Home , Köşe Yazıları , ÖZGÜRLEŞTİRİCİ DÜŞÜN VE EYLEM GÜNÜ; 1 MAYIS’ın ardından…

ÖZGÜRLEŞTİRİCİ DÜŞÜN VE EYLEM GÜNÜ; 1 MAYIS’ın ardından…

UFUK BERDAN | 08-05-2014 | Ücretli üretken emekçilerin, yani proleteryanın birlik, mücadele ve dayanışma bayramı şanlı 1 Mayıs 128. kez yine yaşandı/yaşatıldı.Yeryüzünün binlerce meydanı, yeniden, proleter tutkunun, aşkın, kavganın ve canlı doğanın en rengi  gözebatan rengi kızıla boyandı.

Günlerin bugün getirdiği baskı, zulüm ve kan politikalarına karşı sınıfsal öfkeyi haykırmak, ve yine, günlerin bugün getirdiği sınıfsal umudu dillendırmek için ve gerçek anlamda sosyal adaletçi, paylaşımcı ve özgürlükçü toplum mücadelesini yeniden kanatlandırmak uğruna  zerkürenin tarihsel direniş meydanları ve sokakları bir kez daha dolduruldu.

Devrimci sosyalist önderlerimizden Rosa Luxemburg tarafından sınıf bilinçli proleteryanın “özgürleştirici düşün ve eylem manifestasyonu“ olarak adlandırılmıştı 1 Mayıs.

1 Mayıs tarihçesi ve güncesi hakkında kısa bilgiler:

1886 Kuzey Amerikadaki işçi direnişlerinin ardından, özellikle de Fransız Devrimi’nin 100. yıldönümüne denk getirilerek, 20 Temmuz 1889 tarihinde Paris’te toplanması tercih edilen 2. Sosyalist Enternasyonal Kuruluş Kongresi’nde “dünya işçi sınıfının uluslararası mücadele ve dayanışma günü“ olarak kabul edildi. Ve aradan tamı tamına tam 5 çeyrek asır geçti.  1 Mayıs, bütün yasaklara, baskılara ve inkarcı çarpıtmalara rağmen, dünya işçi sınıfı tarafından resmen veya fiilen kutlanmaktadır.

1 Mayıs; yasaklardan, baskılardan, kanlı şiddetten ve katliamlardan korkarak örgütlenseydi ve/ya sınıf bilinçli emekçilerin cesareti ve militanlığı  kuşananarak kan ve can pahasına örgütledikleri sınıfsal kavganın günü olmasaydı eğer, işçi sınıfının mücadelesi ve dayanışmasının uluslararası bir sembolü olamazdı. Bu sınıfsal direniş, Avusturalya’lı işçilerin 21 Nisan 1856 tarihinde 8 sattlik işgünü için örgütledikleri grevlerinden beri, aslında 158 yıldır kesintisiz sürdürülüyor. Bu anlamlı ve onurlu direniş, Kuzey Amerikalı işçilerin aynı talepli 1886 yılındaki grevlerinden beri ise 128 yıldır  sürdürülüyor. Bu sınıfsal direniş, 2. Sosyalist Enternasyonal kararından beri, 125 yıldır resmen ve fiilen sürdürülüyor. Çünkü; emekçilerin ve halkların onurlu kavgaları göstermiştir ki; toplumsal bir değer, eğer uğruna ölenler varsa ebediyen yaşayabilir ve ancak bu sayede olabilir kalıcı ve kayda değer!

1 Mayıs, Güney Yarımküre’den Kuzey Yarımküre’ye, Doğu’dan Batı’ya, Asya’dan Afrikaya, Avrupa’dan Latin Amerikaya, Uzak Doğu’dan Avrasya’ya, Antartika’dan Avusturalya’ya yüzlerce ülkede, binlerce kentte, yüzmilyonlarca emekçinin katılımıyla coşkuyla kutlandı ve tarihsel izler bıraktı. Küresel düzlemde gerçekleşen binlerce 1 Mayıs yürüyüşünde ve mitinglerinde işçiler, emekçiler ve ezilen halklar; emperyalizme, kapitalizme, rassizme, faşizme, siyasal ve kültürel gericiliğe, burjuva milliyetçiliklere karşı kendi bağımısız taleplerini dillendirdiler.

1 Mayıs kutlamalarına da yansıyan sınıf dışı yanlış fikirler ve anlayışlar üzerine:

1 Mayıs, bir çok yerde şanına, tarihine ve işçi sınıfının gerçek taleplerine yaraşır tarzda kutlanamadı. Bedensel ve zihinsel emeğini satarak var olma mücadelesi sürdüren işçiler-emekçiler, bir çok ülkede sınıf dışı burjuva ideolojilerin, siyasetlerin, bilgilerin ve ilişkilerin etkisinde kalmaya ve yolundan saptırılmaya devam ediyor.

Hatta, üzülerek diyebiliriz ki, bugün dünya işçi sınıfının büyük çoğunluğu, esasen burjuva, küçük burjuva ideoloji ve siyasetin etkisi altında olduğu için pusulasını kaybetmiştir. Bu gerici siyasetler sayesinde antagonist sınıflar arası mücadele yerine sınıflar arası “uzlaşma ve diyalog“ öne çıkarılmış ve proleteryanın önemli bir kesimi burjuva sınıflar tarafından aristokratlaştırılarak teslim alınmıştır.

Sosyalizm ve Komunizm uğruna mücadele, dünya işçi sınıfının sadece en bilinçli ve çok az bir kesiminin tercihi durumundadır. Ne yazık ki, işçiler/emekçiler içinde kök salmış revizyonist, oportunist, reformist, ulusalcı, tasfiyeci, gerici ve hatta faşist zihniyetler ve akımlar emeğin kurtuluşu mücadelesi önündeki en büyük ideolojik/siyasi ve örgütsel sınıf içi bariyerler olarak varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar.

Dünya işçi sınıfı, içinde olduğumuz 21. yüzyıl başlarında, proleterya diktatötlüğünü reddeden burjuva, küçük burjuva, liberal sözde sosyalistlerin ve yine bunların sınıfı baştan çıkarıcı fikirlerinin etkisi aldındadır ve devrimci sosyalistlerin bayrağı altına girmekte çok zorlanmaktadır. Çünkü aristokratlaşmış işçiler, “zincirinden başka kaybedecek bir şeyleri olmayan proleterler“ olmaktan çıkan ve bilinçli ya da bilinçsiz sınıfa kimliğine ihanet ettikçe varlıklarını çoğaltan kesimlerdir.

Ne var ki 21. yüzyılın neoliberal dönüşümün yartattığı esnek üretim ve uluslararası yeni iş bölümü orta tabakalarıda yeniden fakirleştirmekte ve yığınlar halinde proleter saflara ietmektedir. Dünya metropollerindeki biriken ve patlayan kızgın öfkenin içinde yeniden proleterleşen bu küçük burjuva ve ara katmanlarda sıkışan bu kesimlerin de öfkesi vardır. Dünyanın tarihsel ve güncel direniş meydanlarındaki direnişler aynı zamanda bu yeniden proleterleşenlerin de direnişi olarak büyüyen yeni bir emek isyanı şeklinde okunmalıdır.

Dünya işçi sınıfı burjuva sınıflara karşı sürdürdüğü özgürlük mücadelesinde, kendi içine sirayet etmiş bilimum oportunist, revizyonist, tasfiyeci, gerici ve faşizan yıkıcı engellerden kurtuldukça, gerçek anlamda  kendisi için bir sınıf olabilecek ve ancak bu sayede yrataılacak kalıcı değerler üzerinden yeniden zaferler kazanabilecektir. Dolayısıyla, ücretli üretken emekçilere, işçi sınıfına, proleteryaya ait olmayan bütün zararlı fikirlerden, yanlış düşüncelerden, ters yönlü hareket tarzlarından ve kirli bilgilerden kurtulmak her devrimci işçinin ve sınıf bilincine erişmek isteyen onurlu emekçinin ertelenemez bir görevidir. Bunun için sürekli okumak, araştırmak, incelemek, bütün bilgilerimizi bilimsel şüphecilikle sorgulamak, bildiklerimizi pratikte sınamak ve işçi sınıfının ideolojisi, siyaseti, kültürü ve yaşam tarzıyla sürekli donanarak kendimizi sürekli yenilemek göreviyle karşı karşıyayız.

Dünya işçi sınıfının ve emekçilerinin daha fazla iş, ücret, ekmek, sağlık, eşitlik, adalet ve özgürlük talep eden hür haykırışlarına yeniden tanıklık ettik. Sınıf bilinçli enternasyonal proletarya, var olduğu her odakta, 1 Mayıs meydan mücadelesinde bir kez daha coşkusunu ve cesaretini yansıttı.

Bir kez daha gördük ki; proletaryanın var olduğu, ücretli üretken emeğin zincire vurulduğu ve ‚dizginsiz‘ sömürüye, ‚fütursuz‘ baskıya maruz kaldığı her yerde, 1 Mayıs, yaşamaya ve yaşatılmaya devam edecek. Çünkü; ilk örneğinden beri, her 1 Mayıs kutlaması, özgür emeğin devinimsel, düşünsel ve eylemsel devrimci bir momentum yaratma girişimi olarak varlığını sürdürebiliyor. Ve inatla “vardım, varım, var olacağım“ diyen sınıf bilinçli poletaryanın bütün verili şartlara isyanı olarak, “özgür gelenekten özgür geleceğe üretken emeğin mayıs direnişi“ şeklinde tarih içinde engel tanımadan akmaya devam ediyor. Dolayısıyla, her 1 Mayıs, güç biriktiren, fırsat kollayan ve devrimci harekete duran en bilinçli, en aydın, en onurlu ve en devrimci proleter emekçilerin direniş, başkaldırı ve isyan günüdür.

Enternasyonal proletaryanın mücadele tarihinde kök salmış en devrimci ve en özgürleştirici düşün ve eylem günü olan, şanlı 1 Mayıs’ta; Türkiye proleteryası da “inadına isyan, inadına Taksim, Yaşasın Demokratik Devrim‘ dercesine kavgasını sürdürdü. Diğer mücadele gündemlerinde olduğu gibi; bu 1 Mayıs’ta da sosyal kurtuluş mücadelesinin öznesi emekçi halk, adresi meydanlara çıkan her sokak, öncüsü ise sınıf bilinçli proleterya adına kavgaya duranlar oldu.

Emekçi kitleler içinde sabır ve sebatla çalışarak insanların beyinleri, vijdanları, yürekleri, yumrukları ve sokakları zaptedenler iktidarı da zaptedebilirler!

İktidarları zapteden sınıf bilinçli emekçiler, onu her koşulda yeniden var etmek ve üretmek için değil, aksine bütün emekçilerin ve halkın lehine değiştirmek ve nihayetinde iktidarı gereksizleştirmek için mücadele etmektedirler. İktidar mücadelesi veren hiç bir güç proletarya kadar iktidar düşmanı değildir, olmadı ve olamaz. Halk iktidarı, proleter sosyalist iktidar ve yüce komunizmde ki toplumsal egemenlik  mücadelesi, bugünden yarına iktidar aygıtlarını demokratikleştirme ve sonuçta iktidarsız bir toplum yaratma mücadelesidir. İktidarlar demokratikleşebilir mi? Evet demokratikleşebilir, tek koşulu üretken emekçilerin, halk kitlelerinin ve herkesin dolaylı veya dolaysız toplumsal ve politik katılımcılığını sürekli yükseltmektir.

Kitlelerin katılımcılığını yükseltmek; işçilerin, emekçilerin ve halkın söz, karar ve yetki süreçlerine iştirak etmelerini hukuki düzenlemeler, süreğen eğitim ve toplumsal pratik yoluyla gerçekleştirmektir. İktidarlar, ademi ve merkeziyetçi inisiyatifleri hakkı olanlara paylaştırdıkça demokratikleşir, tek elde topladıkça da anti-demokratikleşirler. Demokratik, inisiyatifleri tabana  ve yerele doğru paylaştırıcı, özgürlükçü iktidarlar gelişebilir oldukları için üretkendir ve kendini sürekli yenileyebilir oldukları için ilericidir. Despotik, doğmatik, anti-demokratik, baskıcı ve ben merkezci iktidarlar ise; donuk, katı ve kendini yenileyemez bir muhtevaya sahip oldukları için gericidir.

Proleterya diktatörlüğü, emekçiler adına, tarihin  ortaya çıkardığı, en katılımcı bir sistem olarak prolerter demokrasidir. Proletarya diktatörlüğü üreten güçlerden yana toplumsal egemenliği sağlamanın sadece bir aracıdır ve nihai amaç değildir. Proleter demokrasi, emeğin burjuva sınıflar ve ideolojik, kültürel, siyasal kalıntıları üzerinde diktatoryası olduğu kadar, işçiler, emekçiler ve üreten bütün kesimler için de bir özgürlük rejimidir. Dolayısıyla proleterya diktatörlüğü eşittir proleter demokrasidir. Böyle algılanmayan ve kurgulanmayan bir diktatörlük her şey olur ama işçi sınıfının ve bütün üretici güçlerin egemenliğini örgütleyen ve sönümlenici karakterli bir rejim olamaz.

Çünkü; sınıf bilinçli emekçilerin ütopyası olarak komunizm, aslında iktidarların zorunluluk olmaktan çıkarıldığı, onun kalıcı eşitlik üzerine yeniden kurgulandığı,  gönüllü paylaşımcılıktan beslenen üretken ve gelişken bir sisteme dönüştürüldüğü, yepyeni bir toplumsal modeldir. 1 Mayıs mücadelesi ise, özünde en demokratik, paylaşımcı, yenilikçi, özgürlükçü ve kendini sönümlendirebilen böylesi iktidarlar uğruna mücadeledir.

1 Mayıs;

  • · düşmanın kat bekat güçlü olduğunu bile bile ve en ufak hak ve talep uğruna dahi sınıf bilinçli işçinin meydanlara çıkma cesaretidir.
  • · emeğin özgürlük manifestosunu ilan eden proleter bir rebelyon‘dur.

Tarihsel, nesnel ve güncel verileri içinde anlamak ve anlamlandırmak görevi, her devrimci işçinin asli görevlerinden sadece bir tanesidir. Emeğin genel mücadelesi ve 1 Mayıs’ın özgün tarihinden sürekli öğrenmeliyiz. Bu günün önemini verili toplumsal gerçekler içinde somut ve olgusal boyutlarıyla da anlamaya çalışmalıyız. Ve yine sınıfsal/toplumsal mücadele içinde, 1 Mayıs mücadelesini özellikle sürekli ve yeniden anlamlandırmalıyız. Özellikle 1 Mayıslarda emeğin üretkenliğini daha çok göstermeli, yenilikler yaratmaya daha çok gayret etmeliyiz. Emeğin kurtuluşunu, özgürlüğünü ve nihai toplumsal barışı isteyen her devrimci birey, 1 Mayıs’ın tarihine büyük bir merakla ilgi duymalı ve günceline/anına katılımcı olmak için üstün çaba sarfetmelidir.

Çünkü;

  • 1 Mayıs; düşünsel, eylemsel ve imgesel özgürlük mücadelesidir!
  • 1 Mayıs proleteryanın birlik, mücadele ve dayanışma manifestosudur!
  • 1 Mayıs; işçi sınıfının ve tüm emekçilerin kendisi için sınıf olma çağrısıdır!
  • 1 Mayıs, ücretli üretken emeğin kendisi için kitlesel, özgür ve sınıf eylemine geçmesidir.

Dünya proleteryasının önder kadın komunistlerinden Rosa Luxemburg‚un tanımladığı gibi;  İşçi sınıfının 1 Mayıs kalkışması “özgürleştiri düşünce“dir ve  emeğin kurtuluşunu doğrultusunda deklare edilmiş ‚özgür emek manifestasyonu‚dur.

Dolayısıyla her 1 Mayıs; işçi sınıfının ve emekçilerin toplumsal, düşünsel, eylemsel mücadelenin yol ve yöntemleri üzerinde, gelenekten geleceğe doğru, güçlerini birleştirerek ve hacına kan ve can katarak hep birlikte kurguladıkları bir tür sınıfsal özgürlük köprüsüdür.

1 Mayıs direnişleri, feri azalan ama hiç sönmeyen sınıf  mücadelesi ateşi içinde, bütün ülkelerde inişli-çıkışlı, keskin-sakin, özgür-yasaklı, radikal-liberal formatlarda gelgitler yaşayarak sürdürüldü.

1 Mayıs mücadelesi, elbette sınıf içine sirayet etmiş direniş-biat, isyan-uzlaşma, sınıfsal savaş-sınıfsal barış, mücadele-diyalog gibi birbirine taban tabana karşıt siyasal kamplardan da etkilendi. Revizyonizm, oportunizm, reformizm, bürokratizm, sağ ve sol radikalizm, sendikalizm, ekonomizm  gibi başlıca tasfiyeci ideolojik akımların,  gizli ya da açık biçimde burvuvaziyle kol kola giren uzlaşmacı-sosyal diyalogcu çizgilerin etkisi işçi ve emekçilerin 1 Mayıs mücadelesine  sürekli yansıdı ve yansımaya devat etmektedir.

1 Mayıslarda sokaklara çıkmak, meydanları doldurmak artık bir çok işçi-emekçiye tekrardan ibaret sözler ve talepler uğruna sıraya dizilmek veya sembolik bir bayram günü gibi gelse de; toplumsal ilişkilerin görüngülerindeki aldatıcı yansımalara takılan, bu ilişkilerin görünmeyen özündeki antagonist-uzlaşmaz çelişkileri göremeyenler için sınıf mücadelesi bir anlam ifade etmez. Fakat yine de söyleyebiliriz ki; özgür emeğin bu onurlu direnişi, sınıf mücadelesinin bütün süreçlerini, momentlerini ve gündemlerini özgürlük tutkusundan hiç bir şey kaybetmeden yansıttı. 1 Mayıs sınıf mücadelesinin daima ortasında yaşatıldı, yaşatılacak, ta ki yer yüzü toplumsal kurtuluşun yüzü oluncaya dek!

Avrupa’da yaşayan sınıf bilinçli göçmen emekçiler ve devrimciler olarak;

Türkiye’deki 1 Mayıs mücadelesinin  ve işçi sınıfının meşru talepleri ve gündemleri hakkında Avrupa Kamuoyunu ve emekçilerini bilgilendirmeliyiz. Dünyanın bütün ülkelerindeki emekçileri ve bunların ortak mücadeleleri arasında daha çok sınıfsal mücadele köprüleri kurmalıyız.  Avrupa’da yerli ve göçmenler emekçiler arasında sınıf dayanışmasını ve enternasyonalizm bilincini 1 mayıslarda daha çok yükseltmeliyiz.

1 Mayıslarda işçi ve emekçilerin  ekonomik, demokratik mücadelesini emperyalist kapitalizme, faşizme, rassizme ve her türden burjuva ya da feodal gericiliğe karşı toplumsal politik mücadeleyle bütünleştirmeliyiz.

Yaşasın şanlı ve kızıl 1 Mayıs!

Yaşasın proleterya enternasyonalizmi!

Yaşasın bütün ücretli üretken emekçilerin özgürlük tutkusu!

 

Almanya’dan 1 Mayıs notları: Almanya’da Alman Sendikalar Birliği (DGB) açıklamasına göre bu sendikanın 493 kentte düzenlediği 1 Mayıs yürüyüşlerine 403.000 insan katılmış. En kalabalık DGB yürüyüşleri ve mitingleri Berlin’de (10.000), Bremen’de (7.000) Hamburg’da (5.000) Nürnberg’de (6.000) Frankfurt’ta (4.000)  kişilik katılımlarla gerçekleşmiş. 1 Mayıs önesindeki akşam Berlin’deki MyFest etkinliğine 40.000 ve 1 Mayıs akşamı gerçekleşen devrimci 1 Mayıs yürüyüşüne 20.000 insan katılmış. Bütün resmi yürüyüşlere olan katılımcıları ve bağımsız-alternatif etkinlik ve eylemlerdeki iştirakleri de katarsak; Almanya’da 5 Yüzbin üzerinde emekçi insan 1 Mayıs yürürüşlerinde ve etkinliklerinde yer almış bulunuyor. Uluslararası iktisadi, mali ve siyasi krizlerin sarsıcı/yıkıcı etkilerinin en az hissedildiği veya ’nedenleri ve sonuçlarıyla kriz farkındalığı’nın en geri olduğu, işçiler/emekçiler içindeki ‚politik zehir‘ olan refah şövenizminin en güçlü olduğu Avrupa ülkesi Almanya’da bu katılım objektif durumla birlikte değerlendirildiğinde elbette küçümsenemez.