Home , Avrupa , Hüseyin Şenol Yazdı: Hem darbeci hem yalancı…

Hüseyin Şenol Yazdı: Hem darbeci hem yalancı…

HABER MERKEZİ |13.07.2022| Tam altı yıl geçti, 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen darbenin üzerinden. Kapkara dönemin yeni bir “başlangıcı” oldu bu altı yıl.

Darbeye geniş olarak değinirken, gündemdeki seçim ve ittifak tartışmalarına da kısaca değinmeye çalışacağım.

Geçen önceki yıllarda da başta yıldönümlerinde olmak üzere, aralarda da yazdım 15 Temmuz darbesi üzerine. Maalesef ve ne gariptir ki, “sola” da anlatmaya çalıştığım en önemli yan, bu darbenin bizzat Erdoğan tarafından gerçekleştirildiği idi. Çünkü bu benim için, özellikle de bu darbesini deşifre etme ve Erdoğan’ın ipliğini daha da fazla pazara çıkarmanın önemli momentlerinden biriydi. Ama nasıl olacaktı ki? Bizim “solu” da kandırdı, inandırdı kendisinin yapmadığına.

Bu inanma durumlarından vaz geçenler de hala utangaç davranıyor ve şunu açıkça söyleyemiyor: Bu darbe, egemenlerin yol verdiği bizzat Tayyip Erdoğan darbesidir.

Hala 15 Temmuz’a “darbe” yerine “darbe girişimi” demekten vaz geçin. Bunu aynı konuşma esnasında veya bir makalede bile hem “girişim” hem de “darbe” diyenlerin de sayısı az değil. En komiği de “Erdoğan’ın darbesi değil ama, Gülen’e yaptırdığı ve kendi lehine çevirdiği bir darbedir” yorumlarıdır.

Hele hele “darbeye karşı” Erdoğan’ın yanında Yenikapı mitingine katılan CHP’ye mi ve yine Taksim’de “darbeye karşı” miting düzenleyen CHP’nin yanında yedeklenmeye çalışan “sol”a mı yanalım?

Halkımız bir kez daha “soldan” daha mantıklı düşündü bu konuda ve kanmadı. Darbe de pek umurunda olmadığı için karşı da koymadı. Yani “demokrasi” anlamında, AKP taraftarlarının böyle bir sorunu olmadı. Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla sokağa çıkanların “demokrasi” diye bir derdi yaşadığımız 20 yıldır kendini göstermiyor mu? 3 Kasım 2002 seçimlerinden bugüne 20 yıl boyunca iktidarını sürdürerek, sokaklarda kudurmuşçasına başta Kürtlere, Aleviler ve diğer muhaliflere nasıl saldırdığına hep beraber şahit olduk ve olmaya da devam ediyoruz. Yine, aynı şekilde “Gezi Dönemi”nde yanına polisi de alan AKP’lilerin saldırganlığını ve linçlerini unutmadık. Saldırı, “Kobane Davası” ve diğer davalarla sürüyor.

Peki darbeye karşı koyanlar kimdi? Onlar, Erdoğan’ın senaryosunun bir parçasıydı. Darbe gibi, sonrası da çok iyi ayarlanmış, örgütlenmesi tam da genel kitleye göre örgütlenmişti. AKP’lileri Gülen’e karşı örgütlemenin başka yolu yoktu. Genel muhalefet de zaten Gülen’e sahip çık(a)mayacaktı.

Darbe yaparak darbe karşıtı oldu

Bahanesi de şeytanın aklına gelmeyecek tarzda oldu darbenin. “Darbe girişimine karşı müdahale” dendi bu darbenin adına. Tüm planlama bu kurgu üzerinden gerçekleştirilecekti ve bunu da başardılar. Güya “Fethullah Gülen Hareketi” darbeye teşebbüs edecek, bunlar da “FETÖ”cülerin darbe girişimini bastıracaklardı. En komiği de, “bunu halkımız bastırdı” yalanı olacaktı. Maalesef ama, halkımız ne zaman bir darbeye karşı kitlesel bir başkaldırıda bulundu? 12 Eylül Askeri Darbesi’nin lideri Kenan Evren mahkemeye bile getirilememişti. Yine darbe yıllarında, halkımızın askeri cuntaya nasıl destek verdiği ve çocuklarının ismini “Kenan” veya “Evren” hatta bazıları daha da abartıp çift isim olarak “Kenan Evren” koyma yarışına girdiğini hatırlayalım. 15 Temmuz ve ertesi günler, hatta aylar boyunca sokaklarda, meydanlarda sergilenen aslında planın bir gereğiydi. Darbe girişimine karşı “demokrasi havarisi” duruşun, gerçekçi görüntü vermesi gerekiyordu.

Ortam da hazırlanmıştı. Son dönem bu iki düşman kardeşin arasının nasıl açıldığı ve giderek derinleştiği hepimizin malumu. Para dolusu ayakkabı kutularından görevden almalara kadar birçok şeye tanık oluyorduk. Ortaklığın sonu gelmişti. Erdoğan-Gülen kardeşler giderek daha da düşmanlaşıyor, tabanları da bu yönde kemikleştiriliyordu. Büyük güç kaybeden “Gülen Hareketi” artık gözden çıkarılmıştı. Son darbeyi de “15 Temmuz Darbesi” ile vurdular.

Malum süreç hakkında bizzat Erdoğan “Allahın bir lütfu” diyordu ki, bu ifadenin kendisi darbe hakkında açık bir fikir veriyordu. Vebiz de zaten bunun, Erdoğan’ın kendisinin de çok severek kabul ettiği, devletin bir lütfu olduğunu biliyorduk.

Oysa arada bazı dillendirmelerin dışında hâlâ bunun, öncesinden iktidar tarafından planlanan bir darbe olduğunu, bırakın sağı ve solu, sosyalist sol bile kabul etmiyor. Darbenin ikinci yılının yandaş Anadolu Ajansı’nı ziyaret eden Binali Yıldırım, gazetecilerin “Sizi çok zorlayan, ‘Bu işe girmeseydik’ dediğiniz bir proje oldu mu” sorusuna “Hangi birini söylesem… Hoşuma gitmeyen proje 15 Temmuz” yanıtını vermesi de “itiraf” gibi bir açıklama oldu.

2010 Anayasa Değişikliği Referandumu’nda “Hayır” yerine “Boykot” tavrında bulunanlar ne kadar hatalı olduysa ve bu tavır Erdoğan’a katkıya dönüşmüşse, 15 Temmuz’a direkt “iktidarın darbesidir” diyememek de o kadar hatalıdır. Bu darbeyle, siyasi iktidarın gerçek yüzünü göstermede önemli bir tarihi moment kaçırılmıştır.

Darbeye giden yol, sonrası uygulamalar ve son olarak 24 Haziran Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, geniş çaplı bir projenin ve bu projenin olası gelişmelere karşı a, b, c vs. şıklarıydı.

İktidarını sürmek için Erdoğan’a her yolu mübah gördü ve bu yolu planlı bir şekilde döşedi, “başarıyla” uyguladı. 6 yıldır her yıl yazdığım gibi, darbenin beşinci yılında da bu yolun öncesini ve devamını “15 Temmuz Darbesi, devletin Erdoğan’a lütfudur” başlıklı yazımda uzun uzun yazmıştım.

Koşullarını yaratabilse, bir 15 Temmuz daha gerçekleştirir

15 Temmuz Darbesi, Erdoğan’ın da tahmin edemeyeceğinden çok fayda sağladı kendisine. Elinden gelse, neleri vermezdi “Yeni bir 15 Temmuz” için. Bu aralar, seçimler yaklaşmışken, bunun koşullarını araştırıyordur, kesinlikle.

Evet, kendisine büyük olanak sağlayan, hatta iktidarının devamını borçlu olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz darbenin koşullarını yaratabilse, bir 15 Temmuz daha gerçekleştirir. Buna her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı var faşist Erdoğan ve ortağı faşist Devlet Bahçeli’nin.

Erdoğan’dan da fazla büyük erime yaşayan iktidardaki faşist parti MHP de “15 Temmuz” biçiminde bir darbeye ihtiyacı duyuyor. Bahçeli’nin “muhaleffetteki” faşistdaşı parti İYİP ve lideri faşist Akşener, güçlenerek MHP’nin erimesini hızlandırıyor. Ama unutulmamalı ki, ya İYİP ileride MHP’leşecektir, ya da AKP’nin yerine geçecek olan İYİP’le ortak olacaktır. İYİP’in bu gelişimini, bizim ve dışımızdaki muhalefetin mücadelesi de etkileyecektir. Millet İttifakına oy veren ve verecek olan “sol” da maalesef buna hizmet ediyor. En “iyimser” durumda, MHP’nin yerine geç(e)mese de, AKP’nin yerine geçecektir İYİP. Yine, Erdoğan’ın ekibinde uzun yıllar yer alan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan hala ortak oldukları suçlarda suskunlar. Geçmişe yönelik susarak, kurdukları partileriyle siyaset sahnesinde ve 6’lı masada yer alıyorlar.

AKP-MHP faşizmine karşı, İYİP ve genel olarak 6’lı masa, Türkiye halklarının seçeneği değildir ve olamaz. (Bu konuyu da seçimlerle bağlantılı olarak işlemeye devam edeceğim)

Davalar tamamlandı, operasyonlar sürüyor

Erdoğan, 15 Temmuz sonrası Fethullahçı avıyla, darbeyi sürekli gündemde tuttu ve tutmaya da devam ediyor. Amacı, “düşman kardeşi” gündemden düşürmemek.

“15 Temmuz Darbesi” sonrası 100 binin üzerinde kişi hakkında açılan soruşturmalar tamamlandı. 2016’daki “tezgah” darbenin üzerinden altı yıl geçti. Erdoğan-Gülen çatışması sonucu 15 Temmuz’da gerçekleştirilen 15 Temmuz Darbesi, Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen ve genel olarak Türkiye için yeni bir dönüm noktası oldu. 251 kişi hayatını kaybederken, 2 binden fazla kişinin yaralandığı darbenin ardından açılan 100 binin üzerindeki soruşturma tamamlandı.

Darbeye ilişkin açılan 289 davada 4 bin 891 kişi hapis cezasına çarptırıldı.

Sanıklardan, bin 634’ü ağırlaştırılmış müebbet, bin 366’sı müebbet, bin 891’i de çeşitli sürelerde hapis cezaları aldı. Tamamlanan davalarda 2 bin 870 kişiyse beraat etti.

Davaların tamamlanması da yetmiyor Erdoğan’a. Halkın unutmaması için sürekli gündemde tutuyor darbeyi. “Gülen’in yeğeni yakalandı” haberi daha yeni. “Dıdısının dıdısı yakalandı” haberleri de gelemeye devam ediyor. Yurt içinde operasyonlar birkaç günde bir geniş çaplı olarak gerçekleştiriliyor, yandaş-yakala ve tetikçi medyada geniş olarak haberi veriliyor.

Yurt dışından, Gülen Hareketinden isimlerin de “terörist” denerek istenmesi, hala iadesi kabul edilmeyenlerin zorla kaçırılıp Türkiye’ye getirilmesi, darbenin 6. yılında da sürekli başvurulan bir yöntem. Son olarak “NATO oyunu” da bunun en açık göstergesidir. Gülenciler’e de yapılan ağır işkenceleri bilen batılı devletler, iade konusunda “çekinceli” davranıyorlar.

Seçim öncesi benzeri “tezgahlara” ve “darbelere” de hazır olmak gerekiyor. Erdoğan kaybedeceğini anladığında kesinlikle bu yollara başvuracaktır.

Savaşlar da gündeminden düşmeyecek, darbecilerin…

Erdoğan için, Allah’ın lütfu’nda yeni perdeler açılmaya ve 15 Temmuz hayırlara vesile olmaya devam edecek.

Devletin lütfu, rahmeti ve bereketine karşı çıkılmalı

Unutulmamalı ki; devletin “lütfu, rahmeti ve bereketi” hala Erdoğan’ın üzerinde. Mücadele de ona göre örülmeli. Bu sadece Erdoğan’a has bir tutum değil, iktidarına kimi ve hangi partiyi getirirse getirsin, devlet bu “rahmet ve bereketini” sakınmaz. Burjuva devlet, kullanılamayacak kadar “rezil” olanı ise, bir kenara atar ve sıradakini getirir.

Şu anda iktidarında AKP-MHP faşist koalisyonun bulunduğu oligarşik diktatörlüğü alaşağı edip, sosyalist devrim öncesi demokratik ve sosyal bir cumhuriyeti, yani demokratik halk iktidarını kurma mücadelemiz, en geniş kapsamlı müttefiklerle ve birliktelikle mümkün olabilecektir.

Biz bir kötüye karşı, diğer bir kötüyü iktidara taşıma zorunda değiliz. Bu tarzda politika yapanlar, kendi beceriksizliklerini gizlemeye çalışanlar, tarihe bunun hesabını veremeyecekler.

Bu tarihi hatayı, tarihi de “manipüle” ederek işlemeye devam edenler, gerçekliğin duvarına bir kez daha toslayacaklar.

Hüseyin Şenol – 12.07.2022

scroll to top