Home , Köşe Yazıları , Ankara’yı bekleyen ‘kirli anlaşma’ – Nilgün Cerrahoğlu
Nilgün-Cerrahoğlu
Nilgün-Cerrahoğlu

Ankara’yı bekleyen ‘kirli anlaşma’ – Nilgün Cerrahoğlu

Nilgün-Cerrahoğlu

Nilgün-Cerrahoğlu

2010 Martı’nda çıkan bir kareyi hatırlıyorum…

Libya’nın Sirte kentinde Berlusconi ile Kaddafi buluşmuş; Berlusconi, Kaddafi’nin elini öpüyor!

Fotoğraf, yalnız İtalya’da değil dünyada büyük gürültü kopartmıştı.

“Uygar Avrupa”dan gelen sözde bir lider, “parya” konumundaki bir “despotun” elini öpüyor…

O dönemde Çizme’nin rakipsiz lideri olan Berlusconi neden acaba bir “Arap despota” yaltaklanmayı bu kertede feodal noktaya taşımıştı?

Çok basit aslında…

Libyalı diktatör, Çizme’yi Afrika’dan baskılayan göç dalgasını en ön safta göğüslemeyi kabul etmişti.

Bunun manası, Libya çöllerine büyük mülteci kamplarının kurulmasıydı…

İtalya’ya Afrika’dan geçmeye çalışan kaçaklar, AB ve İtalyan sahil güvenliğinin yardımıyla Libya sularından geri püskürtülüyor ve de burada “toplama kamplarını” aratmayan kamplarda tutuluyorlardı.

Kamplardaki şartları İtalya’nın MİT’i olan SISDE şeflerinden Mario Mori o zaman şöyle anlatmıştı:

“Kaçaklar, köpek gibi yakalanıp kamyonlara yükleniyor ve yalnız ağzınızı mendille tıkayarak girebileceğiniz kamplara götürülüyor!”

İnsan haklarını yok varsayan bu iğrençliğin yaşama geçirilmesi için Berlusconi; “çöl tilkisi” diye anılan Kaddafi’yle 5 milyar Avro’luk anlaşma imzalamış ve elini öpmüştü…

O ölçüde paha biçilmez bir şey bu milyonlara hükmeden “kaçak göçmen anlaşması”…

Kaddafi gibi bir “Afrika diktatörüyle”, bu kadar rezil bir “insanlık lotosu” oynayan anlaşmanın, “şapur şupur yarabbi şükür” üslubuyla yapılması, işte çok “kirli” sayılmıştı.

‘Mültecileri kullanmak’

Brüksel’de RTE ile görüşülen “göç eylem planına” ilişkin Avrupa medyası yorumlarını okurken, “Kaddafi-Berlusconi kankalığını” hatırlamadan edemedim.

RTE ile müzakare edilen “plan” için kullanılan deyim aynı: “Kirli anlaşma!”

Tesadüf eseri Düseldorf’tayım…

Düseldorf’un bulunduğu “Kuzey Ren Vestfalya”da çıkan Westdeutsche Zeitung gazetesinin manşetinde tam bu sözler var:

“Ankara ile kirli anlaşma/scmutzigem deal mit Ankara!”

Söz edilen anlaşmayı “Yeşiller” Almanya’da böyle tanımlıyor.

Yalnız Yeşiller değil, Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Brüksel’deki görüşmeler için benzer ifadelere başvuruyor:

“Bazı komşularımız (Türkiye!) mültecileri kirli işleri için ya da siyasi pazarlık kozu olarak kullanıyor.”

Satır aralarında özetle aynı fikir işleniyor.

‘Batı’nın paryası’ 

Kaddafi için olduğu gibi bugün Erdoğan için üstelik “parya” tanımı esirgenmiyor.

Guardian’da “AB liderleri, Türkiye’nin otoriter cumhurbaşkanı Erdoğan’dan radikal sığınmacı planını desteklemesini istiyor” diyen bir yazı hafta başında örneğin birebir bu ifadeyi kullanıyor; “İç muhalefet karşısında sertlikle karşılık veren Erdoğan, Batı’da parya statüsünde” diyordu.

AB ile “kirli pazarlık” sözleriyle damgalanan bu “kaçak göçmen görüşmeleri” yapılır ve AB basınında bu değerlendirmeler çıkarken; “otoriter cumhurbaşkanının eşi” Brüksel alışverişi için cadde kapatıyor; mahdumu da İtalya’ya kapağı atıyor…

Tıpkı bir zamanlar Kaddafiler’in yaptığı gibi.

Kaddafi’nin oğulları da İtalya’dan zamanında hiç eksik olmazdı.

“Harem”i lüks “alışveriş seferlerinde” boy gösterir; yanlarına kimseler yanaşamazdı.

Batı’nın bu “kirli yüzü” ile “kirli pazarlıklar” yapan ve karşılığında da bir dediği iki edilmeyen Kaddafi’nin sonra başına neler geldiğini biliyoruz…

Libya liderinin son Roma seyahatini hatırlıyorum.

Libya’dan özel uçakla keyfi olsun diye İtalyan başkentine 30 Arap atı getirilmişti.

Her şey gözlerimizin önünde cereyan etti.

Bu tarih öyle yakın ve öyle yakıcı ki, görmeyen ve hatırlamayanlara ne söylesek az.

scroll to top