Home , Avrupa , ANALİZ: Emperyalist Savaş ve İşgalin Gölgesinde Artan Yoksulluk

ANALİZ: Emperyalist Savaş ve İşgalin Gölgesinde Artan Yoksulluk

ANALİZ|14.06.2022| Son dönemde Rusya’nın Ukrayna işgali ile dünya kamuoyunun gündeminde tartışılan işgal ve savaş terimleri her kesim tarafından farklı algılanmaya devam ediyor. Emperyalist devletler ile bu süreçten karlı çıkmaya çalışan bölge gerici faşist devletleri bu işgali bir savaş olarak değerlendirerek taraf olma stratejisini uyguluyor. Hayatlarını kaybeden, yerlerinden yurtlarından olan insanlar onlar için ucuz bir dalaşın önemsiz aktörleri olmaktan öteye gitmiyor. Başını ABD emperyalizminin çektiği ve AB kapitalistlerininde destek olduğu, Ukrayna’nın NATO’ya üyeliğini destekleyen blok ile Rusya ve Çin’in yönlendirilciğinde Şangay Bloğu arasında artan çelişkiler emperyalist işgal ve saldırganlığa neden olmuşlardır. Rusya’nın sınırlarını NATO’ya karşı savunma tezi üzerine kurulu bu işgal saldırganlığı, dünya işçi sınıfı ve devrimci çevreler içinde de bir tavır bulanıklığına neden olmuştur. Emperyalist-Kapitalist devletlerin kendi emperyalist çıkarları ve pazarlarını koruma-geliştirme amaçlı saldırganlığı amasız, fakatsız rededilmeli ve karşısında durulmalıdır. Onların çıkarları ile emekçilerin çıkarları bir ve aynı değildir, Putin’in işgali meşrulaştırmak için kullandığı/kurduğu cümleler, Sovyetler Birliği dönemlerine göndermeler yapması, Lenin’in Stalin’in isimlerini telafuz etmesi bir yanılgı yaratmadan öteye gidemez. Rus Emperyalizminin çıkarlarını NATO karşısında duran milyonlarca insanı yanına alarak uygulamak isteyenlere karşı dikkatli olunmalıdır.

Faşist Türk devletide bu saldırganlık karşısında her iki bloğada açıktan tavır almadan, esas olarak ne yapacağını bilmediğinden “arabulucuk” görevini kendisine görev edinmiş durumda. Askeri olarak her iki bloktanda malzeme almak zorunda olması bu pasif durumu almasına sebep olan olgulardan birisi. Bir taraftan Rusya ile S400 sorunu devam eden, bundan dolayı ABD tarafından F35 programından çıkarılması, sonrasında F16 siparişleri ile ile yaşanan sıkıntılar Ukrayna işgali ile ilgili alacağı tavrı belirsizliğe itmeye devam etmektedir. Recep Tayyip Erdoğan’nın „Artık benim için Miçotakis diye biri yok“ çıkışıda tamamen bu süreçle ilgilidir. Miçotakis’in son ABD ziyaretinde F35 savaş uçaklarının alımı için anlaşma yapması, bununla birlikte ABD’de den Türkiye’ye F16 satışını yapmamısını istemesi hava gücü bakımından Yunanistan’ın Türkiye’den daha güçlü bir konuma geçmesine olanak sağlayacak. NATO üyesi olmasına rağmen Rusya’ya yönelik amborgalara da katılmayan faşist TC, Rusya ile olan ticari ilişkilerini kaybetmek istemiyor. Nükler Enerji, Doğalgaz, Turizm, Bankacılık ve Otomotiv sektörlerinde Rusya’ya bağımlılığı yüksek oranlardadır. Bu sebeplerden ötürü, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik emperyalist saldırı ve işgal girişimlerine karşı kendi özüne uygun olarak hareket etmektedir.

NEDEN UKRAYNA VE AB’NİN TAVRI

AB üyesi ülkelerde ise Rusya’ya karşı alınan tavır tamamen kendi emperyalist çıkarlarına uygun bir şekilde olmaktadır. Sürekli bir şekilde Ukrayna’nın yanında olduklarını belirtirken silah ve para yardımlarına devam etmektedirler. Amaçları Rusya’ya karşı Ukrayna devletini ayakta tutarak NATO’nun dolayısıyla kendi pazarlarını korumak ve sonrasında Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı olası bir hamlede ellerini güçlendirmenin peşindedirler. Ukrayna’da ki faşist ve ırkçı örgütlenmelerede hız kesmeden destek olmaya devam etmektedirler.

Ukrayna’nın bu kadar önemli olmasınında sebepleri var; jeopolitik konumu, yer altı ve üstü zenginliklerinde dünyanın sayılı ülkelerinden birisi olması, doğalgazın Avrupa’ya taşınmasındaki kritik rolü, nükleer enerjideki yeri. NATO’nun Rusya sınırına ulaşmasındaki konumu ve Ukrayna pazarının ABD ve AB kapitalistlerince elde edilme arzusu. Aynı sebeplerden dolayı Rusya’nın çıkarları. Özellikle Avrupa gıda tedariğindeki önemi işgal sonrası belirgin bir şekilde ortaya çıktı. Sadece Avrupa coğrafyasını değil, Asya ve Afrika coğrafyasınıda etkileyen, tetikleyen bir tedarik sıkıntısı belirdi. Ukrayna’da üretilen ve dünya genelinde ihtiyacın önemli bir kısmını karşılayan ayçiçek yağı ve bazı tahıl ürünleri, limanların kapalı olması nedeniyle ülkeden ihraç edilemiyor. Birleşmiş Milletler bile gıda krizi uyarısında bulunmakta.  Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü savaşın tarım ürünlerinin fiyatlarının artmasına yol açtığını” söyleyerek, „Savaşın ve fiyatlardaki artışın devam etmesi halinde küresel gıda krizi yaşanabilir“ dedi. Ekonomistler bu süreçte küresel gıda fiyatlarının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 arttığını belirtiyorlar.

ARTAN YOKSULLUK

Dünyada hızla artan yoksulluk ve alımgücündeki düşüş, emperyalist işgal ile birlikte daha da artarak ciddi boyutlara ulaşmış oldu. AB ülkelerindeki enflasyon oranları son 50 yılın en yüksek oranlarına dönmüş durumda. Oxford Yoksulluk ve İnsani Gelişme İnisiyatifi (OPHI) tarafından yapılan araştırmaya göre;

Dünyada 109 ülke ve 5,9 milyar insan arasında:

-1,3 milyar insan çok boyutlu yoksulluk çekiyor;

-Bu rakamın yaklaşık yarısını (644 milyon), 18 yaş altında çocuklar oluşturuyor;

-Yaklaşık yüzde 85’i Sahraaltı Afrika’da (556 milyon) veya Güney Asya’da (532 milyon) yaşıyor;

-Yüzde 67’den fazlası orta gelirli ülkelerde yaşıyor.

-Çok boyutlu yoksul insanların günlük yaşamlarındaki gerçeklik nedir? Veriler oldukça iç karartıcı bir resim ortaya koyuyor:

-1 milyar insan, pişirme amaçlı katı yakıtlara maruz kalıyor; diğer 1 milyar ise yetersiz sanitasyona, diğer 1 milyar ise yetersiz konuta sahip.

-788 milyonu, en az bir kişinin yetersiz beslenme çektiği hanelerde yaşıyor.

-568 milyonu ise, gidiş-dönüş 30 dakikalık yürüyüş mesafesinde güvenli içme suyundan yoksun.

Rakamların ve araştırmanın gösterdiği esas olgu emperyalist-kapitalist politikaların insanlığın geldiği bu duruma neden olduğudur. Savaşlar, işgaller ile yıkılan bölgeler ve bunların yanında burjuva kapitalist devletlerde can pahasına kazanılan sosyal hakların her gün budandığı bir süreç.

Yayınlanan “Dünya Ekonomik Durum Ve Beklentileri Raporu”na göre; “Gelişmiş ülkeler ve çok sayıda gelişmekte olan ülkedeki artan enflasyon baskıları toparlanma karşısında ilave riskler oluşturmaktadır. Küresel ortalama manşet enflasyon, son 10 yıldaki trend oranının yüzde 2 puan üzerinde gerçekleşerek, 2021 yılında yüzde 5,2’e ulaşmıştır. Enflasyonist baskı özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Euro bölgesi ve Latin Amerika ve Karayipler’de belirgindir. Küresel parasal koşulların beklenenden daha hızlı bir şekilde sıkılaştırılması, bir diğer önemli sınanmadır. Amerika Birleşik Devletleri Federal Rezerv’in para politikası duruşundaki herhangi bir beklenmedik değişiklik, yatırımcı beklentilerini aniden değiştirebilmekte ve portföy tahsislerinde büyük ayarlamaları tetikleyebilirken, gelişmekte olan ülkelere sermaye akımlarına önemli ölçüde etki etmektedir.”

Yapılan tüm tahmin ve değerlendirmelere bakıldığından dünya genelinde yoksulluğun rekor oranlarda süreceği belirtiliyor.

AB’de YOKSULLUK

“Sosyal İçerme Ortak Raporu”na göre “Yoksullukla yaşamak, bireylerin gelir ve kaynaklarının, bireyi yaşadığı toplumda kabul edilebilir bir yaşam standardından mahrum bırakacak kadar yetersiz olmasıdır. Yoksullukları yüzünden insanlar işsizlik, düşük gelir, barınma sorunu, yetersiz sağlık hizmetleri ve yaşamboyu eğitim, kültür, spor ve diğer etkinliklere katılımlarında engellerle karşılaşabilirler. Yoksullukla yaşayan bireyler genellikle diğer insanlar için bir standart olan ve bunlara erişimin en temel hak olduğu toplumsal faaliyetlere(ekonomik, sosyal ve kültürel) katılımda dışlanmakta ve tecrit edilmekte ve bu faaliyetlere erişim hakları kısıtlanmaktadır.” (European Commission, Joint Report on Social Inclusion 2004) Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre 2020 yılında nüfusun 21,9’u yoksulluk ya da sosyal dışlanma riskiyle karşılaştı ve AB ülkelerinde toplam 96,5 milyon kişi yoksulluk sınırında yaşadı.

 

Yoksulluk sınırında yaşayanların oranının en yüksek olduğu ülkeler yüzde 35,8 ile Romanya, yüzde 33,6 ile Bulgaristan, yüzde 27,5 Yunanistan ve yüzde 27 ile İspanya oldu. Yoksulluk veya sosyal dışlanma oranının en düşük olduğu ülkeler ise yüzde 11,5 ile Çekya, yüzde 13,8 ile Slovakya, yüzde 14,3 ile Slovenya ve yüzde 15,8 ile Hollanda olarak belirlendi. Söz konusu yoksulluk oranı Almanya’da yüzde 22,5, Fransa’da yüzde 18,9 ve Belçika’da yüzde 20,4 seviyesinde ölçüldü.

SONUÇ OLARAK

Uygulanan neo-liberal ve küreselleşme politikalarının bir sonucu olan yoksulluk, yine emperyalist kurumların gündemine alınıp “çözümlerin” sunulduğu bir gerçeklik olarak hayatımıza dünden daha fazla dokunmaya başladı. Birleşmiş Milletler Komisyonları, Avrupa Birliği Komisyonları ve Dünya Bankası gibi emperyalist kurumlar yoksullukla mücadele adı altında bazı planlar açıklamaktadırlar, esas amaçları yoksulluğu ortadan kaldırmak değil, “kabul edilebilir” sınırılar içerisinde tutabilmektir. Ayrıca kadınların bu süreçte en çok etkilenen kesim olduklarını söylemek bir gerçeklik olacaktır. İş, sosyal hayat ve birlikte yaşam  içerisinde yaşadıkları sorunların yoksulluk sarmalı ile birlikte daha da büyüdüğünü söylemek gerekiyor. İşçi ve emekçilerin yoksulluğun nedeninin kapitalist sistem olduğunu bilince çıkartarak, en temel iş, sağlık, eğitim ve gıda ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla örgütlenerek mücadele etmesi gerekmektedir. Yoksulluğa neden olan işten çıkartmalara, özelleştirmelere, saat ücretlerinin düşük tutulmasına, emeklilik maaşlarının düşürülmesine, taşeron işçi çalıştırılmasına karşı ancak örgütlü bir duruş ile karşı koyabiliriz.

 

Mücadele Okuru

scroll to top