Home , Haberler , Sibel Özbudun’dan yeni kitap: Kapitalizmi Taşlamak

Sibel Özbudun’dan yeni kitap: Kapitalizmi Taşlamak

TÜRKİYE | 01 – 09 – 2010 | “Krizler, topyekûn değersizleşme momentleridir; hisseler, yatırım araçları, gayrimenkuller vs.nin çoğunluğu kriz süreçlerinde değer kaybeder. Ve adına “Kapitalizm” denilen bu devasa Gazino’da yatırımcılar, spekülatörler, simsarlar, onmaz kumarbaz tutkularıyla, rakipleri batırıp kendi kazançlarını maksimize edecek, haydi olmadı, kurtaracak hamlelerin peşinde koşarlar. Daha da acımasızlaşan yer altı kapitalizmi, yani mafya ise daha sık baş vermeye başlar. Yani kapitalizmin aktörleri için büyük oynanan, büyük kaybedilen ve büyük kazanılan bir kumarhanede geçirilen heyecanlı ve uzun bir gecedir kriz…

Ama ya berikiler… Kapitalizmle, ona emeğini, gövdesini yakıt etme dışında hiçbir ilişkisi olmayan “alttakiler”… Kriz, onlar için kağıtların değil, bizatihî özlerinin değersizleşmesidir. Emekleri, kimlikleri, kişilikleri, bedenleri, mekânları, duyguları, düşünceleri, aşkları, düşleri, idealleri, arzuları… kısacası hayatları sıfırlanıp paçavraya dönüşür. Ve neo-liberal kapitalizmde bu değersizleşme, ne yazık ki çoğunluk için geri dönüşsüzdür… Sistem kendi sürdürülemez işlerliğini ancak nüfusun her seferinde daha geniş kesimlerini marjinalleştirerek, “artık nüfusa” dönüştürerek sağlayabilir. Bir başka deyişle “krizden çıkış” alttakiler için pek fazla bir anlam ifade etmemektedir.”

Sibel Özbudun, “Bir Taş da Siz Atın!” başlığıyla yayınlanan Kriz ve Hayat Yazıları’na böyle başlıyor giriş yazısı, “Hayatı(mız)ı Geri Kazanabiliriz!”de…

Çoğunluğu Özbudun’un yazılarından oluşan derlemenin mantığı, iki krizin kesiştiği, bu ülkenin oldukça kendine özgü konjonktürü üzerine yerleşiyor: rejim kriziyle çakışan iktisadî kriz…

Kitabın bölümlenmesi de bu saptamaya uygun yapılmış. “Kronikleşmiş Krizler Rejimi” başlıklı Birinci Ayrım, Özbudun’un bazılarını Temel Demirer [“Tehdit ve İmkanlarıyla Krizin İlk Sonuçları”; “Türkiyem, Türkiyem, Cennetim?!!”] birini ise Müge Tuzcuoğlu [“Kriz Günlerinde Mikrokredi”] ile birlikte kaleme aldığı, ve ağırlıklı olarak iktisadî krizin sıradan insanlar, sokak ve gündelik yaşam üzerindeki etkileri üzerinde duran [“Krizden İnsan Manzaraları”, “Açlar Ordusu Yürüyor”, “Ezilenlerin ‘Kriz’i”] neo-liberal manipülasyonları açığa çıkartan [“Kredi bir ‘İnsan Hakkı’ mı?”; “Özelleştirme: İktisadın Dışında, Ötesinde”…] yazılardan oluşuyor.

“Milli Güven(mez)lik Rejimi” başlıklı İkinci Ayırım’da yer alan yakın siyasal tarihe değgin yazılar, rejimin temel niteliklerinin uğradığı aşınmayı ve kendini restore etmedeki yetisizliklerini tartışmaya açıyor. Özellikle, “Kendini Tekrarlayan bir TC Öyküsü: 28 Şubat”, “ ‘Cumhur’ ile ‘Demos’un Kavgası”, “Millî ‘İrade’, ‘Millî’ İradeye Karşı”, “İç Statükoyu Korumak İçin Tadilat”, Türkiye “Glasnost”unun koşul ve sınırlılıklarını tartışan yazılar…

Üçüncü Ayırım (“ ‘Sivilleşiyoruz! Liberalleşiyoruz!’”) ise, bu önkoşullar temelinde T.C.’nin ne ölçüde “demokratikleşebileceği/liberalleşebileceği”nin sınırlarını, somutta göstermeyi hedefleyen yazılardan oluşmuş: “Neo-liberal Faşizmin Küresel Panoptikon’u” (T. Demirer ile Birlikte); “İşkence Yapıyoruz… Pardon!”, “Zapatistalar Tekirdağ F Tipi’ne Nasıl Girdi?”, “Ve Uğur, ve Ceylan, ve TMK Mağduru Çocuklar”… “Yeni Anayasaya Eski(meyen) Dersler” (T. Demirer ile birlikte) ise AKP’nin (bir önceki) Anayasa değişikliği girişimine mündemiç demokratikleşme kapasitesini kuramsal düzlemde sorgulayan bir yazı.

Dördüncü (“Ya Kadınlar”) ve Beşinci (“Kriz Günlerinde Eğitim) Ayırımlar ise kronikleşmiş iktisadî ve siyasal kriz süreçlerinin kadınları ve eğitim kurumlarını nasıl vurduğu üzerinde yoğunlaşan yazıları içeriyor: “Eyvah, Kadınlar Kıymete Bindi!”, “Ataerki Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar”; ya da “Serbest Piyasa Ekonomisi, Kriz, Üniversiteler”; “Biraz ‘Millî Eğitim’den Söz Edelim mi?” “YÖK’ün Beş Hâli”…)

Kitabın adını koyan çağrı ise, Altıncı Ayırım’da, yani “Evet, İsyan! Hem de Alayına!”da yer alıyor: Hem 1 Mayıs’ta Taksim’i geri kazanma, hem de Tekel İşçilerinin yaklaşık dört aylık “Sakarya Komünü”nün yeniden yeşerttiği o Umut ve Başkaldırı ruhuna değgin yazılarla birlikte. Ve sesleniyor, okurlarına:

“(…) Siz taş attıkça, kapalı kapıların ardında dünyanın kaderini belirlemekte olan bir avuç para babası artık köpeksiz köyde değneksiz dolaşma çağının geçtiğini fark eder.

Bundan böyle ‘Benden sonra tufan’ pervasızlığıyla, ‘yoksul ülkelerde savaş çıkacak, daha çok bebek ölecek, işsizlik daha da artacak, ama olsun, mali sistem krizden çıkıyor,’ diyemez.

Siz taş attıkça dünyanın yoksulları, açlığa, işsizliğe, sosyal güvencesizliğe, tedavi edilebilir hastalıklardan ölüme mahkûm kılınmışları, hayatı, dünyayı değiştirmenin o kadar da zor olmadığını, bunun yolunun “Yeter Artık!” diye haykırmaktan geçtiğini kavrarlar.

Özgüvenleri artar.

Onlar da taş atmaya başlarlar.

Kârı değil, insanı hedefleyen bir ekonomi, geceleri aç yatılmayan, insanları ekmeğe, bebeleri süte doymuş bir dünya için bir taş da siz atın!”

KÜNYE: Sibel Özbudun, Bir Taş da Siz Atın! Kriz ve Hayat Yazıları. Ütopya Yay., Eylül 2010, Ankara.

scroll to top