Anasayfa , Haberler , UHİM 2010 Dünya Hak İhlalleri Merkezi: 'Hollywood işgalleri meşrulaştırıyor'

UHİM 2010 Dünya Hak İhlalleri Merkezi: 'Hollywood işgalleri meşrulaştırıyor'

İSTANBUL | 05 – 03 – 2011 | Uluslararası Hak İhlalleri Merkezi UHİM, düzenlediği basın açıklamasıyla 2010 Dünya Hak İhlalleri Raporunu açıkladı. Raporda UHİM, domuz gribinden ekonomik krize, Nobel Ödellerinden Hollywood’a kadar birçok konunun siyaset’te bir baskı aracı olarak kullanıldığı belirtiliyor.

Açıklamanın tümü şöyle:

İhlallerle dolu bir yılı daha geride bıraktık. Her geçen yıl, yaşanan ihlallerin arttığına ve giderek daha tehlikeli boyutlara ulaştığına şahit oluyoruz.

Hak ihlallerinin artması kadar, belki daha da tehlikeli olan; ihlallerin savaş bölgelerinde yaşananlardan ve özgürlük alanlarına dair kimi hukukdışı uygulamalardan ibaret olarak algılanması. Bugün hak ihlallerine dair zihinlerde yerleşen bu algının da, aslında başlıbaşına bir ihlal olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu eksik ve yanlış anlaşılmanın doğal bir sonucu olarak, insan yaşamını ilgilendiren hemen her alanda gerçekleşen ve tahrip gücü çok daha yüksek ihlaller gereğince tartışılmıyor ve bu alanlarla ilgili bir mücadele biçimi geliştirilmiyor. Siyasetten hukuğa, sağlıktan eğitime, medyadan kültür-sanata, ekolojiden savaşa, ekonomiden tarihe uzanan bu ihlal dalgasının nelere mâlolduğunu tesbit edebilmek için öncelikle sözkonusu alanlarda yaşananlara bu perspektiften bakmak ve olayların arkasındaki nedenleri irdelemek gerekiyor.

Uluslararası Hak İhlalleri Merkezi (UHİM); sözkonusu yaklaşımın ortaya konacağı etkin bir mücadele alanı oluşturmak amacıyla kurulmuştur. “2010 Dünya Hak İhlalleri Raporu” da; 2010 yılında gerçekleşen ihlalleri, belirlediğimiz konu başlıkları altında ayrıntılarıyla aktarmaya ve böylece dünya üzerinde yaşanan ihlallere karşı bütüncül bir bakış açısı geliştirilmesine katkı sağlamaya çalıştık.

Raporumuz incelendiğinde; insan hayatının tüm alanlarına uzanan bir ihlal dalgasının dünyamızı çepeçevre kuşattığı, özellikle küresel güce sahip devletler ve uluslararası şirketlerin sözkonusu ihlallerde başrol oynadığı görülecektir. Geride bıraktığımız yıla ilişkin verilecek bazı bilgiler bu gerçeği daha çarpıcı bir biçimde gözler önüne serecektir:

Meksika Körfezi’nde gerçekleşen petrol faciası, dünya tarihinin en büyük doğa felaketi olarak kayıtlara geçti. Yıllık kârları milyar Dolar’larla ifade edilen dev şirketlerin güvenlik önlemlerini minimalize eden politikaları, faciaya davetiye çıkartan sorumsuz bir yaklaşım biçimini işaret ediyor. Doğanın, insanların ve diğer canlıların gördüğü zarar önümüzdeki yıllarda daha net bir biçimde ortaya çıkacak; ancak küresel şirketlerin kâr hırslarının sebep olduğu tahribatın da 100 milyar Dolar’a yaklaştığı tahmin ediliyor.

2009 yılında tüm dünyada büyük paniğe yol açan Domuz Gribi’nin; ilaç şirketlerinin bir oyunu olduğu konusunda ciddi şüpheler var. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklamada yaklaşık 2 milyar insanın salgına yakalanacağı ve 100 milyona yakın insanın hayatını kaybedeceği söylenmişti. Ancak can kayıpları karşılaştırıldığında Domuz Gribi her yıl yaşanan mevsimsel griplerin de gerisinde kaldı. Süreçten karlı çıkansa, yürüttükleri korku politikalarıyla dünyanın dört bir tarafında yüz milyonlarca doz aşı satmayı başaran ve milyarlarca Dolar kâr elde eden ilaç firmaları oldu.

Dünya kısa süre önce yaşadığı büyük ekonomik krizin etkileriyle sarsılırken, küresel şirketler ve uluslararası güce sahip bankalar, krizde kârlarını arttırmaya devam ettiler. Dev şirketlerin kriz sonrası şirket alımları için ellerinde tuttukları 1 trilyon Dolar nakitle, krizle birlikte dünyadaki işsiz nüfusunun 200 milyonu aşmış olması arasında ilginç bir paralellik bulunuyor.

Öte yandan, özellikle gıda, iletişim, enerji ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin, kâr odaklı politikalarının bir gereği olarak sayısı milyonları bulan müşterileri karşısındaki yaklaşımları da, dünyada her yıl milyarlarca Dolar’lık yeni ihlal dalgaları oluşturuyor.

Eğitimde sömürgeci yaklaşımlar, bugün özellikle beyin göçü ile devam ediyor. Ülkelerin gelişimlerine katkı sağlamasını umduğu yetişmiş insan gücü, küresel güçler tarafından sunulan cazip tekliflerle transfer ediliyor. Daha acı olansa; bu durumun çoğu zaman bir övünç kaynağı olarak algılanması.

Ortadoğu coğrafyası başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde devam eden işgaller, özellikle Hollywood yapımları ve Oscar ödülleri gibi uluslararası kültür-sanat etkinlikleri tarafından meşrulaştırılmaya ve normalleştirilmeye çalışılıyor. Öte yandan ‘Barış Ödülü’ adı altında verilen Nobel’in de benzer bir amaca hizmet ettiği açıkça görülüyor.

Devletler arası ilişkilerin ve uluslararası kurum ve kuruluşların uygulamalarının, küresel güçlerin isteği doğrultusunda şekillendiği, bu kritere uymayan gelişmelere anında müdahale edilerek yeni bir linç girişiminin başlatıldığı görülüyor. 2010 yılında İran’ın nükleer faaliyetleri, ABD’nin NATO aracılığıyla hayata geçirmeye çalıştığı füze savunma projesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hakkındaki tutuklama kararı bu senaryoların sahneye konulduğu örnekler olarak kayıtlara geçti.

Savaş algısı küresel güçler tarafından köklü bir manipülasyona uğramış bulunuyor. Dünyanın dört bir yanında yürütülen işgaller, kamuoyuna kimi zaman askeri müdahale, kimi zaman da savaş olarak yansıtılıyor. Toprakları işgale uğrayan, canlarını, mallarını ve ailelerini korumak zorunda kalan insanlar, savaşan teröristler olarak gösteriliyor. Yine küresel güçlerin yüzyıllar boyunca sürdürdükleri sömürü politikalarının bir sonucu olan içsavaşlar, özellikle Afrika kıtasında, silah devleri tarafından servis edilen silahlarla sürdürülüyor.

Tarihte yaşanmış olaylar, dünya siyasetinde bir baskı aracı olarak kullanılıyor. Yüzyıllar boyunca dünya üzerinde gerçekleştirdikleri sömürge ve soykırımların üstünü örtmeye çalışan küresel güçler, farklı iki ülke arasında yaşanan tarihi hadiselere müdahale ederek bir anlamda hedef saptırıyorlar. Toplumu ayakta tutan aile kurumunun, temel ahlaki değerlerin ve toplumu ayakta tutan diğer yapıların; özellikle göç/şehirleşme ile başlayan süreçte her geçen yıl biraz daha zayıfladığına ve bu durumun yaşamın her alanına yansıyacak köklü problemlere zemin hazırladığına şahit oluyoruz.

Bütün bu olup bitenler karşısında sivil inisiyatiflere düşen; toplumu bilgilendirmek ve etkin bir mücadelenin zeminini hazırlamaktır. Bunun gerçekleşebilmesi için; dünya üzerinde oynanan oyunları seyreden değil; önce oyunu çözen, sonra da oyuna müdahale eden bir yaklaşım biçiminin benimsenmesi gerekiyor.

Sivil inisiyatiflerin bu noktada karşı karşıya olduğu bir sorun da; küresel aktörlerin bu alanda da oldukça etkin çalışmalar yürütüyor olması. Küresel güçlerin planları doğrultusunda hareket ederek olayları maniple eden pek çok uluslararası yapının, dünyanın dört bir yanında toplumları ve sivil yapılanmaları ciddi şekilde etkilediği pek çok farklı örnekte görülüyor.

Biz UHİM olarak, oynanan bu oyunun deşifre edilmesi ve etkin, sivil bir mücadele alanının oluşması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kaygılarla hazırladığımız “2010 Dünya Hak İhlalleri Raporu”nun, sözkonusu alana yeni bir soluk getireceğine ve bu alanda sürdürülen diğer çalışmalara katkı sağlayacağına inanıyoruz.

04 Mart 2011

Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul