Home , Haberler , 90’ların işkence yöntemi falaka cezaevine geri döndü

90’ların işkence yöntemi falaka cezaevine geri döndü

img_9972

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği yöneticileri cezaevlerinde falaka işkencesi sıklıkla görülmeye başlanırken tutukluların ciddi sağlık sorunları yaşadıklarını ifade etti. Cezaevlerinde cinsel şiddet de arttı.

AKP’nin 15 Temmuz darbesinin ardından başlattığı operasyonlarıyla cezaevindeki nüfus büyük bir artış gösterdi. Darbe sonrasında 34 bini aşkın kişi “FETÖ üyesi olduğu ya da darbeci olduğu” iddialarıyla tutuklandı. Ayrıca 6 bin kişi de siyasi ve adli gerekçelerle hapsedildi.

Hükümet, cezaevlerinde yer açmak için af çıkardı, 37 bin kişinin tahliyesi amaçlandı.

Ancak cezaevlerindeki tek sorun bu nüfus artışı ve çıkardığı sonuçlar değil.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin yöneticilerinden Berivan Korkut, Ezgi Duman ve Mustafa Eren, cezaevlerindeki son durumu ANF’ye anlattı.

Mustafa Eren’in ilk değerlendirmesi şöyle: “Hak ihlalleri OHAL’den sonra arttı. Ancak cezaevlerindeki artış OHAL ile beraber başlamış artış değil”

Adalet Bakanlığı’nın Mart ayında yayınladığı genelgeyi hatırlatan Eren, “Bu genelge ile hücre ve koğuşlarda kovalar, leğenler toplandı, çekpasların sopaları kısaltıldı. Gündelik yaşamı etkileyen bir takım sınırlamalar gündeme gelmişti ve sorunlar yaşanmaya başlamıştı” diyor.

ÖNE ÇIKAN TEMEL SORUN KİTLESEL SÜRGÜNLER

Dernek yöneticilerinin verdiği bilgiye göre, OHAL ile birlikte öne çıkan temel sorun kitlesel sürgünler.

Ancak sürgünlere ilişkin somut veriler yok. Eren, sivil toplum örgütlerinin bu konuda eksikliği olduğunu belirtiyor, “Hiçbir sivil toplum örgütü, devlet veri açıklamadığı sürece genel tabloyu ortaya koyabilecek verilere sahip değil” diyor.

Ancak veri olmasa bile bazı hapishaneler tamamen boşaltılmış durumda. Sincan Cezaevi buna örnek.

Berivan Korkut, “Eskiden 3-5 tutuklu sevk edilirken, şimdi bu 20’li, 30’lu sayılarla yapılıyor” diyor.

BİR ADLİ TUTUKLU: KENDİMİZİ BİRDEN BAŞKA BİR HAPİSHANEDE BULABİLİRİZ

Sürgün sevkler sadece siyasi tutuklular için değil adli tutuklular için de bir sorun. Aynı zamanda avukat olan Ezgi Duman, bir kadın adli tutuklunun kendine yazdığı mektubu hatırlatarak, „Bana ‚Her an sabah saat 05.00-06.00 gibi kaldığımız koğuşlar basılabilir ve biz birden kendimizi başka bir hapishanede bulabiliriz‘ diye yazmıştı. Koğuş arkadaşlarının bunu yaşadığını ve kendisinin bundan korktuğunu yazmıştı“ diyor.

Derneğe gelen başvurularda hak ihlallerinin sayısındaki artışın yanı sıra dozajında bir artış var.

FALAKA İŞKENCESİ YAYGINLAŞIYOR

6 yıldır dernekte çalışan Mustafa Eren, 6 yıldır ilk kez falaka işkencesinin yapıldığına dair bir başvuru geldiğini anlatıyor: „6 senedir hiç ‚Falakaya yatırıldım‘ şeklinde bir başvuru almamıştık. Falaka 90’ların ortasına doğru biten bir işkence yöntemiydi. Falakaya yatırılıyoruz, ellerimiz arkadan kelepçeleniyor, havalandırmada yerlerde sürükleniyoruz‘ şeklinde başvurular almaya başladık. İçlerinden bazıları başka odalara götürülerek dövülüyor“

Falaka işkencesine yönelik başvurular sol siyasi ve Kürt siyasi tutsaklardan geliyor.

ÇIPLAK ARAMA YOĞUNLAŞTI

Berivan Korkut, işkence ve kötü muamelenin yaygınlık kazandığı görüşünde. Çıplak aramanın yoğunlaştığını anlatan Korkut, „Çıplak arama kabul edilmediğinde tutuklu darp ediliyor. Son günlerde ayakta askeri nizam sayım dayatılıyor, bu kabul edilmediğinde ciddi darp vakaları var. Eskiden aramalar ayda bir yapılırken, şimdi haftada bir yapılıyor, bu sırada darp yaşanıyor. Tutuklular bu aramalar için ‚provokasyon amaçlı‘ yorumunu yapıyor“ diyor.

POLİS ARAMAYA KATILDI

Korkut, Ağustos ayında Kırıklar 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden gelen bir mektupta da, gardiyanların polisler ile birlikte cezaevinde arama yapıldığı bilgisinin yer aldığını söylüyor.

Dernek yöneticilerinin altını çizdiği bir başka konu ise sürgün sevkler gibi diğer işkence ve kötü muamele uygulamalarının sadece siyasi tutsaklar ile sınırlı olmadığı.

Mustafa Eren bu konuda şu örneği veriyor: „3-4 yıl önce hapishanede kalan eşcinsel bir arkadaş, davası sonuçlanınca, bir yıllık cezasını çekmek için hapishaneye girdi. İzinli olarak dışarıya çıkıyor. ‚Şu an içeride yaşanan durumu bilseydim teslim olmazdım‘ diyor. Çünkü adli tutukluların da hiçbir hakkı yok.“

Korkut, cezaevlerindeki bir başka başat sorunun ise disiplin cezaları olduğunun altını çiziyor. Son bir yılda artış gören disiplin cezalarının 15 Temmuz’dan sonra akıl almaz boyutlara ulaştığını belirten Korkut, bu cezaların hak aramanın önünde ciddi bir engel olduğunu söylüyor.

Korkut’un bir başka uyarısı ise, tutsakların sağlık hakları ile ilgili: „Sağlık konusunda yakında çok ciddi sorunlar yaşayacağız. Gündelik hastalıkların yanı sıra süreğen hastalığı olan mahpusların tedavileri yapılamıyor. Diyaliz hastası, diyalize gidemiyor. Kanser hastası kemoterapiye gidemiyor. Bunların çok ciddi hasarları olacaktır.“

CİNSEL ŞİDDET ARTTI

Avukat Ezgi Duman, kadın tutsaklara yönelik cinsel şiddetin de arttığına dikkat çekti. Kadınların artık F tipi cezaevlerine sevk edildiklerini belirten Duman, şu bilgileri veriyor: „Kadın mahpuslar, Kandıra ve Tekirdağ F tipi ile Silivri 9 No’luda tutuluyor. Sincan Cezaevi’nde kadınlar darp edildiklerini anlattılar. Görüş sırasında bu izleri ben de gördüm. Silivri’de kadın tutsakların göğüs uçlarına iğne batırılıp su gelinceye sıkılmasının yanında ayrıca cinsel taciz de var. Zorla sevklerin ardından özellikle kadınlara çıplak arama gerçekleştirildi. Kadınlar buna itiraz edildiği zaman darp edildi. Ring aracında bir kadın mahpusa askerin tecavüz girişimi var. Alanya Hapishanesi’nde kadınların banyosunu görebilecek şekilde koğuşlara kamera yerleştiriliyor. OHAL öncesinde Batman ve Van gibi aslında erkek hapishanesi olan ancak kadınlar için koğuş açılan yerlerde cinsel şiddet vakaları yaşandığına dair bilgilerimiz var. Bekaret testi yapıyorlardı. OHAL sonrasında da bunların devam ettiğini biliyoruz.“

Derneğe siyasi tutsakların dışında adli tutuklulardan da başvurular oluyor. Ancak oldukça az. „FETÖ“ ya da „darbe“ soruşturması kapsamında tutuklananlardan ise doğrudan bir ya da iki başvuru yapılmış.

Mustafa Eren bu konuda, „Kendi duruşları nedeniyle var olan insan hakları kurulları ile aralarında bir mesafe var“ diyor.

‚ACİL AVUKAT GÖNDERİN‘ DEMEK ‚İŞKENCE GÖRÜYORUM‘ ANLAMINA GELİYOR

3 dernek yöneticisi de, tutsaklar üzerindeki ağır baskı ve iletişimin engellenmesi nedeniyle içeride yaşananların tamamının dışarıya ulaşmadığı görüşünde. Avukat görüşlerinin kayıt altına alınması nedeniyle tutuklunun müvekkiline gerçek durumunu anlatamadığını, Silivri’de OHAL boyunca mektup ve faks yasağı kararı alındığını, ayrıca eskisi gibi heyetlerin cezaevlerine giderek tutuklular ile görüşemediklerini belirtiyorlar.

Berivan Korkut, „Mektuplara el konulduğunu, daha sonraki mektuplarda anlıyoruz, size şu tarihte gönderdiğim mektuba el konuldu diyorlar. Ayrıca tüm gerçeği artık yazamıyorlar. Örneğin mektupların sonuna ‚Buraya acil olarak avukat gönderin‘ diyorlarsa durumun çok ciddi anlıyoruz“ diyor.

‚İŞKENCE‘ KELİMESİ YERİNE ‚İ‘ HARFİNİ YAZIYORLAR

Avukat Ezgi Duman da kendisine mektup gönderen bir tutsağın kendisine yapılan işkenceyi anlatırken „işkence“ kelimesi yerine „i“ yazdığını belirtiyor, „Mektubun ulaşmayacağını düşünerek böyle bir yönteme başvuruyorlar“ diyor.

Derneğin sorunlar ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü ile görüşme talebi oldu, ancak bu talep „Şu anda dışarıdan bir kurumla görüşme gerçekleştiremiyoruz“ denilerek reddedildi.(ANF)

scroll to top