Home , Haberler , YDG 7. Konferansının bitişinde “ rebere me İbrahim Kaypakkaya, şehit Namirin” sloganları yükseldi.

YDG 7. Konferansının bitişinde “ rebere me İbrahim Kaypakkaya, şehit Namirin” sloganları yükseldi.

amed-ydg AMED|23-12-2012|YDG 7. Konferansı yoğun tartışmalarla, iki günlük programını tamamlayarak sonuçlandı. Bir çok alandan YDG’lilerin katıldığı konferans alanlar arası deneyim aktarımlarına da şahitlik etti.

İkinci günde sabahki oturumun ardından geçilen konferansın son oturumunda;  “Önümüzdeki süreç ve görevlerimiz” üst başlığı altında konu edilen “YÖK Yasa Taslağı” sunumunun ardından “Kürt sorunu, eksikliklerimiz ve görevlerimiz” başlıklı sunum yapılırken, sunumun ardından yoğun tartışmalar yürütüldü. Yapılan sunumda Suriye meselesi üzerinden, ÖSO’nun Esad’dan farksız olduğu ve TC’nin ÖSO’yla kurduğu ilişkinin egemenlerin ifade ettiği “Suriye meselesi bizim iç meselemizdir” tavrıyla açıklamanın doğru olacağı belirtildi. TC’nin bu noktadaki politikasının Suriye Kürdistanı’ndaki hareketlilikle okunması gerektiği söylendi. Sunumda açlık grevleri sürecine dair başta Amed olmak üzere, kitlelerin gücüne güvenme meselesinin önemli bir sonuç olarak önümüzde durduğu vurgulanırken, ulusal sorunda alacağımız tavrın şovenizmi daha fazla hedef alan bir çalışma tarzı olması gerektiğinin altı çizildi.

Kürt ulusu nezdinde gerilla cephesinden yükseltilen mevzi savaşı sürerken Dilok’ta (Antep’te) gerçekleşen bomba olayının şovenizmin devlet tarafından organize bir şekilde yükseltildiği bir süreç olmasının buna ciddi bir örnek olduğu söylenirken şovenizmle hesaplaşmak noktasında HDK Gençlik Meclisleri’nin öneminden bahsedildi. Sunumda ayrıca sunacağımız politikaların Türkiye Kürdistan’ı ve Türkiye Kürdistan’ı dışındaki diğer bölgelerde özgün sorunlara yönelen, farklılaşan tarza olmasının çok faydalı olacağı eklendi. Sunumun ardından ise Yurtsever dostların da katılımıyla yoğun tartışmalar yürütüldü.

Yapılan tartışmalarda 6. Konferans’ta iki güne yayıp yoğun bir şekilde tartıştığımız ulusal sorunu, YDG açısından bir yılda ne yaptığımız üzerinden tartışılmasının doğru olacağı, HDK Gençlik Meclisleri, başta Kürt yoldaşlar olmak üzere YDG’liler Kürtçe’yi öğrenmek noktasında göstermeleri gereken irade ve soruna dair “özne” olarak nitelediğimiz kendimizin politikasızlığı ciddi tartışmalarla yarattı. Son olarak YDG’nin pratik adımlar atarak bu sorunu çözümleyeceğinden bahsedildi.

İkinci günün  bir diğer tartışma başlığı da; YDK kurultayına giderken  görevlerimiz başlıklı sunum oldu. Divandan yapılan sunumda;  bir süredir durağanlaşan kadın çalışmalarından ve pratiksizlikten kaynaklı süreç değerlendirmesi biçiminde yapıldı.  Şubat ayında yapılacak YDK kurultayına hazırlık içerikli bir çalışma öngörülen sunumun ardından, alanların tek tek söz alarak yaptıkları aktarımlar ön açıcı bir nitelikteydi. Özellikle kadın YDG’lilerin aktif bir biçimde katıldığı tartışmalarda; kadın kimliğine yabancılık ve LGBT bireylerin sorunlarına dair pratiğe girememek noktaları eleştirilerek; dergide daha fazla yer verilmesi gerektiği belirtildi.

YDK kurultayına giderken görevlerimiz başlıklı tartışmanın ardından; ATİK-YDG adına bir selamlama konuşması gerçekleştirilerek; 23. Kongrelerinin gündemlerinden bahsetti. Türkiye’de yürüyen mücadele ile koordinasyon sağlamak noktasında eleştiriler içeren konuşmanın ardından; divan adına yapılan kapanış konuşmasıyla konferans noktalanmış oldu.

Divan adına yapılan kapanış konuşmasında; iki günlük konferans sürecine, tartışmalara değinilerek; YDG’nin 20. Yılında ve Kaypakkaya’nın 40. Yılında, onun katledildiği yerde olmanın öneminin altı çizildi. Onun ardılı olmanın; halka ve halk gençliğine yönelik saldırılara karşı hesap sorucu bir pratiğe girme çağrısı olduğunun belirtildiği konuşmanın ardından; salondan, “ rebere me İbrahim, İbrahim Kaypakkaya, şehit Namirin” sloganları yükseldi.

İki günlük tarışmanın toplamında; anda yaşanan örgütsel sıkıntılara, doğru politikalar geliştirerek ve devrimci pratiği büyüterek müdehale edilmesi gerektiği izlenimi açığa çıktı.

YDG 7. Konferansı yoğun tartışmalar, iki günlük programını tamamlayarak sonuçlandı. Bir çok alandan YDG’lilerin katıldığı konferans alanlar arası deneyim aktarımlarına da şahitlik etti.

İkinci günde sabahki oturumun ardından geçilen konferansın son oturumunda;  “Önümüzdeki süreç ve görevlerimiz” üst başlığı altında konu edilen “YÖK Yasa Taslağı” sunumunun ardından “Kürt sorunu, eksikliklerimiz ve görevlerimiz” başlıklı sunum yapılırken, sunumun ardından yoğun tartışmalar yürütüldü. Yapılan sunumda Suriye meselesi üzerinden, ÖSO’nun Esad’dan farksız olduğu ve TC’nin ÖSO’yla kurduğu ilişkinin egemenlerin ifade ettiği “Suriye meselesi bizim iç meselemizdir” tavrıyla açıklamanın doğru olacağı belirtildi. TC’nin bu noktadaki politikasının Suriye Kürdistanı’ndaki hareketlilikle okunması gerektiği söylendi. Sunumda açlık grevleri sürecine dair başta Amed olmak üzere, kitlelerin gücüne güvenme meselesinin önemli bir sonuç olarak önümüzde durduğu vurgulanırken, ulusal sorunda alacağımız tavrın şovenizmi daha fazla hedef alan bir çalışma tarzı olması gerektiğinin altı çizildi.

Kürt ulusu nezdinde gerilla cephesinden yükseltilen mevzi savaşı sürerken Dilok’ta (Antep’te) gerçekleşen bomba olayının şovenizmin devlet tarafından organize bir şekilde yükseltildiği bir süreç olmasının buna ciddi bir örnek olduğu söylenirken şovenizmle hesaplaşmak noktasında HDK Gençlik Meclisleri’nin öneminden bahsedildi. Sunumda ayrıca sunacağımız politikaların Türkiye Kürdistan’ı ve Türkiye Kürdistan’ı dışındaki diğer bölgelerde özgün sorunlara yönelen, farklılaşan tarza olmasının çok faydalı olacağı eklendi. Sunumun ardından ise Yurtsever dostların da katılımıyla yoğun tartışmalar yürütüldü.

Yapılan tartışmalarda 6. Konferans’ta iki güne yayıp yoğun bir şekilde tartıştığımız ulusal sorunu, YDG açısından bir yılda ne yaptığımız üzerinden tartışılmasının doğru olacağı, HDK Gençlik Meclisleri, başta Kürt yoldaşlar olmak üzere YDG’liler Kürtçe’yi öğrenmek noktasında göstermeleri gereken irade ve soruna dair “özne” olarak nitelediğimiz kendimizin politikasızlığı ciddi tartışmalarla yarattı. Son olarak YDG’nin pratik adımlar atarak bu sorunu çözümleyeceğinden bahsedildi.

İkinci günün  bir diğer tartışma başlığı da; YDK kurultayına giderken  görevlerimiz başlıklı sunum oldu. Divandan yapılan sunumda;  bir süredir durağanlaşan kadın çalışmalarından ve pratiksizlikten kaynaklı süreç değerlendirmesi biçiminde yapıldı.  Şubat ayında yapılacak YDK kurultayına hazırlık içerikli bir çalışma öngörülen sunumun ardından, alanların tek tek söz alarak yaptıkları aktarımlar ön açıcı bir nitelikteydi. Özellikle kadın YDG’lilerin aktif bir biçimde katıldığı tartışmalarda; kadın kimliğine yabancılık ve LGBT bireylerin sorunlarına dair pratiğe girememek noktaları eleştirilerek; dergide daha fazla yer verilmesi gerektiği belirtildi.

YDK kurultayına giderken görevlerimiz başlıklı tartışmanın ardından; ATİK-YDG adına bir selamlama konuşması gerçekleştirilerek; 23. Kongrelerinin gündemlerinden bahsetti. Türkiye’de yürüyen mücadele ile koordinasyon sağlamak noktasında eleştiriler içeren konuşmanın ardından; divan adına yapılan kapanış konuşmasıyla konferans noktalanmış oldu.

Divan adına yapılan kapanış konuşmasında; iki günlük konferans sürecine, tartışmalara değinilerek; YDG’nin 20. Yılında ve Kaypakkaya’nın 40. Yılında, onun katledildiği yerde olmanın öneminin altı çizildi. Onun ardılı olmanın; halka ve halk gençliğine yönelik saldırılara karşı hesap sorucu bir pratiğe girme çağrısı olduğunun belirtildiği konuşmanın ardından; salondan, “ rebere me İbrahim, İbrahim Kaypakkaya, şehit Namirin” sloganları yükseldi.

İki günlük tarışmanın toplamında; anda yaşanan örgütsel sıkıntılara, doğru politikalar geliştirerek ve devrimci pratiği büyüterek müdehale edilmesi gerektiği izlenimi açığa çıktı.(Özgür Gelecek)

scroll to top