Home , Köşe Yazıları , Recep Erdoğan’ın Tehditleri ve „demokrasi“ den anladığı…

Recep Erdoğan’ın Tehditleri ve „demokrasi“ den anladığı…

köse yazisiENGiN GÖREN | 15-07-2013 | Recep Erdoğan, Birlik Vakfı’nın iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, kendi iktidarına karşı demokratik tepkisini gösteren halkın en pasif eylem biçimlerinden biri olan Tencere-tava çalıp protesto yapılmasına bile tahammül edemiyor.  Bunun „suç olduğunu“ söylüyor ve „bu konuyla ilgili bakanıma talimat verdim, emniyetin yasal anlamda gerekli müdahaleyi yapacağını“,  bunların  „gürültü kirliliğini yaptığını“ söyleyerek tehdit ediyor.

Sormak lazım hani halkın demokratik tepkisini gösterme hakkı vardı? Bu, onların en demokratik hakkıydı. Hani güya demokratik haklar ve özgürlükler yasalarda mevcuttu ve „güvenceye alınmıştı“?

Başbakan bununla yetinmiyor. Hatırlayanlar vardır, Cunta yıllarında  Kenan Evren‘in konuşma biçimi gibi „konuyla ilgili bakanıma (K.Evren „Komutanlarıma“) talimat verdim, gerekli müdahaleyi yapacaklar“ derdi. Erdoğan’da Krallar, padişahlar, askeri cunta şefleri ve bilinen faşist liderlere özgü anlayış, tavır ve tutumla aynı jargonlarla tehditler savuruyor. … Dünya’nın da, bu toprakların da, nice Krallar, Sultanlar, Padişahlar, nice askeri faşist cuntalar ve faşist liderler gördüğünü unutuyor….. Halkımız boşa dememiş: „Yürü be Hırız Paşa, senin de çarkın kırılır, güvendiğin o padişah, o da birgün yıkılır!“  Şimdi de, Recep Tayip, seninde çarkın kırılır, güvendiğin efendine dayanan diktatörlüğün, o da birgün yıkılır!…

Dahası, bu protestoların „gürültü kirliliği yaptığı„nı söylüyor.   Oysa en büyük gürültü kirliliği   her gün sizin yaptığınız konuşmalarınızdır Recep Erdoğan! Sadece gürültü kirliliği de değil, görüntü kirliliği, zihniyet kirliliği, kokuşmuş anlayış, yaklaşım, konuşma,  üslup, davranış kirliliği yapıyorsunuz!  Her konuşma, yaklaşım ve pratiğiniz pislik fışkırıyor…. Zihniyetiniz, icraatınız ve sahiplendiğiniz pratiklerle ortadadır….

Mısır’daki askeri faşist darbeye karşı çıkayım derken sahip çıktığınız M.Mursi faşist diktatörlüğüyle de ortadadır. Kaldı ki özünde genel olarak askeri  ve parlamenter maskeli faşist diktatörlüklere, özel olarak Mısır’daki askeri ve parlamenter maskeli faşist diktatörlüğe de karşı değilsiniz. Sadece Mısır’da  kendi mayanızda olan Müslüman kardeşler(İhvan) hareketinin M.Mursi önderliğinin iktidardan uzaklaştırılmasına karşısınız. Mursi’nin diktatörlüğüne karşı değilsiniz, Mursi askeri darbeye başvursaydı ona karşı gelmeyecektiniz. Recep Erdoğan gibi ABD hesabına çalışan Mursi’ye darbe yapan kendi efendileri ABD’dir. Sormak gerekiyor, peki darbeyi yaptıran efendinize karşımısınız? Niye açıktan efendinize tavır almıyorsunuz? Efendilerinizle nasıl ve ne gibi halk düşmanı ilişkiler ve planlar içinde olduklarınızı niye kamuoyuna açıklamıyorsunuz, niye itiraf etmiyorsunuz ve efendinizin size ihanet ettiğini düşünüyorsanız o halde halk düşmanı ihanet ilişkinizi ifşa edin! Niye açıktan, cepheden tavır almıyorsunuz?… Alamasınız çünkü onlar sizi iktidara hazırladı ve onların desteğiyle iktidardasınız ve onların destekleri oranında iktidarda kalırsınız!…

Din’de, şeriat’ta bilimsellik olmaz, araştırma, inceleme, sorgulama yoktur; biat etmek  vardır. Bu zihniyet ve anlayışla hangi demokrasiden bahsedebilirsiniz? Demokrasi lafları ağzınıza yakışıyor mu? Burjuva anlamda da olsa o demokrasi kavramını kirletmiyormusunuz? Burjuva demokrasisine  bile zere kadar  inanmadığınız ve uygun hareket etmediğiniz halde „demokrasi“ üzerine söylemlerinizin bir ciddiyeti var mı veya kim inanabilir?

Kendiniz hala K.Evren’in askeri faşist cunta anayasasıyla yönetiyorsunuz. Cunta anayasasının seçim sistemiyle seçildiniz ve Cuntanın bu seçim kanunu bile değiştirmeye yanaşmıyorsunuz. Cuntacıları yargılamadığınız gibi onların koyduğu ayrıcalıkların keyfini sürdüruyorsunuz. Bu durumunuzla samimiyetinizin ciddiyetine inanılabilinir mi, kim inanabilir?

Recep Erdoğan’ın, Birlik Vakfı’nın iftar sofrasında yaptığı konuşmanın bir diğer teması Mısır olmuştur.  „Kalbimiz bütün Mısır halkıyla birlikte atıyor. Tahrir‘e gelenlerle de birlikte atıyor, Adeviyye‚ye gelenlerle de birlikte atıyor” diyor. Demagoji yapıyor. Konuşmasının ne anlama geldiğini de hesaplamadan her zamanki gibi Recep’çe atıp tutuyor. Tahrir meydanına inenler ile Adeviyye inenler aynı mı? Yok, farklıdır! Birincilerin ortak yönü M.Mursi yönetimini istememeleridir, Mursi gitsin diyorlar; Adeviyye’dekiler de Tahrir meydanındakilere karşı M.Mursi’nin isteğiyle sokaklara dökülenlerdir. İkisinde olamasınız, olunamaz. Her iki taraftakilerle kalbinin attığını söylerken yalan söyleniyor, demagoji yapılıyor. Konuşmanın hemen devamında da bunu kendisi ifade ediyor:  “ Benim şu anda Mısır’daki cumhurbaşkanım Mursi’dir. Çünkü onu halk seçmiştir.”,  “Bu askeri yönetim sandıktan çıksın onlara da saygı duyarım“ diyor. İşte bu kadar sizin “demokrasi” anlayışınız! “Halk seçti” veya “halka seçtirilince” demokratik mi olunuyor?  Öyleyse K.Evren “halkın iradesi”ne sahipti ve son derece “demokratik”ti anlayışınıza göre! K.Evren,  askeri faşist anayasasını referanduma sunmuştu, ve “sandık başına gitmemek yasak”tı, hapis ve para cezasıyla da korkutuluyordu, ““hayır” oyu çıkmayacak, yoksa sonucuna katlanırsınız” ya da “demek ki gitmemizi istemiyorsunuz, halk bizim yönetmemizi istiyor” diye korkutarak  %98 oy almıştı.

Saddam Hüseyin 1995’te %99,4 oy almıştı. Beşar Esat son seçim de 67.6 almıştı. B.Musolini 1924 te %64.0, H.Mübarek %88,6 oy almıştı….. Bunlar çeşitli baskı biçimleriyle çok oy aldılar ama ne haklılardı, ne de demokratiklerdi.  Şimdi Mısır’daki askeri faşist diktatörlük koşullarında bir seçime gitseler, ve askeri yönetim oyların büyük çoğunluğunu alsa, bu onların demokratik olduklarını mı gösterecek? …..

Kaldı ki Mısır’da M.Mursi halkın çoğunluğunun oyunu alarak gelmedi. Çoğunluğu da temsil etmiyor. Mısır 84 milyonluk bir ülkedir.  52 milyonu aşkın seçmeni vardır. Seçmenlerin çoğunluğu, yani %60 civarındaki insanı sandık başına gitmemişti.  Ancak %40’ı sandık başına gitmişti. 52 milyonu aşkın seçmenden sadece  25 milyon 577 bin 511 geçerli oy kullanmıştı. Bu sayı genel seçmenin yarısından azını oluşturuyordu.

Kullanılan oylar içinde  Müslüman kardeşlerin  kurduğu Özgürlük ve Adelet Partisi’nden Muhammed Morsi  5 milyon 764,952 oy almıştı. Bu rakam bütün seçmenin ondan biri demektir.  “Bağımsız” aday Ahmet Şefik ise 5 milyon 505,327 oy almıştı. Aralarında 250 bin oy farkı var. Hiçbir parti seçmenin çoğunluğunun desteğine sahip olmadığı için oranın seçim yasası kuralına göre, en çok oy alan iki aday ikinci tur seçimlere katılma hakkına sahip olabiliyor. İkinci tur seçim ise  30 Haziran 2012 da yapıldı. Bu kullanılan oyların da yarısını zar zor aşan çoğunluğu Müslüman Kardeşler örgütü (ihvan)ın yasal partisi olan Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) 13 milyon 230.131 oy alarak, seçmenin %51.73’ünün oyunu alarak M.Morsi kazanmıştı.  Sandık başına giden seçmenler zorunlu olarak iki parti arasında terci yapmak zorunda kalmıştı. …

Ahmet Şefik ise, 12 milyon 347.380 oyla, seçime katılanların %48.27’sinin oy’unu almıştı. Yani her biri bütün seçmenlerin yaklaşık % 25 civarındaki oyunu almışlardı.  Ama genel seçmen sayısı içindeki oranıyla değil de sandık başına giden seçmenin oranına göre hesap yaparak “demokratik seçimler”le, “halkın büyük  çoğunluğunun oylarıyla” iktidara geldiklerini söylemek yalandır ve demagoji yapmaktır.

Oysa ne siyasal koşullar özgür ve demokratik, ne seçim koşulları özgür ve demokratiktir ve ne de kendileri özgür ve demokratiktir. Genel seçmenin ¼  ini bile oluşturmayan seçmenin oyuyla nasıl demokratik olunuyor? Oysa Morsi’nin gerçek oyu 5 milyon 764,952 seçmendir. Bu da genel seçmenin on dan biri demektir. “Halk seçti” deniyor. Doğru! Ama halkın büyük çoğunluğu değil,  küçük bir bölümünün seçtiğidir. %90’ı oy vermemiştir. İkinci turun zorunluluğundan dolayı genel seçmenin %25 çıvarındaki insan oy vermiştir.  Nasıl halkın genel iradesini temsil edebiliyor?… Tabi burjuvazidir, sömürücü sınıflardır,  burjuva  çıkarlarıdır, “demokratik değiliz”, “meşru değiliz”, “halkı-seçmeni (veya) seçmenin çoğunluğunu temsil etmiyoruz” diyecek halleri ve namusluluğu yoktur…. Recep Erdoğan, aynı mayadan olduğu için M.Mursi’sini sahipleniyor, demagoji yapıyor, aynı seçim sahtekarlığı yapıyor… Halk muhalefetinin kitlesel eylemleri ve baskısıyla iktidarını kaybetmemesi ve kendisine göre önünü tıkamak için aynı mayadaki Mursi’si üzerine kavga yürütüyor. Kendi kitlesini harekete geçirip baskı oluşturmaya çalışıyor. Her yol ve yöntemle halk kitlelerinin desteğini arkasına almaya çalışarak iktidarını, saltanatını korumaya çalışıyor. İktidar nimetini kaybederse çok şeyler kaybedeceğini, fırsatın başkalarına geçeceğinin korkusuyla ölüp ölüp diriliyor……

14 Temmuz 2013