Posta kutuma düşen bir Armenpress haberi beni bu hafta Afganistan’daki Ermeniler üzerine azıcık kurcalamaya itti. NATO görevi kapsamında 2010’da bölgeden çekilene kadar Ermenistan adına çoğu sağlık personeli olmak üzere 3200 asker görev almış. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, 16 Ağustos’ta, Afganistan’da Ermeni vatandaşı olup olmadığını araştırmaya başlamış. Sonuç: Yokmuş. Dişişleri Bakanlığı Sözcüsü Vahan Hunanyan bölgede Ermeni vatandaşı olmadığını söylese de acil durumlar için bir telefon numarası da anons etmeyi ihmal etmiyor basın açıklamasında. Peki yok olan birileri için neden acil durum numarası verirsiniz? Anlatalım

Afganistan’da gizli Ermeniler var. Daha doğrusu gizli Hristiyanlar.

ABD’nin 2009 ve 2016’da hazırladığı din raporuna göre 300 ile 8000 arasında değişen bir rakamda Afgan Hristiyan olduğu düşünülüyor. (Raporların orijinalleri için: https://2009-2017.state.gov/j/drl/rls/irf/religiousfreedom/index.htm?year=2016&dlid=268924)

Ayrıca Tacikistan’a kaçan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin eşi Rula Gani de Lübnanlı bir Maruni Hristiyan aileden geliyordu. Ülkedeki Hristiyanların varlığı çok eskilere dayanıyor. İsa’nın havarilerinden Tomas’ın bu bölgede yerleşik olduğu bile inanışlar arasında.

409 yılında Nasturi kilisesinin bölgede tanınması ile birlikte bugünkü güney Afganistan’ı da içine alan bir bölge görev alanına girmiş. (O zaman İran Sasani İmparatorluğu, Willison, Walker (1985). A history of the Christian church)

Devlet, Afgan vatandaşlarının Hristiyanlığa geçişini kabul etmiyor. Ülkedeki Hristiyanların ise İslam’ı rahatsız etmeyecekleri şekilde dini gereklerini yerine getirmelerine göz yumuyor.

Bir Afgan vatandaşının Hristiyanlığı seçmesi sosyal çevrelerde kabul görmediği gibi birçok kez ölümle sonuçlanabilecek cinayetleri de getiriyor beraberinde. Buna rağmen halen Hristiyanlığı seçenler var.

Genelde böyle durumlarda Gani’nin yönetimindeki Afganistan’da uluslararası kamuoyu baskısı ile hapse mahkum olan ‘dönme’ler serbest bırakılıyordu. (https://www.nytimes.com/2011/02/06/world/asia/06mussa.html)

Resmi olarak ülkedeki tek kilise (Katolik) İtalyan Konsolosluğu’nun içerisindeki şapel.

1919’da Afganistan’ı tanıyan ilk ülke olarak İtalya’ya verilen bu özel izinle 1930’larda ancak inşaa edilebilen şapel halen yerinde.

Ülkedeki yabancı askeri üslerde de kilise mahiyetinde yapılar mevcut. Doğu kilisesini temsilen Kandahar’daki Romanya askeri üssünde bir şapel olduğu biliniyor.

DOLAPTAKİ KİLİSE

Afganistan’daki Hristiyanlar dinlerini yeraltı kiliselerinde veya evlerindeki dolap kiliselerde icra ediyorlar. Dolap kiliseleri bizim Karadenizli Müslümanlaştırılmış Ermeniler ve Pontoslar çok iyi bilirler.  Cumhuriyet sonrasında kendilerini Müslüman kimliği altında gizleyenler, yayla evlerinin bir odasında küçük dolaplar yapmışlardı. Bu dolaplarda bir Meryemana resmi ya da heykelciği olurdu gelende. Bazı önemli ‘unutulmayan’ dini bayramlarda o dolabın kapıları açılır ve ufak bir mum yakılırdı…

FATURA HEP TERCÜMANLARA KESİLMİŞ

Afganistan’daki Ermeniler de birçok İslam ülkesinde olduğu gibi inançlarını içlerine kapalı uygulamak zorunda kalmışlar.

Bölgedeki İngiliz varlığından itibaren de hep bir ‘tercüman’ görevi ile karşımıza çıkıyorlar. Şimdi Afganistan’daki tercümanların yaşadıkları sorunların aynısını onlar da yaşıyorlar. İngilizler çekip gidince, ‘iki yüzlü’ ve ‘hain’ ilan ediliyorlar…

1800’lerde Bölgede Ermeni tüccarların varlığından söz edilen birçok kaynak var. Birinde, Yahya ve Dr. John Alfred Gray adında bir Ermeni’nin fotoğrafı da paylaşılıyor. Yahya, Afganistan Emiri Abdül Rahman Han’ın tercümanıydı. Kabil, Herat ve Kandahar’daki küçük Ermeni tüccar topluluklarının bir parçasıydı. Bu fotoğraf, 1800’lerin sonlarında bir Kabil Ermenisi’nin bilinen tek görüntüsü.

Yahya ve ailesi, 1890’larda paranoyak Emir Abdül Rahman han tarafından kovuldu. Abdul Rahman han da bu süre zarfında Hazara nüfusuna karşı soykırım kampanyasına başladı ve bu soykırım, Hazara nüfusunun %60’ının öldürülmesi, köleleştirilmesi veya sınır dışı edilmesiyle sonuçlandı.

ERMENİ TÜCCARLAR

1667’lerde Kabil’de Ermeni tüccarların Hindistan’daki tüccarlarla iş yaptığından söz ediyor bazı kaynaklar. (M.J.Seth, Armenians in India,new Delhi-Bombay-Calcutta, Oxford & IHB Publishing Co., 1983, p 207)

Kabil bu dönemlerde Yeni Culfa’daki (İsfahan) Ermeni Apostolik Kilisesi Pers-Hint diakosluğunun görev alanı olarak tanımlanıyor.

Ancak 1830’dan sonra bölgeye din görevlisi gönderilmemiş. 1755’te cizvit rahiplerinden Lahore Joseph Tiefenthaler bir raporunda, Sultan Ahmad Şah Bahadur’un birkaç Ermeni silah imalatçısının Kabil’e getirdiğini yazıyor. İngiliz misyoneri Joseph Wolff 1832’de Kabil’deki Ermenilere vaaz verdiğini ve sayılarının 23 olduğu da belirtiliyor.

Birinci İngiliz Afgan savaşında 1839’da Lord Keane Kabil’e girdiğinde beraberindeki Rahip. G. Pigott iki Ermeni çocuğunu buradaki Ermeni kilisesinde vaftiz etmiş.

Rahip Allen 1842’de Ermeni kilisesine yaptığı ziyareti şöyle anlatıyor:

“1 Ekim 1842… Sokaklarda biraz soruşturduktan sonra onları Bala Hissar’da Celalabad Kapısında bulduk. Binaları sokağın kuzey tarafındaydı. Ovayı çıktıktan sonra küçük bir alandan sola döndük ve etrafı dükkanlarla çevrili bir yere geldik. Küçük bir kapı bizi kiliseye çıkardı. Küçük, karanlık ir binaydı. Ama ışık vaad ediyordu. Halı döşenmiş ve özenle temizlenmişti.”

HIRSIZI VAFTİZ ETMİŞLER

M.J.Seth  kitabında Afganistan tarafından bildirilen tek Hristiyanlığı kabul etme vaakasının etnik bir Afgan’ın hırsızlık için girdiği kilisede eşyaları çalarken yakalanması sonrasında yaşandığını yazıyor. Öyle ki papazlar hırsızı yakalamışlar ve kendisini Hristiyanlığı kabul etmeye ikna etmişler.

Bala Hissar’taki bu Ermeni kilisesi İkinci İngiliz-Afgan savaşında İngiliz güçleri tarafından yok edilmiş. İngilizler bu bina için tazminat bile ödemişler, ancak kilise bir daha inşaa edilmemiş.

1870’lere gelindiğinde ise İngiliz raporlarında 18 Ermeni kaldığını yazıyor. Afganistan Emir’i Abdurrahman Han bu ‘Ermenilerin yalnızlığına’ çare bulmak için Kalküta’ya bir mektup bile yazmış. Kalkuta’dan 12 Ermeni daha göndermelerini istemiş, cemaati 30’a tamamlamak için. Ancak Kalküta’da teklifi kabul eden çıkmamış.

II. Abdulhamid zamanında ise 18 Ermeni bile göze batmış. Afganistan’a bağlılıkları sorgulanmış ve Pakistan’da Peşaver’a sürülmüşler.

11 Şubat 1907’de Kalküta’da yayınlanan bir gazete olan Englishman’de: “Bu insanların sayıları Emir Abdul Rahman döneminde 10 aileye düştü. Onlar da bilinmeyen bir nedenle Peşaver’e gönderildi. Beraberlerinde oradaki el yazmaları koleksiyonlarını da  getirdiler.  O kadar yaşlıydılar ki elyazmalarını okuyamıyorlardı. Aileler Kabil’deki ilk yerleşik Ermenilerle ilgili bir bilgiye sahip değillerdi. Ancak el yazmaları çok eski tarihlere dayanıyordu.”

Ermeni papaz Sahak Ayvadian bu haberden sonra Kalküta’ya gidip bu el yazmalarının bazılarını Ermenistan’daki Eçmiadzin Kilise kütüphanesine getirdi.

Sonuç…

Kısaca size ilk taramada farklı dillerden kaynaklardan Afganistan’daki Hristiyanları aktarmaya çalıştım. Belli ki bazı coğrafyalarda Hristiyanlar hiçbir zaman tutunamıyor.

Bizlerin de onlarla arayı sıkı tutanlarla yıldızı hiç barışmayacak gibi.

KAYNAK-ARTI GERÇEK