Home , Dünya , İsrail Niçin Hâlâ Filistinlileri İşgal Altında Tutuyor?

İsrail Niçin Hâlâ Filistinlileri İşgal Altında Tutuyor?

KUDÜS | 07 – 10 – 2010 | Shir Hever, Alternatif Bigi Merkezi’nde iktisatçıdır. Son kitabı Political Economy of Israel’s Occupation (İsrail İşgalinin Ekonomi Politiği) yakınlarda Pluto Press tarafından yayımlandı. Bu yazısında İsrail işgalinin sürmesinin  siyasi, ekonomik ve stratejik itici güçlerini inceliyor.

Filistin İçin İsrail’e Karşı Boykot Girişimi

www.boykotisrail.org

1. İşgalin İsrail Toplumuna Maliyeti

İsrail’in işgal karşıtı hareketinin çoğunluğu maalesef Filistinlilerin özgürce yaşama haklarına değil de işgalin İsrail toplumuna verdiği zarara odaklanır (Sternhell, 2009).

İşgalin İsrail’in birçok sosyal sorununu hafifletmede yararlı olabilecek kaynakların [yöneltildiği] büyük bir yatırım olduğu ve yerleşimler veya kolonilerin aşırı derecede hükümet sübvansiyonlarından yararlandığı argümanları (Swirski, 2008) İsrail toplumunda herkesin malumudur ve nadiren somut temelde karşı çıkılır.

İsrail içinde işgali İsrail’e iddia edilen ekonomik faydaları gerekçesiyle desteklemekte kullanılan argümanlar sessizliğe gömüldü. İlk yirmi yılında işgalden İsrail tarafından elde edilen kârı etkili bir şekilde gösteren Marksist iktisatçılar bile işgale karşı Filistin direnişinin İsrail’e ağır bir ekonomik bedel ödetmeye başladığı 1987 Birinci İntifada’dan sonra – şüphesiz Filistinliler İsrail işgaline karşı çıkma gözü pekliği için daha ağır bir bedel ödedikleri halde –İsrail’in Filistin topraklarını ekonomik kâr için işgal ettiği fikrini büyük ölçüde terk etti (Swirski, 2005).

İşgalin İsrail toplumuna maliyeti üçe ayrılabilir. Birincisi, Batı Şeria’daki yasadışı kolonistlere verilen muazzam sübvansiyonların yılda yaklaşık 3 milyar dolar olduğu ve yıllık %5–8 oranında büyüdüğü tahmin ediliyor. İkincisi, kolonilerin güvenlik maliyeti ve Filistinlileri (hem Batı Şeria hem de Gazze’de) kontrol altında tutmak için yapılan askeri harcamalar bunun yaklaşık iki katı yani yıllık 6 milyar dolardır ve sivil masraflar ile yaklaşık aynı oranda büyümektedir (Hever, 2005). Üçüncüsü, işgalin sosyal maliyeti İsrail içindeki kamu hizmetlerinin, sosyal dayanışmanın ve demokratik kurumların çökmesi ve sosyal uçurumun korkunç düzeyde büyümesini içerir ve burada bütünüyle sayılamayacak kadar kabarık ve karmaşıktır.

İsrail ekonomisi 1967’de ucuz Filistin emeğini massetmeye başladığından beri daha fazla şirket ucuz emeğe dayalı bir iş modeli benimsedi ve bu yüzden işçi hakları aşındı ve bunun eşitsizlikte keskin bir artışa katkısı oldu (Swirski, 2005). Bu sırada İsrail vatandaşları ve Filistinliler için ikili hukuk sistemi, İsrail’in demokratik kurumlarını dayanabileceklerinin ötesinde zorladı (Kretzmer, 2002).

Bu yüzden İsrail hükümeti için en mantıklı hareket tarzı Filistin topraklarını işgale son vermek gibi görünüyordu.

2. Politikalar, Rasyonelliğe Meydan mı Okuyor?

Bunun yerine İsrail hükümeti enerjisini kendisini meşru, demokratik ve saygın bir ülke olarak pazarlamaya veriyor, örneğin elçiliklerin çabalarını tamamlamak için propaganda ajansları kuruyor (Ravid, 2010), diğer yandan Filistinliler üzerindeki kontrolünü bir nebze olsun bırakmıyor, Gazze Şeridi üzerindeki ablukasına son vermiyor ve Batı Şeria’daki kolonileri boşaltmıyor.

Batı Şeria’daki koloniciler, işgali eleştirenler tarafından genellikle İsrail’in geri çekilmesinin ana engeli diye suçlanırlar. Bu argüman, İsrail Siyonist soluna göre, kolonicilerin irrasyonel, Mesihçi bir ideoloji ile hareket ettiği ve eylemlerinin İsrail’i git gide uçurumun eşiğine ittiğini göremedikleridir (Shenhav, 2010).

Oysaki koloniciler, İsrail vatandaşlarının sadece yaklaşık %7’sini oluşturur. Nasıl oldu da hükümeti rehin alıp işgale son vermesini engelleyebildiler? Dahası kolonicilerin devletten aldığı muazzam ekonomik sübvansiyonları unutmak işimize geliyor. Bu sübvansiyonlar durdurulacak olsa genişleme hızı düşebilir ve birçoklarının aklı İsrail içine geri taşınmaya yatabilir (Gutwein, 2004). Eğer koloniciler devletin çıkarlarına hizmet etmiyorlarsa niçin ortalama İsrail vatandaşlarına kıyasla ayrıcalıklı muamele görüyorlar? (Zertal & Eldar, 2007).

Kolonicilerin İsrail toplumu üzerindeki gücü, İsrail’in kendi çıkarlarına göre hareket etme isteksizliği hakkındaki Siyonist sol argümanı çürüten bir muammadır (Kleinman, 2005). Koloniciler gerçekten de İsrail hükümetinden milyarlarca dolar değerinde sübvansiyon almaktadırlar, gene de İsrail’in en zengin kapitalistlerinin çoğu kolonici değildir. Koloniciler, İsrail ordusu içinde önemli pozisyonlara yükselmiştir, ama ordunun üst rütbeli subaylarının çoğunluğu kolonici değildir (Zertal & Eldar, 2007). Üstelik İsrail hükümeti Gazze Şeridi’nden yerleşimcileri tahliye etmeye kararlı olduğunda koloniciler tarafından tahliyeyi durdurma çabasıyla yürütülen ümitsiz kampanyaya karşın kararını uyguladı.

Kolonicilerin İsrail siyaseti üzerinde güçlü bir etkisi vardır ama toplumun çoğunluğu bu etkiye izin verdiği için vardır. Birçok İsraillinin İsrail hükümetine barış süreci boyunca daha iyi bir anlaşma sağlama avantajı sağladığına inandığı dini “kutsal topraklar” tutkusu, müzakerelerde uzlaşmaz bir pozisyon için uygun bir günah keçisidir. Barış süreci, İsraillilerin tavizsiz bir tutum benimsemeleri nedeniyle süresiz olarak geciktirilebilir, fakat işgalin maliyeti katlanılabilir olduğu sürece neden taviz vermek için aceleleri olsun ki? Bu yüzden koloniciler aslında İsrail hükümeti için faydalı bir işlev görürler. Onların görünüşteki mantıksızlığı ve bariz tehlikeli Mesihçi siyasetleri, dikkatleri İsrail toplumunun Filistinlilerin haklarını kabul etme isteksizliğinden başka yöne çekmek için kullanılır.

Ana akım İsrail anlatısı, ikilemi açıkça ekonomik argümanlar yönünden değil, İsrail’in güvenliği için gerekli bir stratejik mesele olarak tasvir ediyor. (Greenberg, 2008). Her ne kadar modern savaş, tampon bölgeleri (özellikle İsrail’in barış anlaşması imzaladığı devletlerle [Ürdün ve Mısır – Ç.N.] arasında tampon bölge olan Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ni) büyük ölçüde anlamsızlaştırsa da Filistinlilerin taleplerini kabul etmenin “teröristler için bir zafer” olacağı argümanına sürekli başvuruluyor. Dahası İsrailli generaller, yalnız Batı Şeria ve Gazze Şeridi sınırları üzerinde sıkı kontrolü muhafaza ederek hiçbir roket veya roket parçasının bu topraklara gizlice sokulmamasını ve İsrail’e atılmamasını sağlayabileceklerini iddia ediyorlar (Dışişleri Bakanlığı, 2009).

Bu argümanlar sebep ve sonuç ilişkisini ters yüz etmektedir, güya Filistinlilerin İsrail’e saldırma isteği yıllardır süren boyunduruk ve askeri işgal tarafından harekete geçirilmekten ziyade tabiatlarında yatmaktadır. İlginçtir ki, askeri veya siyasi kariyerlerinden emekli olduktan sadece birkaç hafta sonra birden bire direnişin bir belirti olduğunun ve işgalin nedeni olmadığının “farkına varan” çok sayıda üst düzey İsrailli subay ve siyasetçi örneği vardır. [1]

3. İşgalin Sürdürülmesinin Nedenleri

Peki, o zaman İsrailliler işgalin bir ekonomik yük olduğunun farkına varmalarına rağmen niçin işgali destekliyorlar? Yanıt karmaşıktır, çünkü İsrailliler homojen bir grup değildir.

İsrail’deki çeşitli elit gruplar işgali destekliyor, çünkü bunca yıllık işgal ve boyunduruktan sonra işgalle tanımlanır oldular.

1. Ordu komutanları, Filistinlileri düşman olarak görecek şekilde yetiştirilip eğitilir ve Filistinlilerle baş etmek için dar, mekanik bir yaklaşım benimsemektedirler. Filistin direnişinin “niçin”i ile uğraşacaklarına sadece “nasıl” Filistinlileri kontrol edeceklerine ve direnişi bastıracaklarına odaklanırlar. Sorun çözmek için güç kullanımında uzmanlaşan profesyonel bir grup olarak askerlerin ve subayların işgal hakkında sağcı bir perspektifi benimsemeye eğilim göstermeleri şaşırtıcı değildir, birçoğu koloniciler ile fazlasıyla empati kuruyor; görüşleri daha solcu olan birçok genç İsrailli ise askerlikten kaçınmanın bir yolunu buluyor. Yasa zoruyla askere alınanların oranı yüzde %50’lere düştüğü bir zamanda askere giden genç İsrailliler kendi seçimleriyle askerlik yapmaktadır (Harel, 2010).

2. Özellikle silah ticareti, finans ve “yurtiçi güvenlik” alanlarından belli ticari çıkarlar, bu çatışmadan doğrudan kâr ediyorlar (Klein, 2007). Birçok İsrailli milyoner, servetini orduya hizmetler sunarak veya siyaset, kültür ve ahlaki karinesinin temel direği olarak korkuyu benimsemiş bir topluma geçici ve anlık “güvenlik” çözümlerini kapı kapı dolaşıp satarak yapmıştır. İsrail’in güvenlik ürünlerine olan iç talebi aşırı ölçüde büyüktür. OECD yayınlarına göre İsrail GSYİH’ sinin %8’ini güvenliğe harcıyor (OECD, 2010), bu oranla OECD içindeki en militarize devlettir (çoğu OECD ülkesi GSYİH’larının % 1-2’sini güvenliğe harcamaktadır). Bu oran İsrail’i dünyada en yüksek güvenlik harcamalarını yapanlar arasına yerleştirmektedir. Fakat yeni bir çalışma, İsrail’in gerçekte güvenliğe resmi rakamların kabul ettiğinden daha fazlasını harcadığını buldu. Daha doğru bir hesaba göre İsrail GSYİH’sının % 12,3’ünü güvenliğe harcamaktadır (Wolfson, 2009).

İsrail aynı zamanda dünyanın en büyük silah ihracatçılarında biri olmuştur, dünyanın dördüncü büyük küresel ihracatçısı olduğu tahmin edilmektedir (Associated Press, 2007). İsrailli silah şirketleri, İsrail ordusu ile yakın bağlarından ve teçhizatlarının Filistinliler üzerinde kullanılmasından ve test edilmesinden dolayı kendilerini “terörizmle savaş uzmanları” olarak sunabiliyorlar. Aynı mantık, ayrıca İsrail’i dünyanın “yurtiçi güvenlik” ürünleri başkenti yapmıştır  (Gordon, 2009).

Bu gerçeklik, açıkça çatışma, işgal ve işgale direniş yıllarının sonucudur.

Kazançları silah satıcılarının kazançları kadar doğrudan olmamakla birlikte finans şirketleri de korku kültüründen ve sermaye piyasalarındaki istikrarsızlıktan nasiplenir.

3. Çoğu eski ordu komutanı olan İsrailli politikacılar, korkuya kapılmış halkın endişelerini en iyi şekilde yatıştıracak “kabadayı” imajı için birbiriyle rekabet eder, sırasında ateşe körükle giderler. Netanyahu, bunun en iyi örneğidir. Bir yandan kendini İsrail’in “güçlü lideri” olarak pazarlar ve muhaliflerine “yumuşak başlı” diye saldırır. Diğer yandan sürekli İran’ın olası nükleer silahlarından duyduğu korkuyu dile getirir. Böyle politikacıların Filistinli liderler ile müzakereler çerçevesinde taviz vererek elde edebilecekleri bir şey yoktur, çünkü Filistinlilerin baskı altında tutulmasına son verilirse ve anlaşmazlık bitmeye yüz tutarsa bu politikacıların siyasi sermayeleri değerini kaybeder ve hızla yerlerini yeni bir politikacı nesli alır (Ben Meir, 1995).

Ancak bu elit gruplardan daha önemli olanlar, özel ilgiyi hak eden İsrail’deki alt sosyoekonomik sınıflardır. Bu grup askeri, ekonomik ve siyasi güç merkezlerinden kopuk olmakla birlikte İsrail toplumundaki en büyük gruptur, kitlesel seçmen gücüne sahiptir.

Üyeleri arasında dindarlık, yoksulluk ve işsizlik oranının toplumun geri kalanıyla karşılaştırılamayacak kadar yüksek olduğu, toplumun geri kalanına oranla çok büyük bir bölümü Arap ülkelerinden gelen İsrail’deki Yahudi alt sınıflar, İsrail’in askeri maceralarının genellikle destekçisi olmuş ve bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkmıştır (Shalev, Peled & Yiftachel, 2000).

Siyonist sol buna genellikle şaşıp kalmış ve bu alt sosyoekonomik sınıflara yönelik kampanyalar başlatmaya çalışmıştır. Bu kampanyalar, “yerleşimlere değil, [yoksul] mahallelere para” gibi sloganlar kullandı. Altında yatan mesaj, yoksul halkın kendisi için neyin doğru olduğunu bilmediği ve kendi ekonomik çıkarları pahasına İsrail’deki sağcı partileri desteklediğidir. Aynı partiler Filistinlilerin ekonomik tazminat olarak serbest ticaret ve uluslararası yardım teklifleri ile İsrail’in aşırı acı tavizler vermesini gerektirmeyecek bir barış anlaşması imzalamaya ikna edilebileceğine inanır (Elgazi, 2007).

Kuşkusuz, İsrail toplumuna yönelik söylem yukarıdan tınısını kaybetmemiştir. Yaşam standardının yükselmesi vaadi karşılığında egemenlik ve kendi kaderini tayin hakkından vazgeçmeyi reddeden Filistin toplumuna yönelik söylem de. Siyonist solun gündemi, Başbakan Barak’ın Filistinlilere. 1967’de İsrail’in işgal ettiği bölgelerin büyük bölümündeki bağlantısız kantonlardan oluşacak bir Filistin “devleti” karşılığında çatışmaya ve direnişe son vermeyi içeren, “ister al, ister alma” tonundaki teklifi “cömert teklifi” ile açığa çıktı. Filistin toplumu bu teklifi reddetti, İkinci İntifada patlak verdi ve Siyonist sol o tarihten beri keskin bir düşüş yaşamaktadır (Ackerman, 2002).

Yahudi alt sosyoekonomik sınıfları, işgalin İsrail’i bir askeri devlete dönüştürdüğünün ve “güvenliğin” devletin birinci önceliği olarak kalması ile sosyal devlet mekanizmalarının çoğunlukla tasfiye edilmiş olması arasında açık bir nedensel ilişki olduğunun farkındadır.

Ancak insanlar nadiren hayattaki ve siyasetteki seçimlerini sadece maddi hususlara dayanarak yapar. Güçlü bir ulusal kimlik ve Filistinliler üzerindeki zaferin kutsanması bazen ekonomik konfor ve refahın yerine geçebilir. Bir Batı Şeria kontrol noktasındaki asker genellikle alt sınıflardan ve İsrail sosyal standartlarına göre kötü eğitimli addedilen biri olacaktır. Ancak kontrol noktasında bu askerin iradesi kanundur ve bir asker ceza görmeksizin kendi benlik imgesini başka insanlar pahasına oluşturabilir.

4. İsrail ABD’nin Kuklası mıdır?

İsrail politikaları ele alınırken ABD’nin Ortadoğu’da oynadığı önemli rol göz ardı edilemez. İsrail, muazzam ABD desteği olmaksızın bu saldırgan politikalarını asla sürdüremezdi. ABD’nin Ortadoğu’daki savaş savunuculuğunu anlatmak gereksiz. ABD’yi Ortadoğu’daki çatışmayı körüklemeye iten nedenler ve ABD’deki karmaşık siyasi ve ekonomik yapı ise bu yazının kapsamı dışında. ABD’nin Ortadoğu’daki en saldırgan devlete – İsrail’e – yıllık 3 milyar dolar tutarında askeri yardım vermesi (dünyadaki diğer herhangi bir ülkenin aldığı yardımdan daha fazla), bölgede ABD ve İsrail stratejileri arasındaki karşılıklı ilişkinin yeterli kanıtı olmalıdır (Bowels, 2003).

Bazı siyasi analistler, İsrail’in sırf ABD politikasına bir vekil olarak hizmet ettiği, ABD’li karar vericilerin İsrail askerlerini ölmeyi ve sakat kalmayı göze almak üzere savaş alanına yollamayı daha da fazla ABD askeri yollamaya göre daha kolay bulduğu kanısındadır. Fakat İsrail’in iç siyaseti, İsrail toplumunun kendisini ABD çıkarlarına değil de kendi çıkarlarına hizmet ediyor olarak algıladığını düşündürüyor. Analizle kamuoyu arasında böylesine geniş bir uçurum, propaganda ve beyin yıkama ile izah edilemez.

Başka analistler, küçüklüğüne rağmen İsrail’in ABD politikası üzerinde orantısız nüfuz kullandığını savunuyor, John Mearsheimer ve Stephen Walt’ın The Israel Lobby and U.S Foreign Policy (2007, İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası) kitabında olduğu gibi. Ancak hatırlamak gerekir ki, Washington’da İsrail lobisinden çok daha güçlü lobiler faaliyet yürütmektedir; büyük silah şirketleri (Lockheed-Martin, McDonald Douglas), İsrail’e ABD yardımından doğrudan kâr sağlayan şirketler gibi, çünkü İsrail’in bu yardımı ABD yapımı silahlar satın alması için kullanması istenir. Bu şirketlerin silah satışlarını artırmak için ABD’nin “dostu ve müttefiki” İsrail’e yardımının sürmesini sağlamaktan daha hızlı başka yol yoktur (Yom, 2008).

İsrail işgale ve Filistinli vatandaşlara ve mültecilere baskısına son verecek ve komşuları ile bir barış anlaşması imzalayacak olsa ABD’nin İsrail’i ekonomik ve diplomatik olarak desteklemesi için artık bir acil özendiricisi kalmayacağını düşünmek mantıklı görünüyor. Bununla birlikte bu varsayımsal senaryo, İsrail siyasi söyleminin parçası değildir ve İsraillilerin Filistin topraklarında süregiden işgali desteklemelerinin nedenleri İsrail’in ABD desteğine bağımlılığının çok ötesindedir.

5. Bu Durum Nasıl Değişecek?

Dürüst olmak gerekirse, birçok İsraillinin dile getirdiği akla yakın bir argüman vardır: “domino teorisi”. Eğer Filistinlilerin Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde kendilerine ait, bağımsız devletleri olursa İsrail devletinin özünü değiştirmek için gene de protestoların ve siyasi mücadelelerin olacağı argümanı, doğru bir argümandır. Yahudilerin diğerlerinden ayrıcalıklı statüden yararlandıkları bir devlet olan “Yahudi devleti”ni korumak isteyen Siyonistler, İsrail devletinin doğuştan etnik olan özünden ve ayrımcı yasalarından dikkatleri başka yöne çekmek için işgali bir tampon olarak kullanıyor. 1948 Filistin Nakba’sının hükümetin gündeminde günlük bir siyasi mesele olacağı günden ve Filistinli mültecilerin birleşik bir tazminat ve kendi yurduna geri dönüş talebi ardında örgütlenecekleri günden korkan Siyonistler, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin işgaline dört elle sarılıyor. İşgal, özünde bir sivil haklar ve demokrasi sorunu olan bu sorunu askeri bir meseleye dönüştürmeye yardımcı oluyor. Askeri bir çatışmada İsrail halen avantajını koruyor.

Peki, daha iyi bir gelecek umanlar, Filistinlilerin haklarını ciddi olarak dikkate almayı reddeden bir İsrail toplumunun nasıl üstesinden gelebilirler? Birinci adım, İsrail toplumunun değişimin özenesi olduğu fikrinden vazgeçmektir. Geçmişte, isteyerek sömürgelerinden vazgeçen hiçbir imparatorluk örneği yoktur. Sadece işgale maruz kalanlar kendi özgürlüklerini kazanabilirler. İsrail toplumu durdurulamaz bir çöküş içinde olan, içerden gelen reform çağrılarına karşı koyan ve içerden siyaseten kötürümleşmiş bir çürümüş toplumdur.

Sadece dış baskı bu topluma gerçekten değişim getirebilir ve sadece Filistinlilerin değil, İsraillilerin de yararına olmak üzere demokrasinin bölgede tutunmasına olanak verebilir, Yaptırımlar ve boykot gibi siyasi ve ekonomik araçlarıyla dış baskı, sivil haklar ve demokrasi meselelerini öne çıkartır ve İsrail’i sorunu ortadan kaldırmak için askeri gücünü kullanması seçeneğinden yoksun bırakır.

[1] Bunun iyi bir örneği 13 Şubat 2008’de Van Leer Institute’ta yapılan bir konferanstı. Alon, Ilan Paz, Shlomo Brom ve Amos Ben Avraham gibi eski subaylar kontrol noktaları ve diğer kontrol mekanizmalarının Filistin direnişini bastırmaktan çok teşvik ettiği düşüncesini dile getirdiler.

Kaynaklar

Ackerman, Seth, 2002, “The Myth of the Generous Offer,” Fair, Temmuz-Ağustos 2002.

Associated Press, 2007, “Israel Becomes World’s 4th Largest Arms Exporter, Defense Officials Say”,  Ynet, 12 Kasım 2007.

Ben Meir, Yehuda, 1995, Civil-Military Relations in Israel, New York: Columbia University Press.

Bowles, William, 2003, “Israel’s Proxy War?”,  Counter Currents.org, 8 Ekim, <http://www.countercurrents.org/us-bowles081003.htm>.

Elgazi, Gadi, 2007, “1967”,  Kibbush Magazine, 11 Ağustos 2007.

Gordon, Neve, 2009, “The Political Economy of Israel’s Homeland Security/Surveillance Industry”, çalışma tebliği, The New Transparency, 28 Nisan 2009.

Greenberg, Lev, 2008, “Occupying Democracy: The Political Role of the Army in the Dual Regime of Israel”,  Israeli Sociology [Sotziologia Yisraelit], c. 9, S. 2, s 297-323.

Gutwein, Danny, 2004, “Notes on the Class Foundations of the Occupation”,  Theory and Criticism [Teoria Ubikoret], c. 24, s. 203–11.

Harel, Amos, 2010, “The IDF Fights Demography and the Drop in Conscription Rates”,  Ha’aretz, 2 Ocak 2010.

Hever, Shir, 2005, “The Settlements – Economic Cost to Israel”,  Economy of the Occupation, Kısım 2,Kudüs: AIC, Temmuz

Klein, Naomi, 2007, “Laboratory for a Fortress World”,  The Nation, 2 Temmuz.

Kleiman, Efraim, 2005, “Theory without Criticism”,  Theory and Criticism [Teoria Ubikoret], c. 26, Bahar, s. 275–85.

Kretzmer, David, 2002, The Occupation of Justice: The Supreme Court of Israel and the Occupied Territories, Albany: State University of New York Press.

Mearsheimer, John; Walt, Stephen, 2007, The Israel Lobby and U.S Foreign Policy, New York: Farrar, Straus and Giroux.

Ministry of Foreign Affairs, 2009, “The Operation in Gaza – Factual and Legal Aspects”,  Israel Ministry of Foreign Affairs, 29 Temmuz 2009.

OECD, 2010, OECD Reviews of Labour Market and Social Policies, OECD Publishing, Ocak 2010.

Ravid, Barak, 2010, “The Ministry of Foreign Affairs Will Use Fake Organization for the Explanation Array”,  Ha’aretz, 31 Mayıs 2010.

Shalev, Michael, Peled, Yoav, and Yiftachel, Oren, 2000, “The Political Impact of Inequality: Social cleavages and voting in the 1999 elections”, Sapir College, Ocak.

Shenhav, Yehouda, 2010, The Time of the Green Line: A Jewish Political Essay, Tel-Aviv: Am Oved.

Sternhell, Zeev, 2009, “Why is There No Zionist Left Worthy of the Name?” Ha’aretz, 3 Nisan 2009.

Swirski, Shlomo, 2005, The Price of Occupation [Mekhir Hayohara], Tel-Aviv: ADVA Center, MAPA.

Swirski, Shlomo, 2008, The Cost of Occupation: The burden of the Israeli–Palestinian conflict, 2008 raporu, Tel-Aviv: Adva Center, Haziran.

Wolfson, Tal, 2009, “The Security Burden and the Israeli Economy; A Second Look at the Official Statistics, 2009”, yayımlanmamış rapor, Aralık 2009.

Yom, Sean L., 2008, “Washington’s New Arms Bazaar”,  Middle East Report, S. 246, c. 38, Bahar, s. 22–31.

Zertal, Idith, ve Eldar, Akiva, 2007, Lords of the Land: The War over Israel’s Settlements in the Occupied Territories 1967–2007, New York: Nation Books