Home , Köşe Yazıları , (Arap) Gençliğin İsyan Ateşi (1)

(Arap) Gençliğin İsyan Ateşi (1)

UFUK BERDAN | 14 – 03 – 2011 | ‘Bilişim ve enfermasyon çağı’nda modern bir isyanın kıvılcım, domino, çığ etkisi, ve farklı bir analizi…

Her şey bir seyyar manav tezganının polislerce tahrip ve gaspedilmesiyle başladı. Gaspedilen tezgahın sahibi Tunuslu genç Muhammed Buazizi kendine yapılan haksızlık nedeniyle işsiz kalmasını protesto etmek için 17 Aralık 2011’de bedenini alev alev tutuşturmuştu. Daha 26 yaşındayken, yaşamına son veren Tunuslu genç, belki de farkında bile olmadan, çaktığı bir kıvılcımla halkın isyan ateşine fitil oldu. Gelinen aşamada, tüm bölgeye yayılan isyan ateşli bu hareket, tıpkı bir kıvılcım, bir alev ve bir domino gibi bir etki gücü gösteriyor. Bana göre de bu hareket henüz gerçek bir toplumsal devrim olma durumuna erişememiştir. Yine de öğrenilecek o kadar zengin deneyimler vardır ki paha biçilemez. Öğrenmek isteyen öğrenmesini bilir. Ama pekaka bir generasyon devrimidir bu isyansal hareket. Genç Arap generasyonun isyanı kuşanan tarihin akışını değiştiren fikirsel bir devrimidir.

Muhammed Buazizi, sen ne de ‘aziz’ bir gençmişsin ki, ortaya koyduğun dehşet ve bir o kadar da mütevazi tepki, şimdi her tarafa, haksızlıklara karşı halkın meşru isyanı bir çığ gibi büyüyor.

Doğu Asya’dan Kuzey Afrika’ya, Orta-Doğu’dan Güney Afrika’ya, Arap Yarımadası’ndan Doğu Akdeniz sahillerine kadar uzanan geniş bir bölgede, halkın isyan ateşi, egemenlerin saraylarını bir bir tutuşuyor. Üstelik, bu isyan ateşinden yayılan alevler dünyanın her tarafını siyasi olarak ısıtmakla kalmıyor ve bölgesel direniş küresel düzlemde de büyük bir sempati kazanıyor. Diğer taraftan görülüyor ki, emperyalist egemen güçler de, bir şekilde sürece müdahil olma ve yeni oluşacak rejimler içinde kendileri lehlerine aslan payını kapma derdindeler. Bu nedenle söylenebilinirki, halen gelişmekte olan ve hareketin nereye evrileceği çok belli olmayan bir sürecin içindeyiz. Batı kuklası gerici egemenliklerin şayet çöküşleri engellenemiyorsa, çeşitli biçimlerde eskilerin tasfiye ve yenilerin tesis edilmesi ekseninde her gün yeni gelişmeler oluyor. Petrol ve çöl coğrafyasında Arap gençliği ‘baskıya karşı direniş, esarete karşı cesaret ve nisyana karşı isyan’ bilincini kuşandığından beri hiç bir şey eskisi gibi kalamıyor. Bu direniş bölgedeki bütün gerici, baskıcı, despotik, aristokratik, otokratik ve faşist egemenlik ilişkilerini ve aygıtlatını bir tsunami gibi önüne katıp sürüklüyor. Halk kitlelerinin sosyal refah, siyasal adalet, eşitlik, demokrasi ve özgürlük talepleriyle geliştirdikleri isyan ve süren direniş her tarafa dalga dalga yayılıyor.

İsyan, direniş ve dayanışma’nın bir sarmal misali buluşmasıyla, ulusal ve sosyal kurtuluş mücadeleleri, dünya çapında yeniden güçlü bir anlam ve görsellik kazanıyor. Evet, Arap-Bedevi halklar özgür gelecek yolunda umudu meydan meydan büyütüyorlar. Halk, Zeynel Abidin’i devrirerek, bir despotu tahtından indirdi. Halk, emperyalizmin bölgedeki en büyük müttefiki faşist Mübarek’i düşürerek, kendi bağımsız tarihini yazdı. Halkın militan direnişi, Avrupa emperyalizminin uşağı faşist diktatör Kaddafi rejimini de temellerinden sarsıyor bugünlerde. Bu direniş, geleceğe dönük eşitlikçi, paylaşımcı ve özgürlükçü projeksiyonlar sunma ısrarından vazgeçmeyen ilerici ve sosyalist dünyanın da yolunu aydınlatıyor. Bu halk hareketi, siyasal algılamalarımızı, farkındalıklarımızı ve devrimci ideolojik-fikirsel cephaneliklerimizi hem yeniden sorgulatıyor ve hem de müthiş güçlendiriyor! Bu hareketi olduğundan farklı göstermek ve abartılı değerlendirmek gibi, hareketin halkın demokratik taleplerinden fışkıran özdeki etki gücünü küçümsemekte oldukça yanlış bir siyasal eğilimlerdir.

Egemenlerin halkın taleplerini, bağımısz iradesini, yönelimini saptırmak için bin bir yola ve metotlara başvurmaları veya bunda kısmende başarılı olmaları bu gerçeği asla karartamaz. Çünkü, aynı zamanda, öncüsüz ve önderliksiz olduğu halde, isyana duran ve dişediş direnen bir halk gerçeği var karşımızda. Bu halk isyanları, en kötü ihtimalde tamamen yenilse bile, bu geleneğin ardılları ‘yenildiler…ama döğüşerek ve direnerek yenildiler’ diyebilecekler. Bu çok önemli ve üstünden atlanamaz bir detaydır. Diğer önemli bir nokta şudur: ‘Demokrasi, sosyal adalet ve özgürlük Arap dünyası ile bağdaşmaz’ türünden yarı-ırkçı savlar yaşamın dolaysız sosyal pratiğine çarparak ve tarumar oldular. Halkın kendisi için ve dolaysız bir biçimde eyleme geçmesiyle kendiliğinden oluşan gevşek-birleşik güçler dahi pekala ciddi siyasal depremler yaratabiliyor. Hareket bütünlüklü bir sosyal-siyasal devrimden çok halkçı bir devinim, kitlesel güce erişmiş radikal bir reform hareketi niteliğinde gelişiyor! Devrimle benzerlikler taşıyan görüngüler olsa da, gerçek bir devrimci durum ortda yok. Üstelik bu devrimin yıkıcı ve yeniden yapılandırıcı hamleleri de henüz somut olarak ortada yok. Ayrıca, verili dünya koşulları ve bu coğrafya özgülü göz önüne alındığında, bu alanda kapsamlı bir devrim, bir alt-üst oluş projesi beklemek pek gerçekçi de değil. Ne varki, Arap gençliğinin fitillediği bu modern isyan, kısmi benzerlikleri nedeniyle, Avrupa tarihindeki geçmiş yüzyıllarda yaşanan ‘yeniden doğuş’ veya ‘aydınlanma’ sürecini çağrıştırıyor. Arap-Müslüman toplumlar bu isyan neticesinde sekülerizm (dünyacılık, din ve devletin ayrışması) yolunda çok ciddi ivme kazanacaktır. Bu durum dahi umut vericidir. Bu koşullar altında, bu devinim herkesi çok ciddi etkilese de, yaşananlar ne 1789-Paris Komünü’ deneyimine, 1917-Bolşevik Devrimi’ne, ne de 20. Yüzy! ıl boyu nca süren ulusal ve sosyal kurtuluş devrimlerine benzemektedir. Onlarla kıyaslanamayacak kadar farklı bir hareketlenmedir çünkü Arap camiasında olanlar. Ancak, bilinirki, toplumun kendi içinde ileri doğru her tarihsel atılımı çok önemli ve asla küçümsenemez bir devinimidir. Hem Müslüman-Arap Dünyası ve hem de Batı Dünyası içinde veya bunlar arası politik-ekonomik ilişkilerde, artık, eskiden olduğu gibi, tekrar ve tekerrür ne mümkündür ve ne de geçerli olabilir.

Hareketin özellikleri ve birliğin gücü?

Esarete ve ezilmişliğe karşı toplumsal bir tepki olarak gelişen Arap halk hareketinin bu yeni isyan deneyimi ırkçı, milliyetçi, irticacı siyasal akımların ve ayrıca benmerkezci, belirlemeci, yetinmeci, dar deneyci ve dar pratikçi, kitle kuyrukçusu bütün küçük burjuva düşünüş tarzlarının ideolojik ve politik etkilerini de bir bir parçalayarak ilerliyor. Özellikle genç kadın, genç emekçi, genç aydın ve öğrencilerin kendilerine özgü sosyal-siyasal talep ve tepkilerini kısa sürede örgütlemesiyle politik insiyatifi ele geçiren bu hareket, tek bir merkezden, bir örgütlenmeden veya tek bir inisiyatiften gelişmiyor. Zentral olmaktan çok dezentral odaklardan başlayarak ve yayılarak gelişiyor. Yukardan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru güç kazanıyor. Dipten gelen bir dalganın yüzeye vurması gibi derinden geliyor. Tek bir yöntemden değil, bir çok yöntemden yararlanarak etkinleşiyor. Hareketin kazandığı sempati gücü, meşru taleplerinin yanında, bilişim ve iletişim teknolojisinden de çok ciddi biçimde faydalanmayı becerdiği içindir. İş, emek, sosyal-siyasal adalet, demokrasi ve özgürlük taleplerini birleştirerek ilerliyor halk. En alt ve orta tabakaların gevşek bir güç birliği şeklinde olsa bile, bu birliktelik ciddi bir toplumsal ve uluslararası etkinlik kazanıyor.

Ağırlıklı olarak Müslüman-Arap’ların yaşadığı, bu ‘isyan coğrafyası’nda, mazlum halkların genç direnişçilerinin fitillediği, bu yeni tipteki isyan ve direniş paradigması, farklı bir başkaldırı örneğidir. Kültürler ve uygarlıklar beşiği ve birbirine kadim bu gözde coğrafyalarda batılı emperyalizmin ve siyonizmin açıktan ve dolaylı-gizli desteğiyle onlarca yıldır hüküm süren feodal, despotik, otokritik, faşist diktatörlükler gelinen aşamada bir bir sarsılıyor ve yıkılıyor. Özellikle Tunus, Mısır ve Libya halkları yeni bir isyan dalgasının itici ve öncü gücü durumundalar. Halk için demokrasi mücadelesi sokak sokak, meydan meydan, barikat barikat, yürek yürek yürütülüyor ve önemli kazanımlar elde adildi/ediliyor. Halka yaslanmayı, ondan beslenmeyi, ona güvenmeyi, onun refahını gözetmeyi, onun en geniş politik katılımcılığını sürekli teşvik etmeyi unutanlar yaptıklarının faturasını ağır ödeyecekler ve ödüyorlar. Halklar çektikleri nice acıların ve cefaların karşılığınde modern firavunlara bedel ödetiyor. Bir zamanlar batı dünyasının büyük ve güçlü kukla müttefiki faşist Saddam, Zeynel Abidin, Mübarek, Kaddafi merkezli rejimlerinin akıbetinde görüldüğü gibi, despotik, otokratik, bonapartist, faşist egemenliklerin sonu da trajedik bir çöküştür. İsyana duran ülkelerin ezilen ve sömürülen kitleleri, yani dünyamızın ‘sefilleri’, bu coğrafyalarda onlarca yıldır süren diktatoryal, despotik, otokratik, aristokratik, monarşik ve de faşist mezalime peş peşe baş kaldırıyor. Emperyalist oligarşinin hizmetinde olan, yapısal haksızlıklar ve adaletsizlikler üzerine kurulu komprador, işbirlikçi, uşak ruhlu bölgesel rejimler bir bir sarsılıyor, yıkılıyor.

Gelinen tarihsel aşamada, bu rejimler, taban ve halk inisiyatifli gelişen müthiş bir politik baskı sonucu, emrine amade oldukları emperyalist egemenlerin dizginleri bir anda bırakmasıyla, tarih çöplüğünde hak ettikleri yeri bulmaktalar. Demokrasiyi, refahı, adaleti, en temel hak ve özgürlükleri kendi halklarına dahi çok görenler kanlı saltanatlarının ağırlıkları altında ezilmekten hiç bir dönem kurtulamadılar/kurtulamayacaklar. Nice firavunlar, sultanlar, padişahlar, hükümdarlar ve dikatörler gördü bu dünya. Nice kuklalar, işbirlikçiler, uşaklar, ajan ve hainler gördü bu insanlık. Hiç birisi, kendi kurdukları haksızlıklar rejiminin artıkları içinde kokuşmuş bir çöp olarak çüremekten kurtulamadılar.

İpe un sermeye gerek yok, halkın yükselen mücadelesinden öğrenebilenler ileriye dönük kendi atılımlarını pekala gerçekleştirebilirler. Bir gün batıran bu halk, başka bir gün mücadeleyi hızla yüceltebilir. Bugün uyuyan halk başka bir gün aniden uyanabilir. Bugün uysal olan halk, bir başka gün beklenmedik bir zamanda isyanı ve direnişi bir bütün kuşanabilir. Bu çelişik gibi olan durum halk olmanın eytişimsel doğasında, zıtların birliği olarak mevcuttur. Önemli olan halkın ne olduğunu bilmek ve onun nereye evrildiğini iyi takip edebilmektir.

Halk direnişe geçtiğinde, tıpkı profesyonel bir sörfcü gibi, dalganın enerjisini arkasına alarak, dalganın tam üstüne çıkıp, bir tüy misali kayabilmektir. Unutulmasın ki, her devrim mutlaka bir büyük halk dalgasıyla başlamıştır!

(1. Bölüm, devam edecek)

scroll to top