Home , Köşe Yazıları , “Tekel İşçileri Ülkesi”Nden…[*]

“Tekel İşçileri Ülkesi”Nden…[*]

SİBEL ÖZBUDUN | 22 – 02 – 2010 |

“Bir çığlıktır artık yaşanan

Sözcükler yetmez anlatmaya

Notalar fırçalar susar.”[1]

“İnanır mısın, abla, artık geceleri rüyamızda slogan atıyoruz: ‘Direne direne kazanacağız!’ Baktım dün gece bu (yanındaki işçiyi gösteriyor) uykusunda yumruğu kaldırmış kasılıyor…”

“Burası artık bizim yurdumuz, evimiz… Şöyle arada dolaşmaya çıkalım diyoruz, Kızılay’da bir tur atıyoruz, canımız sıkılıyor; ‘Haydi eve gidelim,’ diyor, buraya dönüyoruz.”

“Kırk yedi yaşındayım, hayatımın kırk yedi yılı bir yana, burada geçirdiğim kırk gün bir yana. Hem değiştirdik, hem değiştik…” “Hadi biz Diyarbakırlıyız, baskıyı biliriz. Ama burada İzmirli, Trabzonlu arkadaşlar var. Onlar da artık bambaşka bakıyor hayata.”

(“Bundan sonra başka direnişlere destek verir misiniz?” diye soruyorum:) “Vermez olur muyuz? Bundan sonra nerede işçilerin, emekçilerin bir eylemi var, bizler en başta yanlarında olacağız. Sağolsun, varolsun Ankaralılar, bize dayanışmanın ne olduğunu öğrettiler. Kimi kumanya dağıtıyor, kimi battaniye, kimi çay… Dünya duydu sesimizi, bir tek Tayyip duymuyor!”

(“Peki, çadırlar arasında ilişkiler nasıl, birbirinize gidip geliyor musunuz?” sorusuna:)

“Gitmez olur muyuz? Bak ben Diyarbakır çadırında kalıyorum. Ama günde iki defa Trabzon çadırına gitmezsem kendimi iyi hissetmiyorum. Onlar da bize gelmezse öyle…” (Bir başkası araya giriyor: “Biz burada başka bir ülke yarattık: Tekel işçileri ülkesi…”)

*  *  *

Gerçekten de değiştirdiler ve değiştiler… Hepimizi değiştirirken, kendileri de değiştiler. Bize unutturulan üç şeyi hatırladık hep birlikte: Birincisi, paylaşmak ve birbirinin derdiyle dertlenmek, İnsan olmanın birinci koşuluydu. Gemisini kurtaran, kaptan değil korsan olabiliyordu ancak ve her koyun yalnızca postunu yüzdürmek için kendi bacağından asılıyordu…

İkincisi, işçilerin birliği, halkların kardeşliğinin yegâne güvencesiydi. Yolu Sakarya’ya, Direniş sokağına düşenin bir daha herhangi bir linç eylemine katılması olasızdı. Direniş sokağında Türk Kürd’ün, halayına, Kürt Laz’ın horonuna, Laz Türk’ün bozlağına katılıyor, aynı varildeki ateşten ısınıyorlar, aynı sofradan bölüşüyorlardı ekmeklerini. Kan anonsu verildiğinde her çadırdan biri fırlayıp sıraya giriyordu kan vermeye. Bir Muş’lu Tekel işçisinin dediği gibi, “Gerçek açılım burada, bu sokaktaydı”!

Üçüncüsü ise, evet, “Direne direne kazanmak” olanaklıydı; aslında kazanmak, ancak direne direne olanaklı olabiliyordu. Mezbahada bıçağın altına boynunu uzatan koyunlar olmak istemiyorsak eğer, mücadele elzem ve üstelik mümkündü… Bizleri yönetenlerden himmet beklemek ise, gafletti: İktidar partisi ve valileri, seçimden seçime beyaz eşya, koltuk-kanepe, erzak [“Yerel seçimlerde doğalgazlı evlere bile kömür dağıtan muktedir iktidar, bu yıl kılını kıpırdatmıyor,” diyor Ersin Tokgöz. “Ne sobaya koyacak kömür var yoksul evlerde ne de ‘sosyal yardım’ için yaptıkları başvurulara cevap. İsyan ediyor hane halkı: ‘Bu sene seçim yok ya o yüzden.’ İsyanının, isyan ettiği şeyi yarattığından habersiz biçare.”[2]…] Ramazandan ramazana aş dağıtabilirdi; ama son derece sınıf-bilincindeydiler… Başbakanın ağzından, “Ben bir Tekel işçisinin ücretiyle üç işçi çalıştırırım,”[3] diyecek kadar.

[Bir anekdot: 2001 yılında, yani henüz iktidarda değilken partisinin “özelleştirmelere karşı olduğunu” ilan edip Tekel işçilerine “Meydanlara gelin, sizin en önünüzde, sizinle birlikte gerekirse polisten cop yemek de dahil sizin meselenizi haykıracağız,” diye seslenen bugünkü Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, bugün ise şöyle konuşuyor: “Ben, toplumsal muhalefetin genişlemesinden, büyümesinden, bir cephe hâline gelip sokaklara çıkmasından memnun değilim. Bir siyasi iktidar bundan memnun olmaz. Parlamentonun içindeki siyasi partilerin eleştirisi veya bizi yıpratmasına biz gülüp geçiyoruz. Çünkü hiç etkili değiller ama karşımızdaki muhalefet sokağa çıkar da bunun içerisinde hanım kardeşlerimiz, gençler, onların yavruları çıkar ve bunlar üzerinden iktidar yıpratılmaya çalışılırsa ben bir siyasetçi olarak bundan çekinirim, endişe ederim.”[4]…]

Başbakanın ağzından “Ajitasyon yapıyorlar,” Maliye Bakanının ağzından “Bizim hatamız işçilere fazla merhametli davranmamız…”, tüm AKP ricalinin ağzından “ideolojik davranıyorlar!” diye köpükler saçan iktidar partisinin “özelleştirme” adı altında kamuya, yani topluma ait kaynakları nasıl yağmalattığı ise, ortada:

“Bilindiği gibi, Tekel bölünerek iki etapta özelleştirildi.

Birinci aşamada Tekel’in içki bölümü, Kasım 2003’te özel sektöre satıldı. Bu özelleştirmede ödeme taksitlendirilerek yıllara yayıldı, işçilerin 32 milyon dolar tutan kıdem tazminatı, alıcı firma zarar görmesin diye, devlet tarafından yüklenildi.

Ve Tekel’in içki bölümü, ilk iki yılı ödemesiz olarak taksitle 292 milyon dolara satıldı.

Bu sırada Tekel’in kasasında 348.4 trilyon lira nakit ile birlikte 70 milyon YTL’lik içki stoku bulunmaktaydı. Alıcı firma daha iki yıllık ödemesiz dönem dolmadan, aldığını, 900 milyon dolara bir Amerikan firmasına sattı. Böylece alımdan itibaren iki yıl geçmeden ve henüz kasasından tek kuruş çıkmadan 600 milyon dolar kâr etti…”[5]

Patronlara altın tepsi içinde sunulan 600 milyonluk talan “helâl”, işçilerin boğazlarından kesmeye, güvencelerinden olmaya, tüm sosyal haklarını yitirmeye karşı direnmesi “ideolojik”, öyle mi?

*  *  *

Evet, Tekel işçisinin kırk günü aşan Ankara direnişi, üzerimizdeki ölü toprağını silkelememize, hak, birlik, mücadele, dayanışma, enternasyonalizm[6] gibi kavramları(mızı)n, sokağa inip ete kemiğe bürünmesine yol açtı. Bir başka deyişle, onların “sahici”liğinin mihenk taşı oldu.

İktidar partisinin başbakanı ve yardımcısını bu denli öfkelendiren ve ürküten tam da bu!

N O T L A R

[*] Demokrasi ve Özgürlük, No:3, Şubat 2010…

[1] Adnan Yücel, “Kuş Mitingi”.

[2] Ersin Tokgöz, “Ya TEKEL Direnişinden Ölüm Çıkarsa?” Radikal, 25 Ocak 2010, s.2.

[3] “Erdoğan’ın İşçi Açılımı: Avucunu Yalarsın”, Cumhuriyet, 23 Ocak 2010, s.13.

[4] “Bu Fotoğraf Korkuttu!”, Evrensel, 19 Ocak 2010, s.7.

[5] Ali Sirmen, “Tekel İşçileri ve İşçi Sınıfı”, Cumhuriyet, 19 Ocak 2010, s.4.

[6] “(…)Başta Almanya Gıda İşçileri Birliği NGG, Avrupa Gıda İşçisi Sendikaları Federasyonu EFFAT ve Uluslararası Gıda İşçileri Birliği IUF, Almanya’dan IG Metal ile Forza Livorno, 29-30-31 Ocak’ta ‘Her yer TEKEL, her yer direniş’ günleri olarak kabul etti. Berlin, Paris, Viyana, Amsterdam ve Londra’da, Türk konsoloslukları, fabrikalar, üniversitelerde TEKEL işçisine destek gösterileri düzenlenecek. Dortmant çağrısı olarak adlandırılan hareketle tüm meslek örgütlerine, partilere, yerel derneklere, sosyal kurumlara başvuruldu, hazırlaklar başladı. (…) Endüstriyel futbola karşı duruşu ile tanınan Forza Livorno, TEKEL işçisine dayanışma çağrısı yaptı ve artık maçlarında enternasyonali TEKEL işçisine atfederek okuyacağını açıkladı. Maçlarda işçilere destek pankartlarının açılması için tüm tribünlere çağrıda bulundu. 29-30 Ocak tarihli maçlarda destek pankartları açılacak.” (“Tütün İşçisine Taraftar Desteği”, Cumhuriyet, 23 Ocak 2010, s.13.)

scroll to top