Home , Köşe Yazıları , SENİ BURADA ARAMAYACAĞIZ! ERHAN HOCA!

SENİ BURADA ARAMAYACAĞIZ! ERHAN HOCA!

erhan-01-225x300A.CIWAN |25-03-2014 | Bir ülkede çocuklar büyüyemeden kadınlar yaşlanamadan katlediliyorsa, ölüm erken gelir bulur partizanları. Zulüm erken gelir çalar kapıları. Erhan hoca bedeninde yaralar yüreğinde sayısız sızılarla yaşama, İstanbul boğazına, balıkçılara, üniversite öğrencilerine, miting meydanlarında slogan ve taş atan çocuklara veda etti. “Yakın bedenimi, savurun gökyüzünün altında ki mavi derin sulara” dedi. Ve dostları vasiyetine sadık kaldılar.

Özgürlüklerin her gün sokak ortalarında vahşice katledilerek parçalara ayrıldığı topraklarda bedeninde yaralar yüreğinde derin  sızılar olmadan devrimcilik yapılmaz. Erhan Hoca da böylesi bir ülkede devrimcilik yaptı. Bundan dır ki ölüm erken gelip, buldu onu. Devrimci yaşamda bazen görevler icra edilirken bazen tamamlama zamanı bulamadan bazen yarım bırakılarak acılara yüklenilerek, göçüp gidilir bu zulüm dünyasından. Ve o an söylenecek hiçbir söz kurulacak hiçbir cümle ölümün kendisinden, kaybedilen devrimci değerden daha yüklü, derin ve ağır olamaz. Çünkü giden kocaman emek, mücadele yüklü bir kazanımdır. Bir bilim insanın yarım bıraktığı çalışmalardır. Sonsuzluğa uzanmak istenen deli bir partizan fişeğidir.

Toprağa düşen her tohumun, yıldızlara uğurladığımız her yoldaşımızın ardından sınıf düşmanlarımızla olduğu kadar kendimizle de hesaplaşmanın içine gireriz. Her anı ve süreci titizlikle değerlendiririz. Derinden sessizce dizelere, notalara dökeriz duygularımızı. “Beni burada arama anne! Kapıda adımı sorma!” Bazen Türkçe bazen Kürtçe- Almanca en çok rahat dillendirdiğimiz bir dilde dökeriz öfke ve acılarımızı. Geride yakılıp-küllere çevrili bedenimizin önünde gözü yaşlı dokuz yaşında ki bir kız çocuğu bırakarak gideriz. Dokuz yaşın Ezgisi içinde saklı tuttuğu Türkçe ifade edemediği duygularını kemanıyla dile getirir. Saçı sakalları beyazlamış yoldaşların, dostların doldurduğu salonda gezer dolaşır Erhan hocanın ve partizanların zindan ve mücadele anıları. Anıların adı ERHAN HOCA olur. Metris zindanlarında direniş ve firar olur.

Ölümün ağırlığı içinde herkesin dile getiremediği söz oldu. “Erhan hoca adında bir partizan geçti bu kurak bozkır toprakların orta yerinden”. Bilgece oldu duruşu materyalistçe oldu yürüyüşü.  Son yolculuğu da ona yakışır tarzda materyalistçe oldu. Soğukkanlılıkla karşılanmaya çalışıldı, ölüm anı. Alman devrimcileri, materyalistleri hem Erhan Hocayı hem de saçları sakalları aklaşmış her yaştan partizanları kendi dillerindeki şarkılarıyla karşıladılar. Erhan hocanın kavga ve zindan arkadaşları, onu yakından tanıyanlar, kendisini tanımayıp sadece ismini ve yaptıklarını duyan dostlar, yoldaşlar, partizanlarla doldu anma toplantısının yapıldığı hüzün dolu salonu.

Ölüm sükunet içinde büyük bir metanetle karşılanıyorsa, orada materyalizmin ağır bir düşünsel ve duygusal izleri var demektir. Orada Erhan hocaya dek uzanan emek dolu yollar var demektir. Erhan hocanın kaybının ardından herkes sınıflara bölünmüş toplumsal gerçekliğin içinden, durduğu yerden, kapladığı parçadan bakarak sorular sordu, cümleler kurdu.

Ancak en can alıcı soru ise, bilimsel araştırma ve incelemeyle bu kadar ciddiyet ve dikkatle ilgilenen bir bilim insanın Kaypakkaya gibi bir akademik ünvanı, kariyeri olmayan bir komünistin düşüncelerine meylettiren neydi? Neydi bu büyüleyici düzeyde ki çekicilik? Neydi bu karşı konulamaz etkileyici güç? Erhan hoca üniversite içinde bilim çevresinde akademik çalışması-ünvanı-kariyeri olanlara yakın olması, onlara ilgi duyması gerekmez miydi? Neydi onu Kaypakkaya gibi hiçbir “akademik ünvanı”, kariyeri olmayan bir öndere  ilgi duydurtan neden? Onu büyüleyen, mıknatıs gibi çeken güç neydi? Herkese benzeyen ancak hiç birine benzemeyen onu benzerlerinde ayrı ve farklı kılan neydi? Hangi düşüncelerdi ki bu kadar etkili bir çekim gücüne sahip oldu ve Erhan hoca gibi Robert kolejini bitirmiş ODTÜ gibi bilim ocağında ağır sınavları başarıyla verip Amerika gibi bir ülkede doktora çalışması yapıp ülkeye dönmüş birini KAYPAKKAYA gibi komünistin düşüncelerine büyük bir bağlılıkla çekti. Neydi bunun sırrı ve açıklanması kolay olmayan yanıtı? Neydi bu çelişki gibi gözüken gizemli duruşun altında yatan bilimsel neden?

Bilimin ortasında duran-çalışan Erhan hoca gibi bir akademisyenden bahsetmek demek hayran kalmaktan başka bir seçeneği olmayacak kadar güçlü bilimsel görüşlere sahip Kaypakkaya yoldaştan bahsetmek demektir. Bu nokta atlanıp, geçilirse, söylenecek hiçbir söz sorunun özüne ilişkin gerçekliği ifade etmiş olmaz. Hiçbir “akademik kariyeri-ünvanı”  olmayan bu toprak renkli emek kokulu bilge insanı çekim merkezi haline getiren ve büyüleyici kılan neydi?

Kaypakkaya yoldaşı çekim merkezi haline getiren o güne kadar hiç kimsenin sahip olmadığı, olamadığı bilimsel dünya görüşüydü, savunduğu devrimci düşüncelerdi. Bilimsel analiz gücü ve yakaladığı bilgi düzeyinin gelişkinliğiydi. Güçlü devrimci öngörüsüydü. Gerçekliğin farkına varan, cesaretli duruşuydu. KAYPAKKAYA gibi bir komünist önderin bütünlüklü ve bir birbiriyle arasında güçlü devrimci bağıntıları ve uyumu olan  görüşleriydi. Onur ve vicdan  sahibi Erhan hoca bir bilim insanına ait olan duyarlılıkla önyargısız bir şekilde baktı Kaypakkaya yoldaşa.  Ortada dolaşan sayısız siyaset bilimcisinin siyasal hareket temsilcilerinin hiçbiri ilgisini çekmedi. Hiç birinin düşünce ve söylemleri onun düşünsel dünyasında farkındalık yaratacak bir değişime neden olamadı. Düşünsel titreşimler yaratamadı. Kaypakkaya yoldaşın dışında hiçbir bilim ve mücadele insanın düşünceleri onu böylesine büyüleyip-kendisine bu kadar güçlü bir şekilde çekemedi. Aşkla tutkuyla  bağlayamadı.

Erhan hocanın bakış açısında ki bilimsellik ve sahip olduğu düşünsel derinlik kültürel zenginlik, KAYPAKKAYA yoldaşın savunduğu MLM görüşlerinden gelir. Ancak KAYPAKKAYA YOLDAŞ bilimsel dünyanın zirvelerinde olanı, toprağın görünmeyen, ulaşılamayan derinliklerinde ki gerçekliğe uzanıp bilimsel doğruları bulabilirdi. Ancak o büyük bir cesaretle eşitsizliklerle dolu sınıf mücadelesinin arenasına çıkıp, tek başına bütün doğru diye sunulup yanlışlara meydan okuyabilirdi. Her türden burjuva, küçük-burjuva “doğruların” canına okuyarak, kendi düşünsel görüşlerini proleterlerin rahatlıkla görebilecekleri en yükseklere  dikmesini bildi. Onun düşünsel sancağı Amed’in en yüksek surlarına, Kazlı çeşme işçi miting meydanlarının en görkemli binalarına asılıdır. Onun düşünceleri Marksizm-Leninizm-Maoizm üniversitelerinin kürsülerinde,”M.Demirdağ” akademilerinin aydınlık kitaplarının  en parlak sayfalarında yazılıdır.

Erhan Hocanın kaybıyla birlikte  KAYPAKKAYA geleneğinin savunduğu bilimsel dünya görüşüne büyük bir merakla ilgi duyan, aşk düzeyinde tutkuyla çalışan bir emektarını kaybetti. Öncüleri kavganın-direnişin önünde olmayanların hiçbir değerinin olamayacağı bir geleneğin bir kesitinde yer alan emektar bir yöneticisini kaybetti, partizanlar. Her kayıp sınıf düşmanlarıyla hesaplaşmanın yürütüldüğü bir an olduğu kadar kendi hata ve zaaflarıyla da yüzleşmenin bir nedeni ve arayışı olur. Sorgulanır, sınıf düşmanlarına karşı nasıl?        Ne kadar savaş yürüttün? Toprağa düşüp tohum oluncaya kadar yerine getirilemeyen görev ve sorumlulukların bilimsel analizinde nerede ve nasıl durdun? Ne kadar cesaretle kendine ve yoldaşlarına bakabildin? Sürece halka ve devrime karşı yapamadıklarının karşısında nasıl ve nerede durdun? nedenleri nerede aradın ? Neden Erhan hoca gibi bilime tutkuyla bağlanan bir emektar, sessiz sakin bir ölümle aramızdan ayrıldı? Fırtınalar biliminin izinde yürüyenlerin patlamalar anının analizini ustaca yapmaya çalışan özgürlük yürüyüşçülerin mücadeleye, kendilerine, yoldaşlarına hatalarına bakış açısında ki derin gizemi elbette sorgulayacaktır. Erhan hoca aramızdan ayrıldı. Ancak arkasında sorulacak, tartışılacak, önyargısız-hesapsız materyalistçe analiz yapılacak, bir çok konuyu gerisinde bıraktı.

Günümüzün devrimci görev ve sorumluluklarını yerine getirip, miting meydanlarını partizanların slogan ve bayraklarıyla doldurup, düldül dağında beş yüz gerillayla Berkinlerin hesabını sorup yoksul köylülere devrimin özgürlüğün geleceğin sonsuz propagandasını yaparsak işte o zaman geride kalan ve sorulup yanıtlanması gereken sorulara doğru-yeterli-ikna edici-doyurucu devrimci yanıtlar vereceğiz. Partizanlar geçmişte sorulan ve günümüzde de devam eden soruların ve sorunların yanıtını bilime- halka- partiye-yoldaşlarına ve gerilla savaşına güçlü sarıldığında geride yaşadığımız ve devam ettiğimiz eksiklikler-hatalar alt edilmiş olacak işte o zaman artık yaşlanan emektar yoldaşlarımızı devrime, ideallerimize, geleceğimize olan inançla ve yaratacağımız özgür dünya’ya layık bir şekilde sahip çıkıp, layıkıyla anmış olacağız.

Erhan hoca seni burada, seni ölüler arasında, mezarlıklarda aramayacağız: seni hakikati arayanların gözlerinde, bilime özgürlüğe geleceğe tutkuyla sarılan özgürlük savaşçılarının silahlarında, işçilerin miting meydanlarında, direniş çadırlarında grev önlüğü takan korkusuz işçilerin devrimci bakışlarında İstanbul boğazında küllerinin savrulduğu emekçi balıkçıların sıcak ekmek dolu sofralarında arayacağız.

 

Not; Anma toplantısında Alman dostların Türkçe söyledikleri şafak türküsünden alınan  başlıktır.

 

23 Mart 2014

scroll to top