Home , Avrupa , SÖYLEŞİ | “Yükselen Irkçılığa Karşı Anti-Faşist Mücadele Hattını Genişletmek…”

SÖYLEŞİ | “Yükselen Irkçılığa Karşı Anti-Faşist Mücadele Hattını Genişletmek…”

HABER MERKEZİ |30.11.2021| Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu’nun 1 Kasım’da başlatmış olduğu “Irkçılık Düşünce Değil, Suçtur” şiarlı kampanya kapsamında Özgür Gelecek olarak ATİK Eş Başkanı Zeynep Çalışkan ile röportaj gerçekleştirdik.

– ATİK’in (Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu) tarihi hakkında bizlere kısaca bir bilgi verebilir misiniz?

– ATİK; 35 yıllık tarihi geçmişe sahip, Türkiyeli işçilerin Avrupa merkezli oluşturdukları ilk öz örgütlenmelerden birisidir. 1961 yılının Kasım ayında Türkiye ile Almanya arasında imzalanan “işçi mübadelesi anlaşması” sonucu Almanya’ya gelen işçiler, süreç içerisinde kendi ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarına yanıt olması için çeşitli örgütlenme çalışmalarına başladılar. Birçok şehirde dernekler kurarak, ortak mücadele alanları yarattılar.

Bu derneklerin oluşumuyla birlikte, merkezi bir çatı örgütlenmesi giderek bir ihtiyaç haline geldi. 1976 yılında Almanya merkezi, ilk göçmen örgütü olarak ATİF (Almanya Türkiyeli İşçiler Federasyonu) kuruldu. Bu süreçle birlikte, Avrupa’nın diğer ülkelerinde de yaygın dernekler kuruldu ve buralarda da merkezileşerek federasyonlaşmalara gidildi.

Yıl 1986’ya geldiğinde, çeşitli ülkelerde oluşan federasyonlar bir araya gelerek Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu’nu oluşturdu.

ATİK, anti-emperyalist, anti-faşist bir kitle örgütü olarak, Türkiyeli işçilerin demokratik hak ve özgürlükleri için mücadele etmektedir. Avrupa burjuvazisinin, ayrımcı, ırkçı ve gerici yasalarına karşı, yerli ve göçmenlerin ortak mücadelesini savunmakta ve bunun için örgütlenmektedir.

ATİK kuruluşundan kısa bir süre sonra, kadın ve gençlik örgütlenmelerini oluşturma çabasına girdi ve 1990 yılında, Türkiye ve T. Kürdistanı’ndan Avrupa’ya gelen gençliğin öz örgütlenmesi olan Yeni Demokratik Gençlik örgütlenmesini oluşturdu.

Aynı zamanda Avrupa’daki Türkiyeli ve Kürdistanlı kadınların, baskıya, sömürüye ve ataerkiye karşı mücadelesine de sahip çıkmaktadır.

ATİK içinde örgütlü kadınlar, kendi mücadele alanlarını geliştirebilmek için 1991 yılında ATİK’e bağlı Kadınlar Komisyonu’nu oluşturdular. 2011’e gelindiğinde Kadınlar Komisyonu, kendi tüzük ve programını çıkartarak Yeni Kadın örgütünü oluşturdu.

ATİK, Avrupa’daki toplumsal muhalefetin bir parçasıdır aynı zamanda. İşçi ve emekçiler içerisinde, sokak eylemlerinde, anti-faşist mücadelede, her türlü emperyalist saldırganlığa karşı, kısacası yaşamın her alanında kurulduğundan günümüze kadar demokratik, ilerici yerli kurumlarla ortak mücadele içindedir.

Kısaca bunları söyleyebilirim.

– ATİK olarak “Irkçılık Bir Düşünce Değil, Suçtur” şiarıyla bir kampanya başlattınız. Bu kampanya hangi ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıktı?

– Avrupa’da ırkçılık bir sistem sorunu olarak her gün daha da gelişmektedir. Sokakta, okullarda, fabrikalardan parlamentolara, askeriyeden polisin içine kadar her alanda gündelik olarak ırkçı örgütlenmelerle karşılaşmak olağan durum haline gelmiştir.

Birçok Avrupa ülkesinde, artık faşist partiler meclislerde temsil edilmekte hatta bazı ülkelerde ortak koalisyonları oluşturmaktadırlar.

Bununla birlikte yoğun bir faşist yer altı örgütlenmesi de söz konusudur. Bu örgütlenmeler silahlı eğitimler almakta, göçmenlere yönelik ırkçı söylem ve politikalarla saldırılar düzenlemektedirler.

En son geçen yıl Almanya’nın Hanau şehrinde düzenlenen saldırı bunun bir örneğidir.

Tabi ki ırkçılık, sadece bugünkü çeşitli sağcı, faşist örgütlerin yarattığı bir sorun değil. Bir sistem sorunudur ve Avrupa giderek merkezi olarak sağa doğru kaymaktadır.

Pandemi süreci de fırsata dönüştürülerek, sistem kendisini reorganize etmekte; bunu yaparken de ırkçılığı, milliyetçiliği güçlendirmektedir.

Birçok temel hak ve özgürlükler kısıtlanırken, faşizan içerikli yeni yasalar çıkarılmakta yani ırkçılık bir devlet/sistem politikası olarak kendisini var etmektedir.

ATİK, bu duruma karşı mücadele etmek, örgütlenme çalışması yürütmek, kitleler içeresinde görünürlülük yaratarak farkındalılığı yükseltmek ve duyarlılık sağlamak, yükselen ırkçılığa karşı anti-faşist mücadele hattını genişletmek için sözkonusu kampanyayı başlatma kararı almıştır.

 “Emperyalizmin her krizinde, ilk dayanak ırkçılıktır!”

– Kampanyanın içerik ve hedefine dair bilgi verebilir misiniz?

– Gelişen ırkçılığı, kitlelerin gündeminde tutarak farkındalığı yükseltmeye çalışırken, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı yerli ve göçmen emekçilerin ortak mücadelesini geliştirmek amacıyla kampanyamızın startını verdik.

Kampanya boyunca, örgütlülüğümüzün olduğu Avrupa ülkelerinin birçok şehrinde bilgilendirme masaları açılırken, çeşitli panel ve seminerler düzenlenerek ırkçılığa ilişkin duyarlılık yaratılmaya çalışılmaktadır.

Hedefimiz, kendi kitlemiz içerisinde ırkçılığa karşı duyarlılığı yükseltirken aynı zamanda yerli ve göçmen kurum ve kitlelerle ırkçılığa karşı kamuoyu oluşturmak ve ortak mücadeleyi geliştirmektir.

– Avrupa’da ve dünyada yükselen bir ırkçı dalga ile karşı karşıyayız ama aynı zamanda bu dalgaya karşı mücadelede de bir yükseliş söz konusu. Bu dalgadan en fazla etkilenen de göçmenler. Bir göçmen örgütü olarak siz bu dalgayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Egemenlerin boyun eğen, biat eden bir toplum yaratarak, kendi varoluşlarını ve sömürü politikalarını sürdürebilmek için ihtiyaç duydukları “böl-parçala-yönet” politikasında, ırkçılık her zaman işlev görmüştür. Bu nedenle de; özellikle kapitalist sistemde ırkçılık kimi zaman çok öne çıkmış, kimi zaman biraz gerilemiş ama hiçbir zaman ortadan kalkmamıştır.

Emperyalizmin her kriz döneminde, iktidar sahiplerinin elinin altındaki ilk dayanak olmuştur ırkçılık. Şüphesiz bu durumdan da en fazla etkilenenler her zaman toplumun “öteki”leri olmuştur. Avrupa’da, başta Türkiyeli göçmenler olmak üzere, Ortadoğu ülkelerinden çeşitli nedenlerle göç etmek zorunda kalan kitleler, her kriz döneminde yükseltilen ırkçılığın hep ilk hedefleri olmuşturlar.

Bunda da İslamifobi önemli bir noktada durmaktadır.

Avrupa’da gelişen ırkçılık sadece göçmenleri değil, tüm halkları etkilemektedir. Yılmaz Güney’in de dediği gibi “Faşizm hangi ülkede olursa olsun, sadece o ülkenin işçisine ve halkına değil, tüm dünya işçilerine ve halkına karşıdır”. 

Örneğin; Almanya’da Kassel Bölge Valisi Walter Lübcke, sığınmacılara açık kapı politikasını savunduğu için 2019’da evinin terasında sağcılar tarafından öldürdü. Akabinde de bazı sosyal medya hesaplarında “halkına değer vermeyen biri daha gitti”, “hak ettiğini buldu” şeklinde mesajlar yayınlandı. Bu örnekte de görüldüğü gibi ırkçılık tüm halka düşman…

Bugün başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin asker, polis hatta gizli istihbarat teşkilatlarının içinde aşırı sağcı örgütlenmelerin küçümsenemeyecek boyuttaki örgütlülükleri düşünüldüğünde, ırkçılığın aldığı boyut daha rahat anlaşılacaktır.

– Son olarak, AB ülkelerinin göç politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir göçmen örgütü olarak bu konuya ilişkin politikanız nedir?

– Emperyalist çıkarlar uğruna silahların hiç susmadığı, kan gölüne dönen Ortadoğu başta olmak üzere, ülkeleri işgal edilmiş, savaş ve şiddete maruz kalmış insanların, istedikleri ülkelere gidip iltica etmeleri mümkün olmadığından, kaçak yollardan geçerek Avrupa ülkelerine ulaşıp, kendilerine yeni yaşam alanları aramak zorunda kalmaktalar. Her yıl binlerce insan göç yollarında hayatını kaybetmekte.

Akdeniz’de 2014’ten, 2021’in ilk yarısına kadar, yaklaşık 23 bin insan boğularak hayatını kaybetmiştir. Ki; bu sadece buz dağının görünen yüzüdür. “Şans” eseri ulaşabildikleri ülkelerde maruz kaldıkları insanlık dışı yaşam koşulları ise bir başka uluslararası insan hak ve özgürlükler ihlalidir.

Bugün en güncel olan Polonya-Belarus sınırında yaşanan insanlık dramı tüm dünyanın gözleri önünde ceryan etmekte. On binlerce insan soğuk, açlık, susuzluk ve bunların sonucu ortaya çıkan hastalıklarla mücadele etmeye çalışırken, her zaman olduğu gibi emperyalist çıkar politikalarına kurban edilmekteler…

Polonya göçmenlerin geçmesini engellemek için, Belarus sınırına 12 bin asker yığıp tel örgüler çekerken, Almanya’da aşırı sağcılar örgütlü ve silahlı bir şekilde sınırda konumlanmaktalar. Onlarca insanın soğuk ve açlıktan yaşamını yitirdiği alınan bilgiler arasında.

Ancak devletler arası yapılan bütün görüşmeler, mültecilerin Belarus’tan, geldikleri ülkelere geri gönderilmesi üzerine sürdürülmekte. Kısacası bir kez daha insan hayatının emperyalistler için ne kadar değersiz olduğu gözler önüne serilmekte.

Şüphe yok ki, emperyalistlerin mülteci politikalarını da ırkçı politikalardan bağımsız ele almamız mümkün değil. ATİK olarak, her insanın bir gün mülteci durumuna düşebileceği ve mülteciliğin insanî hak olduğu gerçekliğinden yola çıkarak, Avrupa ülkelerindeki mülteci ve göçmen yasalarının değiştirilerek, uluslararası insan hakları bildirgesine uygun hale getirilmesi talebimizi, demokrasi mücadelemizin bir parçası olarak ele almaktayız.

Bunun için de göç yollarının açılması ve daha fazla insanın yaşamını yitirmesinin önüne geçilmesi için ortak mücadeleyi büyütmek zorundayız.

(Kaynak:Özgür Gelecek)

scroll to top