Home , Köşe Yazıları , Roz’un Howard Zinn’i[*]

Roz’un Howard Zinn’i[*]

TEMEL DEMİRER | 09 – 04 – 2010 |

“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,

ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına,

Çünkü ömür dediğimiz şey,

hayata sunulmuş bir armağandır

Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.”[1]

Albert Camus’nün, “Entelektüel, zihni kendini seyreden kişidir,” tarifinin de ötesindeki bir aydındı, geçenlerde bizi bırakıp, Roz’unun yanına giden Howard Zinn…

Evet Zinn, Roz’unun yanına gitti.

Hani “27 Ocak 2010’da ölen Zinn, 1984-1990 arasında Boston Üniversitesi’nde hocam olmuştu. O dönem Siyaset Bilimi bölümünde asistan olan tüm arkadaşlarımla birlikte ona hayrandık. Ofisi bizlere hep açıktı,” diyen Ayşe Kadıoğlu’nun, “Howard’ın hayatındaki en önemli insan şüphesiz eşi Roz idi. Güzeller güzeli bir kadındı Roz. Howard ne kadar hırçın ise, o da o kadar dingindi. Howard’ın yarattığı büyük fırtınaların zaman zaman onu yorduğunu gözlemlerdik. Bizi bile yorardı Zinn. Giderek yükselen bir ivmeyle konuşurdu. Onun kadar yüksek sesle barışı savunan azdır. Roz da bir barış tutkunuydu. Howard’ın kalabalıklara seslendiği sayısız konuşmasına hep birlikte ve el ele gitmişlerdir Zinn, sevgili eşi Roz’u 2008’de kaybetti,” dediği sevdasının yanına gitti Zinn…

Hem de “Çes kider te vağn inç gı dzıni? Martus gyankı vayri dzağgi gı nımani, vor aysor patsvadz e; isg vağı gı tarami,”[2] diyen Ermeni Atasözünü doğrularcasına!

* * * * *

Amerika’nın en etkili muhalif entelektüellerinden Zinn 87 yaşında aramızdan ayrıldı. Kaleme aldığı alternatif Amerikan tarihi kitabı, tüm dünyada yankı uyandırıp, önemli bir kaynak hâline gelen Zinn, 1950 ve 1970’lerin büyük sosyal değişim hareketlerinin de “avangard figürleri” arasındaydı.

85 yaşındaki Zinn, Boston Üniversitesi’nde siyasal bilimler profesörüydü. 1922 yılında New York’ta Brooklyn’de yoksul bir göçmen aileye doğdu. Genç yaşta, çalışkan ve gayretli insanlara gerçekleşeceği vaat edilen ‘Amerikan Rüyası’nın sadece, bir rüya ve vaat olduğunu fark etti. İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan Hava Kuvvetleri’ne katıldı ve topçu olarak hizmet verdi. Bu deneyimi ise adil bir savaşın olmadığı düşüncesini pekiştirdi. Ayrıca, sıradan insanların kederlerinin ve fedakârlıklarının, her zaman seçkin bir azınlığın çıkarları için kullanıldığı sosyo-ekonomik düzenin gerçek yüzü bir kez daha ortaya çıkmıştı.

Her ne kadar Zinn gençlik yıllarında ailesine tersanelerde çalışarak katkıda bulunsa da İkinci Dünya Savaşı sonrasında Columbia Üniversitesi’nde okumaya başladı ve orada 1958 yılında doktora tezini sundu. Daha sonra, Atlanta’daki, sadece siyah kadınların öğretim gördüğü Spelman Okulu’nda tarih ve sosyal bilimler bölüm başkanı oldu. Burada Sivil Haklar Hareketleri’ne aktif olarak katılacaktı.

Vietnam Savaşı’nın başlangıcından itibaren, savaş karşıtı hareketlerin oluşturulmasında ve sonraki yıllarda ise, başka, daha iyi bir dünya arzulayan hareketlerde aktif olarak yer aldı. Zinn, aralarında “politik ve ekonomik olarak sömürülmüş ve kötü durumları çoğu tarih kitaplarında gözlerden uzak tutulmuş Amerikan toplumunun dahice ve dokunaklı bir tarihi” olarak nitelendirilen ‘Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi’nin de bulunduğu yirmiden fazla kitabın yazarıydı.

* * * * *

Gerçekten de “Devletlerin hafızasını kendi hafızamız olarak kabullenmemeliyiz. Uluslar ortak çıkarlara sahip topluluklar değildir ve hiçbir zaman da olmadılar. Bir ailenin tarihi olarak sunulan herhangi bir ülkenin tarihi, fatihler ve fethedilenler, efendiler ve köleler, kapitalistler ve işçiler, egemen ırk ve egemen cins ile ezilenler arasında -bazen su yüzüne çıkan ama çoğunlukla bastırılan- şiddetli çıkar çatışmalarını gizler. Ve böylesi bir çatışma dünyasında, bir kurbanlar ve cellatlar dünyasında, düşünen insanların görevi cellatlar tarafında yer almamaktır. Dolayısıyla tarih içindeki seçimimden veya vurgularımdan kaynaklanan bu kaçınılmaz yer alışımda, ben Amerika’nın keşfini Arawakların-(İspanyolların Kuzey Amerika’ya geldiklerinde karşılaştıkları ilk yerli kabilelerden)- bakış açısıyla anlatmayı tercih ediyorum; anayasayı kölelerin bakış açısıyla, Andrew Jackson’u Cherokeelerin (en zengin topraklara sahip olan ve yerlileri temizleme operasyonunda nüfusunun üçte birini kaybeden Amerikan yerli kabilesi) açısından, Amerikan İç Savaşı’nı New York Iris’a göründüğü gibi, Meksika Savaşı’nı Scott’un ordusundan firar eden askerlere, sanayinin yükselişini Lowell tekstil atölyelerindeki genç kadınlara, İspanyol-Amerikan Savaşı’nı Kübalılara, Filipinler’in fethini Luzon’daki siyah askerlere, Yaldızlı Çağı güneyli çiftçilere, Birinci Dünya Savaşı’nı sosyalistlere, İkinci Dünya Savaşı’nı pasifistlere, New Deal politikalarını Harlem’deki siyahilere, savaş sonrası Amerikan imparatorluğunu Latin Amerika’daki gündelikçilere göründüğü gibi anlatmayı tercih ediyorum…” diyen Zinn’in en önemli eseri, kuşkusuz, ‘Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi’dir…[3]

Tarihi kahramanlar ve büyük adamların büyük başarıları ve “ego”ları üzerinden okumayı reddeden Zinn, 1980’de yayımlanan kitabında ABD’de katledilen yerlilere, hak savaşı veren işçilere ve kadınlara yer verip, “Geleneksel tarihin kahramanlarının başarılarına değil, bu başarıların kurbanları olup sessizce çile çeken veya azametle bunlara karşı mücadele verenlere” eğildi.

Günümüzde elimizde bulunan hakların bir dönem yapılan sivil itaatsizliklerle kazanıldığını göstermesi açısından önemli görüldü. Tüm tarih okuma anlayışını derinden etkileyen kitap, yüceltildiği sebeplerden ötürü yerildi de. Kimi zaman tarihi, kısmi olarak ele aldığı eleştirilerine maruz kalan Zinn, aynen böyle yaptığını açıkça söyledi. Çünkü işçilerin, kadınların, azınlıkların, toplumun güç ve mal sahibi olmayanlarının geleneksel Amerikan tarihi tarafından ihmal edildiğine dikkat çekti. Yaptığının bu dengesizliği düzeltmek olduğunu vurguladı.

Eski komşusu Matt Damon, ‘Can Dostum’da da Zinn’e ve kitabına olan hayranlığını, Robin Williams’ın canlandırdığı Sean Maguire’ın “Eğer gerçek bir tarih kitabı okuyacaksan, Zinn’in Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi’ni oku.” sözleriyle göstermişti.

* * * * *

Mumia Abu Jamal’ın, “Tarihçi… Eylemci… Oyun yazarı… Büyük Yazar… Tarih Hareketinin babası… Arkadaş!” diye nitelediği Zinn, bir aydındı; hem de, “Aydın olmak zordur: Bilgili olacaksın… Kendini kanıtlamış olacaksın… Bağımsız olacaksın… Gerçekçi olacaksın… Eleştirel olacaksın… Toplumsal sorumluluk taşıyacaksın… Evrensel insanlık değerlerine bağlı olacaksın… Kendinle tutarlı olacaksın… Aydın olmak risklidir: İktidarın şimşeklerini üstüne çeker, çeşitli biçimlerde bedel ödersin…”[4] tarifindeki üzere…

Evet, evet tıpkı, “Zinn’in ikna ediciliği problemi ve çözümü, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar net bir şekilde ele almasından geliyordu,” diyen Noam Chomsky’nin, Zinn’e hayranlığını ifade ettiği şu sözlerde vurguladığı gibi: “Zinn Vietnam Savaşı ile ilgili kitabında; ‘Savaş durmak zorunda, biz oradan hiçbir şart koşmadan çıkmalıyız. Bizim orada (Vietnam’da) olmaya hakkımız yok. Bu bir tecavüzdür, Vietnam’dan çekilin’ derken sadece bunları yazmakla kalmadı, tüm savaş karşıtı faaliyetlerin de bizzat içinde yer aldı. Kendini lider olarak tanımlayanlara ise sadece bir katılımcı olduğunu da sık sık belirtmek durumunda kaldı. Onun liderliği olağanüstü karakterinden geliyordu.”

* * * * *

Zinn, herkes için çok önemliydi…

Dave Zirin’in, “ABD’nin radikal politikalara bağışık olduğuna inananlar Zinn’in derslerini hiç dinlememiş demektir. ‘Pudralı peruk takanların tarihi’ni altüst eden Zinn, ilerlemeye olan inancıyla sayısız insanın dünyaya bakışını değiştirdi,”[5] diye betimlediği, tarihin ak saçlı bilgesi, “Kahraman menkıbeleriyle, generallerin ve başkanların üzerinden yazılan tarih anlatısını yerle bir etti.

Onun peşine düşmüş olduğu kayıtlar bambaşkaydı. Roosevelt’in balonunu söndürüyor, tarihi, işçi sınıfı hareketlerinden, savaş karşıtı ve insan hakları mücadelelerinden doğru okuyordu.

Daha ellili yıllarda öğretmenlik yaptığı Atlanta’daki siyah kız okulunda, öğrencilerini siyahlara kapalı kütüphanelerden kitap talep etmeye yönlendiriyor, ayrımcı lokantaların işgalinde başköşede oturuyordu. O okulla, hak talepleri konusunda çekimser davrandıkları için boğaz boğaza kavga edip kovulan da oydu. Yıllar sonra ders verdiği şanlı Boston Üniversitesi’yle Vietnam Savaşı konusunda itişip kakışan da.

2005 yılında, yıllar önce kovulmuş olduğu o siyah okulunda yaptığı konuşmayı şöyle bitirecekti:

‘Umudum o ki toplumumuzun başarı ölçütleri çerçevesinde başarılı olduğunuz için mutlu olmazsınız; adil olmayan kurallara uymazsınız; içinizde olduğunu bildiğim cesaretle atarsınız adımlarınızı.’ Tabii onlara Rice ve Powell gibi zengin ve güçlülerin hizmetine koşanları değil, Martin Luther King ve Malcolm X’i örnek almalarını da salık veriyordu.

Liseyi bitirdikten sonra Brooklyn doklarında çırak olarak üç yıl çalışmışlığını daha sonra bursla girdiği Üniversite’de öğrendiklerinden çok daha değerli bulduğunu söylemekten vazgeçmedi. Zinn’e göre en değerli eğitim sokaklarda, hayatın içinde alınırdı. Nitekim daha yirmisine gelmeden grevlerde boy göstermeye, işçi hakları üstüne kafa yormaya başlamıştı.

Okullarda öğrenilen tarihin dışarıda bıraktıkları, sessizce üstünden atladıkları ilgisini çekiyordu.

Tarihin zorbaların dümen suyunda yazıldığını çok genç yaşında kavramıştı. Ondan sonrası da hep işitilmeyen sesleri kaydetmeye, unutulmaya bırakılmış toplumsal hareketleri incelemeye adanmış bir hayat.

İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren savaş karşıtı hareketin öncülerinden biri oldu. Çağdaş teknolojiyle beslenmiş savaş makinesinin artık yalnız sivilleri ve çocukları katlettiğini haykırdı, bıkıp usanmadan.

İkinci Dünya Savaşı’nda verilen kayıpların yüzde 50’si sivilken günümüzde bu oranın yüzde 90’a çıktığını, hiçbir siyasi hedefin bu durumu yenir yutulur kılamayacağını yazdı.

O öğrencilerini itiraz etmeye, haksızlıklara isyana teşvik etti.

ABD’nin güç politikalarını yerden yere vurdu…”[6]

* * * * *

Zinn’e, “Teşekkür Borçluyuz”!

Evet, “Amerikan sivil haklar hareketinde, Vietnam savaşı protestolarında ve kadın özgürlüğü protestolarında ‘orada olan’, bütün savaşlara yüksek sesle karşı çıkan ve milliyetçiliği reddedip ‘tek bir ulusa değil, insan soyuna saygı duyulması’ gerektiğini söyleyen Zinn’e teşekkür borçluyuz,” Matthew Rothschild’in altını çizdiği üzere…

“Teşekkürler Zinn, sivil haklar hareketinde orada olduğun için.

Teşekkürler Zinn, Vietnam savaşı sırasında orada olduğun için, ‘Çekilmenin Mantığı’nı yazdığın için ve Hanoi’ye gittiğin için.

Teşekkürler Zinn, kadınların özgürlük hareketini başından beri destekleyen bir erkek olduğun için.

Teşekkürler Zinn, eşcinsel haklar mücadelesini başından beri destekleyen bir heteroseksüel olduğun için.

Teşekkürler Zinn, İsrail’in Filistinlilere karşı zulmünü başından beri eleştirmeye cesaret eden bir Yahudi olduğun için.

Teşekkürler Zinn, ‘Tarihi Büyük Adamlar Yapar Teorisi’ne inanmayan büyük bir adam olduğun için.

Teşekkürler Zinn, çığır açan eserin ‘Amerika Halkları Tarihi’ni yazmaya vakit bulduğun için ve bu ülkenin radikal tarihinin, senin vurgunla, bir sınıf çatışması olduğunu iki nesle öğrettiğin için.

Teşekkürler Zinn, savaşa, bütün savaşlara, kendi ‘iyi savaşlarımıza’, senin deyiminle ‘kutsal savaşlarımıza’ karşı çıktığın – ‘haklı bir dava’nın ‘haklı bir savaş’a yol açmayacağına dikkat çektiğin için.

Teşekkürler Zinn, askerlerin kendi ülkeleri için değil, onları savaşa kandıran veya sürükleyen siyasi liderleri için, savaştan kâr sağlayan şirketler için öldüğüne dikkat çektiğin için.

Teşekkürler Zinn, bizi ‘milliyetçiliği ve onun bütün simgelerini; bayraklarını, sadakat çağrılarını, marşlarını, Tanrı’nın Amerika’yı ayrı tutup kutsaması gerektiği şarkısında ısrarı’ terk etmeye teşvik ettiğin için. ‘İnsan soyuna sadakat duymalıyız ve tek bir ulusa değil’ dediğin için.

Teşekkürler Zinn, değişimin alttan geldiğini ve beklenmedik bir zamanda geldiğini, eğer o yönde örgütlenirsek en umutsuz görünen durumlarda bile geldiğini vurguladığın için.

Teşekkürler Zinn, biz göremeyecek olsak da, dünyayı daha iyi bir yer yapacak eylemliliğin değerini vurguladığın için.

Teşekkürler Zinn, yıllardır duvarımda asılı duran şu heyecan ve ilham verici paragrafı yazdığın için: ‘Kötü zamanlarda umutlu olmak aptalca romantizm değildir. Bu, insanlık tarihinin sadece acımasızlığın değil, merhametin, fedakârlığın, cesaretin, nezaketin tarihi olduğu gerçeğine dayanır. Hayatlarımızı, bu karmaşık tarihte neyi vurgulamayı tercih ettiğimiz belirleyecek. Sadece en kötüyü görürsek, bir şeyler yapma kapasitemizi yok eder. İnsanların göz kamaştırıcı bir şekilde davrandığı dönemleri ve yerleri (ki sayıları hiç az değildir) hatırlarsak, bu bize harekete geçme enerjisi, en azından dünyanın dönüş istikametini değiştirme ihtimalini verir. Ve ne kadar küçük çaplı olursa olsun, eyleme geçersek büyük ütopyaları beklemek zorunda kalmayız. Gelecek şu an var olanların sonsuz devamıdır ve şu an, çevremizdeki bütün bu kötülüklere direnerek, insanların yaşaması gerektiğini düşündüğümüz şekilde yaşamak kendi içinde muhteşem bir zaferdir.’

Teşekkürler Zinn, kültürün güzelliğini ve gücünü idrak ettiğin için ve şairleri, şarkıcıları, aktörleri, ressamları yücelttiğin için.

Teşekkürler Zinn, nezaketin ve iyiliğin için. Teşekkürler…”[7]

* * * * *

Yıldırım Türker’in de belirttiği gibi, “Zinn, hiç yaşlanmadı.”

Gerçekten de “Kore savaşını kazandık mı? Birinci Körfez savaşını kazandık mı? Vietnam’da kazandık mı? Afganistan’daki savaşımız terörizmi bitiriyor mu yoksa buna neden oluyor mu?”[8] diye haykıran O; hiç yaşlanmadı, hep yaşayacak… Hem de George Sand’ın, “Yaşlanmak istemezse, insan yaşlanmaz”; Jean Anouilh’nin, “İnsan yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır,” saptamalarını doğrulayarak…

20 Şubat 2010 12:03:02, Ankara.

N O T L A R

[*] Demokrasi ve Özgürlük, No:4, Nisan 2010…

[1] Ataol Behramoğlu.

[2] “Bilmez misin ki yarın ne doğar? İnsanların hayatı yaban çiçeğine benzer, bugün açar, yarın solar”

[3] Howard Zinn, Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi-1492’den Günümüze, Çevi: Sevinç Sayan Özer, İmge Kitabevi Yay., 2005.

[4] Emre Kongar, “Tatlı Su Aydınları”, Cumhuriyet, 5 Ocak 2010, s.3.

[5] Dave Zirin, “Amerika En Hâkiki Tarihçisini Kaybetti”, The Nation Haftalık Dergisi, 27 Ocak 2010.

[6] Yıldırım Türker, “Ak Saçlı Bilge Delikanlı”, Radikal, 30 Ocak 2010, s.10.

[7] Matthew Rothschild, “Teşekkürler Howard Zinn…”, Progressive, 28 Ocak 2010.

[8] Howard Zinn, “Obama ve McCain’e Hatırlatılır: Savaşın Galibi Yoktur”, Yorum, 7-12 Şubat 2010, s.11.

scroll to top