstergesidir. “Adam ölene kadar kalacak” kimi görse doğrar!!! Gibi bir algıyla (kendisinin dahil inanmadığı) dayanmaya çalışmaktadır. İyi de tutsak arkadaşını niye öldürsün, öyle bir niyeti olsa o kuşular oluşmadan da pekala ala bu yapılamaz mı? Hem başka canlımı  kalmadı da! Bir başka yönü de ağırlaştırılmış müebbetliğe yol göstermekti,  “istediğine saldırabilirsin”…

Bu durumda birlikte çıkma koşulları olmayınca(!) gün ışığında en fazla 8-10  saat olunca, yani tek tek çıkarılınca da ancak 3’e bölerek zamanı hesaplamak ve kullanmak kalıyor geriye(!)…

Kimi hapishanelerde 5-6 saat uygulanıyordu. Birlikte çıkılıyordu. Bu 5-6 saatinde bir ölçüsü sınırı yok. Gerekçesi de yok! Şu sorulmalı! Neden havalandırma sınırlandırılması? Zaten hücrede tutuluyor? Peki sınırlamanın gerekçesi ne?

Talebimizde vurgulu olarak: Kendi talepleri olmadığı sürece aynı havalandırmaya çıkarılmaz” deniyor. Burada ifade açıktır. Eğer aynı havalandırmaya çıkacak olan ağır müebbetlikler uyumlu değilse, istemiyorsa, kapıları birlikte açılmaz o kadar basit. Ya da saldırgan, rahatsız (hasta) ağır müebbetlikler varsa tedbir olarak düşünebilir. Ancak genel olarak ağır müebbetlikleri birbirine zarar verecek “yaratıklar” olarak görmek kabul edilemez.

Son olarak vurgulayacak olursak, ağır müebbetliklerin şu anki yaşamın koşulları “diri diri gömmekten” öte bir anlam taşımamaktadır. Dahası burada ömür boyu tutulacak tutsak, hücrenin fiziki olarak darlığı, havasızlığı, nemi, güneş görmemesi vb. nedeni ile ailesi ile akrabasıyla arkadaşlarıyla (aile dışında üç kişi) ilişkisinin kesilmesi(anne-baba, eş, çocuk, kardeş, arkadaş ve dostlarıyla iletişimin kesilmesi, havalandırmanın bir saat (iyi halle 2-3 saat) ile sınırlandırılması, yanında bulunan hücredeki arkadaşıyla birlikte  çay içme, volta atma gibi en basit ilişkilerin kesilmesi, ayrı ayrı çıkması pencerenin bir karış açılması nedeniyle sürekli nem ve küf oluşumu. Zaten hava güneş olmadığı için bakteri üretimine açık olan koşullarda hücre temizliğinin düzenli ve sağlıklı olarak yapılmaması, çamaşır yıkama ve özellikle kışın hücre içinde kurutma nedeniyle yaşamın ikinci bir nem havasızlık vb.ne neden olduğu vb. vb., daha anlatılmayan bir dizi olumsuz koşullar yaşam boyu, bir işkenceye dönüşen uygulamadan öte anlam taşımaz.

Ulrike Mainof’lara biçilen “beyaz ölüm” burada da uzun sürece yayılmış, tek kişilik imha ya da diri diri gömmek olarak uygulanmaktadır.

Sınıf mücadeleleri devam ettiği sürece ağır müebbetlik mahpuslar hapishanelerde eksik olmayacaktır. 20’li yaşlarda hücreye alınan bir ağır müebbetlik, belki 50-60 yıl aynı olumsuz koşulları yaşayacaktır. Bunun toplumsal bilince dönüşmesi ve bir karşılık bulması zorunludur. Bugün burada, sadece hapishane idaresinin uygulayabileceği, kısmen “iyileştirme” sağlayabileceği talepler dile gelmektedir. Ancak asla yeterli değildir. Yazı içinde anlattığımız, ağır müebbetliklerin infaz rejimi, yasal anlamda düzeltilmesi için, ayrıca gündemleştirilip (siyasi çevreler, DKÖ’ler vb. ile) değiştirilmesi zorlanması gereken bir konudur.

Bu yönüyle sadece idarenin uygulayabileceği son derece basit taleplerin ciddiyetini önemsemek gerekir. Hapishane idarelerinin zihniyetini biliyoruz. Tutsağın yaşamı ne kadar yasak, baskı, zulüm ile örülürse idareler o denil “rahat” etmektedir. En basit taleplerin bile faşist zihniyetle tam aksine işkenceye dönüştürülmeye çalışıldığını biliyoruz, görüyoruz, yaşıyoruz. Buna karşın on yıldır, aralıksız devam eden dinişini, ağır müebbetliklerin koşullar bakımından önemi kavramak gerekmektedir. Ancak bu olursa, kazanımlar olacaktır, bu olursa direniş daha anlamlı olacaktır.

Tekirdağ 1 No.lu F tipi

Ali Gülmez

Muzaffer Öztürk

14 Eylül 2010

TÜRKİYE CEZAEVLERİNDEKİ HASTA TUTSAKLAR

ADI SOYADI CEZAEVİ HASTALIĞI
Abdulsamet Çelik Sincan 2 Nolu F Tipi Kemik iliğine bağlı bir çeşit kanser Myelodisblastik sendromu(MDS)Hastalığı
Avni Uçar Sincan 2 Nolu F Tipi Böbrek Kanseri
Yılmaz Süncak Sincan 2 Nolu F Tipi Astım,Mide ve Boyun Fıtığı İleri derecede görme bozukluğu
Emrah Kaçar Sincan 1 Nolu F Tipi (Hodgkin Lenfoma) Lenf bezi Çoğalması iyi huylu kanser hastalığı
Erol Zavar Sincan 1 Nolu F Tipi Mesane Kanseri
Hüseyin Özarslan Sincan 1 Nolu F Tipi Karaciğer Hepatit B Ayrıca Ciddi Sağlık Sorunları Bulunmakta.
Kamil Turanoğlu Sincan 1 Nolu F Tipi Kurşun yaralanması nedeniyle sol ayağı dizden kesik Protez bacak kullanıyor
Mesut Deniz Sincan 1 Nolu F Tipi Ölüm Orucu sonrası oluşan Fiziksel sorunlar ve Şizofren Hükümlü 11.yıldır Hapis
Mustafa Gök Sincan 1 Nolu F Tipi Wernicke Korsakoff uzun süre tedavi gördükten sonra Cezaevine gönderildi.Raporu var.
Selmani Özcan Sincan 1 Nolu F Tipi Wernice Korsakoff Ölüm Orucuna bağlı fiziksel sorunlar
Yaşar İnce Sincan 1 Nolu F Tipi Hepatit B sınırda Kalp yetmezliği,Böbrek rahatsızlığı, Bel Fıtığı son dönemde baş ağrısı şikayetleri var çok ciddi tedavi edilmiyor.
Cengiz Kahraman Sincan 1 Nolu F Tipi Wernicke Korsakoff hastası.
Aygül Kapkaç Sincan Kadın Cezaevi 13 yıldır şarapnel parçasıyla yaşamağa çalışıyor.Kalp çarpıntısı,şarapnelin yerleştiği bölgede iltihap oluşması sorunlarının olduğu.
Zeliha Bulut Sincan Kadın Cezaevi Şizofren
Bekir Şimşek Edirne F Tipi Wernicke Korsakoff  ayrıca bacağında mermi var.
Zeynel Abidin Şimşek Edirne F Tipi Wernicke Korsakoff  tahliye oldu.
Sedat Kartal Kandıra 1 Nolu F Tipi (Romatoid-artrit) Eklem ağrıları eklemlerde şişlik tutukluk ve fonksiyon kaybı.
Ali Teke Kandıra 1 Nolu F Tipi Wernicke Korsakoff ve ölüm orucuna bağlı hafıza kaybı.
Bülent Özdemir Kandıra 1 Nolu F Tipi Wernicke Korsakoff  hastası bacağında mermi var.
Remzi Aydın Kandıra 1 Nolu F Tipi Tekerlekli sandalye ile yaşamak zorunda hiç hareket edemiyor.ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda.
Hatice Bolat Gebze M Tipi Wernicke Korsakoff hastası yürümekte ve konuşmakta zorlanmakta belli aralıklarla gözleri tümüyle görmemekte vucudunda uyuşmalar var.uzun süredir cezaevinde hükümlü
Sibel Kurt Gebze M Tipi Kalp hastası sağlık durumu giderek kötüleşiyor.ölüm teklikesi olduğu, hastanede tedavi edilmesi gerekmekte,hastaneye sevki yapılmıyor.
Hediye Aksoy Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi Şarapnel parçaları nedeniyle iki gözünü kaybettiği için, göremiyor. Böbrek sorunu var. Merdivenlerden inip çıkamıyor. Görmemesinden kaynaklı cezaevi koşullarında yaşamını sürdüremiyor.mahpus arkadaşlarının yardımıyla ihtiyaçlarını karşılayabiliyor
İsmail Yavuz

Gülverik

Silivri Kapalı Cezaevi Tüberkiloz hastası hastalık her iki ciğerini kaplamış durumda durumu ciddi
Mehmet Tapar Maltepe Cezaevi Tüberküloz hastası hastalığı ileri derecede tedavisi düzenli yapılmıyor.
Metin Kara Ümraniye E Tipi cezaevinde kalan metin kara bir yıldır sağlıksız koşullardan kaynaklı bağırsak enfeksiyonu olduğu ve bir yıldır süren rahatsızlığının tedavi edilmediği ciddi  sorunlar yaşadığı
Şevket Öznur Sakarya L Tipi Hipertansiyona bağlı felç diyabet,kronik kalp yetmezliği ve böbrek yetmezliği her iki ayak damarlarında %90 tıkanıklık ve bir gözünü kaybettiği tedavi edilmezse diğer gözünü de kaybedebileceği.
Latif Bodur Midyat M Tipi kapalı Akçiğer kanseri hastası.
Hazne Haykır Midyat M Tipi kapalı 70 yaşında kalp hastası psikolojik durumu kötü yemek almıyor.geceleri uyuyamıyor.
İsa Yağbasan Midyat M Tipi kapalı Kanser hastası
M..Sıddık Cengiz Siirt E Tipi Kalp kapakçığından var olan sızmadan dolayı sürekli kriz geçiriyor.
Temino Baysal Siirt E Tipi %80 Özürlü oğlu Kurban Baysal felçli babasına bakmak için cezaevinde yatıyor.
Aynur Epli Siirt kadın cezaevi Bağırsak Kanseri durumu ciddi ölüm sınırında.
M. Emin Akdağ Vat F Tipi Daha önce gördüğü işkenceler sonucu vücudunun sağ tarafı felçli cezaevi koşullarından kaynaklı yaşamsal olarak ciddi sıkıntılar yaşamakta.
M. Emin Özkan Mardin Cezaevi 74 Yaşında Kronik kalp hastası Yüksek Tansiyon zehirli guatır hastalığı. 1.85 boyunda olan Özkan 50kg.
Naci Akyol Sivas E Tipi Akciğer Kanseri Durumu ciddi ölüm sınırında.
Talat Şanlı Sivas E Tipi Wernicke Korsakoff hastası ciddi sıkıntıları var.
Yusuf Kenan Dinç Sivas E Tipi Wernicke Korsakoff hastası ciddi sıkıntıları var.
Sevgi Saymaz Uşak E Tipi Wernicke Korsakoff ölüm orucuna bağlı fiziki sorunlar.
Nizamettin Akar Muş ETipi Kapalı Lenf Kanseri durumu ciddi ölüm sınırında.
Görgin Oktar Muş E Tipi Akciğer sönmesi hastalığı.
Hulki Güneş Muş E Tipi (Ankilozan-Spondilit)Hastalığı omurgayı tutan  ağrılı şekil bozukluğu ve aktivite kısıtlaması ile sakatlığa neden olan iltihaplı romatizma
Nesimi Kalkan Silifke M Tipi Çölyak Hastalığı nedeniyle hiçbir ihtiyacını tek başına karşılayamıyor.ciddi sıkıntılar yaşıyor.
Aslan Karslı Silifke M Tipi Wernicke Korsakoff hastası fiziki sorunları var 5 kez rapor verilmesine rağmen hala cezaevinde tutuluyor.
Seyithan Bozdağ Nevşehir cezaevi Beyninde tümör var.baş ağrıları oldukça fazla.
Selim Buğrahan Bingöl M Tipi 75 yaşında Böbrek ve kalp hastası yürümekte zorluk çekiyor.durumu ciddi.
Sedat Erkmen Batman cezaevi %65 özürlü Epilepsi hastası.
Cengiz Karakaş Trabzon E Tipi Wernicke Korsakoff ölüm orucuna bağlı fiziksel sorunlar.
Erkan Nasıroğlu Trabzon E Tipi Kısmi felç ihtiyaçlarını karşılayamıyor.psikolojik sorunları var.
Gülezar Akın Adıyaman E Tipi Hipozifte tümör var. Yumurtalıkta kist belde fıtık ve yırtılma düzleşme,mide ülseri hastalıkları mevcut.
İsmet Ayaz Adıyaman E Tipi 10 yıldır çölyak hastası ihtiyaçlarını karşılayamıyor. 10 yaşında çocuk gibi.
Yusuf Kaplan Elazığ E Tipi 85 yaşında %79 felçli kalp yetmezliği kroner arter hastalığı,görme sorunu solunum yetmezliği ve vücudunun %79 kulanamaz olduğuna dair raporu var.
İzzet Turan Diyarbakır D Tipi Kapalı (Ankilozan,Spondilit) Omurgayı tutan ağrılı şekil bozukluğu ve aktivite kısıtlanması ile sakatlığa neden olan iltihaplı romatizma hastalığı. Ayrıca mide ülseri, kemik erimesi,böbrek yetmezliği, bel fıtığı.
Nurettin Soysal Diyarbakır D Tipi Lenf Kanseri durumu oldukça ciddi ölüm sınırında Tahiye edildi.12.11.2010
Veysi Özer Diyarbakır D Tipi Kanser hastası Kemoterapi yapılmasında ciddi engeller var kemoterapi yapılmıyor.
Halil Güneş Diyarbakır D Tipi Kemik Kanseri durumu ciddi.
İnayet Mete Diyarbakır D Tipi Kalp ameliyatı geçirmiş,sık sık kriz geçiriyor.siroz hastası,Damar tıkanıklığı, Bel fıtığı.
Hasan Alkış Kırıkkale F Tipi Kalp,Tansiyon,Ülser ve Bekçet hastalığı adli tıp raporu olmasına rağmen cezaevinde tutuluyor.
Hayati Kaytan Kırıkkale F Tipi Beyin Kanseri ameliyat oldu.sağlık sorunları devam etmekte.
Lokman Akbaba Kırıkkale F Tipi Sol bacakta güçsüzlük ve incelme Dejeneratif omurga hastalığı motor nöron hastalığı var.
Deniz Selçuk İzmir 2 Nolu F Tipi KRİPTOJENİK Makronodüler Karaciğer sirozu.
Memduh Kılıç İzmir 1 Nolu F Tipi Tüberkiloz hastası ölüm sınırında ötenazi hakkını kullanmak için TBMMeclisine başvuruda bulunmuş.
Süleyman Erol İzmir 1 Nolu F Tipi Ağır tecrit sorunlarından kaynaklı pisikolojik sorunları var.intihara kalkışarak  bileklerini kesti.
Fevzi Adanır İzmir 1 Nolu F Tipi Hükümlü pisikolojik sorunları nedeniyle Manisa ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde tedavi görmekte.
Gazi Dağ Antalya E Tipi Belden aşağısı felçli iyileşme şansı bulunmuyor.ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda.
Gülay Çetin Antalya kadın cezaevi Mide ve sol yumurtalık kanseri durumu ciddi.
Halit Yıldız Antalya L Tipi 82 yaşında  yaşlılıktan kaynaklı sağlık sorunlarının olduğu ihtiyaçlarını arkadaşlarının yardımıyla zorla karşılayabildiği.
Kemal Özelmalı Kürçüler F Tipi Wernice Korsakoff tıp kurumundan organik akıl hastası olduğuna dair.raporu var. Buna rağmen cezaecinde tutuluyor.
Emrah Alişan Adana Cezaevi Belden aşağısı felçli yatağa mahkum olmasına rağmen adli tıp kurumu cezaevi ortamında revirde bakımı sağlanarak infazına devam edebilir.yönünde kararı var.
Deniz Yıldız Adana Karataş Kanser hastası durumu ciddi kemoterapi görüyor.
Seyran Gördük Alanya Troid Kanseri  durumu ciddi
Yılmaz Çelikal Alanya Kapalı 9 yıldır Manisa Ruh ve Sinir HASTALIKLARI hastanesinde kaldıktan sonra gözlem dairesi ve kurul kararıyla şuan kalmakta olduğu cezaevine nakledildi.
Mehmet Temiz Tokat T Tipi Omuzlarından aşağısı felçli tam teşekküllü 5 hastahane den cezaevinde kalamaz raporu olmasına rağmen cezaevinde tutuluyor. İhtiyaçlarını karşılayamıyor.
Cengiz Eker Erzurum H Tipi 3 kalp damarı tıkalı tedavi edilmiyor hastaneye sevki yapılmıyor.
Taylan Çintay Erzurum H Tipi Mesane Kanseri durumu ciddi ölüm sınırında.Diyarbakır Dtipi cezaevine sevk edildi.
A.Hakim Eşiyok Erzurum H Tipi Mide ülseri kafasında 1.8mm demir parçası var.ameliyat olması gerekiyor.ameliyat edilmiyor.sevki yapılmıyor
Bekir Şimşek Edirne F Tipi Wernicke Korsakoff hastası bacağında mermi var.
Zeynel Abidin Şimşek Edirne F Tipi Wernicke Korsakoff  Tahliye edildi.
A.Kahar Aksoy Bolu F Tipi Ciddi Diyabet Hastası başında Şarapnel parçası var.
Abdurrahman Yıldırım Bolu F Tipi Kafasında şarapnel parçası olduğundan şarapnel parçası beyne ilerliyor. Zaman zaman hafıza kaybı yaşıyor.
Mehme Ali Çelebi Bolu F Tipi Wernicke Korsakoff sendromu ileri derecede şizofren. Hükümlü.
Mensur Aydın Bolu F Tipi Ciddi Kalp Hastası.
Nesimi Özkan Bolu F Tipi Kalp ve Sara hastası.
İdris Çalışkan Bolu F Tipi Kendisini yakmaktan kaynaklı Bağırsağının yırtıldığı,yanmaktan kaynaklı ciğerlerin  nefes alamıyor.kırık kemikleri var.uyuyamıyor.arkadaşları başında bekliyor.
Ufuk Keskin Bolu F Tipi Diyabet tipi.1 Psikolojik hastalıklarıda var.
Doğan Karataştan Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Wernicke Korsakoff hastası Raporu var.
Mehmet Yeşiltepe Tekirdağ 1 Nolu F Tipi (Hidrosefali) Beynin içinde ve Çevresinde aşırı sıvı toplamnması sonucu oluşan rahatsızlık ve kilo kaybı.
Behçet Yılmaz Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Ağır astım hastası tekli hücrede kaldığından kriz geldiğinde ilacını bile kullanamaz duruma gelmekte.
Cemil Erdem Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Diyabet tip.2 ve Hipertansiyon hastası.
Ersin Vural Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Oryantasyon Bozukluğu,Paranoya, mutlak tecrit koşullarında tutuluyor.Beni Öldürecekler diye sık sık bağırıyor.
Hasan Tahsin Akgün Tekirdağ Ağır tecrit koşullarının yol açtığı pisilolojik sorunları nedeniyle,yaşamını kendi başına sürdürecek durumda değil.
Hüseyin Bahar Tekirdağ Tüberkiloz ve Zaattürre hastası.
İnan Gök Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Wernice Korsakoff hastası.
Ziya Ergezer Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kronik diyabet,Tansiyon,Bronşit,Aşırı kilo kaybı Kalpte sıkışma ve sürekli uyku hali.
Ocal Doğa Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Psikolojik rahatsızlıkları var.tedavi görüyor.durumu acil tepkileri anormal derecede bozuk ölmek istiyor.sesleri duymak ve ışık istemiyor.beslenememekten kaynaklı 41 kg düşmüş sürekli kusuyor.
scroll to top