Home , Kadın , Paris Komünü’nün Barikat Gülleri/ Hülya Onur

Paris Komünü’nün Barikat Gülleri/ Hülya Onur

Mart ayı son cemrenin de düşüp, doğanın tam canlanmasını tamamlanmasının yanı sıra, bizler için çok yönlü mücadelenin de vücut bulduğu aylardan olması açısından özel öneme sahiptir.

8 Mart dünya kadınlarının birlik-mücadele ve dayanışma günüyle başlar, Gazi, Halepçe ve Beyazıt katliamlarıyla öfkesini biler, tüm dünyada politik tutsaklarla dayanışma günüyle yoluna devam eder, 21 Mart’ta Newroz ateşini harlayarak, 30 Mart’ta Kızıldere olur, bendine sığmaz, “Elbet faşist olandan/sanma hesap sorulmaz…” diyerek ,mücadeleyi Nisan’a devreder…

Tarihten ders aldığımız önemli bir dönemeç vardır ki, ‘geçmişteki geleceğimiz ‘der çoğumuz ona…Ezilenlerin ilk komün iktidarı ama kadınların da ilk çok yönlü örgütlülüğü, söz ve yetki haklarını erkekle eşit kullandıkları Paris Komünü Mart’ta tarihe kazılır ama tüm aylara yol gösterir. Tarih 18 Mart’tan 28 Mayıs 1871’e kadar olan süre proletarya için önemli bir süreç, deneyim, tecrübe olarak tarihe geçer…Evet, kısacası Mart; direniştir, başkaldırıdır, isyandır.

Ve kadınlar bugün de, özgürlük yolunda Paris Komünü ‘nün direngen, onurlu, mücadelede  ısrarlı ,kararlı duruşlarıyla bizlere ışık tutan değerlerinden öğrendikleriyle, 21.yüzyılda da özgürlüğe  adım adım ilerliyorlar.

Bu değerler  ki, bundan tam 151 yıl önce kadının toplumsal yaşamda adının erkeğe endeksli, bir çok haktan mahrum, açlık, sefalet, yoksulluk  ile anıldığı süreçte umut oldular geleceğe.

Kadının özgürleşmesi, toplumların özgürleştirilmesi, günlük hayatta bizlere dayatılan toplumsal cinsiyet rollerinin, meta olarak görülme durumunun, köle kültürünün yıkılması yalnızca kadınlar için değil, kapitalizmin içerisine hapsolmuş toplumun kurtuluşu için de atılmış önemli bir adımdır, tarihi dönemeçtir de Paris Komünü..

Kadının hak ve özgürlük mücadelesinde ,dünden bugüne yaşanan toplumsal dönüşüm ve alt üst oluşlarda kadının rolü, üstlendiği misyon, yarattığı toplumsal değerler aradan 150 yıl geçmesine rağmen  bugünümüze de  ışık tutmaya, kadınlara yol göstermeye devam ediyor.

Tarihi istedikleri gibi yazan erk’ekler, insan hakları evrensel bildirgesinde dahi kadını vatandaş olarak görmeyerek, erk’eklerin istedikleri şekilde ve kadınlara rağmen yazmışlar, buna karşı çıkan Olmpia de Gougesler, Kadın Hakları Evrensel Bildirgesi hazırladıkları için giyotine giderek bedel ödemek durumunda kalmışlardı.

1857’de kadınların New York ‘ta yaktıkları meşale, bizlere 8 Mart dünya emekçi kadınlar gününü kazandırmış, o meşale 1871 yılında Paris Komünü ile daha gür harlanarak kadının hak ve özgürlükleri mücadelesinin  sınırlarını daha genişletmiş, barikat savaşlarında kadınları komutanlaştırarak hem mücadelede erkekle pekala  eşitlenebilir olduğunu,  hem de örgütlü isyanla hak ve özgürlüklerin nasıl kazanılacağını da göstermiştir .

Gelinen süreçte kadınlar hala  bedel ödemeye devam etseler de, kadınlar birlikte mücadeleleriyle kendi tarihlerini yazmayı da öğrendiler, başardılar artık.

İşte kadının kendi tarihini yazan toplumsal devinimlerin en önemlilerinden olan Paris Komünü’ nde de kadınlar tarihe, kadının kurtuluşu mücadelesine önemli bir not düşerek, bunu başardılar. 72 gün boyunca bu proleter komün iktidarının öznesi aslında önemli oranda kadının mücadelesiydi.

Bu mücadele aynı zaman da köleliğe, toplumsal cinsiyetçiliğe, ataerkiye karşı tarihi bir direniştir. Bu nedenledir ki,  biz kadınlar yaşamın  her alanında mücadele içerisinde yer almışız. Bazen tek başımıza, bazen başkalarının desteğiyle, bazen de bin bir türlü korku ve endişe ile ve bazen de cesaret dolu kararlar alarak ama tüm bunların yanı sıra  kadının  kurtuluş mücadelesini  kadından  kadına dokunarak, dayanışmayı ve birlikte yol alarak örgütlü mücadeleyi örmeyi başaranlar  olmuşuz.

İşte siyasetin, ekonominin, kültür-sanat, edebiyatın ve benzeri alanlarda toplumsal cinsiyet rollerinin erkekten yana ağır bastığı böylesi bir süreçte, kadınların Paris Komünü’nün öncüsü, öznesi ve önderi olmaları daha özel bir önem taşımaktadır. Paris Komünü, kadın sorununu erkek egemenliğine karşı, ezilen, sömürülen, ötekileştirilen, emeği görünmez kılınan, yok sayılan, cinsel obje olarak görülen tüm kadınların bir araya gelerek birlikte örgütlü mücadele ağını ilmik ilmik ördüğü ve aynı zamanda bir çok alanda olduğu gibi barikat savaşlarında erkek sınıfdaşlarıyla da omuz omuza mücadele ettiği  en önemli tarihi bir süreçtir  aynı  zamanda. Sınıf  mücadelesinin, siyasetin, politikanın erkek işi olarak görüldüğü bu süreçte barikat savaşlarında öncülük yapan Louise Michel gibi komutan kadınlar bu anlayışı tersine çevirdiler.. Sadece düşmana karşı verdikleri mücadeleleriyle değil, yol arkadaşlarına, yoldaşlarındaki erk’ek şovenizmine karşı da mücadele ederek başardılar bunu.

“Komünün suç ortağı olduğum söyleniyor. Doğrudur çünkü Komün (…) sosyal devrim istiyordu ve bu benim en büyük özlemimdir. Dahası, Komün’ün destekçisi olmaktan onur duyuyorum… Özgürlük için çarpan her yüreğe bir kurşundan başka bir hakkın tanınmayacağı görülüyor bu durumda ben de payıma düşeni talep ediyorum. Yaşamama izin verecek olursanız, intikam için haykırmaktan asla vazgeçmeyeceğim” (Komün’ün öncü kadınlarından Louise Michel’in mahkemedeki savunmasından )

Komün aynı zamanda kadın ve erkeği söz, yetki ve yönetim mekanizmalarında da yan yana getirerek, kadınların bu mücadelede ‚biz de varız‘ diyerek erkeklerle omuz omuza örgütlü bir şekilde yol almalarının da önemli tarihsel dönemeçlerinden olmuştur.

“72 gün boyunca, halkın seçtiği ve yine halk tarafından görevden alınabilen, işçi ücretiyle çalışan üyelerden oluşan bir hükümet yönetti Paris’i. Yargıçlar dahil tüm kamu görevlilerini halk seçti. Düzenli ordu kaldırıldı ve halk silahlandırıldı. Giyotin yakıldı. 1809 Napolyon Harbi’nde düşmanın silahlarından dökülerek yapılan Zafer Anıtı, şovenizmin simgesi olduğu ve ulusal nefreti tahrik ettiği gerekçesiyle yıkıldı. Fırın işçilerinin gece çalışması kaldırıldı, işçileri sömüren rehincilerin dükkanları kapatıldı, kapatılan fabrikaların işçiler tarafından yeniden çalıştırılmaları için planlar yapıldı, çocuklar için zorunlu ve parasız eğitim getirildi, asgari ücret güvenceye alındı…”

Ve Kadınlar….

‘Ev kadınlığı ve fahişeliğin’ kadına en uygun iki meslek olduğunu söyleyen anarşist Proudhon’a inat, sokaklara döküldü kadınlar. Hükümetin gönderdiği askeri birliklere “Bize mi ateş edeceksiniz? Bize, kardeşlerinize? Siz, kocalarımız, çocuklarımız?” diye seslenerek onları kendi saflarına kattılar ve askerlere generallerini tutuklatan kadınlar oldu.

Barikatlarda erkeklerden daha uzun süre direnenlerin kadınlar olduğunu biliyoruz artık. Ölüme meydan okudular, Komün düştüğünde “Bizi de vurun!” diyerek katillerin önüne dikilenlerdi.

Fişek yaptılar, barikat kurdular, kum torbaları diktiler, ambulans sürücülüğü yaptılar kadınlar.

Meşru ve gayri meşru çocuk ayrımı kaldırttılar.

Komün’ün eğitim reformunu planladılar ve yürüttüler.

Ve soyularak, en yakın duvar dibinde kurşunlanan yine onlar, “Kundakçı” kadınlar oldular.

Paris Komünü ‘ne nice isimsiz kadın kahramanlarımızın  katılımı  olmasaydı ,Paris Komünü  bu tarihi yazmakta eksik kalırdı..

Sermayenin iktidarı yıkılarak yerine emeğin iktidarının kurulmasını, kadınların da bu iktidarda söz, yetki ve karar sahibi olmalarını, tüm sömürü biçimleri ile ayrıcalıkların yok edilmesini amaçlayan, Komün’ü, Devrim’i ve halkın davasını savunmaya ve desteklemeye kararlı Paris yurttaşlarını örgütleyen o sürecin en önemli kadın örgütü “Kadınların Birliği”nin kurucusu Elizabeth Dimitrieff, elli erkeğin başına geçerek Monmartre mezarlığındaki barikatı savunan Louise Michel, Josephine Courtois, Nathalie Lemel, Marguerite Tinayre ve daha niceleri gibi…

Savaş, yıkım ve ardından Thiers hükümetinin saldırısına tepki olarak yükselip Paris Komünü’yle sonuçlanan devrim dalgası, emekçileri ama özelde de kadınları  hızlı bir politikleşme sürecine itmişti. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla işçiler, emekçiler, daha ziyade toplantı mekânlarına dönüştürdükleri kiliselerde geceleri bir araya gelerek çeşitli konular üzerinde tartışıyor, düşüncelerini dile getiriyorlardı. Bu toplantılara kadınların katılımı en az erkekler kadar, bazı durumlardaysa onlardan daha fazla oluyordu. Buralardan çeşitli kulüpler, dernekler de doğmuştu. Bunlar arasında kadın dernekleri de vardı. Sıradan işçi, emekçi kadınların gittiği bu derneklerde, her biri Komün’ün ünlü isimleri haline gelecek olan sosyalist kadınlar da konuşmalar yapıyordu. Bebeğini emziren kadın da oradaydı, kuşağında silahı olan da.

Ve bu toplantılarda kadınlar, “erkekler olmadan da kenti savunacaklarını“ söylüyordu. “Gaz yağımız var, el baltalarımız ve güçlü yüreklerimiz var, yorulmaya biz de erkekler kadar dayanabiliriz” diyorlardı.

Devrimin her türlü sorunu, ilerletilmesi için yapılması gerekenler, savaştan kaçan erkekler, devrim düşmanı egemenler, kadınlar için siyasi haklar, ücretlerin yükseltilmesi, evlilik, boşanma, kiliseye duyulan öfke ve daha pek çok konunun tartışılmasından, aile meselelerine ve kiliseye yönelik tartışmalara kadar hepsinde yer alıyor, zaman zaman bu tartışmalar son derece radikal hale gelebiliyordu. Bu durum en çok da burjuvaziyi rahatsız oluyordu. “toplum düzeni” denilen şeyin aslında din ve aile ayakları üzerine oturduğunu ve buradaki bir sarsıntının düzenin dikişlerini attıracağından korkuyorlardı.

Kadın derneklerinin politik açıdan en ileri olanı ise Union des Femmes, yani Kadınlar Birliğiydi. Tam adı “Paris’in Savunulması ve Yaralılara Yardım için Kadınlar Birliği” olan bu dernek 20 yaşındaki Elizaveta Dmitriyeva (1850-1910) tarafından kurulmuştu. Elizaveta aynı zamanda Enternasyonal’e katılan Rus siyasi göçmenler arasındaydı da. Bunların Marx’a saygıları çok büyüktü.

Elizaveta kendini bir anda işçi sınıfı tarihinin o güne dek yaşanan en önemli olayının içinde bulmuş, vakit kaybetmeksizin devrime katılmış ve Louise Michel, Andre Leo ve Anna Jaclard’la birlikte emekçi kadınları örgütleme çalışmalarına başlamıştı. Birkaç hafta sonra ise onun öncülüğünde Kadınlar Birliği adıyla bir dernek kurulacaktı. Bu dernek, Enternasyonal’in Fransız seksiyonunun kadın örgütü olacaktı aynı zamanda. Kadınlar Birliği, 11 Nisanda yayınladığı ilk bildirisinde şöyle sesleniyordu kadın emekçilere:

“Parisli yurttaşlar! Paris ablukaya alınmış, bombardımana tutulmuştur. … Bu, Fransa’yı kuşatan bir kardeş katliamı çılgınlığı, bu ölümcül bir savaş; bu adaletle kaba güç, emekle sömürü, halkla onun cellâtları arasındaki ebedi uzlaşmazlığın finalidir! Bizim düşmanlarımız hep bizim alın terimizle yaşamış, bizim ekmeğimizi elimizden alarak palazlanmışlardır… Halk, onların gözü önünde «hak olmadan yükümlülük, yükümlülük olmadan hak olmaz» sloganıyla ayaklanmıştır. Biz emekten ve emeğin meyvelerinden yararlanmaktan yanayız. Sömürücülere, patronlara ihtiyaç yok. Gerekli olan emek ve herkes için refah, halkın özyönetimidir. Gerekli olan Komündür. Ya birlikte özgürce yaşayıp çalışacağız ya da savaşarak öleceğiz!”

Bildiri, halkı Paris’i savunmaya çağırırken asıl düşmana da işaret ediyordu:

…“Parisli yurttaşlar… Fransız halkının anneleri, eşleri ve kız kardeşleri, yoksulluk ve cahilliğin çocuklarımızı birbirine düşman yapmasına, babanın evladına, kardeşin kardeşe karşı koymasına, onların ilk önce Paris’i Prusyalılara satan, şimdi de yok etmek isteyen zalimlerin kaprisi yüzünden gözlerimizin önünde birbirlerini öldürmesine izin mi vereceğiz?… Kolları sıvadık; ya kazanmak ya da ölmek zorundayız.”

Kadınlar Birliğinin üyelerinin çoğunu işçiler oluşturuyordu. Dikişçiler, şapkacılar, ayakkabıcılar, örgücüler, ciltçiler, çamaşırcılar… Birlik, devrimi savunmak için kadınları örgütleyip somut işler etrafında seferber etmeye çalışıyordu. Seyyar hastanelerde, mutfaklarda, barikatların inşasında çalışacak ve bizzat savaşacak kadınları kaydedecek, gönüllü yardım fonlarını yönetecek, kadınları örgütleyecek bölge komiteleri kurulmuştu.

Kadınlar Birliği, kadının ezilmişliğini sınıflardan bağımsız görmediği gibi, kadınların Komünü desteklemesini de erkeklerle olan ilişkileri üzerinden temellendirmiyordu. Paris’in erkek ve kadın emekçilerinin çıkarları da davaları da ortaktı. Devrimi korumak “herkesin hakkı ve görevi”ydi. “Tam dayanışma içindeki erkek ve kadın işçiler muzaffer olduklarında, ortak çıkarlarını savunabilecek ve nihai bir çabayla, sömürünün tüm izlerini ve sömürücüleri ortadan kaldıracaklardır” deniliyor ve sermayenin iktidarı yerine emeğin iktidarının kurulması savunuluyordu. Bunun için toplumsal bir devrimin gerekli olduğu ifade ediliyordu.

Uzun vadede bir Kadın Dernekleri Federasyonunun kurulmasını öneren Kadınlar Birliği, kadın emeğine yönelik köklü reformlar yapılmasının zorunluluğuna da dikkat çekiyordu. Eski düzende en çok sömürülen emeğin kadın emeği olduğunu dile getirirken, “kadın ve erkek işçiler arasındaki her türlü rekabetin sonlandırılması” ve “eşit işe eşit ücret” çağrısında bulunuyordu. Fransa’da “eşit işe eşit ücret” talebinin geniş bir kadın işçi grubu tarafından dile getirilmesi ilk kez Kadınlar Birliği sayesinde olmuştu. Versailles birlikleri Paris’e girip Komünü ezmeden bir gün önce ise, Komün erkeklerle kadınların ücretlerinin eşit olacağını ilan etmişti.

İşçi kadınların çalıştığı fabrikalarda kreşler kurulması;

Kilisenin kız çocuklar üzerindeki tahakkümüne karşı, eğitimi seküler ve bilimsel hale getirilmesi doğrultusunda, sosyalist eğitimli kadınlar çeşitli komisyonlar kurup bu doğrultuda programlar hazırladılar. Kız çocukların eğitimine ise özel bir önem verdiler. Kadınlara boşanma hakkı, evlilik içi ve dışı çocuk ayrımının kaldırılması ise Kadınlar Birliğinin mücadelesini yürüttüğü diğer talepler arasındaydı.

Kadınlar Birliğinin direngen, savaşçı işçi kadınlarıyla, sadece kendisinin ve ailesinin çıkarını düşünen uzlaşmacı küçük-burjuva kadınlar arasında da keskin farklılar göze batıyordu…“herkes barış istiyor” diyen ve “ateşkes” diye yalvaran uzlaşmacı bildiriler dağıtan küçük burjuva kadınlar, kadınların ‘acı çekmekten usandıkları, talihsizliklerinden yıldıkları, çocuklarını ve kocalarını korumak istediklerini’ söylüyor ve erkeklere “savaşa son verin” çağrısı yapıyorlarken, Kadınlar Birliği, “utanç verici” olarak nitelendirdiği bu bildirilere, “Ülke, onur ve insanlık” adına konuştuklarını söyleyen bu kadınların aksine Kadınlar Birliği, “toplumsal devrim, çalışma hakkı, eşitlik, adalet, Komüne olan bağlılık ve sosyalist cumhuriyetçi ilkeler” adına mücadele edeceklerini açıklıyorlardı. “Versailles’ın yüce gönüllülüğü” denen şeyin “korkak katillerin yüce gönüllülüğü” olduğunu; taraflar arasında uzlaşmanın “özgürlük ve despotluk arasında uzlaşma” olacağını ve bunun ihanet anlamına geldiğini “Taviz yok, barış için pazarlık yenilgiyle eşdeğerdir!” diyerek, “barış değil topyekûn savaş ve zafer istiyoruz” diyordu Kadınlar Birliği !

Louise Michel, Andre Leo, Paule Mink, Nathalie Lemel, Anna Jaclard gibi sosyalist kadınlar da hem Kadınlar Birliğinin hem de Enternasyonal’in üyeleriydiler.

Kadınlar Birliğinin yöneticilerinden ve örgütçülerinden Nathalie Lemel (1827-1921), şöyle sesleniyordu kadın Komünarlara: “Ulusumuz için ölmemiz gereken nihai ana geldik. Daha fazla zayıflık yok! Daha fazla tereddüt yok! Tüm kadınlar silahlara! Tüm kadınlar göreve! Versailles yok edilmelidir!”

Louise Michel (1830-1905) ise Komünün efsanevi kadın savaşçısı idi. Atılganlığı ve azmi ile öne çıkan bu cesur kadın, devrim öncesinde bir yandan öğretmenlik yaparken bir yandan da çeşitli kadın derneklerinde çalışmalar yürüten sosyalist bir işçiydi. Politik olarak Bakunin taraftarı bir anarşistti. Savaş ilan edildikten sonra savaş karşıtı eylemlere katılan Louise, Komünün de ilk gününden itibaren içindeydi.

Louise Michel, Komündeki önemli gruplardan biri olan Montmartre Teyakkuz Komitesinin başkanıydı aynı zamanda. Komitenin kadın ve erkekler için iki ayrı seksiyonu bulunuyordu ve Louise Michel ikisine de dâhildi. Kadınlar hemşirelik hizmetlerini, askerlerin eşlerine yardımı, çalışma ekiplerini örgütlüyorlar, kulüplere konuşmacılar gönderiyorlardı. Kadınlar Birliği ve teyakkuz komiteleri, silahlı kadın taburları da oluşturmuştu. Bu savaşçı kadınlar haklı bir nam salmışlardı ve hatta onlar için yazılıp Komün gazetelerinde yayınlanan bir şiir kısa sürede bestelenip dilden dile dolaşan bir şarkıya dönüşmüştü:

Kadınlar Paris Komünü’nün barikat gülleri olmuş, en önde mücadelenin önderi durumunda olmuşlardı.

Burada, önemli bir noktanın altını çizmekte de fayda var. Daha sonra 17 Ekim devrimi sürecinde de gündeme gelecek olan bu durum Komün sürecinin de çelişkide kaldığı, ikircikli tavır sergilediği bedenini pazara sürmek zorunda olan kadınlardı. Ki, bu süreçte bazı yerel komün yönetimleri ‘fuhuşu’ yasaklayıp, kadınları cezalandıran yasalar koyarken, başka kadın komünleri bu kadınlardan ‘özel bir müfreze oluşturulmalıdır…’ önerisinde diretiyorlardı. O süreçte üstelik Ekim Devrimi sürecinden farklı olarak  bedeni üzerinden geçimini sağlayan .küçümsenmeyecek oranda bir kadın kitlesi,  Komün için hayatını ortaya atmaya da hazır olmalarına rağmen, erkekçi, ahlakçı, cinsiyetçi, bu kesimi komünden dışlayan yaklaşımlarını ne yazık ki sadece erkekler değil, kadınlar da paylaşıyordu. İşte Louse Michel burada da farklılığını ortaya koyacak, bu ahlaksal yargılara ve yasalara karşı çıkarak, bu kadınları mahalle denetim komitelerine yönlendirecek, oralarda konumlandıracaktır.

“O süreçte kadınların  kaybedecek bir şeyleri yoktu… Aralarından iş bulacak kadar şanslı olanlar, günde 13 saat, haftada 6 gün çalışmaktadır. Ve ellerine geçen üç kuruş kocalarının ücretine eklendiğinde bile, hayat pahalılığıyla baş etmeye yetmemektedir. Çoğunlukla içine saman ve kâğıt katılarak yapılmış ekmekler için saatlerce kuyrukta bekleyenler de onlardır. Bedenini pazara sürmek, açlıkla baş etmenin son çaresidir, Paris, fahişe kaynamaktadır…” Ama çözüm “fahişe”lerin süreçten soyutlanması, dışlanması değil, sürece, devrime, proleterlerin iktidar mücadelesine ortak etmek olmalıdır ve Paris Komünü Louse Michel gibi önder kadınlar sayesinde önemli oranda da başarmıştır.

Burjuva kesimde Komün içinde yer alan kadınlara yaklaşım ise ötekileştirici, yerici, dışlayıcı ve cinsiyetçi olurken, bazen de farkında olmadan ama yine erkekler üzerinden bu kadınların gözü pekliğine de vurgu yapılıyordu:

“Kadınlar erkekler gibiydi,” diyor bir burjuva yazar, Komün’ün düşüşünün ardından. “Gözü pek, amansız, gözü dönmüş. Hiç bu kadar çoğu tehlikelere göğüs gerip ölüme meydan okumamıştır. Şarapnel, gülle ve mermilerin açtığı feci yaralara belenmişlerdi, duyulmamış işkenceler altında acı ve öfkeyle inleyen, haykıran ve hıçkıranların yanına koşuyor, gözleri kan içinde, kulaklarında bu son canlı et parçalarının çığlıkları, ellerindeki chassepot’ları (bir çeşit tabanca) kararlılıkla alıp aynı yaralara, aynı acılara koşuyorlardı. Ve barikatlarda ne gözü peklik, çatışmalarda ne şiddet, duvarın dibinde, idam mangasına karşı nasıl bir ruh hâli!”

Devlet olmadan kendi kendilerini yönetebilen, kadınlı  erkekli katılımcı  demokrasi sistemi üzerinde yükselen özgür bir toplumun ilk örneklerinden biri olan Paris Komünü, aynı zamanda kadın ve erkeğin  bir birini tanıdığı, ortak paydalarda buluştuğu  yaşamı  ve mücadeleyi birlikte ördüğü ,politikanın ,siyasetin sadece erkeğin yapabileceği  bir hak değil ,pekala kadının da bu mücadelenin bir öznesi, öncüsü ve önderi olma bakımından  önemli olduğunu gösteren önemli bir kazanımdı da. Öyle ki bu kazanımlar, ortak mücadelede ve   kadınların kurtuluşu mücadelesi tarihimizde biz kadınlara da  ışık  tutmuş, yol gösterici olmuştur. Sadece devrimci aktivistler değil, mücadelenin en uç noktasında  Louise Michel’  ler yaratılmış ,kadınlara örnek olmuş  devrimci ve önder komutan kadınlar yetişerek,  ardıllarına  sınıfsal  ve kadının kurtuluş mücadelesinde örnek olmuşlardır. Zindanlardan sokaklara, sokaklardan dağlara  kadınlar hayatın  tüm alanlarında, erkeklerle beraber omuzlayarak eşitleme mücadelesini miras bırakmışlardır. Merallerden Barbaralara, Ayçe İdil’den Nergizlere, Sabahat’dan Şirin Öterlere, Berna’dan Yeterlere, Zariflerden yine Paris’in merkezinde burjuvazi tarafından hunharca katledilen Sakinelere, kadınlar artık kendi mücadele tarihlerini kendileri yazarak ,”Kadınlar vardır, kadınlar  her yerde…” gerçeğini bizlere bir kez daha göstermişlerdir.

Ayrıca 1917 Ekim Devrimi’ne giden yolların köşe taşlarını döşeyen, mihenk taşlarından birinin Paris Komünü olduğunu söylemek abartı olmaz. Geçmişte yaşanan ve proletaryanın ilk iktidar deneyimi olan Paris Komünü Sovyetler iktidarının deneyimlerinden faydalandığı en önemli tarihsel süreçtir.

Bizler kendi kurumlarımızı dahi komün anlayışı üzerine oturtamadığımız günümüz dünyasında,  bu tarihi kesitleri tekrar inceleyip, tecrübelerini tecrübelerimiz yapmayı öğrenmeliyiz, uygulamalıyız.

Özgür bir dünya yaratma mücadelesinde başta biz kadınlar olmak üzere, dünya proletaryasına umut, ışık, yol gösterici olmuş tüm komünarlara selam olsun.

8 Mart’ı kutladığımız, Newroz ateşini yakmaya hazırlandığımız şu pandemi koşullarında umuda, sıkıca sarılmak, paylaşımları, örgütlenmeyi güçlendirecek araçları daha da çoğaltmayı başarmak, komünlerin yaratılması anlamına gelecektir…

Öğrenerek ilerlemek, öğreterek güçlenmek, örgütlenerek büyümek nihai hedefe ulaştıracaktır. Ama komünarca…

Araştırma-Derleme

HÜLYA ONUR

scroll to top