Anasayfa , Avrupa , Umuda Haykırış: ‘‘Misafir İşçilerin Devrimci Çocukları’’

Umuda Haykırış: ‘‘Misafir İşçilerin Devrimci Çocukları’’

HABER MERKEZİ| 12.02.2024| Helezonik Kreşendo inter sanat sayfasının Umuda Haykırış ile müzik-mücadele çizgileri ve ‘‘Kavga’’ albümü üzerine gerçekleştirdiği söyleşiyi olduğu gibi okurlamızla paylaşıyoruz. Umuda Haykırış 2000 yılında kuruluyor.

Çalışmalarını Avrupa’da sürdüren ekibi oluşturan kişiler Avrupa’da farklı şehirlerde, hatta farklı ülkelerde yaşıyor.

2018 yılında ‘‘Susma’’ albümünü yayımlayan ekibin çok sayıda teklisi bulunuyor. Repertuarlarında kendi ürettikleri şarkılar çoğunlukta.

Bunların yanı sıra Türkçe, Kürtçe, Zazaca, Ermenice halk şarkılarını yorumladığı kayıtlara da dinleme platformlarından ulaşılabilen Umuda Haykırış Müzik Grubu’yla müzik-mücadele çizgileri ve ‘‘Kavga’’ albümü üzerine söyleştik.

 

 

  • Toplamda 30 civarı şarkınız var. Bunların büyük bölümü de sizin üretimleriniz. Şarkılarınız arasında ‘‘Berxwedan Xweş Doze’’ şarkısı ise dinlenme sayısı anlamında belirgin şekilde öne çıkıyor. Bunu nasıl okuyorsunuz?

Albüm, repertuar anlamında birçok farklı şarkı seçeneği sunuyor. O dönemde özellikle Kobanê ve Afrin direnişlerinin, Rojava Devrimi’nin etkileri sürmekteydi. Emperyalist haydutların ve uşaklarının yine Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiği bir dönemdi. Ortadoğu’nun en gerici, faşist güçlerine karşı elde edilen zafer, ardından Rojava Devrimi’ni yarattı.

Rojava Devrimi yalnız kadınların özgürlüğünü değil, başta Kürt halkı olmak üzere Ermenilerin, Süryanilerin, Asurilerin, Ezidilerin ve farklı inanç gruplarının dilleriyle özgürce birlikte yaşamasını sağladı. Bu zaferin yaratmış olduğu heyecan, elbette sanatsal olarak da karşılığını yarattı ve Rojava Devrimi’ni anlatan birçok şarkı ve marş yapıldı. Başta Kürt müzisyenler olmak üzere, bu süreçte sanatsal üretkenliğin de arttığını görebiliriz.

Tüm dünyanın gözleri önünde barbarlığa ve insanlık dışı vahşete karşı elden edilen özgürlüğü, bizler de kendi albümümüzde bir şarkıyla kutlamak istedik. Söz ve müziği Rojavalı sanatçı Ednan Bâv Hêjo ait olan ‘‘Berxwedan Xweş Doze’’ ezgisini, yıllar önce Koma Agiri’den dinlemiştik. Bu şarkıyı albümde okumamıza değerli Kürt sanatçı, Xelil Xemgin vesile oldu. Bu da bizim için ayrıca büyük bir anlam içermektedir.

‘‘Berxwedan Xweş Doze’’nin, belirttiğimiz bu içerikleri ifade ettiği için ‘‘Susma’’ albümümüzde en çok sevilen, sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden en çok dinlenen şarkımız olduğunu düşünüyoruz.

  • Pandemi dönemi internet konserleri ile dinleyicilerle temasınızı sürdürdünüz. Sanatçılar açısından oldukça zor bir dönemdi. Hızla pozisyon almış oldunuz. Bu konserlere dair geri dönüşler nasıldı?

Pandemi dönemi, birçok meslek alanını etkilediği gibi, sanat emekçilerini de çok derinden etkiledi. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan, ekonomik olarak yaşam mücadelesi veren sanat emekçileri, psikolojik bunalım dönemi yaşadı. Yaşamına son veren usta sanatçılar oldu. Bu durum bizleri çok etkiledi ve bir şeyler yapılması gerektiğini düşündük.

Pandemiyle beraber esasında sistem tarafından toplum dizayn edilmeye çalışıldı. Örneğin, Türkiye’de gece 12’den sonra getirilen müzik yasağı tamamıyla keyfi ve ideolojik bir uygulamaydı. Birçok alanda başta devrimci, demokrat ve yurtsever sanatçılar olmak üzere sanatçılara dönük saldırılar had safhaya ulaştı. Saray düzenine yakın sanatçılar ciddi anlamda destek görürken düzene muhalif sanatçılar yaşam mücadelesi içerisindeydi.

Ve bu mücadele hâlen derin bir şekilde devam ediyor.

Pandemiyle birlikte alışkanlıklarımız değişti, kültür ve sanat etkinlikleri kısıtlandı, hatta yasaklandı. Toplum içerisinde bireysellik gelişmeye ve yaygınlaşmaya başladı. Bu durum beraberinde yoğun bir sosyal medya kullanımını yarattı. İnsanlar kendilerini sosyal anlamda ifade edebilecekleri alanlar yaratmaya başladılar.

Bizim sosyal medyayı çok iyi kullandığımız söylenemez. Ancak pandemi döneminde sık sık canlı yayınlar yaparak, evlerimizde kaydettiğimiz videoları paylaşarak, dinleyicilerimizle buluştuk. Esasında pandemi dönemini kendi açımızdan üretken bir sürece dönüştürmeye çalıştık.

O süreçte sanatçı dostlarımızla birlikte, 1 Mayıs ve İbrahim Kaypakkaya’nın ölüm yıldönümü vesilesiyle çeşitli projelerde yer aldık ve bunlara dair güzel dönüşler de aldık. Yaptığımız çevrimiçi konserler de bu açıdan çok olumluydu.

Herkesin evlerine hapsolduğu bir dönemde, tüm olumsuzluklar ve imkânsızlıklara rağmen ezgilerimizi dinleyicilerimize ulaştırabildik.

  • YouTube’daki kanal tanıtım metninde “Kapitalist sistemin bizlere dayattığı yozlaşmış kültür ve sanat anlayışına karşı halkların ilerici kültürünü benimseyerek devrimci sanatla buluşturmalıyız!’’ deniyor. Halkların ilerici kültürü derken neyi kastediyorsunuz?

Toplumlar tarihinde ezilen halkların ağır bedeller ödeyerek günümüze kadar taşıdığı kültürel değerleri vardır. Halk kültürü, bir halkın yaşam biçimine, inancına, diline, etik değerlerine göre şekillenmiş ve sisteme alternatif olarak o halkın direniş ve dayanışma değerlerini yaratmış kültürel bir ifade biçimidir.

Halk kültürünün ilerici olup olmamasının bizler açısından en önemli ölçütü taşıdığı devrimci potansiyeldir. Bu kültür ışığında sanat ise o halkın yaşam tarzının, acılarının, sevinçlerinin, öfkelerinin somut hâle getirilmesine ve sürdürülmesine aracılık eder. Sınıfsal bakış açısıyla değerlendirildiğinde, ilerici halk kültürü, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında ezilenlerin yanında duran ve boyun eğmeyen halk ozanlarının bize bıraktığı direniş mirasıdır.

Devrimci olanı, yani değiştirici, dönüştürücü olanı sahiplenmek feodal, ırkçı ve yoz kültüre karşı mücadeleyi sürdürmektir.

Kapitalist-emperyalist sistem hayatın her alanında bizleri, kendi ekonomik ve politik çıkarları için şekillendirmektedir. Hâkim, hegemonik düşünüş, kolektif akla düşman ve bireysel düşünüşü dayatmaktadır. Bu saldırıların esasen kültürel anlamda bir dejenerasyon yarattığını görebiliriz.

Dolayısıyla kapitalist sistemin bizlere dayattığı yozlaşmış kültür ve sanat anlayışına karşı halkların ilerici kültürü esasında bu çürümüşlüğe karşı mücadeleyi içermektedir. Bu mücadelenin özünü devrimci sanatın oluşturduğunu düşünüyoruz ve kendimizi bu mücadelenin bir parçası olarak görüyoruz. 

  • Umuda Haykırış kendini ‘‘devrimci bir müzik grubu’’ olarak ifade ediyor. Sizi devrimci müzik grubu yapan nedir?

Burada öncelikle bizim devrimci sanattan ne anladığımıza vurgu yapmak isteriz. Her sınıf kendi kültür ve sanat anlayışını topluma empoze eder. Burjuvazinin çürümüş, yoz kültür ve sanat anlayışına karşı geliştirilen devrimci sanat anlayışı, birinci derecede eğitici, değiştirici ve dönüştürücü olma özelliğini tarihsel olarak ortaya koymuştur. Dolayısıyla bir toplumun dönüşmesinde ve yeni bir yaşamın oluşumunda etkin bir role sahiptir.

Devrimci sanatçılar, toplumsal değişimi teşvik eden, mevcut düzeni sorgulayan eserleriyle devrimci mücadelenin önemli bir parçasıdır. Sanatları, toplumda bilinçlenmeye ve eleştirel düşünceye katkıda bulunarak sosyal dönüşüm süreçlerine ilham verirler. Ayrıca, devrimci sanatçılar, estetik yaratıcılıklarıyla toplumun duygusal ve düşünsel düzeyde etkilenmesine aracılık ederek toplumsal farkındalığı artırırlar.

Mesala Sovyetler’de sınıf mücadelesini esas alan ve sosyalist ideolojiyi taşıyan sosyalist gerçekçilik dönemi ortaya çıkmıştı. Keza Vladimir Mayakovski, Maksim Gorki, Bertolt Brecht, Nazım Hikmet, Pablo Neruda gibi devrimci sanatçılar da kendi dönemlerinin öne çıkan isimleridir.

O günlerden bugüne Charlie Chaplin, Yılmaz Güney, Victor Jara, Frida Kahlo, Cigerxwîn, Ahmed Arif, Yaşar Kemal ve nice devrimci sanatçının toplumsal kurtuluş mücadelesine önemli katkıları olmuştur.

Biz de kendimizi bu temel anlayış ve ideolojik duruş üzerinden, sınıfsal ve toplumsal mücadelenin içerisinde var etmeye çalışıyoruz. Yaşadığımız kapitalist-emperyalist sistemin bizlere dayattığı kültür ve sanat anlayışına karşı durarak, devrimci sanatla kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz.

Sanatsal çalışmalarımızla başta sınıf çelişkisi olmak üzere, emperyalizme, faşizme ve her türden gericiliğe karşı bir duruş sergilemeye ve bu doğrultuda kitlelere ulaşmaya çalışıyoruz.

  • Müziğiniz iki kanalın birleşimi gibi duyuluyor. Bir kanal geleneksel çalgılar ve melodik yapıyla beraber çağdaş halk müziği ya da devrimci halk müziği diyebileceğimiz kanala yakın, diğer tarafı da rock gruplarının belirgin gitar, davul ve bas gitar icralarına uzanıyor. Anadolu Rock mı desek? Folk Rock mı? Çağdaş Halk Müziği mi? Siz müziğinizin bileşenlerini, sizi etkileyen kişi ve grupları nasıl anlatırsınız ve müziğinizi hangi sözcüklerle tarif edersiniz?

 Müziğimize şekil veren birçok kaynak var. Ekonomik ve politik nedenlerden kaynaklı misafir işçi olarak gelen veya siyasi mülteci olarak ülkesinden göç etmek zorunda kalan ailelerimiz, memleket özlemini sanat ve edebiyat üzerinden gidermeye çalıştılar.

O döneme ait birçok müzik kaseti hâlâ hafızalarımızda. 70’ler ve 80’lerin ‘‘Devrimci Ozanlar’’ geleneğini dinleyerek büyüdük aslında. Başta Ozan Emekçi, Ozan Garip Şahin, Ozan Rençber ve Ferhat Tunç olmak üzere İbrahim Kaypakkaya geleneğine bağlı birçok ozanın marşlarıyla, ağıtlarıyla, şarkılarıyla ve kılamlarıyla büyüdük. Ruhi Su, Mahzuni Şerif, Zülfü Livaneli, Edip Akbayram, Ahmet Kaya, Selda Bağcan, Şivan Perwer gibi devrimci sanatçılarla tanıştık.

Konserlerini canlı dinleme fırsatımız oldu. Öte yandan Arif Sağ, Musa Eroğlu, Yavuz Top, Muhlis Akarsu gibi, halk ezgilerini ve deyişlerini bize tanıtan ‘‘muhabbet’’ serileriyle büyüdük. Daha sonra 90’ların başında da devrimci müzik gruplarıyla tanıştık.

Grup Yorum, Grup Kızılırmak ve Grup Munzur’un ezgileri girdi hayatımıza. Bunların yanı sıra, doğup büyüdüğümüz Avrupa topraklarındaki popüler müzik ve dünya müziğiyle hep iç içeydik zaten. Hip hop, pop müzik, rock müzik gibi türlerde de gençliğimizde etkilendiğimiz birçok popüler müzisyen ve grup oldu.

Bizim için önemli olan şarkının kendisinin içerik olarak neyi ifade ettiğidir. Sözünü ettiğimiz ozanlar, müzisyenler ve gruplar her biri ayrı bir müzikal yapıyı temsil ediyor. Bu zenginlikler içerisinde kendi müziğimiz ve tarzımızın da geliştiğini düşünüyoruz.

Dolayısıyla yaptığımız müziği tek bir tarzın içine sıkıştıramayız. İfade etmek istediğimiz içeriğe göre şarkılarımızın soundları değişir. Örneğin bazı şarkılarımızda ‘‘rock’’ alt yapıları öne çıkıyor, bazen de daha etnik ve sade bir sound yakalamaya çalışıyoruz. Esasta şarkıları nasıl hissettiğimizle alakalı bir durum olduğunu düşünüyoruz. Birçok farklı tarzda bestemiz mevcut. Konserlerimizde de bunların birçoğunu seslendiriyoruz.

  • Sanıyoruz ki grubun büyük kısmı Avrupa’da büyümüş kişilerden oluşuyor. Yanılıyorsak düzeltin, bu kişiler kendisini Türkiyeli-Kürdistanlı olarak ifade ediyorlar. Şarkılarda Türkiye-Kürdistan coğrafyasına dair gündemler baskın durumda. Bu mekânsal uçurum içerisinde olup mevcut devrimci motivasyonunuzu oluşturmak ve devam ettirmek noktasında yaşadığınız zorluklar neler?

Evet, grup üyelerimiz çoğunluk olarak Almanya’da doğup, büyüyen arkadaşlardan oluşuyor. Türkiye ve Türkiye Kürdistan’ından göç etmiş arkadaşlarımız da var. Farklı şehirlerde ve ülkelerde yaşıyoruz.

Yaşadığımız Avrupa ülkelerindeki kültürel etkileşimlerle birlikte, göç eden ailelerimizden aldığımız kültürel şekillenişimizi esasında bir zenginlik olarak görüyoruz. Ancak esas olarak bizi buluşturan ve devrimci müzik yapmaya iten şey, devrimci dünya görüşümüzle ilintilidir. Motivasyonumuzu sağlayan en belirleyici unsur da budur.

Devrimci duyarlılık çerçevesinde dünyanın neresinde olursa olsun, ezilen mazlum halkların mücadelesine ses olmak ve özgür gelecek umudunu büyütmektir. Yani bizim için belirleyici olan devrimci duyarlılıktır ve bu duyarlılığı özümsemektir.

Örneğin Kürt halkının veya Filistin halkının mücadelesini, acılarını anlamak, hissetmek ve paylaşmak için Kürt veya Filistinli olmak gerekmiyor. Dolayısıyla yaşanan haksızlıklara, acılara karşı öfkemizi sanatımızla ifade etmeye çalışıyoruz. Bu anlayışla albümümüzde, kayıtlarımızda, konserlerimizde Kürtçe, Ermenice, Zazaca, Lazca, Arapça, Almanca gibi farklı dillerde şarkılar söylemeye çalışıyoruz.

Türkiye, Türkiye-Kürdistanı ve Rojava bölgesi bizim açımızdan özel bir öneme sahip. Öncelikle bu coğrafyada yüz yıllardır Kürt ulusuna uygulanan inkâr, asimilasyon ve imha politikası sonucu ortaya çıkan meşru mücadelenin bir tarihselliği var. Cumhuriyet tarihi, temelde azınlıklara, farklı inanç ve dillere karşı tekçi bir anlayışı, baskıcı, yasakçı ve katliamcı bir geçmişi içinde barındırıyor. Yüzyıllardır süren bu faşizan politikalar artarak kendini göstermeye devam ediyor.

Başta Kürt halkı olmak üzere, çeşitli millet ve inançlardan gelen Türkiye halklarının özgürlüğünün, ancak faşizmin yok edilmesiyle mümkün olduğunu düşünüyoruz. Faşizm var oldukça, halkların özgürlüğü mümkün değildir. Türkiye toplumunu adeta esir alan, açlık, sefalet ve yoksullukla sınayan faşizm, halkların ortak mücadelesiyle yenilmeye mahkûmdur. Şarkılarımız da buna hizmet etmenin peşindedir. 

  • Özgür Gelecek’in sizinle yaptığı röportajda şöyle bir ifade kullanmışsınız: ‘‘Başta hitap ettiğimiz Türkiyeli göçmenler olmak üzere toplumun değişen ihtiyaç ve alışkanlıklarından müzik de etkilenmiş ve doğal olarak günümüzde değişime uğramıştır’’. Türkiyeli göçmenlere ve onların müzikle kurduğu ilişkiye dair bahsedilen değişimi biraz açabilir misiniz?

Almanya’ya çeşitli milliyet ve inançlardan gelen Türkiyeli işçilerin göç tarihinin 64. yılını yaşıyoruz. Misafir işçilikten, göçmen halklara, kuşaktan kuşağa uzanan önemli bir göç tarihidir. Başta ekonomik nedenlerde Almanya’ya gelen Türkiyeli işçiler, daha iyi yaşama koşulları olduğu için misafir olarak geldikleri ülkelerde kalıcı olmaya başladılar. 80’ler ve 90’lardan sonra ciddi bir politik göç başladı.

Bu dönem içerisinde Türkiyeli göçmenlerin memleketlerine özlemleri çok büyüktü. Memleket hasretinin getirmiş olduğu duygu ve düşünce biçimi içerisinde insanlar özlemlerini bir şekilde sanatsal etkinliklerle gidermeye çalışıyordu. Sinemaya gelen Türk filmleri, VHS video kasetleriyle izlenen filmler, müzik kasetleri, konserler çok yoğun ilgi görmekteydi. Dönemin şartları dolayısıyla ulaşılmaz bir noktada görülen sanatçılar, ezgilerinde işledikleri memleket motifleri ile özlemin giderilmesine aracılık ediyorlardı.

Bugün Avrupa’da 4. kuşak Türkiyeli göçmenlerin çocukları yaşıyor. Daha genç bir nüfus hâkim ve bu bahsettiğimiz duygulardan çok uzak. Doğal olarak bir özlem içerisinde yaşamaktan ziyade, köklerine olan merak ve bu bağlamda yakalanan duygusal ilişki üzerinden bir şekilleniş var.

Kültürel anlamda iki kültür arasına sıkışmış genç bir nesil mevcut. Bu bağlamda bakıldığında dönemsel birçok alışkanlığın ve kültürel ihtiyacın değiştiği gibi, sanatsal ihtiyacın da değiştiğini gözlemleyebiliriz. Bunun gayet doğal olduğunu düşünüyoruz, çünkü bu insanlar kendini artık bir göçmen olarak hissetmemekte. Yaşadığı ülkenin bir vatandaşı veya ortak yaşama adapte olmuş, yaşadığı Avrupa ülkesinin kültür ve sanatıyla tanışmış yeni bir kuşak var.

Dolayısıyla emperyalist-kapitalist sistemin tamamiyle tüketime dayalı sanat alışkanlığı, Avrupa’da yaşayan Türkiyelileri de değiştirmiş durumda. Dijital dünyanın tüketim alışkanlığı içerisinde, duyguların değiştiği ve hızlı bir tüketimin olduğu bir toplumda, duyguların sanatsal anlamda ifade edilmesi daha zor bir hâl aldı.

Sanat dalları ve özellikle de müzik, duygu ve düşünceye hitap eden bir sanat dalı. Günümüzde müzik, bir ihtiyaçtan çıkarıldı ve bir meta hâline geldi. Kapitalizm müziğin bu yönünü geliştirerek tamamıyla eğlence odaklı, düşünmeyen, sorgulamayan bir toplum yaratmak istiyor. Tüketim alışkanlıklarının bu denli değiştiği, kültürel ve sınıfsal olarak bir yabancılaşmanın yaşandığı bir toplumda devrimci müzikle etkileşim yaratmak çok zor. Buna rağmen sınıfsal ve toplumsal bu gerçekliği dönüştürme çabamız ve mücadelemiz 24 yıldır devam ediyor ve edecek!

 

  • 15 devrimci müzik grubunun ‘‘SolMüzik’’ başlığıyla yayımladığı ‘‘Kavga’’ albümünde siz de ‘‘İvi Sono Vartinge’’ isimli Zazaca sözlü şarkı ile yer aldınız. Bu şarkının oluşum süreci ve sizin için anlamını paylaşabilir misiniz?

Türkiye ve Türkiye-Kürdistan’ında faşizm en ufak bir muhalefet ihtimalini dahi yok etme çabasındadır. Saray düzenine karşı çıkan gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, akademisyenler, doktorlar ve aydınlar, mutlaka cezaevleriyle tanışmış, sürgüne zorlanmıştır.

Bunun yanı sıra ciddi ambargolara, engellemelere maruz kalmışlardır. Muhalif, devrimci, demokrat, yurtsever sanatçıların konserleri yasaklanarak sanatsal çalışmaları engellenmiştir. Böylece kitlelerle bağlarını kopararak devrimci müzik anlayışının kendi içerisinde eritilmesi amaçlanmıştır.

Böylesi bir süreçte 15 devrimci müzik grubunun bir araya gelerek ‘‘Kavga’’ ortak albümünü çıkarması, yasakçı ve faşist anlayışa adeta bir meydan okumadır. Bu açıdan baktığımızda çok önemli ve değerli bir çalışma oldu.

Albümle birlikte yaratılan kolektif değerler, dostluk ve devrimci müzik grupları arası sergilenen dayanışma kariyerizme, popülizme ve bireyciliğe vurulan önemli bir darbe oldu. Böylesi bir süreçte ve mevcut şartlar altında başarılması kolay olmasa da gelecek açısından umut verici bir proje olmuştur. Biz de bu kolektif emeğin bir parçası olduğumuz için çok gururluyuz.

‘‘Kavga’’ albümünde ‘‘İvi Sono Vartinige’’ eserini okuduk. Bu eseri, ölümsüzlüğünün 50. yılı vesilesiyle komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın anısı için seslendirdik. Zazaca olan bu şarkı, Dersim bölgesinde bir ağıt olarak okunan eski bir eserdir.

Bu şarkıyı bize tekrardan hatırlatan ve sevdiren Dersim Aliboğazı’nda 11 yoldaşı ile birlikte ölümsüzleşen Yetiş Yalnız olmuştur. Yetiş Yalnız grubumuzun çalışmalarında da yer alan değerli bir yoldaşımız ve önemli bir sanatçıydı. Kavga albümünde bu eserin yer alması önemini biraz da buradan alıyor.

  • Umuda Haykırış’ın yolculuğu devam ediyor. Önümüzdeki dönem için planlarınız nelerdir?

Önümüzdeki dönem yoğun bir konser takvimi bizi bekliyor. Bunları sizin aracılığınızla da paylaşmak isteriz.

  • 04.02.2024 Mannheim / Almanya
  • 10.02.2024 Winterthur / İsviçre
  • 11.02.2024 Strasbourg / Fransa
  • 23.02.2024 Duisburg / Almanya
  • 04.05.2024 Zürih / İsviçre
  • 18.05.2024 Frankfurt / Almanya
  • 19.05.2024 Rotterdam / Hollanda
  • 25.05.2024 Hamburg / Almanya
  • 01.06.2024 Floransa / İtalya

Konser takvimimizi ve bilgilendirmeyi sosyal medya hesaplarımızda güncelliyoruz. Konserlerin dışında 6 Şubat Depremleri’nin birinci yılı vesilesiyle bir şarkı paylaşacağız. Bu şarkının aranjesini ve kayıtlarını değerli hocamız Kemal Sahir Gürel ile birlikte yapacağız. Stüdyo çalışmalarımız devam ediyor ve son aşamasında geldik.

Yine ‘‘SolMüzik’’ etiketiyle birçok devrimci müzik grubunun yer aldığı, ‘‘1 Mayıs’’ temalı bir yeni albüm hazırlanmakta. Bu albümü kolektifin ikinci albümü olarak da görebiliriz. Bu anlamlı ve heyecan verici çalışmanın aranje ve kayıtlarını değerli dostumuz Mazlum Rewshenle birlikte yapacağız.

‘‘İvi Sono Vartinige’’ eserini de sevgili Mazlumla birlikte hazırlamıştık. Albüme daha önce kaydedilmemiş söz ve müziği 2022‘de yitirdiğimiz değerli yoldaşımız Ozan Garip Şahin’e ait olan, Ozan’ın proletaryaya armağan ettiği bir marş ile katılacağız. Bu eserin aranje ve stüdyo çalışmalarına da başlamış bulunuyoruz.

HABER MERKEZİ| 12.02.2024| Helezonik Kreşendo inter sanat sayfasının Umuda Haykırış ile müzik-mücadele çizgileri ve ‘‘Kavga’’ albümü üzerine gerçekleştirdiği söyleşiyi olduğu gibi okurlamızla paylaşıyoruz. Umuda Haykırış 2000 yılında kuruluyor.

Çalışmalarını Avrupa’da sürdüren ekibi oluşturan kişiler Avrupa’da farklı şehirlerde, hatta farklı ülkelerde yaşıyor.

2018 yılında ‘‘Susma’’ albümünü yayımlayan ekibin çok sayıda teklisi bulunuyor. Repertuarlarında kendi ürettikleri şarkılar çoğunlukta.

Bunların yanı sıra Türkçe, Kürtçe, Zazaca, Ermenice halk şarkılarını yorumladığı kayıtlara da dinleme platformlarından ulaşılabilen Umuda Haykırış Müzik Grubu’yla müzik-mücadele çizgileri ve ‘‘Kavga’’ albümü üzerine söyleştik.

 

 

  • Toplamda 30 civarı şarkınız var. Bunların büyük bölümü de sizin üretimleriniz. Şarkılarınız arasında ‘‘Berxwedan Xweş Doze’’ şarkısı ise dinlenme sayısı anlamında belirgin şekilde öne çıkıyor. Bunu nasıl okuyorsunuz?

Albüm, repertuar anlamında birçok farklı şarkı seçeneği sunuyor. O dönemde özellikle Kobanê ve Afrin direnişlerinin, Rojava Devrimi’nin etkileri sürmekteydi. Emperyalist haydutların ve uşaklarının yine Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiği bir dönemdi. Ortadoğu’nun en gerici, faşist güçlerine karşı elde edilen zafer, ardından Rojava Devrimi’ni yarattı.

Rojava Devrimi yalnız kadınların özgürlüğünü değil, başta Kürt halkı olmak üzere Ermenilerin, Süryanilerin, Asurilerin, Ezidilerin ve farklı inanç gruplarının dilleriyle özgürce birlikte yaşamasını sağladı. Bu zaferin yaratmış olduğu heyecan, elbette sanatsal olarak da karşılığını yarattı ve Rojava Devrimi’ni anlatan birçok şarkı ve marş yapıldı. Başta Kürt müzisyenler olmak üzere, bu süreçte sanatsal üretkenliğin de arttığını görebiliriz.

Tüm dünyanın gözleri önünde barbarlığa ve insanlık dışı vahşete karşı elden edilen özgürlüğü, bizler de kendi albümümüzde bir şarkıyla kutlamak istedik. Söz ve müziği Rojavalı sanatçı Ednan Bâv Hêjo ait olan ‘‘Berxwedan Xweş Doze’’ ezgisini, yıllar önce Koma Agiri’den dinlemiştik. Bu şarkıyı albümde okumamıza değerli Kürt sanatçı, Xelil Xemgin vesile oldu. Bu da bizim için ayrıca büyük bir anlam içermektedir.

‘‘Berxwedan Xweş Doze’’nin, belirttiğimiz bu içerikleri ifade ettiği için ‘‘Susma’’ albümümüzde en çok sevilen, sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden en çok dinlenen şarkımız olduğunu düşünüyoruz.

  • Pandemi dönemi internet konserleri ile dinleyicilerle temasınızı sürdürdünüz. Sanatçılar açısından oldukça zor bir dönemdi. Hızla pozisyon almış oldunuz. Bu konserlere dair geri dönüşler nasıldı?

Pandemi dönemi, birçok meslek alanını etkilediği gibi, sanat emekçilerini de çok derinden etkiledi. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan, ekonomik olarak yaşam mücadelesi veren sanat emekçileri, psikolojik bunalım dönemi yaşadı. Yaşamına son veren usta sanatçılar oldu. Bu durum bizleri çok etkiledi ve bir şeyler yapılması gerektiğini düşündük.

Pandemiyle beraber esasında sistem tarafından toplum dizayn edilmeye çalışıldı. Örneğin, Türkiye’de gece 12’den sonra getirilen müzik yasağı tamamıyla keyfi ve ideolojik bir uygulamaydı. Birçok alanda başta devrimci, demokrat ve yurtsever sanatçılar olmak üzere sanatçılara dönük saldırılar had safhaya ulaştı. Saray düzenine yakın sanatçılar ciddi anlamda destek görürken düzene muhalif sanatçılar yaşam mücadelesi içerisindeydi.

Ve bu mücadele hâlen derin bir şekilde devam ediyor.

Pandemiyle birlikte alışkanlıklarımız değişti, kültür ve sanat etkinlikleri kısıtlandı, hatta yasaklandı. Toplum içerisinde bireysellik gelişmeye ve yaygınlaşmaya başladı. Bu durum beraberinde yoğun bir sosyal medya kullanımını yarattı. İnsanlar kendilerini sosyal anlamda ifade edebilecekleri alanlar yaratmaya başladılar.

Bizim sosyal medyayı çok iyi kullandığımız söylenemez. Ancak pandemi döneminde sık sık canlı yayınlar yaparak, evlerimizde kaydettiğimiz videoları paylaşarak, dinleyicilerimizle buluştuk. Esasında pandemi dönemini kendi açımızdan üretken bir sürece dönüştürmeye çalıştık.

O süreçte sanatçı dostlarımızla birlikte, 1 Mayıs ve İbrahim Kaypakkaya’nın ölüm yıldönümü vesilesiyle çeşitli projelerde yer aldık ve bunlara dair güzel dönüşler de aldık. Yaptığımız çevrimiçi konserler de bu açıdan çok olumluydu.

Herkesin evlerine hapsolduğu bir dönemde, tüm olumsuzluklar ve imkânsızlıklara rağmen ezgilerimizi dinleyicilerimize ulaştırabildik.

  • YouTube’daki kanal tanıtım metninde “Kapitalist sistemin bizlere dayattığı yozlaşmış kültür ve sanat anlayışına karşı halkların ilerici kültürünü benimseyerek devrimci sanatla buluşturmalıyız!’’ deniyor. Halkların ilerici kültürü derken neyi kastediyorsunuz?

Toplumlar tarihinde ezilen halkların ağır bedeller ödeyerek günümüze kadar taşıdığı kültürel değerleri vardır. Halk kültürü, bir halkın yaşam biçimine, inancına, diline, etik değerlerine göre şekillenmiş ve sisteme alternatif olarak o halkın direniş ve dayanışma değerlerini yaratmış kültürel bir ifade biçimidir.

Halk kültürünün ilerici olup olmamasının bizler açısından en önemli ölçütü taşıdığı devrimci potansiyeldir. Bu kültür ışığında sanat ise o halkın yaşam tarzının, acılarının, sevinçlerinin, öfkelerinin somut hâle getirilmesine ve sürdürülmesine aracılık eder. Sınıfsal bakış açısıyla değerlendirildiğinde, ilerici halk kültürü, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında ezilenlerin yanında duran ve boyun eğmeyen halk ozanlarının bize bıraktığı direniş mirasıdır.

Devrimci olanı, yani değiştirici, dönüştürücü olanı sahiplenmek feodal, ırkçı ve yoz kültüre karşı mücadeleyi sürdürmektir.

Kapitalist-emperyalist sistem hayatın her alanında bizleri, kendi ekonomik ve politik çıkarları için şekillendirmektedir. Hâkim, hegemonik düşünüş, kolektif akla düşman ve bireysel düşünüşü dayatmaktadır. Bu saldırıların esasen kültürel anlamda bir dejenerasyon yarattığını görebiliriz.

Dolayısıyla kapitalist sistemin bizlere dayattığı yozlaşmış kültür ve sanat anlayışına karşı halkların ilerici kültürü esasında bu çürümüşlüğe karşı mücadeleyi içermektedir. Bu mücadelenin özünü devrimci sanatın oluşturduğunu düşünüyoruz ve kendimizi bu mücadelenin bir parçası olarak görüyoruz. 

  • Umuda Haykırış kendini ‘‘devrimci bir müzik grubu’’ olarak ifade ediyor. Sizi devrimci müzik grubu yapan nedir?

Burada öncelikle bizim devrimci sanattan ne anladığımıza vurgu yapmak isteriz. Her sınıf kendi kültür ve sanat anlayışını topluma empoze eder. Burjuvazinin çürümüş, yoz kültür ve sanat anlayışına karşı geliştirilen devrimci sanat anlayışı, birinci derecede eğitici, değiştirici ve dönüştürücü olma özelliğini tarihsel olarak ortaya koymuştur. Dolayısıyla bir toplumun dönüşmesinde ve yeni bir yaşamın oluşumunda etkin bir role sahiptir.

Devrimci sanatçılar, toplumsal değişimi teşvik eden, mevcut düzeni sorgulayan eserleriyle devrimci mücadelenin önemli bir parçasıdır. Sanatları, toplumda bilinçlenmeye ve eleştirel düşünceye katkıda bulunarak sosyal dönüşüm süreçlerine ilham verirler. Ayrıca, devrimci sanatçılar, estetik yaratıcılıklarıyla toplumun duygusal ve düşünsel düzeyde etkilenmesine aracılık ederek toplumsal farkındalığı artırırlar.

Mesala Sovyetler’de sınıf mücadelesini esas alan ve sosyalist ideolojiyi taşıyan sosyalist gerçekçilik dönemi ortaya çıkmıştı. Keza Vladimir Mayakovski, Maksim Gorki, Bertolt Brecht, Nazım Hikmet, Pablo Neruda gibi devrimci sanatçılar da kendi dönemlerinin öne çıkan isimleridir.

O günlerden bugüne Charlie Chaplin, Yılmaz Güney, Victor Jara, Frida Kahlo, Cigerxwîn, Ahmed Arif, Yaşar Kemal ve nice devrimci sanatçının toplumsal kurtuluş mücadelesine önemli katkıları olmuştur.

Biz de kendimizi bu temel anlayış ve ideolojik duruş üzerinden, sınıfsal ve toplumsal mücadelenin içerisinde var etmeye çalışıyoruz. Yaşadığımız kapitalist-emperyalist sistemin bizlere dayattığı kültür ve sanat anlayışına karşı durarak, devrimci sanatla kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz.

Sanatsal çalışmalarımızla başta sınıf çelişkisi olmak üzere, emperyalizme, faşizme ve her türden gericiliğe karşı bir duruş sergilemeye ve bu doğrultuda kitlelere ulaşmaya çalışıyoruz.

  • Müziğiniz iki kanalın birleşimi gibi duyuluyor. Bir kanal geleneksel çalgılar ve melodik yapıyla beraber çağdaş halk müziği ya da devrimci halk müziği diyebileceğimiz kanala yakın, diğer tarafı da rock gruplarının belirgin gitar, davul ve bas gitar icralarına uzanıyor. Anadolu Rock mı desek? Folk Rock mı? Çağdaş Halk Müziği mi? Siz müziğinizin bileşenlerini, sizi etkileyen kişi ve grupları nasıl anlatırsınız ve müziğinizi hangi sözcüklerle tarif edersiniz?

 Müziğimize şekil veren birçok kaynak var. Ekonomik ve politik nedenlerden kaynaklı misafir işçi olarak gelen veya siyasi mülteci olarak ülkesinden göç etmek zorunda kalan ailelerimiz, memleket özlemini sanat ve edebiyat üzerinden gidermeye çalıştılar.

O döneme ait birçok müzik kaseti hâlâ hafızalarımızda. 70’ler ve 80’lerin ‘‘Devrimci Ozanlar’’ geleneğini dinleyerek büyüdük aslında. Başta Ozan Emekçi, Ozan Garip Şahin, Ozan Rençber ve Ferhat Tunç olmak üzere İbrahim Kaypakkaya geleneğine bağlı birçok ozanın marşlarıyla, ağıtlarıyla, şarkılarıyla ve kılamlarıyla büyüdük. Ruhi Su, Mahzuni Şerif, Zülfü Livaneli, Edip Akbayram, Ahmet Kaya, Selda Bağcan, Şivan Perwer gibi devrimci sanatçılarla tanıştık.

Konserlerini canlı dinleme fırsatımız oldu. Öte yandan Arif Sağ, Musa Eroğlu, Yavuz Top, Muhlis Akarsu gibi, halk ezgilerini ve deyişlerini bize tanıtan ‘‘muhabbet’’ serileriyle büyüdük. Daha sonra 90’ların başında da devrimci müzik gruplarıyla tanıştık.

Grup Yorum, Grup Kızılırmak ve Grup Munzur’un ezgileri girdi hayatımıza. Bunların yanı sıra, doğup büyüdüğümüz Avrupa topraklarındaki popüler müzik ve dünya müziğiyle hep iç içeydik zaten. Hip hop, pop müzik, rock müzik gibi türlerde de gençliğimizde etkilendiğimiz birçok popüler müzisyen ve grup oldu.

Bizim için önemli olan şarkının kendisinin içerik olarak neyi ifade ettiğidir. Sözünü ettiğimiz ozanlar, müzisyenler ve gruplar her biri ayrı bir müzikal yapıyı temsil ediyor. Bu zenginlikler içerisinde kendi müziğimiz ve tarzımızın da geliştiğini düşünüyoruz.

Dolayısıyla yaptığımız müziği tek bir tarzın içine sıkıştıramayız. İfade etmek istediğimiz içeriğe göre şarkılarımızın soundları değişir. Örneğin bazı şarkılarımızda ‘‘rock’’ alt yapıları öne çıkıyor, bazen de daha etnik ve sade bir sound yakalamaya çalışıyoruz. Esasta şarkıları nasıl hissettiğimizle alakalı bir durum olduğunu düşünüyoruz. Birçok farklı tarzda bestemiz mevcut. Konserlerimizde de bunların birçoğunu seslendiriyoruz.

  • Sanıyoruz ki grubun büyük kısmı Avrupa’da büyümüş kişilerden oluşuyor. Yanılıyorsak düzeltin, bu kişiler kendisini Türkiyeli-Kürdistanlı olarak ifade ediyorlar. Şarkılarda Türkiye-Kürdistan coğrafyasına dair gündemler baskın durumda. Bu mekânsal uçurum içerisinde olup mevcut devrimci motivasyonunuzu oluşturmak ve devam ettirmek noktasında yaşadığınız zorluklar neler?

Evet, grup üyelerimiz çoğunluk olarak Almanya’da doğup, büyüyen arkadaşlardan oluşuyor. Türkiye ve Türkiye Kürdistan’ından göç etmiş arkadaşlarımız da var. Farklı şehirlerde ve ülkelerde yaşıyoruz.

Yaşadığımız Avrupa ülkelerindeki kültürel etkileşimlerle birlikte, göç eden ailelerimizden aldığımız kültürel şekillenişimizi esasında bir zenginlik olarak görüyoruz. Ancak esas olarak bizi buluşturan ve devrimci müzik yapmaya iten şey, devrimci dünya görüşümüzle ilintilidir. Motivasyonumuzu sağlayan en belirleyici unsur da budur.

Devrimci duyarlılık çerçevesinde dünyanın neresinde olursa olsun, ezilen mazlum halkların mücadelesine ses olmak ve özgür gelecek umudunu büyütmektir. Yani bizim için belirleyici olan devrimci duyarlılıktır ve bu duyarlılığı özümsemektir.

Örneğin Kürt halkının veya Filistin halkının mücadelesini, acılarını anlamak, hissetmek ve paylaşmak için Kürt veya Filistinli olmak gerekmiyor. Dolayısıyla yaşanan haksızlıklara, acılara karşı öfkemizi sanatımızla ifade etmeye çalışıyoruz. Bu anlayışla albümümüzde, kayıtlarımızda, konserlerimizde Kürtçe, Ermenice, Zazaca, Lazca, Arapça, Almanca gibi farklı dillerde şarkılar söylemeye çalışıyoruz.

Türkiye, Türkiye-Kürdistanı ve Rojava bölgesi bizim açımızdan özel bir öneme sahip. Öncelikle bu coğrafyada yüz yıllardır Kürt ulusuna uygulanan inkâr, asimilasyon ve imha politikası sonucu ortaya çıkan meşru mücadelenin bir tarihselliği var. Cumhuriyet tarihi, temelde azınlıklara, farklı inanç ve dillere karşı tekçi bir anlayışı, baskıcı, yasakçı ve katliamcı bir geçmişi içinde barındırıyor. Yüzyıllardır süren bu faşizan politikalar artarak kendini göstermeye devam ediyor.

Başta Kürt halkı olmak üzere, çeşitli millet ve inançlardan gelen Türkiye halklarının özgürlüğünün, ancak faşizmin yok edilmesiyle mümkün olduğunu düşünüyoruz. Faşizm var oldukça, halkların özgürlüğü mümkün değildir. Türkiye toplumunu adeta esir alan, açlık, sefalet ve yoksullukla sınayan faşizm, halkların ortak mücadelesiyle yenilmeye mahkûmdur. Şarkılarımız da buna hizmet etmenin peşindedir. 

  • Özgür Gelecek’in sizinle yaptığı röportajda şöyle bir ifade kullanmışsınız: ‘‘Başta hitap ettiğimiz Türkiyeli göçmenler olmak üzere toplumun değişen ihtiyaç ve alışkanlıklarından müzik de etkilenmiş ve doğal olarak günümüzde değişime uğramıştır’’. Türkiyeli göçmenlere ve onların müzikle kurduğu ilişkiye dair bahsedilen değişimi biraz açabilir misiniz?

Almanya’ya çeşitli milliyet ve inançlardan gelen Türkiyeli işçilerin göç tarihinin 64. yılını yaşıyoruz. Misafir işçilikten, göçmen halklara, kuşaktan kuşağa uzanan önemli bir göç tarihidir. Başta ekonomik nedenlerde Almanya’ya gelen Türkiyeli işçiler, daha iyi yaşama koşulları olduğu için misafir olarak geldikleri ülkelerde kalıcı olmaya başladılar. 80’ler ve 90’lardan sonra ciddi bir politik göç başladı.

Bu dönem içerisinde Türkiyeli göçmenlerin memleketlerine özlemleri çok büyüktü. Memleket hasretinin getirmiş olduğu duygu ve düşünce biçimi içerisinde insanlar özlemlerini bir şekilde sanatsal etkinliklerle gidermeye çalışıyordu. Sinemaya gelen Türk filmleri, VHS video kasetleriyle izlenen filmler, müzik kasetleri, konserler çok yoğun ilgi görmekteydi. Dönemin şartları dolayısıyla ulaşılmaz bir noktada görülen sanatçılar, ezgilerinde işledikleri memleket motifleri ile özlemin giderilmesine aracılık ediyorlardı.

Bugün Avrupa’da 4. kuşak Türkiyeli göçmenlerin çocukları yaşıyor. Daha genç bir nüfus hâkim ve bu bahsettiğimiz duygulardan çok uzak. Doğal olarak bir özlem içerisinde yaşamaktan ziyade, köklerine olan merak ve bu bağlamda yakalanan duygusal ilişki üzerinden bir şekilleniş var.

Kültürel anlamda iki kültür arasına sıkışmış genç bir nesil mevcut. Bu bağlamda bakıldığında dönemsel birçok alışkanlığın ve kültürel ihtiyacın değiştiği gibi, sanatsal ihtiyacın da değiştiğini gözlemleyebiliriz. Bunun gayet doğal olduğunu düşünüyoruz, çünkü bu insanlar kendini artık bir göçmen olarak hissetmemekte. Yaşadığı ülkenin bir vatandaşı veya ortak yaşama adapte olmuş, yaşadığı Avrupa ülkesinin kültür ve sanatıyla tanışmış yeni bir kuşak var.

Dolayısıyla emperyalist-kapitalist sistemin tamamiyle tüketime dayalı sanat alışkanlığı, Avrupa’da yaşayan Türkiyelileri de değiştirmiş durumda. Dijital dünyanın tüketim alışkanlığı içerisinde, duyguların değiştiği ve hızlı bir tüketimin olduğu bir toplumda, duyguların sanatsal anlamda ifade edilmesi daha zor bir hâl aldı.

Sanat dalları ve özellikle de müzik, duygu ve düşünceye hitap eden bir sanat dalı. Günümüzde müzik, bir ihtiyaçtan çıkarıldı ve bir meta hâline geldi. Kapitalizm müziğin bu yönünü geliştirerek tamamıyla eğlence odaklı, düşünmeyen, sorgulamayan bir toplum yaratmak istiyor. Tüketim alışkanlıklarının bu denli değiştiği, kültürel ve sınıfsal olarak bir yabancılaşmanın yaşandığı bir toplumda devrimci müzikle etkileşim yaratmak çok zor. Buna rağmen sınıfsal ve toplumsal bu gerçekliği dönüştürme çabamız ve mücadelemiz 24 yıldır devam ediyor ve edecek!

 

  • 15 devrimci müzik grubunun ‘‘SolMüzik’’ başlığıyla yayımladığı ‘‘Kavga’’ albümünde siz de ‘‘İvi Sono Vartinge’’ isimli Zazaca sözlü şarkı ile yer aldınız. Bu şarkının oluşum süreci ve sizin için anlamını paylaşabilir misiniz?

Türkiye ve Türkiye-Kürdistan’ında faşizm en ufak bir muhalefet ihtimalini dahi yok etme çabasındadır. Saray düzenine karşı çıkan gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, akademisyenler, doktorlar ve aydınlar, mutlaka cezaevleriyle tanışmış, sürgüne zorlanmıştır.

Bunun yanı sıra ciddi ambargolara, engellemelere maruz kalmışlardır. Muhalif, devrimci, demokrat, yurtsever sanatçıların konserleri yasaklanarak sanatsal çalışmaları engellenmiştir. Böylece kitlelerle bağlarını kopararak devrimci müzik anlayışının kendi içerisinde eritilmesi amaçlanmıştır.

Böylesi bir süreçte 15 devrimci müzik grubunun bir araya gelerek ‘‘Kavga’’ ortak albümünü çıkarması, yasakçı ve faşist anlayışa adeta bir meydan okumadır. Bu açıdan baktığımızda çok önemli ve değerli bir çalışma oldu.

Albümle birlikte yaratılan kolektif değerler, dostluk ve devrimci müzik grupları arası sergilenen dayanışma kariyerizme, popülizme ve bireyciliğe vurulan önemli bir darbe oldu. Böylesi bir süreçte ve mevcut şartlar altında başarılması kolay olmasa da gelecek açısından umut verici bir proje olmuştur. Biz de bu kolektif emeğin bir parçası olduğumuz için çok gururluyuz.

‘‘Kavga’’ albümünde ‘‘İvi Sono Vartinige’’ eserini okuduk. Bu eseri, ölümsüzlüğünün 50. yılı vesilesiyle komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın anısı için seslendirdik. Zazaca olan bu şarkı, Dersim bölgesinde bir ağıt olarak okunan eski bir eserdir.

Bu şarkıyı bize tekrardan hatırlatan ve sevdiren Dersim Aliboğazı’nda 11 yoldaşı ile birlikte ölümsüzleşen Yetiş Yalnız olmuştur. Yetiş Yalnız grubumuzun çalışmalarında da yer alan değerli bir yoldaşımız ve önemli bir sanatçıydı. Kavga albümünde bu eserin yer alması önemini biraz da buradan alıyor.

  • Umuda Haykırış’ın yolculuğu devam ediyor. Önümüzdeki dönem için planlarınız nelerdir?

Önümüzdeki dönem yoğun bir konser takvimi bizi bekliyor. Bunları sizin aracılığınızla da paylaşmak isteriz.

  • 04.02.2024 Mannheim / Almanya
  • 10.02.2024 Winterthur / İsviçre
  • 11.02.2024 Strasbourg / Fransa
  • 23.02.2024 Duisburg / Almanya
  • 04.05.2024 Zürih / İsviçre
  • 18.05.2024 Frankfurt / Almanya
  • 19.05.2024 Rotterdam / Hollanda
  • 25.05.2024 Hamburg / Almanya
  • 01.06.2024 Floransa / İtalya

Konser takvimimizi ve bilgilendirmeyi sosyal medya hesaplarımızda güncelliyoruz. Konserlerin dışında 6 Şubat Depremleri’nin birinci yılı vesilesiyle bir şarkı paylaşacağız. Bu şarkının aranjesini ve kayıtlarını değerli hocamız Kemal Sahir Gürel ile birlikte yapacağız. Stüdyo çalışmalarımız devam ediyor ve son aşamasında geldik.

Yine ‘‘SolMüzik’’ etiketiyle birçok devrimci müzik grubunun yer aldığı, ‘‘1 Mayıs’’ temalı bir yeni albüm hazırlanmakta. Bu albümü kolektifin ikinci albümü olarak da görebiliriz. Bu anlamlı ve heyecan verici çalışmanın aranje ve kayıtlarını değerli dostumuz Mazlum Rewshenle birlikte yapacağız.

‘‘İvi Sono Vartinige’’ eserini de sevgili Mazlumla birlikte hazırlamıştık. Albüme daha önce kaydedilmemiş söz ve müziği 2022‘de yitirdiğimiz değerli yoldaşımız Ozan Garip Şahin’e ait olan, Ozan’ın proletaryaya armağan ettiği bir marş ile katılacağız. Bu eserin aranje ve stüdyo çalışmalarına da başlamış bulunuyoruz.