Anasayfa , Avrupa , Devrimci sanatçı Bertolt Brecht’i ölümünün 55. yılında saygıyla anıyoruz

Devrimci sanatçı Bertolt Brecht’i ölümünün 55. yılında saygıyla anıyoruz

AVRUPA | 15 – 08 – 2011 | “Sayın baylar bize hep ders verirsiniz.
“Aman, günah, ayıp, kötü, yanlış.”
Aç karnına kuru öğüt çekilmez.
Önce doyur beni, ondan sonra konuş.
Sende göbek, bizde ahlâk nedense.Şimdi bizi iyice dinle bak;
İster şöyle düşün, istersen böyle:
Önce ekmek gelir, sonra ahlâk.
Artık vermek gerek, unutmayın sakın,
Tüm nimetlerden, payını yoksulların.
İnsan neyle yaşar?
İnsan neyle yaşar: Ezip hiç durmadan.
Soyup, dövüp, yiyip yutarak insanları.
Yaşayabilmek için hemen unutmalı,
İnsanlığı unutmalı insan.
Katı gerçek budur, kaçınılmaz.
Kötülük yapmadan yaşanamaz”

Yukarıdaki dizeler Bertolt Brecht’in “Üç Kuruşluk Opera” adlı oyununun kapanış şarkısının bir bölümü. Çok değil, iki yıl kadar önce 11. Uluslararası İstanbul Bianeli’nin başlığı olarak çıkmıştı karşımıza. Bertold Brecht de, 1973 yılında Nejat Eczacıbaşı ve 17 kapitalist tarafından kurulan İKSV’nin bir organizasyonu olan Bianel içerisinde buldu kendini birdenbire.

“Brecht ve Bianel” ilk bakışta çok masum bir ikiliymiş ve birbirlerini tamamlıyormuş gibi gözükse de, aslında özünde büyük bir ehlileştirme çabasını, yok saymayı ve saldırıyı barındırıyor. Kendini işçi sınıfının mücadelesine adayan, sanatını da bu kavganın silahı yapan Brecht’in hayatı ise aslında her şeyi açık biçimde özetliyor.

Önce ve daima sosyalist

1898 yılında Almanya’da doğan Brecht, gerçek anlamda Marksizme 1920 yıllarda yaklaşmaya başladı. Bir taraftan 1919 yılında Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in öldürülmesi, diğer taraftan 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın yaşattıkları kendisini oldukça etkilemişti. Bundan sonra kendini sınıf savaşımına ve sosyalist dünya görüşüne adayan Brecht sanatını da bu mücadelede etkin bir araç olarak kullandı. Marksist düşüncenin de katkısıyla Brecht, günümüze kadar ulaşan ve birçok sanatçı tarafından benimsenen diyalektik (epik) tiyatro anlayışını ortaya koydu. Brecht’in tiyatrosunda seyirci sadece izleyen, seyredip giden değildir. Diyalektik tiyatro ile seyirci eleştirip değiştirebilendir. Duygularıyla hareket edip kadere teslim olan, değişimi yadsıyan bir varlık değildir. Brecht eserleriyle seyirciyi diyalektiği kullanmaya davet eder. Ona göre diyalektik; “insanı tüm süreçlerde, kurumlarda, görüşlerde, çelişkiyi bulmaya ve onu kullanmaya zorlar”. Bunun sahne üzerindeki tekniği de “yabancılaşma efekti”dir. Bu teknikle seyirci katarsisten (arınma) uzaklaşıp, gerçek dünyanın içerisine girme fırsatını bulur. Bu durumu, yani seyircinin rolünü şu şekilde tanımlar Brecht: “O insanlık dünyasının sahnedeki yansımaları karşısında, aynı bu yüzyılın insanının doğa karşısındaki tavrını alır. Tiyatroda da o, doğa süreçlerine ve toplumsal süreçlere müdahale edebilen büyük değiştirici olarak karşılanır.” (Çalışma Günlüğü)

Birey kavramı yerine toplumsal mücadelenin ürünü olan insan kavramını temel alan Brecht, politika ile tiyatronun ilişkisini de Marksist bakışaçışıyla kurar. Bu da Brecht’in ağzından şu anlatıma konu olmuştur: “Tiyatro, edindiği teknik olanaklarla, ya bütün artistik amaçlardan kendisini arındıracak ve politikanın hizmetine girecektir, ya da kendisini yaşadığı çağın toplumsal sorunlarını derinlemesine tartışmaktan alıkoyacak ve bütünüyle artistik amaçlara yönelecektir”

Birçok kez sınır dışı edilen, defalarca kez ölümle burun buruna gelen Brecht’in her daim kavga için çarpan yüreği 14 Ağustos 1956 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu durmuş, “proleter sanatın çalışkan işçisi” aramızdan ayrılarak ölümsüzlüğe uğurlanmıştır.

İki yüzlü sanatın düşmanı

Burjuvaziye eserleriyle amansız bir savaş açan Brecht burjuva sanat anlayışına da güçlü eleştirilerde bulunmaktadır. Burjuva sanatını “insani değerlerin yokedildiği yerde güçlü ve başarılı, insani değerleri inşa etmeye veya korumaya çalıştıkları yerde ise çaresiz ve başarısız” olarak nitelendirir. (“Edebiyat ve Sanat Yazıları”, cilt 1, sayfa 85)

Bu gerçeğe rağmen burjuvazinin Brecht aşkına (!) tanıklık edebilmekteyiz. Öyle ki, işçi sınıfının sanatını yapan Brecht aynı zamanda burjuva düzenin, devrimci özünden kopararak ehlileştirmeye çalıştığı sanatçılardan da biridir. Milyonlarca işçi ve emekçiyi açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkum eden, dünyayı keskin bir çöküşe sürükleyen burjuvaların Brecht’e ve daha nice devrimci sanatçıya “sarılmaları” elbette tesadüf değildir.

Farklı görüntülerle karşımıza çıkan bu durum aslında iki temel noktayı su yüzüne çıkarmaktadır. Birincisi Brecht’in eserlerinin ve sanat anlayışının burjuvazi için barındırdığı tehlikeye, diğeri ise bunun burjuvazide uyandırdığı hayranlığa işaret etmektedir. İkinci nokta bugün için açıktan dile getirilmese de, Brecht’in şimdilerin burjuva sanatı içerisinde kapladığı alan bu hayranlıkla gelen korkunun ürünüdür. Brecht’in eserlerinin devrimci özünden arındırılarak dolaşıma sokulmasına ilişkin en yakın ve geniş örneği, yazının girişinde de bahsettiğimiz XI. İstanbul Bianeli’nde yaşadık.

Şu bir gerçek ki Brecht, “İnsan neyle yaşar?” sorusunu proletaryaya sormaktadır. Bugün dört duvar arasına sıkıştırılıp elit bir azınlığın ulaştığı sanatın asıl muhatabı Brecht’e göre proletaryadır. Çünkü dünyayı değiştirip güzelleştirecek olan onlardır ve kendisi de eserleriyle bunu anlatmaya çalışmış, bunun için mücadele vermiştir.

Brecht’in devrimci eserlerini ve sanat anlayışını ezilenlere ulaştırmak, onu çürümüş sanat anlayışlarına malzeme yapmak isteyenlere verilecek en güzel cevap olacaktır. (Kızıl Bayrak)