Home , Haberler , Virüs Salgınıyla mücadelede TC Politikası : Sürü Bağışıklığı

Virüs Salgınıyla mücadelede TC Politikası : Sürü Bağışıklığı

Haber Merkezi | 28.03.2020 | 2019’un son günlerinde Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan korona virüs salgını çok sayıda ölüme yol açtı. Wuhan’da uygulanan karantina ve sonrasında sokağa çıkma yasakları ve doktorların yoğun çabalarıyla salgın denetim altına alınabildi.

Bu salgının henüz bir ilacı ve aşısı yok. Hastalığı ağır geçirenler şimdilik yoğun bakımda ve solunum cihazına bağlanarak ancak kurtarılabiliyorlar.

Salgın kısa bir sürede neredeyse tüm dünyaya yayıldı ve bugün açısından en büyük tahribatı AB ülkelerinde yaratmış gibi görünüyor.

İtalya, İspanya, Fransa, Almanya hükümetleri hızla tedbir almaya başladılar. İngiltere işi yavaştan alarak -aslında oluruna bırakarak- sürü bağışıklığı stratejisine sarıldı. Ancak İngiltere hükümeti de halkın ve ilgili kurumların baskısı ve de virüsün yayılma hızı karşısında geri adım attı ve korona virüsle mücadele için bazı tedbirleri almak için harekete geçti.

AB devletleri, salgınla mücadele etmek için yüksek miktarlarda ekonomik paketler açıklamanın yanında virüsün yayılmasını engellemek için tedbirler de aldılar. İş yerleri ve okullar kapatıldı. Fransa devleti sokağa çıkma yasağı ilan etti.

Macron yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında, emekçilere “kimse merak etmesin devlet çalışanların maaşlarını karşılayacak” sözünü verdi. Ardından da kimsenin ekonomik olarak mağdur olmayacağı açıklamasını yaptı. İspanya ve Almanya hükümetleri de büyük miktarlarda ekonomik paketler açıkladılar.

Almanya’da okulların, iş yerlerinin kapatılmasının yanında büyük fabrikalar da kapatıldı. Bazı eyaletlerinde sokağa çıkma yasakları uygulamaya konuldu. AB ülke hükümetleri çalışanlarının maaşlarını karşılama sözleri verdiler. Sağlık konusunda da özel hastaneler salgınla mücadeleye tabi kılındı; hükümetler ilaç ve aşı çalışmalarına yönelik hastanelere ve sağlık kurumlarına her türlü desteği sağladılar.

Türkiye Virüsle Mücadele Eden Ender Ülkelerden Biriymiş!

Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan, 25 Mart akşamı yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasında, Türkiye’nin salgınla mücadelede ender ülkelerden biri olduğunu ileri sürdü ve yaklaşık 16 ülkeye bu konuda yardım ettiklerini açıkladı. Her konuda olduğu gibi bu meselede de hamaseti elden bırakmayan ve dünyada yine “en”ler arasına girdikleri iddiasında bulunan bu faşist kafalar, halka “evde kal” çağrısı yapıp, “kendi OHAL’lerini ilan etme” telkininde bulundular. Ancak bu çağrıları yaparken yaşamak için çalışmak zorunda olan, işe giden emekçilerden söz etmediler bile.

RTE, 18 Mart akşamı kameraların karşısına geçerek virüsle mücadele için ”bilim kurulu” oluşturduklarını ve ”Ekonomik İstikrar Kalkanı” adını verdikleri bir “ekonomik paket” açıkladı. Yaşlılara dağıtılacak olan maske ve kolonyadan bahsedip geçerken de patronlara, zenginlere teşvik ve kaynakları vurguladı.

Bunun için de 100 milyar liralık bir bütçe ayrıldığını duyurdu. Yoksulluk ve açlık sınırı altında ücretle çalışan emekçilere yönelik hiçbir açıklama yapılmadı. RTE’nin konuşması, açıklamaları toplantıdaki TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun yüzünü güldürdü. Bu gülüş, 100 milyar liralık bütçenin kimin için ayrıldığının da işareti olmuş oldu.

RTE ekonomik paket açıklamanın yanında virüsle nasıl mücadele edecekleri konusunda da ”hastalığın kontrol altında tutulması” ve ”salgın haline dönüşmesini engelleme” olarak tanımladıklarını ve buna göre hareket edeceklerini açıkladı.

Oysa ki bu söylenenler neredeyse imkansız. Hastalığın kontrol altında tutulması ya da salgın haline dönüşmesinin engellenmesinden değil yayılma hızının yavaşlatılmasının önemli olduğu ortadadır.

Eğer yayılma hızı yavaşlatılır, yoğun bakıma gelecek hasta sayısı o ülkedeki/bölgedeki yatak ve solunum cihazlarının yeter sayısına eşitlenebilirse yani solunum cihazlarına bağlanacak insan sayısı cihazlara yeter sayıda ayarlanabilirse bir başarıdan söz edilebilir. Hasta sayısı solunum cihaz sayısından çok olursa -örneğin İtalya’da olduğu gibi- doktorlar hastalar arasında seçim yapmak zorunda kalacak ve ölüm oranı yükselecektir.

Salgınla Mücadele: “Ölen Ölür Kalan Sağlar Bizimdir!”

RTE’nin virüsle mücadele konusunda açıkladıkları tam da bu başlığa tekabül ediyor. RTE’nin açıkladığı mücadele anlayışında hastalık bir an önce yayılacak – ki zaten normal yayılma hızı çok büyük- yoğun bakım gerektirecek, solunum cihazına bağlanacak hasta sayısına eldeki yatak kapasitesi, solunum cihaz sayısı yeterli olmayacağından hastaların çoğu ölüme terk edilecektir. Muhalefet partilerinin maske ve kolonya eleştirileri ise boş eleştirilerdir. Sorun sadece ekonomik de değildir.

RTE’nin açıkladığı İngiltere’nin “sürü bağışıklığı” stratejisinin aynısıdır. Yani “ölen ölür kalan sağlar bizimdir” stratejisidir. Binlerce yaşlı hastaya bakılamayacak ve ölüme terk edileceklerdir. Böylece söylemde yaşlıları sahiplenen faşist kafa pratikte ise yaşlı nüfusu hastalıkla başbaşa bırakmaktadır.

Buna da “kader” denilecektir. Zaten son bir haftadır 65 üstü insanların evde kalması çağrısının ardından yaşlılara dönük bir saldırı dalgası yaşanmaktadır. Sonuç olarak ise virüsle “başarıyla mücadele edildiği, ne var ki işin fıtratında ölüm olduğu” açıklanmakta; sokağa çıkan-çıkmak zorunda olan insanlar hedef gösterilmektedir.

Görünen o ki, ülkede uzun zamandan beri giderek daha da derinleşen ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk virüsle beraber daha da artacaktır. Sayıları milyonlarla ifade edilen mülteciler de salgından etkilenenler olacaktır.

Yine hapishanede bulunan tutuklu ve hükümlüler, virüsün kurbanları arasında olacakların başında gelmektedirler. Bugün Türkiye’deki hapishanelerde 300 binin üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. 458’i ağır olmak üzere 1.334 hasta tutuklu var.

Anneleriyle birlikte hapishanede kalmakta olan çocuk sayısı 780’dir. Virüs en çok da hapishaneleri tehdit etmektedir. Hapishanelerle ilgili hiçbir önlem alınmaması ise dikkat çekicidir. Bu durum hapishanelerdeki tutuklu ve hükümlülerin ölüme terk edilmesi anlamına gelmektedir.

AKP/MHP iktidarı virüs salgınını ekonomik olarak nasıl bir fırsata dönüştürmek için çabalıyorsa, hapishaneleri de kendi istekleri/politikaları doğrultusunda boşaltmak için harekete geçtiler.

Henüz hazırladıkları 2. Yargı Paketindeki infaz düzenlemesi parlamentoya gelmemesine rağmen hazırlanan paketin basına sızdırılan bölümlerinde uyuşturucu kaçakçılarından, tecavüzcülere, kadın katillerine kadar herkese af çıkartılacağı anlaşılmaktadır. İnfaz düzenlemesiyle siyasi tutuklular “terör” gerekçesiyle hapishanelerde rehin tutulmaya ve virüs salgınıyla katledilmesi amaçlanmaktadır.

Anlaşılan faşist rejim sadece dışarıda değil hapishanelerde de virüs salgınını “Allah’ın bir lütfu” olarak değerlendirmek istemektedir. AKP/MHP infaz düzenlemesi adı altında kendi tabanını hapishanelerden çıkarmanın adımını atmaktadır.

Salgını Allahın lütfu olarak her alanda fırsata çevirmeye çalışan AKP/MHP politikalarına karşı taleplerimiz şunlar olmalıdır;

1) Covid-19 testi en yaygın şekilde ve ücretsiz gerçekleştirilmelidir! Tedavi masrafları devlet tarafından karşılanmalı ve halka açık ve doğru bilgilendirme yapılmalıdır.

2) Yaşamsal sektörler hariç üretim durdurulmalı, işten çıkarmalar yasaklanmalı, çalışanlara ücretli izin verilmelidir. Zorunlu sektörlerde ise sağlık koşulları eksiksiz yerine getirilmeli ve çalışma saatleri kısıtlanmalıdır.

3) Evsizler gerekli hijyen koşulları sağlandıktan sonra uygun mekanlara yerleştirilmelidir.

4) Halka ücretsiz hijyen ve korunma araçları sağlanmalıdır.

5) Başta hasta tutsaklar ve çocuklar olmak üzere, hapishaneler ayrımsız bir şekilde boşaltılmalıdır.

6) Karantina koşullarında kadınlara yönelik ev içi şiddetteki artışa karşı acil önlemler alınmalıdır.

Kaynak: Özgür Gelecek
scroll to top