Home , Avrupa , Ulm‘de “Avrupa’da Yükselen Irkçılığın Kadınlar üzerine Yansımaları“ konulu Panel

Ulm‘de “Avrupa’da Yükselen Irkçılığın Kadınlar üzerine Yansımaları“ konulu Panel

ULM | 01.12.2019 | Ulm‘de “Avrupa’da Yükselen Irkçılığın Kadınlar üzerine  Yansımaları“ konulu Panel gerçekleştirildi.

Yeni Kadın’ın politik perspektifi doğrultusunda „Avrupa’da Yükselen Irkçılığın Kadınlar üzerine  Yansımaları“ konulu Panel Ulm’de gerçekleştirildi. Panel, Babası  üst düzey bir Nazi subayı olan  8 Yaşındaki bir çocuğun gözünden, Hitler Almanya‘sının sorgulandığı „Çizgili Pijamalı Çocuk“ filminin gösterimiyle başladı. Yönetmenliğini ve senaristliğini Mark Herman‘ın yaptığı, John Boyne’nin kitabından beyaz perdeye uyarlanan film, izleyenlere duygusal anlar yaşattı.

Yeni Kadın temsilcisi, Irkçılığın kadınlar üzerindeki etkilerinin tarihsel arka planını özellikle Hitler Almanyası ve Mussolini İtalyası üzerinden örnekler vererek açıkladı. Hitler’in propaganda kitabı  Kavgam’da kadınlar üzerine yazılanlar:“…bir milletin en değerli malının ‘çocuk’ olduğunu kabul ve ilân etmelidir. Yalnız, sağlam olanların çocuk yetiştirmelerini sağlamalıdır… Aynı zamanda devlet, sağlam bir kadının çok evlât yetiştirmek gibi Tanrı’nın bir lütfu olan kabiliyetinin, hükümet sisteminin mali siyasetiyle tehdit edilmemesine dikkat etmekle görevlidir. Devlet, çok evlât yetiştiren ailelerin teşekkülüne imkân hazırlayacak sosyal şartlara karşı gösterilmekte olan tembel tutuma ve lâkaytlığa son vermelidir…Dünyaya Yahudi dölü olmayan sağlıklı çocuklar getirmek ise, kadınların devletin gözetim ve desteğinde gerçekleştirmeleri gereken aslî görevidir:…Kız eğitiminin tek gayesinin, kızı, geleceğin annesi olarak hazırlamaktan ibaret olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır.” Hitler’in hocası olan Mussolini ise şöyle diyor: “Kadın boyun eğmelidir… Onun devlet içindeki rolüne dair fikrim, her türlü feminizmle zıttır. Doğal olarak onun köle olmasını savunmuyorum, ama ona oy hakkı tanıyacak olsam, benimle alay edilir. Devletimizde onun herhangi bir konumu olmamalı…Faşist İtalya’da İtalyan kadınlarının yapabileceği en faşist şey, çok sayıda çocuk yetiştirmektir.”

“Bir kadın çalışmakla düşüş hâlindeki bir aileyi, hatta kendini kurtarabilir; ancak genelde bakıldığında, çalışması siyasal ve ahlâksal bozulmanın kaynağıdır. Bir avuç kişinin kurtulması, büyük çoğunluğun kanı pahasına olur.” (de Graz ia, 1992: 168) “Kadın boyun eğmelidir… Onun devlet içindeki rolüne dair fikrim, her türlü feminizmle zıttır. Doğal olarak onun köle olmasını savunmuyorum, ama ona oy hakkı tanıyacak olsam, benimle alay edilir. Devletimizde onun herhangi bir konumu olmamalı…”

“Faşist İtalya’da İtalyan kadınlarının yapabileceği en faşist şey, çok sayıda çocuk yetiştirmektir.”

“Bir kadın çalışmakla düşüş hâlindeki bir aileyi, hatta kendini kurtarabilir; ancak genelde bakıldığında, çalışması siyasal ve ahlâksal bozulmanın kaynağıdır. Bir avuç kişinin kurtulması, büyük çoğunluğun kanı pahasına olur.” (de Graz ia, 1992: 168) “Kadından, bırakın bir tapınağı, bir kulübe inşa etmesini isteyin, beceremeyecektir.” (de Grazia, 1992:195-Sibel Özbudun)

Günümüzde ise bu geleneğin takipçisi AfD’dir.  6 yıl gibi kısa bir sürede Almanya’da 16 eyalette parlamentoya giren, AB Parlamentosuna 7 milletvekili sokan AfD’nin de programında kadınlar için benzer talepler bulunmaktadır. Kadını sadece aileye ilişik bir unsur olarak tanımlamaktadır aynı AKP gibi. Ancak bu kadın düşmanlığını,  İslam ve göçmen karşıtı politikalarla örtmeye ve kendi parti programını Sosyalist bir Parti programı ile değilde büyük bir ikiyüzlülükle ISIS’le karşılaştırarak Alman kadınları için ne kadar ilerici olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadır.

Nasıl 1929 bunalımı Hitler,Mussolini ve Franko’yu gibi faşistleri yaratmışsa günümüzde de 2008 krizi bütün ulus devletlerin başına İtalya’da Salvini, Brezilya’da Bolsanaro, Macaristan‘da Viktor Orban, Türkiye’de Tayip Erdoğan gibi ırkçı-gerici-hırsız-yiyici-emek hırsızı-kadın düşmanı hükümetleri getirmiştir. Kadına yönelik ayrımcılığa karşı CEDAW, İstanbul Sözleşmesi v.b gibi uluslararası anlaşmalarda kuru imzaları bulunan bu Cumhuriyetlerin „hukuk devletlerinin“, Kadın bedeni üzerinde, devletin yasama, yürütme ve yargı organları aracılığı ile oluşturduğu baskı, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde hiç bir etkisi olmadığı gibi tam tersine kadın cinayetlerinin artmasına neden olmuştur. Medeni Avrupa’da Almanya’da her üç günde bir kadın katledilmektedir. Kadın cinayetlerinde Fransa Avrupa’da birinci sırada yer almaktadır.Kadın bilincinin ve direnişinin artmasıyla bu rakamlar her yıl artmaktadır.

Tarihden öğrenen faşistler, büyük ayaklanmalara hazırlanıyorlar. Bunların artık sürdürülemez duruma gelmiş neo-liberal politikalarına karşı ayaklanan halkların ön saflarında sokaklarda.. dağlarda.. kadınlar yerlerini almıştır. Şili’de olduğu gibi. Ölümünü videodan naklen izlediğimiz sokak sanatçısı Daniele Carreras, bunları çekinmeden yazan Şilili gazeteci Albertina Martinez Burgos, Kolombiya’da Tatiana Paola Posso Espitia, Suriye’nin geleceği partisi başkanı Hevrin Xelef  Rojava’da Ceren Güneş, Aynur Ada gibi mücadeleci kadınlar bunun bedelini canları pahasına ödemekten çekinmemişlerdir. Kadın örgütleri bir çok platformda ortak noktalarını öne çıkararak birlikte çalışmaktadır. Örneğin her iki yılda bir düzenlenen ve bu yıl Erfurt’da  12. Yapılan “Kadınlar İçin Politik Öneriler Konferansı’nda Almanya’daki ırkçı yükselişe karşı on kadın örgütü ortak bir deklarasyon yayınladı. “Kim geçmişe dönmek isterse, önce biz kadınları geçmek zorunda” dediler. Kadınlar 2022 dünya çapında yapılacak Kadın Grevine hazırlanıyorlar. Mücadele bütün hızıyla heryerde sürüyor.

Panel, günlük yaşamda karşılaştığımız ırkçı deneyimlerin paylaşılması ile devam etti. Özellikle gençler bu konuda okullarda yaşadıklarını ve ordunun okullarda askerliğe özendirmek için nasıl reklam yaptığını anlattılar.

Irkçılığa karşı kendi cephemizden kadınların yapması gereken en önemli şeyin, bize yapılan ırkçı saldırılara karşı ortak tavır almak ve bunları paylaşarak dayanışmayı örmek olduğu konusunda ortaklaşıldı. Bunun da kadının hem görünen hem de görünmeyen emeği içinde çalışıp buralardaki dinamizmi örgütlülüğe taşıyan, faşizmi ciddiye alan bir yaklaşımla ve disiplinle Yeni Kadın örgütlenmesini güçlendirip kitleselleştirerek  yapılabileceği vurgulandı.

“Faşizmin Postalları Özgür Kadın Ruhunun Direncinde Yokolmaya Mahkumdur!“

 

scroll to top