Home , Manset , TARİH | Mustafa Suphi’lerin TKP’si 100 Yaşında!

TARİH | Mustafa Suphi’lerin TKP’si 100 Yaşında!

Tarih | 23.09.2020 | Mustafa Suphi’lerin TKP’si 100 Yaşında!

Türkiye’de TKP kurulmadan önce de sosyalizmi savunan örgütler var olmuştur. Öyle ki, Türkiye işçi hareketini ilk örgütleyenler Bulgar, Ermeni, Rum, Yahudi kökenli sosyalistler olmuştur. Dolayısıyla ülke topraklarında komünist hareketin ortaya çıkışını M. Suphilerin TKP’siyle başlatmak yanlış olacaktır.

Öncesi de vardır. Nitekim tam da bu nedenle proletarya partisi programının 32 maddesinde ülkemizde komünist hareketin ortaya çıkışını değerlendirirken; “Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ürünü ve bu coğrafyada ezilen, sömürülen, katledilen Türk, Ermeni, Rum, Kürt vd. halkın başkaldırı ve örgütlenmelerinin birikiminin mirasçısıdır” demektedir.

Sosyalist örgütlerin birçok kadrosu, eli kanlı Osmanlı geleneğini sürdüren Sultan Abdülhamit yönetimin ve ardından İttihat ve Terakki’nin acımasız baskı, şiddet ve işkencelerine maruz kaldılar; katledildiler, kaybedildiler, zindanlara atıldılar. Birçoğu idam edilerek devlet terörüyle sindirilmeye çalışıldı. Bunlardan ilk akla geleni 15 Haziran 1915 tarihinde İstanbul’da Beyazıt Meydanı’nda toplu infazla katledilen aralarında Hınçak Partisi yöneticisi olan Paramaz’ın da (Matteos Sarkisyan) bulunduğu Hınçak Partisi üyesi 19 devrimcidir. Böylece devrimci ve sosyalistlerden kurtulacaklarını sandılar ama olmadı! Sınıf çelişkisinin her geçen gün daha da derinleştiği bir toplumda, egemenler devrimcilerden nasıl kurtulabilir ki?

Ülkenin çeşitli ulus ve milliyetlerinden işçiler, emekçiler, aydınlar, uluslararası sosyalist hareketten ve özellikle de Rusya’da gerçekleşen 1917 Ekim Devrimi’nden ciddi derecede etkilendiler.

Etkilenmekle de kalmadılar, bilinçlenip örgütlendiler. Çevreler, guruplar, partiler ortaya çıktı. Bunların öne çıkanlarından biri de M. Suphi önderliğinde 25 Temmuz 1918’de Moskova’da Türk Sol Sosyalistleri Kongresi’nde Türkiye Komünist Teşkilatı olarak ortaya çıktı ve 1919 Mart’ında Moskova’da yapılan 3. Enternasyonal Kuruluş Kongresi’ne katıldılar. Şefik Hüsnü’nün önderliğinde 22 Eylül 1919’da İstanbul’da kurulan Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası ve Şerif Manatof’un önderliğinde 14 Temmuz 1920’da Ankara’da örgütlenen (Hafi-Gizli) Türkiye Halk Komünist Partisi bunlardan bazılarıydı. Kısacası hem ülke içinde hem de ülke dışında Ekim Devrimi’nin muazzam etkisiyle komünist fikirler hızla yayılmaya başladı.

Bu durum, başta Kemalist iktidarı ve yanı sıra yamanmaya çalıştıkları İngiliz emperyalistlerini korkutuyor ve telaşlandırıyordu. Bu açıdan çok yönlü bir saldırı ve yok etme planları içine girdiler.

Kemalist iktidar, bir yandan, Alman emperyalizminin saflarında 1. Emperyalist Savaşa giren İttihat ve Terakki’nin savaşı kaybetmesi, 1918’de Mondros Mütarekesi’yle pekişen hazin yenilgisi ve galip emperyalistlerin işgaline karşı çeşitli milliyetlerden işçi ve emekçi halkın yürüttüğü kurtuluş savaşının önderliğini ele geçirip komprador burjuvazinin ve büyük toprak ağalarının sınıfsal çıkarları doğrultusunda yön verirken, emperyalistlere de çeşitli mesajlar veriyordu.

Diğer yandan, Haziran 1920’de sahte TKP’yi kuran Kemalistler, işçi sınıfı ve emekçilerin sola, sosyalizme, Bolşevik Devrimi’ne (ki, bu etki birçok yönüyle büyüktü) karşı gelişen sempatinin Mustafa Suphi TKP’sine desteğe dönüşmesinin önünü kesmek istiyordu. Bunu da sahte TKP vasıtasıyla yapmak istiyorlardı.

Kemalistler bu dönem kelimenin tam anlamıyla ikiyüzlü bir politika izlediler. Bir  taraftan, genç Sovyet Cumhuriyeti’ne ve onun önderi Lenin’e mektuplar yazarak kendilerinin de “Bolşevik fikirleri” benimsediklerini ve “emperyalizme karşı savaştıklarını” belirtip Lenin’in güvenini kazanmaya çalışan Kemalistler, diğer yandan ise M. Suphi TKP’sine mektuplar yazıyor, “emperyalist işgale karşı ulusal kurtuluş mücadelesinde kendilerini yalnız” bırakmamalarını belirtip (Suphilerin kurduğu “Gönüllüler Alayı”yla birlikte gelme hazırlığında olduğunu bildikleri için) “sizden savaşçı”, “asker” istemiyoruz, “Sovyet yöneticilerine, Bolşeviklere, Komünist Enternasyonal’e bize para, silah, cephanelik göndermeleri için zorlayın” talebinde bulunuyordu.

Bir taraftan, M. Suphilerin TKP’sine ajan sokmaya çalışan Kemalistler diğer yandan da M. Suphilerden herhangi bir engel olmadığını, Komünist Partisi’nin “Büyük Millet Meclisi’ne bir delegasyon göndermesini ve yeni hükümetle devamlı bir bağ kurmasını” isteyerek, “ulusun birliğini ve direnme gücünü kıracak zamansız ve gereksiz çıkışlardan kaçınılmasını” isteyerek onlara “güven” vererek topluca imha etme tuzağına çekiyordu.

Bir taraftan valilere ve istihbarat ve polise gizli genelgeler ve talimatlarla Sosyalist, Komünist faaliyeti acımasızca bastırma, tutuklama ve yok etme hazırlıklarının talimatları veriliyordu. “…Avrupa burjuvazisi ile anlaşma lüzumuna kani olan bu genç burjuvazi, Avrupa’daki efendilerin hoşnudusini üzerine celbedebilmek için her iki cephede, Ankara ve Kafkasya’daki Türk komünistlerine karşı kati bir taarruza geçti.” (Z. Nuşirevan, “Suphi ve Yoldaşları”, s. 41-42) Grevleri, direnişleri, sendikaları yasaklıyor, bu faaliyetlerdeki işçileri “başıbozuk”, “bozguncu”, “casus” vb. diye tutuklayıp, göstermelik yargılamalarla ağır cezalar vererek terör estiriyordu. Özetle, Osmanlı artığı, ırkçı, faşist İttihat ve Terakki’nin devamcısı “… M. Kemal başkanlığında kurulan burjuva-toprak ağaları hükümeti” (Y.N.Rozaliyev) önderliği bunları yapıyordu.

İngiliz istihbarat servisleri Mustafa Suphi’yi yakalamak ve ortadan kaldırmak için her çareye başvuruyorlardı. Bunu başaramayınca İngiliz ajanları, Türk devrimcisinin öldüğü haberini yaydılar. Aynı mektubunda bu söylentileri de yalanlayan Suphi, 12. Ordu’nun kuşatmayı yarışından sonra Moskova’ya geldi ve Komintern’deki çalışmalarını sürdürdü.” (Y. N. Rozeliyev, “Suphi ve Yolda    şları”, s.134)

 

Mustafa Suphi’nin Rusya’daki Çalışmaları

  1. Suphi, Sinop Hapishanesi’nden 1914 yılı başlarında deniz yoluyla Rusya’ya kaçmıştı. 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı başladığında Batum’daydı. Düşman bir devletin vatandaşı olarak Çarlık onu tutuklatıp Kaluga’ya, sonra binlerce Türkiyeli savaş tutsağıyla beraber Ural’a gönderdi. M. Suphi, esirlerle birlikte fabrikalarda çalıştı. Aynı zamanda Türkiyeli savaş esirleri içinde sosyalist propaganda, ajitasyonla onları kazanmaya çalıştı. Örgütleme yaptı. Bunu yaparken gizli faaliyet yürüten Bolşeviklerle ilişki kurdu ve Bolşevik yayınlarını savaş esirlerine ulaştırdı. Çar jandarmasının sürekli gözetimine rağmen faaliyetini sürdürdü. 1915 yılında RSDİP (Bolşevik)’e üye oldu ve kısa sürede profesyonel bir devrimci olarak faaliyetlerini sürdürdü. Ekim Devrimi’ne başından itibaren katıldı. Devrimin savunmasında yer aldı. Bir tarafta esir Türkiyeli askerleri örgütleyerek Ekim Devrimi’ni sahiplenmesini sağlarken bir taraftan da Türkiyeli devrimcileri bir araya getirerek devrimci bir örgüt kurmaya çalışıyordu. 1918 yılında “Yeni Dünya” adında Türkçe bir gazete çıkarıyor, bunu düzenli Türkiye’de ilişki halinde olduğu çevrelere ulaştırarak bir örgüt yaratmaya çalışıyordu. 1918 Haziran’ında Kazan’da “Türk Savaş Tutsakları Sosyalist Örgütleri Temsilcileri Kurultayı”nı topladı. 1918 Temmuz’unda Moskova’da toplanan “Türk Sol Sosyalistleri İlk Kurultayı”nı gerçekleştirdi. Aynı zamanda Astrahan, Saratov, Kazan, Samara ve Riyazan’da oluşan Türkiyeli savaş tutsakları birliklerini yönetiyordu. 1919’da Komintern’in Güney Bürosu’nda görevlendirilir. Suphi, özellikle Odesa ve Kırım da çalışır. Bölge halkı, İstanbul ve Anadolu’dan oraya gelenleri örgütlemeyle uğraşır. Sovyet egemenliğini korumak için gönüllü birlikler oluşturur. İtilaf Devletleri’nin Türkiye’deki işgaline karşı Partizan hareketinin güçlenmesine çalışır. Gönüllüleri İstanbul ve Anadolu şehirlerindeki işgale karşı savaşa göndermek için elinden geleni yapar.

Kırım’da yerli halkın yanı sıra Türk, Romen, Bulgarların da katıldığı Enternasyonal Doğu Alayı’nı örgütler. Bu birlikler, Beyaz Orducu General Slaşçev’in kuvvetleri karşısında başarıyla savaşır. M. Suphi, Komintern’in Güney Bürosu’nda çalışan Türk, Bulgar, Yunan ve Romen komünistleriyle birlikte Kuzey’e doğru yürüyen efsanevi 12. Ordu’ya katılır ve Kızıl Ordu’yla birlikte önemli katkılarda bulunur.

Özetle, İngiliz emperyalizmi, bir yandan genç Sovyet iktidarını yıkmak için Rus burjuvazisinin generallerinden Denikin’in başında bulunduğu 200 binin üzerindeki Beyaz Ordu’yu destekleyip her türlü sabotaj, provokatörlüklerle uğraşırken diğer taraftan Alman emperyalizmi yenildikten sonra Sovyetler’in Güney kısmındaki Sovyet etkinliğini kırma ve buralardaki karşı devrimcileri harekete geçirme peşindeydi. Bunları yaparken Kırım’dan Bakü’ye doğru olan cumhuriyetlerde özellikle “Türk”i cumhuriyetlerdeki planlarını önemli ölçüde bozmada rol oynayan M. Suphi’yi hedef almalarının en önemli nedenlerinden biri bu iken diğeri İstanbul işgali döneminde işgale karşı direnişi örgütleme çabasının kinidir.

 

TKP’nin Kuruluşu ve Karadeniz Katliamı

  1. Suphi önderliğinde Rusya’da örgütlenen komünistler, Şefik Hüsnü’nün önderliğinde 22 Eylül 1919’da İstanbul’da kurulan Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası ve Şerif Manatof’un önderliğinde 14 Temmuz 1920’de Ankara’da örgütlenen Gizli-Türkiye Halk Komünist Partisi Bakü’de ortak bir kongre topladılar. Esas olarak bu üç örgüte üye çeşitli alanlardan 32’si seçme ve seçilme oy hakkına sahip, 34’ü iştişari (danışma) oy hakkına sahip 74 delegeyle, 10 Eylül 1920’de Bakü’de bir araya gelerek Türkiye Komünist Partisi’nin kuruluşu ilan edildi. Kuruluş Kongresi’nin en önemli pratik yönelimi, Anadolu’da emperyalist işgale karşı mücadele etmek oldu. Bu yönlü hazırlıklara girişildi.

M. Suphi, Baku’dan, müdahalecilere karşı savaşta doğrudan doğruya yer almaya can atan gönüllüler alayının, Türk komünistlerinin başında yola çıktı. Fakat alay bu sırada yolları kesilmiş olduğu Azerbaycan’dan Türkiye’ye ulaşamadı. O zaman Suphi, aralarında Merkez Komitesi üyeleri Hilmi oğlu Hakkı, Ethem Nejat, Nazmi ve İsmail Çitoğlu’nun bulunduğu en yakın 14 mücadele arkadaşıyla Ankara’ya gitmeye karar verdi.” (Y. N. Rozaliyev’in yazısından, age, s. 140)

  1. Suphilerin Anadolu’ya gelmesinin yaratacağı sonuçlar Ankara’daki Kemalist iktidarı telaşlandırdı. Suphiler Kars üzerinden giriş yaptı. Kars’ta onları Kemalist Ordu karşılayınca ilkin şüphelenmemeleri için nazik davranırlar. Erzurum’a doğru yola çıkınca silahsızlandırılır. M. Kemal ile Karabekir arasında yine Erzurum ve Trabzon valileriyle telgraflaşma trafikleri başlar. M. Kemal, Doğu Ordusu Komutanı Kazım Karabekir’e “Suphi’nin Ankara’ya bırakılmaması ve duruma göre davranması”, “gereğinin yapılması” emrini verir. Önceden katledilme planları kurulur, ajanlarıyla yerel gericiler harekete geçirilerek geçtiği güzergah boyunca linç girişiminde bulunulur. Trabzon’da örgütlü gericilerle lince girişilir ve sözde ahali “sizi koruyamayız, en iyisi motorlu kayıkla sizi Batum’a yollayalım” der. Kayığa bindirilip denize açılınca arkalarından katiller başka bir kayıkla peşlerinden gider ve yetişip acımasız işkencelerle süngülenerek, kurşunlanarak denize atılırlar. Suphi’nin eşi olan Maria’yı ise alıkoyarlar. Bir hafta ya da on gün sonra haber alınır Maria’dan ama birçok uğraşa rağmen Kemalistler bilgi vermezler. Sonraki yıllarda Maria’nın tecavüze uğradığı ve katledildiği öğrenilecektir. M. Suphi ve 14 yoldaşının naaşları ve mezarları hala yoktur. Yoldaşlarına, bizlere, sonraki kuşaklara idealleri, emanet ettikleri dava ve anıları kaldı.
  2. Suphiler, İstanbul başta olmak üzere hala bazı bölgelerin emperyalist işgalin sürdüğü koşullarda, Ekim Devrimi’nin etkisiyle sosyalizme sempatinin geliştiği, bu etkinin Ç. Ethem’in 5 binlik askeri gücünü bile etkilediği, TKP güçlerinin bunlar içindeki çalışması ve işgale karşı mücadele içinde olduğu koşullarda ve özellikle Sovyetler Birliği’nin desteğine ihtiyaç duydukları koşullarda Kemalist iktidarın bu kadar vahşice kendilerine yöneleceğini iyi hesaplayamamıştı. Irkçı, faşist Kemalist iktidarın niteliğini iyi kavrayamama hatasının bedelini ağır ödemişlerdi. Yeni kurulan genç komünist partisinin ilk ve en önemli politik hatası bu olmuştu. Kemalizm’in sınıfsal niteliğini doğru tahlil edememek.

Ülkemizde devrimci hareket içinde bu hatanın nedeninin Komüntern ve onun Kemalizm değerlendirmesi olduğu ileriye sürülür. Bu bakış açısı, M. Suphileri ve yoldaşlarını yok sayan, onları önemsizleştiren bir yaklaşımdır. Komüntern’in Türkiye politikalarını belirleyen, bu politikalara zemin sunan M. Suphi ve yoldaşlarının değerlendirmeleridir. Hatırlanırsa benzer durum, Çin Devrimi’nde de yaşanmış, ancak orada Başkan Mao’nun doğru çizgiyi izlemesi nedeniyle bu hatalı politikalar alt edilmiştir.

Bir diğer neden de henüz yeni kurulmuş Komünist Partisi’nin örgütsel olarak oldukça tecrübesiz oluşudur. Bu durum parti içinde Merkez Komite düzeyinde İttihatçı-Kemalist ajanların yer alabilmelerine zemin sunmuştur. M. Suphi ve 14’lerin katledilmesinde bu ajanların rolü de vurgulanmalıdır. Daha en başından bu ajanlar, hem M. Suphi’lerin ülkeye girişinde hem de planlı bir komployla katledilmelerinde önemli bir rol oynamışlardır.

Irkçı, faşist Kemalist iktidar, hizmetine girdiği İngiliz-Fransız emperyalizmine güven vermek, onların arzularını yerine getirmek ve kendi sınıfsal duruş ve kinini göstermek için bu acımasız vahşeti işlemişti. İki gün sonra başka iki TKP kadrosunu daha katletmişlerdi. Ve Ankara, İstanbul, Bursa başta olmak üzere birçok ilde komünist avına çıkıp geniş tutuklamalara başlamışlardı. Aynı zamanda Bolşeviklerden etkilenen Çerkez Ethem’in silahlı güçlerine yönelip onları da yok ettiler.

TKP’nin başta kurucu önderi M. Suphi olmak üzere en değerli yönetici kadrolarının önemli bir kısmı katledildi. Partinin geriye kalan yöneticileri, kadro ve üyeleri çok ağır koşullarda çalıştı. 2. ve 3. Kongrelerini yaptılar. Ama 1924’ten sonra Şefik Hüsnü’nün çizgisinin egemen olmasıyla oportünist, revizyonist bir hatta girildi. Ve 1926 programlarıyla birlikte bu çizgi yerleşti. TKP bir daha iflah olmadı. T“K”P 1957-60’tan itibaren Kruşçev çizgisini izleyerek Rus Sosyal Emperyalizminin ekseninde, onların bir ileri karakolu gibi hareket etti.

Ancak yaklaşık 50 yıl sonra İbrahim Kaypakkaya’nın önderliğindeki yönetici kadrolar 1972’de TKP-ML olarak TKP’yi yeniden kurdular. Kemalistler, tıpkı 1921 yılında TKP’nin kurucu kadrolarını katlettikleri gibi, 1973 yılında, bu seferde TKP-ML’nin kurucu önderi İ. Kaypakkaya’yı katlettiler.

TC devleti, iliğine işlemiş milliyetçi, ırkçı ve faşist karakteriyle, kendi sınıf egemenliğinden, devletinden, ideolojisinden temelden kopan, köklü hesaplaşan veya radikal bir şekilde kopan veya kopmaya çalışan her hareketi, ya daha işin başında ya da bunu başaramamışsa sonraki sürecinde yaşatmamaya çalışmıştır ve çalışmakta olduğunu asla unutmamak gerekir.

Sonuç olarak yaşanan tarihi süreçte doğru dersler çıkarılırsa ve bilince çıkarılan doğru derslerin gereğine göre hareket edilirse başarı sağlanacağı unutulmamalıdır. Bu bir boyun borcudur. M. Suphilerin ve Kaypakkayaların ideallerine, emanet ettiği davasına sahip çıkalım. Onlara layık olalım! Kuruluşunun 100. yılını geriden bırakan M. Suphilerin TKP’sinin idealleri ve davası bizlere ışık tutuyor!


Özgür Gelecek

scroll to top