Anasayfa , Köşe Yazıları , Kilis’e Düşen Katyuşalar Ve Güvenli Bölge Fantazisi!- Sidar MERAL

Kilis’e Düşen Katyuşalar Ve Güvenli Bölge Fantazisi!- Sidar MERAL

imgres imgres

KİLİS’E DÜŞEN KATYUŞALAR VE GÜVENLİ BÖLGE FANTAZİSİ! – SİDAR MERAL

İŞİD Katyuşaları düzenli ve sistematik olarak Kilis’i dövüyor. Bu alçak uçan ve radara yakalanmayan Sovyet yapımı füzelerin Kilis’i vurması Hakan Fidan’ın mı işi yoksa İŞİD’in “bağımsız tutumunun” mu, kestirmek zor. Zira İŞİD’in elindeki  ve Türk egemenleri için sınır bölgesindeki deyim yerindeyse son mevzi olan Azez-Cerablus hattı içindeki Menbiç üzerinde ciddi bir çelişki söz konusu. Türk egemen sınıfları YPG’nin ana gövdesini oluşturan Demokratik Suriye Güçlerinin bu bölgeyi İŞİD’den temizlemesine yanaşmıyor. Kendisine bağlı olan, örgütsel olarak İŞİD’den farklı ama ideolojik-siyasi niteliği İŞİD türevi olan Türkmen-Arap vs’lerden oluşan grupların bu işi yapmasını istiyor. Zira bu bölgenin İŞİD’ten temizlenmesi kaçınılmaz. Bunu TC yapmadığı takdirde Demokratik Suriye Güçleri ya da Rejimin bunu yapası kaçınılmaz. Türk egemenleri bu alanda Kürtlerle ya da rejimle komşu olmak istemiyor. Çünkü bu durum oluştuğunda Suriye’ye açılacak lojistik kapısı kalmayacağı gibi politik olarakta hesapları alt üst olacaktır. Sünni-cihadist formasyonlu bir hareketin Suriye sınırlarında yokluğu TC için Suriye’ye politik olarak açılım olanaklarının iyiden iyiye tıkanması demek. Türk egemenleri sınırda Sünni-cihadist kontrolün kalmamasını sünni ittifak politikası için ciddi bir gedik olarak görmektedir.

Ama bu bölgenin kendi egemenliğine geçmesi demek Suriye politikasında yeni bir kaldıraç oluşturması anlamına gelecek. Tabi dar ve sınırlı planlarla süreci taşımaya çalışan TC’nin buradaki egemenlik mücadelesini kazanması durumunda daha vadeli planlarını yaşama geçireceği sonucunu çıkarmamak lazım. Tayyip Erdoğan son ABD ziyaretinde Obama ile zorlada olsa görüşmesinde bu bölgeye dair bir plan kotarmayı başardı. Öncelikle Menbiç bölgesinin İŞİD’den alınması için TC’nin Mayıs sonuna kadar süresi var (bakınız:Abdülkadir Selvi, Hürriyet 26 Nisan). Dayandığı beceriksiz muhalefetin bu alanı İŞİD’den temizlemesi ise pek olacağa benzemiyor. Bir süredir yürüyen mücadelede kat ettiği ciddi bir mesafe yok. Bu alanda yaşanacak bir başarısızlık doğal olarak İŞİD’i temizleyecek başka güçlerin hızla devreye girmesi anlamına geliyor.

Türk egemen sınıfları bu bölge üzerinden Suriye topraklarını güvenli bölge siyasetiyle sürdürme hesabı yapmaktadır. Dışişleri bakanı olan ama “ABD’nin Türkiye’nin Suriye politikasını nihayet anladığını anlatmakla” yükümlü kılınan Mevlüt Çavuşoğlu, yine son açıklamasında bir kez daha( diyoruz çünkü çeşitli zamanlarda defalarca benzer açıklamaları bu zat yaptı) ABD tarafından nihayet anlaşıldıklarını ifade ederek Menbiç’in İŞİD’in elinden alınması durumunda Güvenli Bölgenin kendiliğinden oluşacağını ifade etti (Kübra Pür, Habertürk 26 Nisan). Ama bahsi geçen ABD’nin Başkanı Obama aynı günlerde bu fikre ideolojik(!) olarak karşı olmadığını ancak bunun ele alınışındaki pratik sorunlardan, güvenli bölgenin büyük bir askeri güç gerektirdiğinden özet olarak bu adım atıldığında fiilen Rusya ile ciddi bir savaş riskini göze almaktan bahsederek şuan için uygun olmadığını belirtti (24-25 Nisan, Milliyet). Türk egemen sınıfları ABD’yi bir türlü Suriye’ye askeri müdahale yapmaya ikna edememenin sıkıntısını yaşamaktadır. Kendi gücü yetmediği için yapamadığı işi efendisinin desteğini alarak gerçekleştirme hesapları yeni değildir.

Kendine Güvensizliğin Güvenli Bölge Politikası!

Suriye’de güvenli bölge oluşturma meselesi TC için tam bir fantezi haline gelmiştir. Suriye’de yaşadığı bütün politik tıkanıklığı bu hamleyle aşacağını hesap etmektedir. Oysa böylesi bir girişimin bölge dengelerini alt üst edecek, Rusya ve İran ile gerginliğin yönetilir olamaktan çıkaracağı bir hamle anlamına gelmektedir. Yine Kürtlerle içerde ciddi bir barış ve belli bir yönelimi gerçekleştirmeden yapılacak bu hamle Kürtlerle savaşı daha fazla tırmanmasını kaçınılmaz kılacaktır. TC Rusya ile ABD arasındaki çatışma ve mücadelede olası bir erken doğumun hiçbir sakınca taşımadığını düşünmektedir. Ancak kendi başına böyle bir riskide üstlenmemektedir.  Amerika müdahalesinin AKP cenahının kullanmayı çok sevdiği kavramla ifade edersek “konforuna”yaslanmak istemektedirler. Güvenli bölgeyi bir ilaç olarak görmektedir. Ancak ufku ve aklı kıt yaklaşımı, emperyalist güçlerin henüz bu düzeyde bir gerginliğe hazır olmadığı, Türk egemenlerinin fantazisi içinde bu dengeyi bozamayacak oluşlarını kavrayamamasıdır.

Ama şimdi bundan önce Menbiç’i düşürmek gibi öncelikli görevleri söz konusudur. Bu bağlamda İŞİD’le bu alanda mücadele eden kendi yerel güçlerini nasıl destekleyeceğinin, bir an önce bu görevin yerine getirilmesinin planları söz konusudur. Bu durumdan dolayı var olan sınır hattında ciddi bir çatışma ve gerginlik söz konusudur. Türk obüslerinin karadan, ABD emperyalizminin jetlerinin havadan desteğine rağmen ciddi bir gelişme henüz yaşanmamıştır. Türk egemenleri bu bağlamda Mayıs sonuna kadar tanınan süreyi de (TC kendini pazarlayarak kuşkusuz ek sürede kazanacak yetenektedir) hesap ederek bu sınır hattında bir gerginlik, korku ve güvenlik kaygısı oluşturmak işine gelmektedir. Tamda yazının başında bu füzelerin Hakan Fidan’ın mı yoksa İŞİD’in “bağımsız” füzeleri mi olduğu noktasında ki sorumuz anlamlı olmaktadır.

Bugün Kilis’e düşen her Katyuşa Füzesi, bu füzelerle toprağa düşen her insanın kanı Menbiç’in Kürtlerin eline geçmemesi üzerine kurulu bir siyasetin parçası olarak kullanılmaktadır. Bu eksende sınırda yoğun ve sürekli güçlendirilen bir askeri sevkiyat söz konusudur. Rus korkusundan dolayı uçaklarını kaldıramayan TC karadan güçlendirilmiş müdahaleler yapma peşindedir. Bir yandan da sınır hattı boyunca ABD emperyalizminin füze sistemi Hımerslerin yerleştirilmesine olanak sunarak fiilen kendi topraklarını ABD askeri üs alanlarına çevirmekten çekinmemektedir. ABD’nin daha uzun vadeli bir Suriye müdahale planı olduğu açıktır, Türk egemenleri ise bu konuda daha iştahlıdır. ABD uzun vadeli planlarına göre konumlanırken, Türk egemenleri bu uzun vadeli planlara olanak sunarken kendi kısa vadeli planlarını da hızla kotarmak istemektedir. Bu çelişki bu süreçte yer yer ABD ile gerginliğe de dönüşmektedir. Ancak çelişkinin tayin edici yanı olan ABD emperyalizminin yönelimine TC bir dolu yalan dolan, hikaye ve fanteziden sonra bağlanmak zorunda kalmaktadır. Menbiç’in düşürülmesi de devamında doğal olarak güvenli bölge haline gelmesi de kısa sürede mümkün değildir. Ancak güvenli bölge hayali için şu aşamada Kilis’in füzelerle dövülmesini ya bizzat örgütlemektedir ya da buna her türlü kolaylaştırıcı etkiyi göstermektedir. Bu bağlamda füzelerle ölen her Kilis’li bilinmelidir ki Suriye’de Kürt kazanımları gerçekleşmesin diyedir. At izini it izine katmakta Türk egemen sınıfları uzmanlaşmıştır.

Şunu belirtmekte fayda var. Türk egemen sınıfları bu bölgenin YPG kontrolüne geçmemesi için elinden geleni yapacaktır. Ama bunu başaramadığı noktada “ABD ile ilişkilerde YPG sorunu çıkarmayacağı” taahhüdü(Erdoğan’ın son ABD ziyaretinde söylenmiştir) kaçınılmaz olarak devreye girecektir. İçerde yürüyen Kürt ulusuna karşı saldırganlığı ve imha siyaseti de, Suriye’deki Kürt siyaseti de buna bağlı olarak rotasını belirleyecektir. Zira içerde yürüttüğü imha savaşı Suriye politikasında ve dengeleri bozma hesabında henüz sonuç üretmemiştir. Süreç lehine değil aleyhine ilerlemektedir. Tekrardan barış ve uzlaşma siyasetine dönüşü Suriye’deki gelişmelerle doğrudan ilintili olacaktır. Menbiç bölgesindeki gelişmeler ve çıkacak sonuçlar TC’nin politik yöneliminde ciddi bir taktik kırılmanın “kaldıracı” olma potansiyeline sahiptir.