Home , Haberler , Partizan: Devrimci, Yurtsever Güçler Arasındaki Şiddete Son Verilmeli, Ortak Düşmana Karşı Mücadele Büyütülmelidir!

Partizan: Devrimci, Yurtsever Güçler Arasındaki Şiddete Son Verilmeli, Ortak Düşmana Karşı Mücadele Büyütülmelidir!

kaypakkayaAHM-02-08-2014-  Nurtepe’de Halk Cephesi’nin Selahattin Demirtaş için açılan standa saldırısıyla başlayan çatışmalara ilişkin Partizan tarafından bir açıklama yapıldı.

Açıklamayı güncelliğinden dolayı yayımlıyoruz.

„Devrimci, Yurtsever Güçler Arasındaki Şiddete Son Verilmeli, Ortak Düşmana Karşı Mücadele Büyütülmelidir!

İbrahim Yoldaş, “Eğer bir gün Parti’nin çıkarları ile halkın çıkarları karşı karşıya gelirse, tavrımız halkın çıkarlarından yanadır” demektedir. İstanbul-Nurtepe’de (29 Temmuz’da) başlayan ve çeşitli biçimlerde devam eden gelişmelere dair söz söylerken de, öncelikle bu gerçekliği bir kenara not etmeli, ilkeli komünist siyasetin, başta işçi sınıfı olma üzere ezilen emekçi yığınların mücadelesinin gelişimini esasına alması gerekliliğinin altı çizilmelidir.

Zira, yaşanan süreç, tam da bu gerçekliğin unutulduğu, görmezden gelindiği pratikleri bağrında taşımaktadır. Gelişmeler, ortaya konulan siyasal söylem ve politika ile kitleleri örgütleme yönelimlerinin devreden çıktığı; mahalle kabadayılığı ile harmanlanan tarzın, hodzotçu şekilde ve “benim çöplüğüm” mantığının uzunca bir süredir izlediği çizgiyi geliştirdiği bir sürece ev sahipliği yapmıştır. Yaşananlara kısaca bir göz atmakla bu durum açıkça görülebilecektir.

Gelişmelerin fitili; Nurtepe’de Halk Cephesi’nin, HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş için stant açmak isteyen Özgür Demokratik Alevi Derneği üyelerine “stant açamayacaklarını” söylemesiyle, devamında kurulan standın dağıtılıp Demirtaş broşürlerinin de yakılmasıyla ateşlenmiştir.

Buna tepki gösteren HDP’liler ile Halk Cepheliler arasında yaşanan çatışma kısa sürede Okmeydanı, Sarıgazi ve Gazi Mahallelerine sıçramıştır. Yurtsever güçlerin de sağlıksız bir yaklaşım sergileyerek karşılık verme pratiklerine girişmesiyle birlikte birkaç gündür burjuva-feodal basına dahi malzeme olan ve geniş yığınlarda devrimci, demokrat,yurtsever kesimlere karşı güvensizliği körükleyen bir dizi gelişme yaşanmıştır. Gazi Mahallesi’nde yaşanan çatışma ortamında 16 yaşındaki İbrahim Öksüz yaşamını yitirmiştir.

 

Halk Cephesi, şiddetle harmanlanmış bu çizgiyi bir an önce terk etmelidir

Konuya dair ilk olarak eleştiri oklarımız Halk Cephesi’ne yönelecektir. Zira gelişmelere, çatışmalara kaynaklık eden, esas anlamda Halk Cephesi’nin “dünyayı kendinden menkul gören, kendi bir avuç suyunda gemiler gezdiren” algısıdır. Bu algı nedeniyledir ki Halk Cephesi, sistematik tarzda siyaset yasakçılığı uygulamakta ve bu çerçevede çok sayıda ilerici, devrimci ve yurtsevere güce çeşitli biçimlerde saldırmaktadır.

Halk Cephesi ve temsil ettiği gelenek açısından bu durum yeni olmamakla birlikte özellikle Nurtepe özgülünde son zamanlarda ciddi ve kaygı verici bir noktaya ulaşmıştır. Halk Cephesi, benmerkezci; sınıf mücadelesinin gerçekliğine, zenginliğine, çeşitliliğine dair sorunlu yaklaşımıyla; devrimci, yurtsever güçlerle arasındaki mesafeyi açmakta, emekçi yığınlar arasında, başta şovenizm olmak üzere birliği parçalayacak geri duyguları büyütmektedir.

Saldırıya zemin hazırlayan “Çayan Mahallesi’nde hiçbir siyasi partiye seçim propagandası yaptırmayacağız” şeklindeki siyaset yasakçılığı anlayışına karşın Halk Cephesi gelişmeleri objektif aktarmamakta, mağdur rolüne sarılmaktadır. Halk Cephesi kaynaklı söylemlerin en sorunlu yanı ise, gelişme ve çatışmaların “Alevilere saldırı” (Sarıgazi Cemevi açıklamasıyla bunu yalanlamıştır) şeklinde lanse edilmesi olmaktadır.

Gelişmeleri bu derece manipüle eden Halk Cephesi’nin “Çayan örgütlü bir mahalle, neden geldiğinizi açıklayın” söylemlerinin açıktır ki; devrimci, ilerici ve yurtsever güçler arasındaki birliğe ve bu güçlerin faşizme karşı mücadelesine hizmet etmediği açıktır. Bugün Türk, Kürt uluslarından, çeşitli miliyet ve mezheplerden, ezilen cins ve yönelimlerden emekçi yığınların mücadelesi çeşitli ilerici, devrimci ve yurtsever güçlerde karşılığını bularak yoluna devam etmektedir.

Ve elbette bilinmektedir ki; halktan yana her gücün etkin olduğu, bedeller-şehitler pahasına ortaya çıkardığı değerler vardır. Meseleye sorunlu bir yaklaşım sergileyen Halk Cephesi’nin bu durumda, diğer ilerici, devrimci ve yurtsever güçlerin bedeller ödeyerek kurulmasına önderlik ettiği mahallelerde neden faaliyet yürüttüğünü açıklaması “zor” olacaktır.

Halk Cephesi, siyasetine ve örgütlülüğüne bu derece güveniyorsa, neden devrimci, yurtsever güçlerin varlığına tahammül edememektedir? CHP’nin vede AKP’nin Nurtepe’de faaliyet yürütmesini sorun etmeyen Halk Cephesi, devrimcilerin, yurtseverlerin varlığına bu derece tahammülsüzlüğün gerçek nedenlerini sorgulamalıdır?

Nurtepe’de devrimci güçlerin afişlerini toplamak, yazılamalarını kapatmak, saldırmak, karşı propagandasını yapmak acaba kime hizmet etmektedir? Halk Cephesi, kendisi ile hesaplaşmalı ve dostlarına karşı tarz haline getirdiği şiddetle harmanlanmış bu çizgiyi bir an önce terk etmelidir.

Küçük burjuva-sekterizminden uzaklaştığı ve halk içindeki çelişkilerin çözümünde tek araç bellediği şiddet yöneliminden koptuğu zaman, kaybedecek bir şeyinin aksine kazanacak çok şeyinin olduğunu görecektir. Demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle kazanılan değerler ve elde edilen ilerlemeler emekçi halkımız açısından faşizmden koparılarak elde edilen mevzilerdir.

Bu mevzilerin ortak bir şekilde güçlendirilmesi ve ileri taşınması gerekir. Devrimci, ilerici ve yurtsever güçlerden arındırılması değil. Özgürlük, eşitlik, demokrasi ve bağımsızlık uğruna mücadele eden güçlerin, emekçi yığınlarla kurduğu, kuracağı ilişkiye set çekmek aynı zamanda yığınların mücadeledeki tarihsel rolüne yapılan bir saygısızlık ve hakarettir. Kendini onların üstünde görme yaklaşımıdır. Hiçbir devrimci ve yurtsever güç olumsuz anlamda birbirinin rakibi değildir ve etkilediği, ulaşabildiği kitle de onlara “zimmetli” değildir!

 

Yurtsever güçler, olaya “intikam” duygusuyla yaklaşmamalıdır

Gelişmelerde diğer sıkıntılı yaklaşım ise, yurtsever güçlerce (özellikle YDG-H tarafından) sergilenmiştir ve bu anlamda da yurtsever güçler çatışmaların boyutlanmasında pay sahibidir. Gerçekleşen bir saldırıya karşı kendi gücünü korumak ve saldırıyı püskürtmek meşrudur ancak çatışmanın daha da büyümesine engel olmak yerine, başka mahalle ve alanlara da sıçramasına zemin sunmak, Halk Cephesi’nin kurumlarına, taraftarlarına saldırmak doğru değildir.

Bu bağlamda, yurtsever güçlerin, gelişmeleri intikam yaklaşımıyla ele alması ve buna paralel pratiklere girişmesi, çatışmaların büyümesine, yayılmasına katkı sunmuştur. HDP’nin sağduyu çağrıları ve gerilimi azaltmak adına yaptığı açıklamalar ve buna paralel gerçekleştirdiği görüşmeler anlamlıdır. Ancak HDP’nin eleştirilerinin hedefi olan dil ve yaklaşımla arasına daha kalın çizgiler çekmesi gerektiği açıktır. (“…devrimci kılıklı karanlık güçlerin devreye soktuğu proje…” vb. HDP İstanbul İl Örgütü açıklaması. 1 Ağustos 2014)

 

Halkın birliğini zedeleyen, şovenizmi körükleyen bu yaklaşıma son verilmelidir

Halk içindeki çelişkilerin çözümünde, devrimci mücadelenin ve halk kitlelerinin genel çıkarlarını korumanın ilke edinilmesi gerekmektedir. Halk saflarında var olan bir çelişkinin bu şekilde “çözülmesi” geniş kitlelerin bilincinde devrimci, demokratik, yurtsever güçlere karşı güvensizliği körüklemektedir.

Açığa çıkan tablonun, devrimci mücadeleye ve onun etkisindeki yığınlara zarar verdiği aşikardır. Gezi İsyanı günlerinden beridir ki, ortak siperlerde dayanışma içinde olmanın önemi daha fazla gözler önündedir. Kitleleri birleştirmenin, böylesi pratiklerden geçmediği de kavranmak-anlaşılmak zorundadır.

Bu anlamda başta Halk Cephesi olmak üzere gelişmeleri, Alevi-Sünni çatışması, sorunu şeklinde yansıtarak emekçilerin birliğini zedeleyen ve şovenizmi körükleyen yaklaşımına bir an önce son vermelidir.

Halk Cephesi devrimci dayanışmaya zarar veren, devrimci duruşa sığmayan bu sekter-manipülatif algıdan ve siyaset yasakçısı pratikten sıyrılmalıdır. Yurtsever güçler de intikam yaklaşımından ve gelişmeleri yalnızca kendi seçim politikalarına yönelik “provokasyon” parantezine alarak analiz etmekten vazgeçmelidir.

Doğru tutum, Türk, Kürt uluslarından, çeşitli inanç ve mezheplerden ezilen emekçi yığınların birliğini ve mücadelesini geliştirmek adına ilerici, devrimci, yurtsever güçlerin ortak düşmana-faşizme karşı birliğini büyütmek olmalıdır.

Bugün devrimci, yurtsever güçlerin birbiriyle çatışmaya değil faşizme karşı Gezi İsyanı’nda ortaya çıkan enerjiyi ve öfkeyi örgütlemeye ve mücadeleyi ileri taşımaya ihtiyacı vardır.

Bu atmosfer içinde yaşanan can kayıplarının halkımızın canını acıttığı, yaktığı aynı zamanda devlete ciddi anlamda anti-propaganda malzemesi sunduğu ve devrimci, ilerici kamuoyu açısından önemli bir prestij kaybı yarattığı unutulmamalıdır.

Bu nedenledir ki, ilerici, devrimci ve yurtsever saflarda güvensizliği pompalayan, şiddeti körükleyen pratiklere bir an önce son verilmeli, devrimci dayanışmaya yeniden can verilmelidir.

Türkiye devrimci, ilerici, yurtsever hareketinin tarihi boyunca önderlerimizin, şehit yoldaşlarımızın devrimci dayanışmayı büyütme adına yarattığı değerlere sıkı sıkıya sarılmak bugün için elzemdir!

PARTİZAN“

scroll to top