Home , Köşe Yazıları , Kazanan da kaybeden de “sol” oldu – Hüseyin Şenol

Kazanan da kaybeden de “sol” oldu – Hüseyin Şenol

Almanya’nın “süper seçim yılı” sona erdi. Dün gerçekleştirilen Genel Seçimler ve Berlin ile Mecklenburg‑Vorpommern Eyalet Seçimleriyle Birlikte süper seçim yılı sonra erdi. Bir genel, 6 eyalet ve diğer yerel seçim ile halk oylamalarıyla gerçekten de süperin ötesinde bir seçim yılı yaşadık. Koalisyon görüşmeleriyle birlikte seçim atmosferini en az yıl sonuna kadar yaşamaya devam edeceğiz.

Seçimlerin galibi genelde de yerelde de Sosyal Demokrat Parti (SPD) oldu. Hristiyan Birlik Partilerine (CDU/CSU), seçimlerde ağır yenilgi alan, genel seçimde büyük oranda kaybeden ve “iktidardan da oldu” gözüyle bakılıyor.

Dünkü iki eyaletteki yerel seçimlerin ve özellikle de genel seçimlerin en büyük kaybedenleri Hristiyan birlik partileri, liberaller, faşistler ve sosyalistler oldu. Faşist parti Almanya için Alternatif (AfD) genelde yüzde 20 gibi ve aslında fazla olmasa da yerelde çok oy kaybetti. Ama şunu da görmek gerekiyor, faşist AfD iki haneli oy oranıyla ikinci kez federal parlamentoda yerini aldı. Sol Parti (Die Linke) genelin de yerelin de en çok kaybedeni oldu.

Tüm hataları ve katılmadığım yanlarıyla birlikte sosyalist yelpaze içerisinde gördüğüm Sol Parti, tahminlerim oranında oy aldı. Barajı bile aşacağından kuşku duyduğumu çok kereler dillendirerek, endişe duyduğumu açıklamıştım. Şunu hemen belirteyim, Sol Parti yaptığı hatalardan çok, ağır saldırıya maruz kalmasının sonucunu yaşadı. Özellikle de CDU/CSU ve FDP, “Almanya’nın sola kaymasını engelleyelim” söylemiyle, sürekli sosyalizm düşmanlığı yaparak, kitleler üzerinde korku atmosferi yaratmaya çalıştı. Avazı çıktığı kadar “Kırmızı-Yeşil-Kızıl iktidarını kuracaklar” sloganını yoğun bir kampanya şeklinde sürdürdü, muhafazakarı, liberali, faşisti tüm sağ partiler. Sol Parti bu saldırının kurbanı olurken, oyları SPD ve Yeşillere gitti. Aslında bu durumda “düşman” kendi kazdığı kuyuya düştü: Sol oyları alamasaydı SPD birinci parti olamayacak, Yeşiller de bu oranda oy alamayacaktı. Bu da CDU/CSU’nun kıl payı ikinci duruma düşmesini beraberinde getirdi.

“Kırmızı-Yeşil-Kızıl” bir iktidar da aslında hiç uzak değildi. Kitleler üzerinde korku salan burjuvazi, aslında kendisi de çok iyi biliyor ki, bir çok eyalet ve şehirde bu tür birliktelikler oldu ve hala olan bölgeler mevcut. Yıllar öncesi de bugün Sol Partiye saldıranlar, benzeri şekilde Yeşiller’e de saldırıyordu.

Araştırmalara göre Sol Parti’nin 640 bin civarındaki oyu SPD’ye, 480 bini Yeşiller’e, 320 bini seçime gitmeyenlere, 90 bini AfD’ye ve 20 bini ise CDU/CSU’ya gitti. Burada da SPD ve Yeşiller’e, yani “burjuvazinin sol kanadına” giden sosyalistlerin seçmeninin yüksekliğini net olarak görmek mümkün. Kayıp hemen hemen yarı yarıya maalesef.

Tüm eksikliğe ve özellikle de ittifaklar konusuna yaklaşımını hatalı da bulsam, özellikle de NATO’nun dağıtılması ve Avrupa Birliği (AB) konusundaki yaklaşımıyla Sol Parti doğru bir propaganda yaptı.

Alman sosyalist partilerinden Almanya Marksist-Leninist Partisi (MLPD) ve Enternasyonal Liste (InterBündnis)’in yoğun tempolu seçim çalışmaları övgüyü hak ediyor. Tüm Almanya da sınırlı olanaklarıyla, Alman, Türkiyeli ve diğer uluslardan milletvekili adayları ve aktivistleri seçimler için gece-gündüz aktif bir çalışma yürüterek, sosyalizmin propagandasını yaptılar. Ama önümüzdeki dönemde, sol sosyalist yelpazede gördüğüm Sol Parti, MLPD, DKP gibi oluşumlar “sol” ittifakın olanaklarını aramalı ve bu yönde büyük çaba harcamalıdırlar.

Evet sonuçta, sosyalistler kaybetti ama yenilmedi.

Sürpriz olmayan sonuçlar şöyle

Basından takip ediyoruz: Katılımın yüzde 76,6’yla bir önceki seçimden daha fazla olduğu Almanya’daki genel seçimlerden Sosyal Demokrat Parti birinci çıkarak oyların yüzde 25,7’sini aldı.

20. Dönem Federal Meclisin oluşması için yapılan genel seçimlerin sonuçları artık netleşti Maliye Bakanı Olaf Scholz’u başbakan adayı gösteren SPD genel seçimlerde oyların yüzde 25,7’sini aldı. 2017 seçimlerine göre oyunu 5,2 puan artıran SPD, 2002’den sonra ilk kez sandıktan birinci parti çıktı.

Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Armin Laschet’i başbakan adayı gösteren Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partileri ise yüzde 24,1’lik oy oranıyla ikinci sırada yer aldı.

CDU ve Bavyera eyaletinde teşkilatlanmış kardeş parti konumundaki Hristiyan Sosyal Birlik Partisi’nden (CSU) oluşan CDU/CSU’nun oy oranı 2017’deki seçimlere göre 8,9 puan azaldı.

CDU/CSU, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan genel seçimlerde en düşük oy oranını almış oldu.

Yeşiller Partisi oy oranını 4 yıl önceki seçimlere göre 5,8 puan arttırarak 14,8 ile üçüncü olurken oy oranını 0,7 puan yükselten Hür Demokrat Parti (FDP) yüzde 11,5 ile dördüncü sırada yer aldı. Yeşiller Partisi, şimdiye kadarki genel seçimlerde en yüksek oy oranını yakaladı.

Göçmen ve İslam karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) partisi ise 2017’ye göre oy oranında 2,3 puan düşüş yaşayarak 10,3 ile beşinci parti oldu.

Sol Parti de bir önceki seçimlere göre 4,3 puan oy kaybederek 4,9 ile altıncı parti çıktı.

Yüzde 5’lik seçim barajını geçememesine rağmen en az 3 bölgeden milletvekili çıkaran Sol Parti Alman Seçim Yasası’na göre elde ettiği oy oranında milletvekili kazandı ve gelecek yasama döneminde mecliste grup olarak temsil edilecek.

Geçici resmi sonuçlara göre meclisteki milletvekili dağılımı şu şekilde oldu: SPD 206, CDU/CSU 196, Yeşiller 118, FDP 92, AfD 83, Sol Parti 39.

Ayrıca Danimarkalı azınlığın kurduğu ve özel düzenlemeyle seçim barajından muaf tutulan Güney Schleswig Seçmen Birliği (SSW) de 1 milletvekili ile mecliste yer alacak. (Kaynak: Federal Seçim Kurulu ile Almanya ve Türkiye Basını)

Koalisyonun renkleri ne olur?

Son anda değişiklik olmazsa, ilk koalisyon görüşmelerinin SPD, Yeşiller ve liberal Hür Demokrat Parti (FDP) arasında başlaması bekleniyor. Hatta, bu kez elini çabuk tutmak isteyen ve kesinlikle iktidarda yer almak isteyen FDP, hemen ilk etapta Yeşillerle görüşmek istediğini dün geceden ilan etti. Bir önceki, 2017 seçimlerinde üçlü koalisyon görüşmelerinin kesilmesinin sorumsusu FDP olmuştu. FDP’nin ikinci bir kez bu duruma düşme lüksünün bulunmadığı kesin.

Belirttiğim gibi, ilk etapta “lamba modeli” (Kırmızı+Sarı+Yeşil) de denen SPD, FDP ve Yeşiller arasına koalisyon görüşmeleri sürecek. Son anda ne olacağı belli olmasa da hala CDU/CSU, Yeşiller ve FDP arasında da adına “Jamaika modeli” (Siyah+Yeşil+Sarı) denen durum da ortaya çıkabilir. Birlik partilerinin adayı Armin Laschet de hükümeti kurma görevini üstlenmeye talip olduğunu açıkladı.

1969 yılından 1998 yılına kadar FDP aralıksız hükümet ortağı oldu. 1982 yılına kadar sosyal demokratlar ve devamında da Hristiyan birlik partileri ile iki koalisyonlarda hükümete ortak oldu. 1998’den 2005 yılına kadar SPD ile Yeşiller koalisyonu hükümeti iktidardaydı. 2005-2009 döneminde CDU/CSU ile SPD’nin içinde yer aldığı siyah-kırmızı da denen büyük koalisyon hükümeti kurulurken, 2009-2013 yılları arasında da CDU/CSU-FDP koalisyonu iktidarda kaldı. 2013 yılından beri de CDU/CSU-SPD büyük koalisyonu yine iktidara ortak oldu. Dünkü seçimlerle birlikte, 16 yıldır başbakan olan Angela Merkel dönemi de sona ermiş oldu. Merkel, önce parti başkanlığını bırakmış, sonra da bir daha aday olmayacağını çok önceden ilan etmişti.

Hristiyan birlik partileri muhalefete düştüğü durumda, ki büyük olasılıkla öyle görünüyor; ırkçı, ayrımcı, göçmen ve mülteci düşmanı yönü daha da fazla ortaya çıkacak. “Burjuvazinin sağı” muhafazakar Hristiyan Birlik Partileri, faşist seçmenin ve kararsızların oylarını çekebilmek için canla başla çalışacak.

Türkiyeli adaylar ve çalışmaları da dahil olmak üzere, seçimin ana konularını oluşturan iklim, mülteci, emeklilik, asgari ücret ve genel olarak sosyal adalet gibi sorunlar çok tartışılacak. Bu seçimler üzerine daha çok konuşacak, yorumlarda bulunacağız kuşkusuz. Gerçekten de “süper bir seçim yılı yaşadık” ve etkilerini yaşamaya devam edeceğiz. Sosyalistlerin muhalefeti de, burjuvazinin sosyal demokratı ve yeşili ile sağ liberallerinin nasıl bir anlaşmaya gidecekleri, nasıl bir hükümet programı oluşturacaklarını hep birlikte izleyeceğiz. Tabii ki görüşmelerin “başarısız” sonuçlanıp, farklı koalisyon oluşumu kurma çalışmalarını görme ihtimalini de unutmamak gerekiyor.

Burjuvazinin sol kanadı kazanırken, sosyalist sol kaybetti. Tüm bu sonuca rağmen gelecek sosyalizmdir.

Evet sosyalistler kaybetti ama yenilmedi.

scroll to top