Home , Avrupa , ATiK Heyetinin „Barış ve Demokrasi Konferansı“nda sunumu;

ATiK Heyetinin „Barış ve Demokrasi Konferansı“nda sunumu;

bruksel konferasn1 300613BRÜKSEL | 01-07-2013 | Brüksel’de 29-30 Haziran tarihlerinde gerçekleşen Barış ve Demokrasi Konferansı’nın sonuç bildirgesi yayınlandı.

Oylamada kabul edilen 16 maddelik sonuç bildirgesinde, demokratik çözüm süreci çerçevesinde ikinci aşamanın vakit kaybetmeden başlatılması için, AKP hükümeti ve TBMM sorumluluklarını yerine getirmeye çağrıldı.  Bildirgede AKP hükümetini komşu ülkelere yönelik müdahaleci ve tehditkâr politikalara son vermesi istenirken, Avrupa devletlerine de Türk devletine sunduğu askeri ve istihbarat desteğine son vermesi, silah satışlarını derhal durdurması çağrısı yapıldı.  Konferans sonuç bildirgesinde Türkiye’ye Ermeni, Asuri-Süryani, Ezidi ve Dersim Soykırımları, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi ve Roboski başta olmak üzere tüm katliamlarla, faili meçhul cinayetlerle, kayıplarla ve soykırımlarla yüzleşme çağrısı yapıldı.

Konferansa  gözlemci olarak katılan ATiK  Heyeti   konferansta kendilerine ayrılan sınırlı  zaman dilimi içerisinde  bir sunum yaptı. ATiK Heyetinin  konferans bileşenlerine ve kamuoyuna yönelik yaptığı sunum ayrıca Konferans Divanına da belge olarak  kayıtlarda yer alması  için verildi. Yapılan sunumun tam metni şöyle;

 

Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakki engellenemez!

 Konferansınızı ve katılan delegeleri ATİK adına en devrimci duygularımızla selamlayarak sürece dair görüşlerimizi kısaca paylaşmak istiyoruz.

Ankara ve Amed den sonra toplanan  Avrupa’daki bu Konferansın Kürt Ulusunun demokratik mücadele birliğinin ve çözüm iradesinin geliştirilmesinde anlamlı bir halka olmasını temenni ederiz.

“Süreç” kavramsal bakımdan iki farklı bicimde gelişmektedir. Faşist Türk egemenlik aygıtı açısından Kürt ulusunun yaratmış olduğu mevzilerin ve onun öncüsünün tasfiyesi, geriletilmesi daha olmazsa sistem içine çekilerek yozlaştırılması olarak algılanıp geliştirilen süreç, Kürt Ulusal hareketi tarafından ise ulusal demokratik kazanımların korunup geliştirildiği, etkili ve kalıcı bir statüye ulaştırıldığı bir mücadele ve diplomasi hamlesi biçiminde gelişiyor.

Gerek çözüm için uygulanan diyalog ve diplomasi yöntemine, gerekse de sürecin barındırdığı tehlikelere dair ciddi kaygılarımızın olduğunu açıkça belirtmeyi Ulusal Harekete ve Kürt halkına dair devrimci sorumluluğumuz olarak görüyoruz.

Faşist Türk devleti “çözüm” denilen aşamaya yalnızca askeri ve politik alandaki başarısızlığı nedeniyle gelmemiştir. Bunun ciddi bir payı olmakla birlikte, bölge ve dünya koşulları, kendisini de sevk ve idare eden emperyalistlerin yönlendirmesiyle soruna dair “çözüm” konusunda geleneksel tarzdan çıkma eğilimini geliştirmiştir. Askeri yolların onlarca yıldır denendiği, bırakın imha edilmesi, giderek güçlenen bir ulusal hareket gerçekliği, bölgede hem Kürt sorunu, hem de emperyalist projelerden kaynaklı hesapların dayatmasıyla Türk devletini “uzlaşma” yolu “çözüm”/tasfiye arayışına girmiş bulunmaktadır.

Öncelikle Sorunun çözümüne dair İbrahim Kaypakkaya 40 yıl önce koyduğu siyasal temelin halen geçerli olduğunu ve özgürlüğüne susamış Kürt ulusunun ve devrimcilerinin Kaypakaya’nın açtığı yolda derinleşmeleri gerektiğini vurgulamak isteriz. Zira Kaypakkaya çözümünde her türlü Ulusal ayrımcılığın, baskı ve tahakkümün tasfiyesi ve tam hak eşitliği temelinde Kurt Ulusunun ayrılıp kendi devletini kurma hakkını da içeren Kendi Kaderini Tayin Hakki ilkesi bulunmaktadır.

Gerek Kürt Ulusal hareketi açısından ve gerekse de soruna taraf olan başka kesimler açısından kendi kaderini özgürce tayin hakkını içermeyen bütün çözüm arayışlarının ulusal baskı siyasetinin meşrulaştırılması ve onaylanması  anlamına geldiğinin bilinmesi, böylesi bir duruşun klasik faşist Kemalist tekçi zihniyetin inceltilmiş biçimleriyle bile olsa, ırkçı ve inkârcı faşist kabuk çatlatılsa dahi, son tahlilde yeniden üretilmesi anlamına geldiğinin görülmesi gerekmektedir.

Kuşkusuz Avrupa’da demokratik bir göçmen örgütü olarak, Kürt ulusunun demokratik hakları temelinde verdiği mücadeleyi kendi mücadelemiz olarak kabul ediyor ve  sahiplenmeye devam edeceğiz. Kürt ulusunun demokratik talepleri; anadilden tutsakların özgürlüğüne, Öcalan’ın özgürlüğünden yerel idari statüye, Kürdistan’ın ekolojik taleplerinden bölgenin militarist devlet aygıtlarından arındırılmasına vs. vs. bunlar bizim meşru bulduğumuz, gerçekleşmesi için mücadele yürüttüğümüz ve bundan sonra da yürüteceğimiz ortak taleplerimizdir.

Ne var ki, Kürt ulusunun özgürlük mücadelesinde yaratılmaya çalışılan liberal illüzyona ve tasfiyeci zihniyete destek olmamız söz konusu olamaz. Kan, can pahasına sahip olunan mevzilerin, ulusal dinamiklerin en canlı ve güçlü bulunduğu, bölgesel ve uluslararası rüzgârların mücadelenin lehine güçlü  estiği koşullarda girilen süreç, yaratılan değerlerin ve sahip olunan mevzilerin egemenler tarafından talan edilmesi tehlikesiyle doludur. “Çözümden” bahseden Türk devletinin savaş hazırlıklarının hızına ve kullanılan ırkçı inkârcı geleneksel dile bakılması, Taksim’deki demokratik hak talebinin dile getiren halka her türlü silahlarla saldırması, daha dün Lice’de karakol yapılmasına karşı çıkan halkın taranması dahi surecin gerçekte nasıl gelişeceğine dair veriler sunmaktadır. Bu bağlamda Gerillanın geri çekilmesi dahil Türk egemenlerinin baskılanmasına karşı ulusal hareketin her geri adımı ve samimiyet çabası, taviz kar tutumlar gerek ulusal dinamiklerde gerilemeye, devrimci özgürlük havası yerine liberal düzen içi bir pasifime yol açmakta,  gerekse de faşist Türk devletini daha da pervasızlaştırmaktadır. Kürt ulusal hareketi saflarında gelişen liberal tasfiyeci eğilimlere karşı mücadeleyi yükseltmek bugün her zamankinden daha hayatidir.

Türkiye’deki yapının faşist karakterde olmasından ötürü, yani demokratikleşme denilen olguya barışçıl yollarda ulaşım kapalı olduğu için, kısmi reformlarla ve belli alan açmaların sağlanmasının ötesinde hemen hiç bir sorunun “burjuva” manada çözümünün sağlanması olası değildir. Bu gerçeklik hiçbir zaman unutulmadan hareket edilmelidir.

30 yılı aşan mücadele gelinen aşamanın Kürt ulusu açısından muazzam kazanımlara dönüşmüştür ve tüm bu kazanımlar esasta yoksul Kürt halkının ödediği bedellerle, akıttığı kanlarla, özgürlüğü uğruna en değerli evlatlarını  ölümsüzlüğe yollayarak mümkün olmuştur. Bugün Kürdistan’ın varlıklı tuzu kuru sınıflarının bir eğilimi olarak derinleştirilmeye çalışılan süreç, özgürlük rüzgârlarını sistem içinde boğmayı ve hareketi yozlaştırarak özgürlük ideallerinin deformasyonunu içermektedir. Bugüne dek davanın yükünü cansiperane omuzlamış Kürdistan devrimcileri buna meydan vermemelidir.

Bugün faşist Kemalist Türk devleti, bu uzlaşma halinin kendisine sağlayacak bütün avantajları kullanarak yeni bir kulvar açma; bir yandan Kürt sorununun temelli tavizler vermemek adına tasfiye gerçekleştirme, diğer yandan da rejimin restorasyonunda mesafe alma, bölgesel çapta güçlenme ve ilerleme derdindedir. Kısa vadede ki taviz veren, geri adım atan olma pozisyonundan, uzun vade de asıl kazanan noktasına gelme hesabı, kendisini diğer koşullar bakımından en elverişli ve güçlü durumda hissetmesinden kaynaklanmaktadır. Bu tercihte, efendisi emperyalistlerin tam destek pozisyonu da hiç kuşkusuz başat rol oynamaktadır.

Sürece dair acilen müdahaleyi gerektiren bazı noktalar:

1- Karakol inşaatları durdurulmadan Gerillanın  başlatılan çekilmesi  tamamlanmamalıdır

2- Roboski’nin yargılaması sürecin kilit noktası olarak konulmalıdır

3- Anadil eğitimi, tutsakların özgürleşmesi ve secim barajının indirilmesi çekilmenin koşulu olarak sıralanmalıdır.

4- Anayasal statü talebinin yeni anayasa yapımındaki karşılığı Kürt hareketinin kırmızı çizgisi olarak ele alınmalı, surecin gelişimi bu doğrultuda yönlendirilmelidir.

5- Devlet Kürt ulusundan tarihsel zulmü-inkarı ve asimilasyon politikası için resmi özür dilemelidir.

6- Kürt ulusunun kaderini hangi doğrultuda tayin edeceğine dair yalnızca Ulusun bireylerinin oy kullanıp karar vereceği bir referandum talebi ve bunun altyapısına dair (Nüfus sayımı, tespit vs) şimdiden bir takvim işletilmelidir.

7- Sürece ilişkin yapılan görüşmelerin tek taraflı tavizlerle değil, Türk devletinin de bu görüşmeler çerçevesinde ortaya koyulan taleplerin kabulü ve Kürt ulusunun temsilcilerinin resmi muhatap almalıdır.

Başarılı bir konferans geçirmenizi dileyerek tüm Türkiye ve Kürdistan devrimi şehitlerini saygıyla anıyor bir kez daha sizleri devrimci coşkumuzla selamlıyoruz.