Home , Köşe Yazıları , Çanlar Burjuvazi İçin Çalıyor

Çanlar Burjuvazi İçin Çalıyor

YUSUF KÖSE | 06 – 02 – 2011 | Ernest Hemingway’in İspanya İç Savaşını anlatan ünlü romanının ismi: “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”. Bugün, bu sorunun yanıtı daha güclü veriliyor. Çanlar burjuvazi ve gericilik için çalıyor. Bir çok yerde kitleler, emperyalist burjuvazi ve onun yerli işbirlikçilerine karşı ayağa kalktı. Tunus, Mısır, Cezayir, Ürdün, Yemen, Sudan ve daha bir çok ülkede kitleler sokaktalar ve egemen sınıflara geri adımın nasıl attırılacağının yolunu gösteriyorlar adeta…

Emperyalist burjuvazinin neoliberal politikaları çoktan iflas etti. Kitleler, demokratikleşmeyi sokaklara taşıyor. Ve kitlelerin bu devasa devrimci atılımı, dalga dalga bütün dünyayı dolaşacaktır. Komünist Manifesto’da yazdığı gibi sadece Avrupa’da değil ama, bütün dünyada, burjuvazinin çok korktuğu, o ünlü hayalet, komünizm, bütün dünyada dolaşmaya çoktan başlamıştır. Onu geriye döndürmenin koşulları artık söz konusu değildir. Emperyalist burjuvazinin zor üzerine kurduğu karagahları birer birer çatırdıyor.

Arap halkları, emperyalizmin neoliberall politikalarına karşı ayağa kalkarken, demokratikleşmenin ne olduğunu ve nasıl olacağını da öğretiyor. Halklar, burjuva devletinin egemenliği altında demokratikleşmenin de yeterli olmadığını, olmayacağını yine kendi deneyimleri ile öğrenerek, burjuvazinin devletini burjuvazinin başına çalacak, eskiyi yıkıp yeniyi kuracaktır.

Türkiye’de de neoliberal politikaların yeminli uygulayıcısı sermayenin temsilcisi AKP ve onun şefi Erdoğan’a karşı, kitleler sokaktalar. Torba yasasına karşı işçi ve emekçiler, 1 Şubat’da Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanından hareket ederek 3 Şubat’da Ankara’ya vardılar. 20 binin üzerinde işçiler meclise yürüdü. Zaman zaman “demokrat” kılıfına bürünmeye çalışan faşist Erdoğan ve Hükümeti, en doğal ekonomik ve demokratik hakları için yürüyen, anti-demokratik yasaları protesto eden işçiler üzerine saldırdılar. Mübarek’e “akıl veren” egemen sınıfların sözcüsü Erdoğan, kendi ülkesinde işçi ve emekçilerin üzerine, coplarla, gözyaşartıcı gazlarla polis panzerleri eşliğinde saldırarak, halk düşmanı yüzünü bir kere daha ortaya koydu.

Sokaklar işçi ve emekçilerindir. Emekçiler, sokaklara eninde sonunda bütünüyle egemen olacaktır. Ne polis ne asker ne de faşist devletin bütün güvenlik güçlerinin saldırıları, onların sokaklara akmasını – Mısır, Tunus, Ürdün, Yemen, Sudan ve daha bir çok ülkede olduğu gibi- önleyemeyecektir.

Bilindiği gibi “Torba Yasası” olarak adlandırılan yasanın içinde yok yok. Hükümet, Türk egemen sınıflarının sermaye birikimini artırmak için daha yoğun bir sömürü ve anti-demokratik uygulamalar getiriliyor. Bu yasalarla, işçi ve emekçilerin üzerindeki sömürü ve baskıların daha fazla ağırlaştırılması, sermayenin artı-değer sömürüsünün arttırılması hedefleniyor.

Türk egemen sınıfları, her ne kadar “ekonomi iyi” desede, sermayenin büyümesinin sınırı yoktur. O bütün dünyayı kendi egemenliği altına alana kadar, daha da ötesi tüm evreni bile kendi eğemenliği altına almak için uğraşır –Bu nedenle de, daha bugünden, aralarında büyük bir rekabet var-. Sermayenin doyması diye bir şey söz konusu olamaz. Ve büyüyen sermaye, kendi egemenliği altındaki sınıfları da büyümesine koşut olarak baskı altına alır.

Sermayenin “gözü kara partisi” AKP’de, Türk egemen sınıfların ihtiyaçları doğrultusunda, sık sık yasal düzenlemeler yapmak zorunda kalıyorlar. Yasal düzenlemelerden anlaşılması gereken, egemen sınıfların çıkarlarını koruyan ve geliştiren yasalardır. Türk egemen ınıfların çıkarına olan bir yasa, çeşitli milliyetlerden işçi ve emekçilerin zararınadır.

Türk egemen sınıfları da, tek başına hükümet olan AKP eliyle, anti-demokratik ve faşist yasaları daha kolayca meclisten geçireceklerini bildikleri için, “Torba Yasası” denen anti-demokratik içerikli yasaları topluca yasallaştırarak, deyim yerindese sermayenin önündeki engelleri temizlemek istiyorlar. Eğer, işçi ve emekçilerden güçlü karşı koyuşlar olmazsa, bu yasalar topluluğu yasallaşarak yürülüğe girecektir.

Torba Yasasının içindeki bazı maddeleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:

* Asgari ücret 18 yaştan 16 yaşa indiriliyor. Bunun anlamı yaklaşık 250 bin çalışandan prim kesilmesi anlamına geliyor. Yani, 17-16 yaşlarında çalışan 250 bin işçinin aylık ücretleri düşecek. Ayrıca çıraklarında aldıkları aylık önemli ölçüde azalacak.

* Çalışma süresi alabildiğine esnekleştiriliyor. İşveren istediği işçiyi 2-3 saat çalıştırabilecek ve ücretler bu çalışmaya göre ayarlanacak.

* 55 bin belediye işçisi çeşitli kurumlara dağıtılacak ve beş gün içinde yerine gitmeyenin iş anlaşması iptal ediliyor.

* Kamu iş yerlerinde çalışan işçilerin başka yerlerde çalıştırılmasının yasal yolları açılıyor.

* İşe yeni başlayanların deneme süresi iki aydan dört aya çıkarılıyor.

* İşszilik Fonu’nda biriken 46 milyar TL’nın %30’nu hükümet kullanabilecek. (Bunun anlamı; yaklaşan seçimlerde bu parayı AKP’nin çıkarları için kullanmaktır.)

* “Vergi afı” ile de küçükler değil büyük sermaye sahiplerine kolaylıklar getirliyor.

* İşverenlere sigorta primi yanında tüm primlerden indirim hakkı getiriliyor.

Buraya sadece belli başlı maddelerini aldığımız yasaların dışında, hükümetin hazırlayıp şu anda Meclis’te görüşülen 80 maddelik “Torbasında” olmayan yok. Hepsi de işçi ve emekçilerin aleyhine, işverenlerin ve sermaye çevrelerinin ise lehine olan düzenelmelerdir. Bu düzenlemelere, işçi ve emekçiler karşı çıkmayacak ta ne yapacaklar? Yılardır ağır bedeller ödeme karşılığında kazanılmış haklar, bir çırpıda işçi ve emekçilerin elinden alınmak isteniyor.

Bütün bu yasal değişikliklerin hedefi; işçi ve emekçilerin baskı altında tutlması, örgütsüzleştirilmesi, sendikaların zayıflatılması, işçilerin birlikte örgütlenmesi ve birlikte mücadelelelerinin engellenmesi, sermayenin ise artı-değer sömürüsünü artırmasıdır. Bu soruna salt ekonomik düzenlemeler olarak yaklaşmak yanlıştır; her ekonomik baskı, aynı zamanda ve hatta öncelikli olarak demokratik hak ve özgürlüklerin yok edilmesi, kitlelerin ağır baskı koşulları altında yaşamaya zorlanması demektir.

Emperyalist burjuvazinin ve yerli tekelci sermaye kesimlerinin neoliberal politikalarının ruhuna uygun bir şekiilde yapılan yeni düzenlemeler, kaçınılmaz olarak, yeni Mısır, Tunus ve diğer ülkelerde olan direniş ve ayaklanmalarında ekonomik ve siyasal zeminlerinin döşenmesidir de. Bunu elbette burjuvazi isteyerek yapmıyor, kapitalist sistemin durdurulamaz işleyişinin bir sonucudur. Kapitalist sistem bildiği yolda, yani kitlelerin yoksulluğunu artırarak büyümeye devam ederken, kendi kuyusunuda kaçınılmaz olarak kazmaktadır. Bu işleyiş tarzı, kapitalizmin çıkmaz sokağıdır.

İşçi ve emekçilerin yukarıda sözünü ettiğimiz yasalara karşı ayağa kalkmaları ve büyük protestolar gerçekleştirmelerinden doğal bir şey yoktur. Egemen sınıfların, saldırıları, işçilerin en doğal hakları için Anakara’ya yürümelerinin önünde engel olamadı ve olamayacaktır. Bütün zorluklara ve bazı sendikaların ihanetine rağmen, işçi sınıfı ve emekçiler birlikte meydanları doldurarak, söke söke haklarını alacaklardır. Gün, bütün ezilenlerden yanadır. Arapistan’ın sıcağı bütün ülkeleri saracaktır. Bundan burjuvazinin kurutuluşu yoktur. Türk egemen sınıfları içinde çalıyor. Onların saldırganlıkları, en küçük demokratik haklar için yürüyüş ve gösterilere olan tahammülsüzlükleri, ne denli çürüdüklerinin de göstergesidir.

Kıyamet çanlarının burjuvazinin tepesinde daha güçlü ve daha gür çalması için devrimci ve komünistlere büyük görevler düşmektedir. Kitleler, kendi üzerlerine örtülen ölü toprağı uzun ve sancılı bir süreç içinde de olsa, bugün kaldırmıştır. Onlar, yavaş ama emin adımlarla ilerliyorlar. Son bir kaç yıl geriye gidip incelendiğinde, işçi ve emekçi hareketindeki adım adım yükseliş görülecektir. Bunun doğru bir rotada ilerlemesi için devrimci ve komünist önderliklere gereksinimi vardır. Doğru ve militan bir politika ile geniş yığınlara ulaşmanın ve onlar içinde kök salmanın koşulları dünden daha elverişlidir. İdeolojik ve siyasal mücadelenin yanında düzenin her yanını yoğun bir teşhir kampanyası ile açığa çıkarmak kitlelere ulaşmanın ve onlarla içiçe geçmeninde koşullarından biri olacaktır. Kitlelerin gerisinde, olayları kendiliğindenci bir tarzada izelemek değil, kitlelerin içinde ve onlara her an yol göstermek zorunludur. Bu da militan bir mücadele ile yerine getirilebilir. Her alanda, her yerde militan mücadele Marksizmin olmazsa olmazlarındandır.

Bu nedenle bir kere daha tekrarlıyoruz: Çanlar Burjuvazi İçin Çalıyor.

scroll to top