Home , Köşe Yazıları , Şeyh Bedreddin’le Birlikte Nasıl Örgüt Kurduk?

Şeyh Bedreddin’le Birlikte Nasıl Örgüt Kurduk?

SİBEL ÖZBUDUN | 08 – 02 – 2010 |

“Kötülüğün egemen olması için tek koşul,

iyilerin hiçbirşey yapmamalarıdır.”[1]

Mehmet Yeşiltepe adını çoğunuz belki hatırlamıyorsunuz dahi. Hatta şu hızlı değişen gündemler ülkesinde adını kamuoyuna duyuran olay bile silindi belleklerinizden.

Hatırlatalım: 2009 yılının 27 Nisanı’nda İstanbul Emniyeti’ne bağlı polisler, sabaha doğru Bostancı’da bir apartman dairesine bir operasyon düzenlemiş, “Devrimci Karargâh” adlı örgütün lideri olduğu öne sürülen Orhan Yılmazkaya, altı saat süren çatışmanın sonucu “ölü olarak ele geçirilmişti”. İstanbul’un orta yerinde, insanların işlerine gittikleri saatlerde, yani sokakların ve “operasyon hedefi” apartmanın tıklım tıklım dolu olduğu bir vakitte, olay yerine salt bir emniyet şeridi çekilerek sürdürülen operasyon, “şans eseri” bir katliamla sonuçlanmamış, olayda Orhan Yılmazkaya’nın yanı sıra, bir polis komiseri ve olayı seyreden genç bir komi yaşamını yitirmişti.

Şaka değil, ortada adı o güne dek pek duyulmamış bir örgüt, kentin göbeğini saatler boyu cehenneme çeviren bir çatışma ve üç ölü vardı. Üstelik hem telefonları dinlendiği anlaşılan, hem de fiziken izlenen, içinde kadın ve çocuk bulunan bir daireye girdiği bildirilen bir “şüpheli”nin,[2] dışarı çıkması beklenip kimsenin burnu kanamadan gözaltına alınması olasılığı ortada dururken!

İstanbul’un sabık Emniyet müdürü Celalettin Cerrah, bir kez daha “fenersiz yakalanmıştı” anlaşılan. Soru dolu bakışlarını Emniyet’e çeviren medyaya “gizli, büyük, amansız, çok tehlikeli” bir “örgüt” servis edilmeliydi acilen…

Ve tutuklamalar başladı… Bir eski fakülte arkadaşı ile yeğeni… Fakülte arkadaşının eski kocası… Eski kocanın sözlüsü… Sözlünün bir başka arkadaşı… Gazeteci bir eski arkadaş… Orhan Yılmazkaya ile birlikte teknik takip altında olan iki kişi… ve onlarla teması olan muhtelif kişiler… Bir internet kafe çalışanı… bir gümrük muhafaza memuru… bir avukat… Ve Mehmet Yeşiltepe. Mühendis… Devrimci Hareket dergisi çalışanı, hidrosefali hastası…

Tutuklanan ve hâlâ yargılanmayı bekleyen “sanıklar”ın çoğu birbirini tanımıyor bile. Her birinin “suç”u ise, yaşamlarının bir döneminde Orhan Yılmazkaya ile tanışmış ve takip altında olduğu süre içerisinde onunla bir şekilde yan yana gelmiş olmak… Birlikte yenilen bir yemek… Onu evinde konuk etmek… Onun tarafından ziyaret edilmiş olmak… Banka hesabını kullandırtmak…

Ha tabii, bu arada içlerinden bazıları üniversite yıllarında basın açıklamalarına katılıp slogan atmışlar, bazıları İHD pankartı asmış, birinin evinde Che resimleri bulunmuş, kimi ise 1 Mayıs gösterilerine katılmış…

Örneğin polisin dahi “Devrimci Karargâh” adındaki örgütle ilişkilendirmediği bir derginin, Devrimci Hareket dergisinin çalışanı Mehmet Yeşiltepe’nin “suç”u, üniversiteden tanıdığı Orhan Yılmazkaya ile iki kez çay içmiş olmak… O kadar!

Pek “tatmin edici” değil, değil mi? Hele ki hidrosefali hastası olan “şüpheli”nin, ta Nisan 2009 sonundan bu yana Tekirdağ F Tipi’nde tutuklu olduğu düşünüldüğünde…

İstanbul Emniyeti de öyle düşünmüş olmalı ki, “zehir hafiye”liğini gösterip zanlının “suçluluğu”na hüccet getirtecek “müthiş deliller”i yakalamış.

“Nedir bu deliller” mi diyorsunuz.

İşte Şeyh Bedreddin, Korkut Boratav, Bülent Forta, Mustafa Yalçıner ve biz (Temel Demirer ile ben), burada devreye giriyoruz!

Mehmet Yeşiltepe’ye değin iddianamede gösterilen “suç delilleri” arasında her birimize ait yazılar da yer alıyor. 1978 tarihli bir broşür, 1998 tarihli bir kitap, 8 Mart mitingi resimleri, konser CD’leri ve Şeyh Bedreddin’in hayatına değin bir yazının yanında…

Bitmedi!

İddia mercii “başlamışken bir taşla birkaç kuş vurayım bari,” diye düşünmüş olmalı ki, “yap-tak” (bricolage) yöntemiyle imal edilivermiş bu “örgüt”ü, bir de Ergenekon’la ilişkilendiriyor! Hem de iki koldan… Kollardan biri, Doğu Perinçek’in Silivri cezaevinden bazı subaylara, “Devrimci Karargâh” tutuklularından birini kollamaları konusunda verdiği öne sürülen talimat!

Bir diğeri ise, Yalçın Küçük’ün cezaevinden çıkarken çekilmiş bir fotoğrafı. “Ne alâkâsı var?” diyeceksiniz. Olmaz mı? Medyaya servis edilen fotoğrafta Yalçın Küçük’i çiçekle karşılayan kişi, Mehmet Yeşiltepe olarak sunulmuş… “Devrimci Karargâh”ın bir Ergenekon yapımı olduğuna dair ne müthiş bir kanıt, her iki “örgüt”e de ne öldürücü bir darbe, değil mi? Ta ki, karşılayıcının Mehmet Yeşiltepe değil, Yalçın Küçük’ün oğlu Devrim Küçük olduğu ortaya çıkana dek… Baba-oğul Küçük’lerin haberi yayınlayan gazetelere açtıkları tazminat davalarını kazanmaları da cabası…

“Komedi, hem de absürd bir komedi” diyorsunuz, haklısınız da. Ama unutmayın, Kafka’ya rahmet okutturacak bu iddialar, biri acilen cerrahi müdahale gereksinimindeki hidrosefali hastası onyedi kişinin on ayı aşkın bir süredir cezaevinde tutuklanmasına neden oldu.

Mehmet Yeşiltepe’nin duruşması, 23 Şubat 2010 günü Beşiktaş Adliyesi’nde yapılacak.

Bu duruşmada bulunup onunla ve diğer mağdurlarla dayanışma göstermek, bu mağduriyetin son bulması açısından çok önemli.

Biz (Temel Demirer ile ben) orada olacağız. Sizleri de bekliyoruz…

1 Şubat 2010 22:08:19, Ankara.

N O T L A R

[1] E. Burke.

[2] “Bostancı Operasyonunda İstihbarat Yanlıştı İddiası”, BİA Haber Merkezi, 30 Nisan 2009.

scroll to top