Home , Manset , YORUM | Dağlık Karabağ sorunu ve emperyalizm

YORUM | Dağlık Karabağ sorunu ve emperyalizm

Yorum | 13.10.2020 | Dağlık Karabağ sorunu ve emperyalizm

Savaşlar hiçbir şartta kendiliğinden oluşan olaylar değildir. Savaşlar, sorunlar teşkil eden ve çelişkileri krizlerle sonuçlanan politik tıkanıkların dışa vurumudur.

Şu an şahit olduğumuz Azerbaycan-Ermenistan savaşı da politik sorunlar teşkil eden Dağlık Karabağ’ın geçmişten günümüze tekrarlanan savaşının bir devamıdır.

Dağlık Karabağ’ın  Ermenilerin yaşadığı bir toprak parçası olması,  Dağlık Karabağ’ın  Ermenistan’a ait bir bölge olmayışı, Ermeniler açısından tarihsel kin ve öfkeyi perçinleyen bir ideolojiye dönüşmüştür. Ancak işgalcilik olarak nitelenen bu gerçeklik, etnik toplumların birbirleri üzerinde hegemonya kurmasının temel nedenidir. Emperyalist ideolojinin yayılma planlarından biri olan işgalciliğin hedefine ulaşması için, etnik toplumlar üzerinde yarattığı milliyetçiliği böl-yönet politikasıyla uygulaması, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan ve Ermenistan arasında sorun olmasının tek nedenidir.

Emperyalist siyasetin etnik milliyetçilik üzerinde etkin kıldığı nüfus mühendisliği, özellikle bölgesel milliyetçiliğin politik olarak yönetilmesini kolaylaştıran modern toplum biliminin uyguladığı bir yöntemdir. Azerbaycan ve Ermenistan devletleri arasındaki kavganın belirlediği konjonktürden dolayı; kimi zaman Dağlık Karabağ’da Ermeni nüfusunun artırılması, kimi zamanda Azeri nüfusunun artırılması, uygulatılmış nüfus mühendisliğinin bir parçasıdır.

Tarih içerisinde hep özgün bir yer olan ve daima otonomiyle yönetilen Dağlık Karabağ’ın özellikle SSCB’nin dağılmasından sonra otonomiyle yönetilmesine son verilmesi, SSCB’nin dağılmasından sonra Ermenistan ve Azerbaycan ulusalcılarının kendi devlet sınırlarına dahil etmek istedikleri Dağlık Karabağ’ı, şimdiye kadar yaşanılmış ve hala yaşanılmakta olan bölgesel çatışmaların nedeni kılmıştır.

 

Bu çatışmada asıl rolü üstlenen emperyalizmin nüfus mühendisliği projesi, tarihsel ve güncel çatışmaların baş aktörü rolündedir. Buna somut bir örnek teşkil eden  Nahçıvan’da,  daha yakın bir tarihte Ermeni nüfusunun yoğunluğunun giderek azaltılması ve Azeri kökenli toplumların sayısının artırılması nüfus mühendisliği projesinin bölgesel milliyetçiliği kışkırttığı aşamalarıdır.

Emperyalistler arası pazar ve hegemonya savaşlarının pandemiye rağmen aralıksız ilerlemesi, toplumsal altüst oluşların gelişmesinde acımasızca rol almaya devam ediyor. Emperyalistler arası ilişkilerin karakteristik özelliği olan; rakiplerine ekonomik ve politik hamleler yapma, dünyanın sosyo-ekonomik çelişkilerinin büyümesine neden olan sınıfsal bir gerçekliktir.

Emperyalistlerin yeni bir hamlesiyle Kafkaslar’daki, Azerbaycan- Ermenistan savaşında meydana gelen bürokratik ve bölgesel stratejik kriz, emperyalistler arası öfkeyi büyüten gerilimlerle ilerlemeye devam etmektedir. Azerbaycan’ın “Topuz” sınırında, şüpheli ilk çatışmanın kıvılcımıyla alevlenen Azerbaycan- Ermenistan savaşı iki tarafın birbirlerine vermiş oldukları zayiatlarla büyük bir  kargaşaya doğru yol almaktadır. Etnik ve bölgesel olan, Azerbaycan-Ermenistan çatışmasının geçmişteki boyutu, bu çatışmanın ilk ve yeni olmadığını bizlere göstermektedir.

Azerbaycan-Ermenistan savaşının tarihi arka planını oluşturan Dağlık Karabağ’ın, SSCB dönemine kadar uzanan sorunlu geçmişi, SSCB döneminde, çatışmasız bir şekilde çözülmüş olsa da, SSCB’nin sona ermesiyle birlikte, Rus sosyal emperyalizmiyle birlikte tekrar uyanan milliyetçiliğin Dağlık Karabağ sorununu; siyasi, kültürel, bölgesel ve politik problemlere dönüştürdüğünü devam eden çatışmalar göstermektedir. 1991’de Rus sosyal emperyalizminin maskesini düşürmesi sonucu, Azeri ve Ermeni devletlerin kurulması, Dağlık Karabağ üzerinde hesaplanan çatışmaların devamlılık kazanmasına neden olmuştur.

Ki, Azerbaycan devletine bağlı olan Dağlık Karabağ bölgesinde, Ermenistan’ın “de – fakto” bir devlet kurması, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sınıfsal intikamı pekiştiren tarihsel bir problem olarak günümüze kadar uzanmaktadır. Özellikle Ermenistan’ın, Azerbaycan’a ait olan bir takım yerleri ele geçirmesi, bu savaşı tetikleyen problemlere kaynaklık etmektedir.

Bununla birlikte, Dağlık Karabağ sorununun etkili olduğu Azeri-Ermeni milliyetçiliği, ırkçı duyguların her iki toplumda da büyümesine neden olan ciddi bir sorundur.

Milliteçilik duygularının her iki halkta  da hakim  olmasını fırsat olarak değerlendiren emperyalistler ve her iki ülke içinde yaşayan burjuvazi sınıfı, iki halkın yaşayacağı her çatışmada rant elde etmeye devam etmektedirler. Bilhassa her iki devletin yarı sömürge bir konumda olması, her iki ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının paylaşılmasında emperyalistlere önemli kolaylıklar sunmaktadır.

Bu yüzden burjuva milliyetçiliğiyle yönetilen Azerbaycan ve Ermenistan’ın emekçi halklarının büyük bir sömürü içinde olmaları her iki devletin acı gerçeklerinin başında gelmektedir. Emperyalist güçlerin kendi aralarındaki rekabeti her iki ülkeye taşıması, her iki ülkenin bağımsız devlet olmalarına rağmen bağımsızlıklarını sadece devlet isimleriyle yaşadıklarının trajedisidir.

Kafkas bölgesinde bulunan Azerbaycan ve Ermenistan’ın Rusya ve ABD açısından stratejik bölgeler olması, hem Rusya hem de ABD açısından sahiplenilmesi gereken emperyalist bir hakimiyeti teşkil etmektedir. Bununla birlikte, Ermenistan’ın bu konuda Gürcistan’ı ve Azerbaycan’ı denetimde tutacak stratejik bir konumda olması, ABD  emperyalizmi için stratejik bir önemi doğurmaktadır. Çünkü Gürcistan’ın, Rusya’yı kendisine bir tehdit olarak görmesi, ABD için Rusya’nın askeri gücüne müdahale etmesi açısından fırsatlar sağlamaktadır.

Aynı zamanda Gürcistan’ın AB ve ABD denetimine girmesi, Rusya için kırmızı çizgi anlamına gelmektedir. Gürcistan’ın NATO üyeliğiyle bağlantılı olan kırmızı çizgi sınırı, Gürcistan’ın NATO’ya girmemesi ölçüsünde Rusya lehine kazanımlar sağlayan bir meseledir. ABD’nin Avrasya jeopolitiği açısından Gürcistan’ı önemli bir konum olarak görmesi ise, şu an yaşadığımız Azeri-Ermeni savaşının nedeninin anlaşılması için bizlere önemli ipuçları vermektedir.

Eş zamanlı olarak, Orta Asya’da Gürcistan’ın, Türkiye’nin çıkarlarına uygun bir rolde oynaması, Türkiye açısından sevindirici olsa da, nihayetinde ABD’nin yarı-sömürgesi olan Türkiye’nin,  ABD tarafından bir piyon olarak bu savaşta kullanılması, ABD için bir maşa aracı görevi görmektedir.

Türkiye her ne kadar Osmanlıcılık hayaliyle bir yayılma düşüncesi içinde olsa da, ABD ve AB emperyalizminin Türkiye’ye bir fırsat tanımayacağı açıktır. Türkiye’nin, Azerbaycan’ı bir Türk yurdu olarak, ” iki millet bir devlet” olarak yeniden yapılandırma projesi, bu yüzden sadece hayalde kalan bir hedef olacaktır. AKP iktidarının Türkçülük, ümmetçilik ve cihatçılık politikası her ne kadar askeri ve cihatçı ordular tarafından yürütülse de, ABD onaylı bu proje karşısında, Türkiye’nin mağlubiyeti kaçılmaz olacaktır.

Azeri halkı açısından düşünülmesi gereken bu konu sınıfsal bir tutarlılıkla sorguladığında, Türkiye’nin milli duygularını besleyen ana meselenin, Azerbaycan’da bulunan yeraltı kaynakları olduğu açık bir şekilde anlaşılabilir. Nitekim, Türk kompradorları şimdiden halihazır bir vaziyette iş başında olmaları söylemek istediğimi nitelemektedir.

Konumuzla ilgili olarak, Havuz Medyası’nda, Türkiye’nin emperyalizmle hesaplaşması olarak yansıtılan AKP’nin tavırlarını, doğru bir şekilde analiz ettiğimizde aslında, Türkiye’nin AKP iktidarıyla birlikte, emperyalizmle daha sıkı birliktelik içinde olmak istediğini basit bir şekilde idrak edebilmekteyiz.

Türkiye’nin yarı sömürge ilişkilerini derinleştiren bu durum, Türkiye’nin kendi içinde yaşayacağı sosyo-ekonomik krizlerin büyümesine katkı sağlayacağı da bu nedenle bir kez daha hatırlanmaktadır. Yarı sömürge ekonomi- politiği derinleşen Türkiye’nin gün geçtikçe anti-demokratik yönetim anlayışlarına bağlı kalması bu yüzden kaçınılmaz olacaktır. ABD ve AB emperyalizminin içeriğinin genişletilmesi için yeni fırsatlar sunan Azerbaycan ve Ermenistan savaşı, dünya genelinde ezilen halklara yansıyacağı gibi, başat olarak Azerbaycan ve Ermenistan halklarını hedef almaktadır.

Tarihsel olarak Ermenistan’a, siyasi olarak Azerbaycan’a bağlı olan Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin, Ermenistan’a bağlı olma kararını Azeri insanlarının boykot etmesi sonucu; 1992 yılında bağımsızlık kararıyla Dağlık Karabağ’ın özerk bir statüye kavuşması, yıllardır her iki halkın kendi burjuvazisi tarafından çatışmaların yaşatılmasına ve masum insanların ölmesine neden olmaktadır.

Düşmanını içinde barındıran Azerbaycan-Ermenistan savaşının müsebbipleri olan her iki devletin sermaye sınıfları, Azerbaycan ve Ermeni halkını milliyetçi- şoven politikalarla besleyen savaş suçluların kendileridir.

Bu konuda özellikle silah tüccarı olarak bilinen Rusya’nın savaş rantı, Rus devletinin bu savaştan nasıl ve ne kadar nemalandığını bizlere açıklamaktadır. Emperyalistlerin ve komprador kapitalistlerin her iki ülke içinde milliyetçiliği kışkırtarak, Azerbaycan ve Ermenistan emekçilerini ölümle yüz yüze getirmeleri, dünya kamuoyunun ve her iki ülkenin halkı tarafından sınıfsal bilinçle düşünülmesi gereken bir meseledir.

Türkiye’nin bu savaş anında Azerbaycan’ın yanında olduğunu vurgulaması ve Azerbaycan kompradorlarıyla birlikte şovenizmi desteklemesi, Türkiye’nin yıllardır kendi halkını ezdiği Turancılık ideolojisidir. Türk devletinin Kafkasya’dan Ortadoğu’ya, Doğu Akdeniz’den Kuzey Afrika’ya kadar konumlanışı, ABD emperyalizminin siyasi çıkarlarının bölgesel gücü olma amaçlıdır.

Ki, 25 Şubat 2020’de Bakü’de, Erdoğan ve İlham Aliyev’in katılımıyla Türkiye-Azerbaycan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği 8’inci toplantısının gerçekleştirilmesi ve toplantıda, askeri ve mali güvenlik amaçlarının imzalanması, Azerbaycan-Ermenistan savaşında Türkiye’nin nasıl konumlanışı benimsediğini izah etmektedir.

Siyasetin şiddet araçlarıyla sürdürülmesi olan savaşların dünyada gün geçtikçe bir ihtiyaç haline gelmesi, emperyalist güçlerin doymak bilmez hakimiyet hırslarını göstermektedir.

Halkların uluslara bölünmesi ve ulusların kendi içinde ulusal marjinalliği doğurması; emperyalistler ve kompradorlar arasındaki ilişkileri büyüten ve bu ilişkilerin halklarla neticelenen savaşların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Emperyalizminin zaman ilerledikçe kendi krizlerini yaşaması olan savaş ve talan politikaları sadece insanca yaşamak isteyen halkların kıyameti olmaya devam etmektedir.

Şu an yaşanılan Azerbaycan-Ermenistan savaşıda emperyalist güçlerin pandemi salgınına rağmen durmak bilmez yeni dünya politikalarının bir parçasıdır. Pandemi salgınıyla birlikte mali karlar sağlayan emperyalistlerin, bölgesel savaşları tekrar alevlendirerek dünya emekçilerinin ve Azerbaycan- Ermenistan emekçilerinin algısını değiştirerek paylaşım savaşlarında bulunmaları, sınıfsal sorunların şiddetlenmesine yol açan yaşam krizlerini derinleştirmektedir.

Sınıfsal savaşların modern dünyamızda bilhassa milliyetçilikle ve bölgesel hakimiyetle artması, dünya işçi sınıfının gelecek tasavvurlarını köreltmekte ve işçi sınıfını yeterince örgütlenemedikleri için çaresiz bırakmaktadır.

Politik hedeflerin amaçsallaştığı, savaşların ise araçsallaştığı dünyamızda, halkların huzur içinde yaşaması neredeyse ütopikleşmektedir. Tüm bu acı gerçeklerimizin emperyalistlerin paylaşamadığı dünya olması, ezilen halkları yersiz ve yurtsuz bırakan neticeler doğurmaktadır. Bu yüzden ezilen halkların örgütlenmesi, dünyanın her tarafının yerimiz- yurdumuz olması açısından önemi paha biçilmezdir.

Mao Zedong’un ifade ettiği gibi:” Emperyalizmin kağıttan bir kaplan olması” sözünün gerçekliği, tarihten bugünümüze, halkların kurtuluşu adına defalarca doğruluğunu ispatlamış devrimlerde saklıdır. Bunun yanında Dağlık Karabağ’ında devrimci bir çözümü olduğu ve bu çözümünde ancak ve ancak Dağlık Karabağ’ın kendi kaderini tayin etmesine bağlı olduğu kabullenilmelidir. Bunun için Azerbaycan-Ermenistan halkları olarak ve dünya ezilen emekçi sınıfı olarak, devrimci mücadelede birleşmemiz bizi kurtaracak yegane gücümüzdür.

Özgür Gelecek

scroll to top