Home , Köşe Yazıları , Adanmış Bir Yaşam: Rosa Luxemburg

Adanmış Bir Yaşam: Rosa Luxemburg

FÜSUN ERDOGAN | 01-02-2013 |501-260Rosa Luxemburg erkek Komünist Parti’de ve Enternasyonal’de öne çıkmış dönemin tüm ağır toplarında karşı sözünü söylemekten çekinmemiştir. Sevdiklerine karşı içtendir, düşmanlarına karşı cesur. Adanmış bir yaşamdır onunki;

Dün Paris’te katledilen üç Kürt kadın Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez sonsuzluğa uğurlandı…

15 Ocak ise Rosa Luxemburg* ve yoldaşı Karl Liebknecht’in Berlin’de katledilişinin  94. yıldönümüydü.

Bugün Hrant Dink’in katledilişinin altıncı yıldönümü…

23 Ocak’ta 12 Eylül askeri faşist darbesi sonrası hapishane avlularına kurulan darağaçlarında Adana’da idam edilen Ali Aktaş’ın katledilişinin 30. yıldönümü.

Berlin, Adana, İstanbul, Paris!

Alçakça işlenmiş bu cinayetlerin, katliamların gölgesinin düştüğü Ocak ayında; eşitlik, kardeşlik, özgürlük mücadelesinde yitirdiğimiz kadın ve erkekleri saygıyla, sevgiyle ve minnetle anarak başlamak istiyorum satırlarıma.

Ve bu vesileyle, iyi bir hatip, ajitatör, teorisyen ve bir kalem ustası, başeğmez asi bir kadını Rosa Luxemburg’u konuk edeceğim bu hafta.

Hayatı dolu dolu ve çok hızlı yaşayan Luxemburg’u tüm yönleriyle anlatmamın, onu „Görülmüştür“ damgalı bir mektuba sığdırmamın mümkün olmadığını farkındayım.

Bu nedenle peşinen bu anlatımımın eksik kalacağını söylemeliyim

* * *

5 Mart 1870’de Rus Polonyası Zamosc’da doğan Rosa Luxemburg, Yahudi bir ailenin son çocuğudur. Evlerinde ne Yidişçe ne de İbranice konuşulur.

Üç yaşındayken ailesi Varşova’ya taşınır. Kalça kemiğindeki hastalığın tedavisi için bacağı alçıya alınır. Ve bu nedenle bir yıl boyunca yatağa bağlı kalır. Ancak bütün çabalara rağmen Rosa’nın ayağındaki aksaklık giderilemez.

1880 sonbaharında girdiği sınavda başarılı olur. Rus Kız Lisesi’ne kabul edilir. Okulda Rusça dışında Polonyaca, Almanca ve Fransızca öğrenir.

1889 yılının Şubat’ında Zürih’e gider. Ekim’de üniversiteye kayıt yaptırır. Ve doğal bilimler bölümünü tercih eder.

Tutkulu ama sorunlu bir aşk yaşayacağı Leo Jogiches’le de 1889’un yazında tanışır. 1891 yazı öncesinde de bu tanışıklıkları duygusal bir boyuta evrilir.

Hayatını bir devrimci olarak yaşamaya karar verdikten sonra, tarihsel bir kişilik olarak Luxemburg’un yaşamı bir başka mecrada alabildiğine coşkuyla akar. Ta ki, 49 yaşında ölümün o soğuk, çirkin ve alçak yüzü onu Berlin’de yakalayıncaya dek!

Bu topraklar Rosa’yı değişik yönleriyle ve teorik fikirleriyle tanımış olsa da biz onu en çok düşmana meydan okuyan dik duruşuyla tanıdık ve sevdik.

Bir de Lenin’e yönelttiği eleştirileriyle ve Lenin’in Luxemburg’u yükseklerde uçan bir kartala benzetmesiyle…

Meğer babası da Rosa’yı yükseklerde uçan bir kartala benzetirmiş!

Baba Elias Luxemburg kızına yazdığı son mektubunda, „Kartal öyle yüksek uçarmış ki; altında uzanan toprağı hiç görmezmiş, sen de toplumsal davalarla öyle meşgulsün ki, kafanda aile işlerine hiç yer yok. Durumu kabullenmekten başka bir şey gelmez elimden… Artık mektuplarımla sana yük olmayacağım.“ (1) diye yazar.

Elbette Rosa’yı Rosa Luxemburg yapan özellikler onun gelişkin, çok yönlü, üretken devrimciliğinde yatar.

1875’de Maciej Rozga mahlasıyla ulusal sorunla ilgili bütünlüklü ilk kitapçığı basılır.

1 Mayıs 1897’de hukuk ve siyasal bilimlerden doktora derecesi alır. Ve Leipzig’de bir yayınevi „Polonya’da Endüstriyel Gelişme“ adlı tezini yayımlamayı kabul eder.

Aynı süreçte „Adım Adım“ makalesi SPD’nin (Alman Sosyal Demokrat Parti) yayın organı Die Neve Zeit (Yeni Zaman) gazetesinde yayımlanır.

12 Mayıs 1898’de ömrünün sonuna kadar yaşayacağı Berlin’e taşınır Luxemburg.

Zekâsı, canlılığı ve üretkenliği onun politik mücadeledeki en büyük avantajıdır. İki haftada SDP’nin programını ve politikalarını öğrenir. Yayınlarını inceler, sohbetler yapar, onları dinler, bilgi toplar.

Almanya’da seçim yıllarıdır. Rosa da kampanyaya katılarak yeteneklerini kullanmak ister. Ve Yukarı Silezya’da Polonyalı işçiler arasında çalışma yapması için görevlendirilir.

Daha önce kitleler karşısında hiç konuşmamıştır. Fakat çalışmaya başladığında, her şey çok farklı olur. Sevgilisi Jogiches’e gönderdiği bir mektubunda kendine duyduğu güven taşar:

„Bir konferansımın ilgisiz kalacağını düşünüyorsan kesinlikle yanılıyorsun.“ (2)

21-28 Eylül 1898’de Leipzieger Volkszetung’da (Leipzieger Halk Gazetesi) yedi bölüm halinde „Sosyal Reform mu, Devrim mi“ başlıklı makalesi yayımlanır. Bu Rosa’nın ilk fikirsel tartışmasıdır.

171 üyeli SDP Basın Komisyonu Luxemburg’u Sachisse Arbeite Zeitung’un (Saksonya İşçi Gazetesi) baş editörü seçer. Böyle bir göreve o tarihe kadar bir kadın getirilmemiştir. Belki de gelememiştir. Rosa bir ilktir! Ve gecikmeksizin bazı parti üyelerinin bu ilke karşı hazımsızlıkları, erkek tutumları kurdukları cinsiyetçi cümlelerde kendini gösterir.

Çalışmalarında oldukça disiplinlidir Rosa… Herhangi bir konuda yazması gerektiğinde asla işin kolayına kaçmaz. Ve kesinlikle var olan bilgileriyle yetinmez. Her zaman okumak ve araştırma inceleme yapmak onun vazgeçilmezidir. Çalışmaları için belge arayışını o günün koşullarında tüm sınırlarını, koşullarını zorlar, bütün olanaklarını değerlendirme perspektifiyle hareket eder.

Çalışmalarını zenginleştirmek, belge sağlamak için dünya basınını izler. Alman kütüphanesi temel uğrak yeridir. Eskiye ait kitapları kütüphaneden ödünç alır.

Bununla yetinmez, Zürih’teki arkadaşlarından, dostlarından kitap göndermelerini ister. Her makalesini büyük bir titizlikle yazar, özen gösterir. Ortaya çıkan ürünlerin özellikle kendisini tatmin etmesi onun için çok önemlidir. Çalışma tarzındaki bu titizliği, onun teorisyen yanını açığa çıkarıp gelişiminde de etkili olmuştur.

Rosa 1903 yılından itibaren Sosyalist Enternasyonal Başkanlık Kurulu üyesi olur. Onun yaşamı bakımından bu yeni bir eşiktir. Çünkü yalnızca Alman Komünist Hareketi’nin önderi değildir artık. Uluslararası Komünist harekette hızla sivrilen mücadeleciliği ve entelektüel aklıyla öne çıkan sayılı kadın önderlerin en başında gelir Rosa…

Parti okulunda ekonomi politik, Marksist kuram ve sendikalar tarihi konularında verdiği dersleri öğrencileri „entelektüel bir şölen“ olarak tanımlarlar.

1906 yılında Finlandiya’da bulunduğu sürede „Kitle Grevi, Parti ve Sendikalar“ broşürü üzerine çalışır.

İlk başlarda kadın sorunuyla ilgilenmeyip, kadınlar arasında siyasal faaliyet yürütmesi önerisini kesin bir dille reddetse de sonradan bu konuda makaleler yazıp bu konudaki eksikliğini dile getirir, eleştirir.

Politik fikirleri, teorik üretkenliği kadar kişiliğiyle de zamanın birçok teorisyeninden farklıdır Rosa. Onun aydın anlayışında, masa başında üretmek kadar yeri geldiğinde barikatlarda kitlelerle omuz omuza savaşmak da vardır.

İyi bir polemikçidir. Yoldaşları erkekler topluluğu karşısında hepsiyle yalnız başına çarpışır. Başarılı da olur. O sadece yoldaşlarına değil, polemikçi- cesur duruşuyla, söz söyleme ustalığıyla düşmanlarına kök söktürmekle kalmaz. Mücadeledeki tutkusuyla onların özel düşmanlıklarını da kazanır.

Mahkemelerde yargılanan değil, yargılayan olur Rosa… 20 Şubat 1914’de halkı itaatsizliğe kışkırttığı gerekçesiyle yargılanır. Bir yıl hapis cezasına çarptırılır. Mahkemede kendi savunmasını üstlenen Rosa Luxemburg’un bu savunması daha sonra „Militarizm, Savaş ve İşçi Sınıfı“ başlığı ile yayımlanır.

O her koşulda kendini ve çalışmalarını içinde bulunduğu koşullara uyarlama yeteneğine sahiptir. Ve her şart altında üretkendir. Her devrimci gibi Rosa’nın da yolu hapishanelerden geçer. Ve her defasında hapishanede zaman tüketmeyi değil, zaman değerlendirmeyi, üretmeyi esas alan bir devrimcidir Luxemburg.

Hapishanede Jogiches’e gönderdiği bir mektubunda:

„… Saat 6’da kalkıyorum, 7’de kahve veriyorlar, 8’den 9’a kadar yürüyüş, 12’de öğle yemeği var. 1’den 2’ye kadar yürüyüş, 3’te kahve , 6’da akşam yemeği, 7’den 9’a kadar lamba, 9’da yatak. Berliner Tageblatt gazetesini alıyorum. Çok okuyor ve çok düşünüyorum“ (3) şeklinde günlük yaşam planını özetler.

Üstlendiği işleri, sorumlulukları yerine getirmek söz konusu olduğunda ne sağlık sorunları ne de bir başka gerekçeye sığınır. Öyle ki, taşıdığı yüksek sorumluluk düzeyi onun bazen evinde de hapishanedeymiş gibi yaşamasına neden olur. Sabah 06.30’da oturduğu masasından 19.30’daki akşam yemeğine kadar zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak dışında kalkmaz.

Coşkulu bir kadındır Rosa… Kızıp sinirlenmesi, sabırsızlığı, mücadelenin önüne koyduğu görevlerle ilişkilenişindeki tutkusu, onun kişilik özellikleri arasında en fazla öne çıkan yanlarındandır.

Bir mektup ustasıdır Rosa. 2700’den fazla mektup yazmıştır. Ve her koşulda mektuplarını devrime olan inancıyla noktalamıştır.

Hitabet gücü ve yazılarıyla partide sivrilmiş, kısa sürede öne çıkmıştır. Parti yayın organı İşçilerin Davası’nın baş editörü ve başyazarıdır. Bazen imzasız ya da farklı imzalar kullanarak yazdığı üç dört makalesi aynı sayıda yayımlanır. Bazı sayılar ise, sadece Rosa’nın yazılarıyla çıkar.

Uzlaşmazdır! Dobradır! Cüretkârdır Rosa…

Erkeklerin tekelindeki teorik çalışma ve üretimdeki önüne çıkan tüm engellere meydan okur. Israrla, inatla ve büyük bir disiplinle çalışarak zamanın önde gelen teorisyenlerinden bir olur.

Erkek komünist partide ve Enternasyonal’de öne çıkmış dönemin tüm ağır toplarında karşı sözünü söylemekten çekinmemiş…

Yanlış bulduğu fikir ve pratiklere karşı açıktan mücadele etmiştir.

Sevdiklerine karşı içtendir Rosa… Düşmanlarına karşı cesaretli… Adanmış bir yaşamdır onunki! Bunun içindir ki, bir mektubunda:

„…görev başındayken, ya bir sokak çarpışmasında ya da zindanda“ öleceğini yazar.

Sıkı bir barış savaşçısıdır Rosa. Savaşa karşı SDP’nin tutumunu eleştirmekten asla geri durmaz. 28 Aralık 1916’da hapishaneden Mathilde Wurm’a yazdığı bir mektupta savaşa karşı mücadelede tutarsız davranan yoldaşlarını „yiğit“ olmamakla eleştirir.

Ve bir süre sonra dışarı çıktığında parti içerisinde başlayan fikir farklılıkları Rosa’nın da başında bulunduğu Spartaküs Birliği’nin kurulmasıyla sonuçlanır.

Luxenburg’un özel yaşamı da hayli fırtınalı geçer. Öğretilmiş sıradan kadın özellikleri kendini hissettirir. Ve öyle sanıyorum ki, düşlediği aşkı yaşayamadığını söylemek yanlış olmaz.

Tarih yaprakları 1918 Aralık’ını gösterdiğinde, Almanya’da gerilim hat safhadadır. Rosa yalnızca komünist olduğu için değil, aynı zamanda Yahudi olduğu için de karşı devrimcilerin hedefindedir.

7 Aralık’ta ilk defa silahlı işçilerin koruduğu Spartaküs gösteri gerçekleşir. Ertesi gün büyük bir gösteri daha düzenlenir… Noel günü hükümet birlikleri ile devrimci direnişçiler arasında çatışma yaşanır. İşçilerle askerler arasında başlayan bu çatışma tüm Almanya’ya yayılır…

31 Aralık 1918’de Rosa kitleler karşısındaki son konuşmasını Alman Komünist Partisi (Kommunistische Partei Deutschlands – KPD) Kuruluş Kongresi’nde yapar. Artık o, yirmi beş yıl önce Polonya’dan gelen 23 yaşındaki kimsenin tanımadığı genç kadın değildir. Mücadeleci, başeğmez kişiliğiyle, yetenek ve üretkenliğiyle sadece Almanya’da değil, uluslararası çapta üne kavuşmuş, komünist bir önderdir Rosa Luxemburg.

Hayatı gibi katledilmesi de sıra dışı olur! 15 Ocak 1919 gecesi kaldığı evin kapısı çalınır. Sokağa çıkacakmış gibi giyinir. Hapishaneye gidecekmiş gibi de çantasını hazırlar.

İlk durakları Eden Oteli’nde Rosa’yı linç etme planı gerçekleştiremeyen katiller bu amaçlarına bindirdikleri araçta başına dayadıkları silahı ateşleyerek ulaşırlar. Ancak katiller sadece Luxemburg’un dirisinden değil, ölüsünde de korkmaktadırlar.

Bu nedenle şoförden arabayı doğrudan Spree nehrinin kenarına sürmesini isterler. Onun sürükleyerek arabadan çıkarırlar. Ayağına bağladıkları taşla birlikte nehre atarlar…

25 Ocak 1919’da iki devrimci için çok büyük ve görkemli bir cenaze töreni yapılır. Karl Liebknecht’in mezarının hemen yanında Rosa Luxemburg için de bir mezar yeri bırakılır.

31 Mayıs 1819’da Landwehr Kanalı’ndaki havuzlardan birinde bir kadın cesedi bulunur bu Rosa Luxemburg’dur.

13 Haziran’da Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht’in yanında kendisi için ayrılan  Friedrichsfeld mezarlığındaki yere kitlesel bir uğurlama töreniyle gömülür.

Ve o tarihten bu güne Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht katledişlerinin yıldönümünde hala yüz binler sevgi ve minnetle anıyor… Onlar, ideallerini kuşanmış sayısız devrimci ve sosyalistin mücadelelerinde yaşıyorlar… Ve dün olduğu gibi, bugün de Rosa Luxemburg’u okumak ve anlamak, ondan, onun yaşamından öğrenmek, güncel bir görev, bu ihtiyaç olmaya devam ediyor. (FE/HK)

(*) Bu biyografiyi „Kadın Önderleşmesinde Rosa Luxemburg’dan öğrenmek“ başlıklı çalışmamdan özetledim. Yaptığım çalışmayı ise Türkçeye çevrilmiş Peter Nettl’in iki ciltlik Ataol Yayınevi’nden „Rosa Luxemburg“; Gilbert Bedia’nın Mayıs 1999’da Pencere Yayınevi’nden „Bir Mektup Ustası Rosa Luxemburg; Elizbieta Ettinger’in Nisan 2008’de Belge Yayınları’ndan „Bir Yaşam Rosa Luxemburg“ ve Annelies Laschitza’nın Ekim 2012’da Yordam Kitap’tan yayımlanmış „Rosa Luxemburg Her Şeye Rağmen; Tutkuyla Yaşamak“ biyografilerinden yararlanarak yaptım.

 

(1)- Aktaran E. Ettinger, Bir Yaşam Rosa Luxemburg, s. 48

 

(2) Aktaran E.Etringer, a.g.e, s. 107

 

(3) Aktaran A. Laschitza, Her şeye Rağmen; Tutkuyla Yaşamak, s. 162

* Füsun Erdoğan, 19 Ocak 2013, Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi