Home , Köşe Yazıları , Avrupa (için) eylem günleri

Avrupa (için) eylem günleri

muratcakirAvrupa Sendikalar Konfederasyonu ETUC 14-15 ve 16 Mayıs 2009’u Avrupa Eylem Günleri olarak ilan etti. ‚Krizle mücadele. Avrupa için sosyal anlaşma. (Krize) neden olanlar ödesin‘ başlığı altında 14 Mayıs’ya Madrit ve 15 Mayıs’ta Brüksel’de gerçekleştirilen yürüyüş ve mitinglerden sonra bugün Berlin ve Prag’da düzenlenecek yürüyüşlerle eylem günleri sona erecek.

Avrupalı sendikalar küresel mali ve iktisadi krizin ‚iktisat ve sosyal sistemlerimizi‘ tehdit ettiğini ve bu durumdan ’saygısız ve düşüncesiz bankaların, borsa spekülasyonlarının ve kumarhane kapitalizmini olanaklı kılan politikaların suçlu olduğunu‘ söylüyor ve faturanın işçilere çıkartılmasını protesto ediyorlar. Talepleri de şöyle:

1. Yoksulluk, işsizlik ve dışlanmayla aktif mücadele eden ve iyi kamusal var olma güvencesini garanti eden bir sosyal Avrupa için genişletilmiş konjonktür programı.

2. Sadece fiyat istikrarından değil, büyüme ve tam istihdamdan da sorumlu olan Avrupa Merkez Bankası.

3. Zenginliği adilce dağıtmak ve kumarhane kapitalizmine son vermek için malî piyasaların daha katı düzenleme altına alınması.

4. Daha yüksek ücret ve emekli aylıkları, güçlü sosyal devlet ve yüksek satın alma gücü.

5. Sosyal temel haklar her yerde öncelik kazanmalı ve her yerde: ‚aynı yerde eşit işe eşit ücret‘ kuralı geçerli olmalı!‘

Yüzeysel bakıldığında taleplerin hepsi kulağa hoş gelen ve çok geniş kesimlerin altına çekincesiz imza koyabilecekleri talepler. Ama sadece yüzeysel bakıldığında. Her zamanki gibi ‚şeytan detayda saklı.‘

Öncelikle ilk akla gelen soru şu: işçi sınıfının (gerçi Avrupalı sendikaları işçi sınıfı demiyor ve ‚işalan‘ tanımını kullanıyorlar ya) çıkarlarını temsil ettiği iddiasında bulunan sendikaların, küresel bir krizle neden sadece Avrupa için öne sürülen taleplerle mücadele etmek istedikleridir. Yani, haklılıklarından zerre kadar şüphe duymadığım talepler Avrupa’da yerine getirildiğinde, küresel kriz ortadan kalkacak mı? Hadi Avrupa’da krizi engelledik diyelim, Avrupa kadar zengin ve imtiyazlı olmayan coğrafyalarda küresel krizin etkilerini bütün şiddetiyle -savaşlar, ekolojik felaketler, artan kitlesel yoksulluk, açlıktan ölmeler, daha da diktatörleşen rejimler, sefalete yol açan sömürünün derinleşmesi vs.- iliklerine kadar hissedenler ne olacak? Diyelim Almanya’da Opel işletmeleri devletin vergilerden ayırdığı yardımlarla kurtarıldı. Bu, henüz bir kaç gün önce Bangladeş’te Alman METRO şirketi için üretim yapan bir fabrikada bir kadın işçinin 15 gün boyunca günde zorla 15 saat çalıştırıldıktan sonra yorgunluktan bitap düşüp, oracıkta can vermesi gerçeği karşısında hangi anlamı taşıyacak?

Tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum: BMÖ’nün 7 Nisan 2009 tarihli Genel Kurul toplantısında BM’in beslenme hakkından sorumlu sözcüsü Olivier De Schutter, 1 milyarı aşkın insanın kronik açlık çektiğini, 700 milyondan fazla insanın günde 1 Avro’dan daha az parayla geçinmek zorunda bırakıldığını ve her 6 saniyede 1 çocuğun açlıktan öldüğünü söyleyerek, bunun sorumlusunun Batı’nın lehine gelişen uluslar arası ticaret olduğundan dert yakınmamış mıydı? Böylesi bir gerçek karşısında dünya nüfusunun yüzde 7,5’ini oluşturan, ama dünya çapındaki zenginliğin neredeyse yarısına sahip olan Avrupa ile sınırlı olan talepler, kapitalizmin küresel krizine verilebilecek yeg‰ne yanıt olabilirler mi?

Evet, kapitalizm krizlerinin faturasını her zaman işçilere ve halklara çıkarmaktadır. Ama sadece Avrupalı işçi ve emekçilere değil. Eğer Avrupa’nın zenginliğinin, özgürlüğünün ve görece demokrasisinin, ‚yeryüzünün lanetlilerinin‘ sömürülmesi, açlıktan inim inim inlemeleri, sefaletleri ve esirleştirilmeleri üzerine kurulu olduğu söylenilmeden, salt Avrupa için sosyal anlaşmalar talep edilirse, ne küresel krizlerle başa çıkabilecek bir dönüşüm için mücadele örgütlenilebilir, ne de Avrupa’nın refahını tehdit eden ‚terör‘ biçiminde geriye dönecek olan emperyalist savaşlara karşı gerekli direnç oluşturulabilir.

Bu açıdan Alman barış hareketinin ETUC eylem günlerine barış ve silahsızlanma talepleri bağlantılarında destek verdiğini açıklamasını, neoliberal politikaların yol açtığı küresel mali ve iktisadi kriz ile emperyalist savaşlar bağlamını göstermesi nedeniyle, hayli anlamlı buluyorum. Velhasılı, Avrupa’da ‚zenginliği adil dağıtma‘ yerine, ‚zenginliğimizden yoksullar lehine birazcık feragat etmeliyiz‘ deme cesaretini gösteren sendikacılar olmadığı müddetce, sınıf dayanışması Avrupa sınırlarını aşamayacak gibi görünüyor.

MURAT ÇAKIR

| 17 – 05 – 2009 |

scroll to top