Home , Köşe Yazıları , ‘İdeolojisi olmayan savaş’ mı? – Murat Çakır

‘İdeolojisi olmayan savaş’ mı? – Murat Çakır

Genelde dünya çapındaki, özelde ise bölgedeki gelişmeleri tarihsel maddecilik temelinde açıklamaya çalışan analizler çeşitli itirazlarla karşılaşıyorlar. Bu itirazları “günümüz dünyasını marksist jargonla açıklamak mümkün değil” cümlesiyle özetleyebiliriz. Bizce liberal bir okumadan ibaret olan bu yaklaşım Kürdistanlı aktivistler arasında da yaygın. Ancak “marksist jargon” olmayan analizlere baktığımızda, kültüralist açıklama çabalarının yanı sıra, bunların da “toplumsal sınıflar” veya “sermaye” gibi terimlere başvurmak zorunda olduklarını görmekteyiz.

Geçenlerde Duisburg’da gerçekleştirilen “Savaş, Göç ve Irkçılık” başlıklı panelde tarihçi Erdoğan Aydın benzer bir yaklaşım sergilemiş ve konuşmasını “klasik önderlerin dün söylediklerinden ziyade, birleştirici ve yeni bir dil kullanmak gerekir” mealinde sözlerle bitirmişti. Panel bittiğinden yanıt verememiştik, yazıyla yanıt verelim derken, gazetemizde köşe paylaştığımız arkadaşımız Aykan Sever’in yazısında “postmodern savaş geçmişten farklı olarak ideolojisiz bir savaştır” tespitini okuduk.

O nedenle birleştirerek soralım: Sahiden “ideolojisi olmayan” bir Dünya Paylaşım Savaşını mı yaşıyoruz? Ve sahiden bu durumda “yeni bir dil” mi icat etmemiz gerekiyor? Komünistlerin ve sosyalistlerin yanıtı açık: “Hayır!” Çünkü, birincisi, ideolojisiz bir savaş tarih boyunca olmamıştır. Günümüz savaşlarının ideolojisi, burjuva ideolojisidir; savaşlar, dün olduğu gibi bugün de, egemen sınıfların çıkarlarını kollamak, yeni pazarlar fethetmek, egemenliklerini sürdürülebilir kılmak için yürütülmektedir. Çünkü, aksi kanıtlanamadığı gibi, “bugüne kadarki toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir”.

İkincisi, “yeni” bir söylem veya dil kullanılması, ne tarihsel koşulları, ne de maddi koşulları değiştirmektedir. Eğer günümüz dünyasında ezen ve ezilenlerin, sömüren ve sömürülenlerin varlığının, doğanın kâr hırsı nedeniyle talan edilmekte oluşunun, insanların ten rengi, cinsleri, dinleri, kökenleri veya cinsel eğilimleri nedeniyle ırkçılık ve ayrımcılık mağduru olduklarının aksini kanıtlayamıyorsanız, o zaman kapitalizm ve emperyalizm gerçeğinden bahsetmek zorundasınız. Ve eğer savaşsız, sömürüsüz, ayrımcılığın olmadığı bir dünya istiyorsanız, o zaman elbette mümkün olan “başka dünyanın” ne olduğunu söylemelisiniz.

Komünistler bu “başka dünyanın” ancak sosyalizmin güneşli dünyası olabileceğini söylüyorlar. Bunun için verili koşulları devrimle aşmak istediklerini de gizlemiyorlar. 150 yılı aşkın bir süredir bunu yapıyorlar, ama söyledikleri hala “yeni” olandır. Eski olan kapitalizmdir, burjuva ideolojisidir. “Yeni dil” denilen ise günümüzün tüm sorunlarının en temel kaynağı olan koşulları alaşağı etmek gerektiğini söylemediği müddetçe, eskinin tekrarı, egemen sınıf ideolojisini yeniden üretilmesinden başka bir şey değildir.

Peki, “marksist jargon” bugün ve burada çözümü yarına mı ertelemektedir? Hayır, tam aksine, kategorik olarak yarını inşa eden her adımı bugün ve burada atmak, olanaklı olan en geniş ittifakları kurmak, ortak çıkarlar için ortak mücadeleyi örmek zorunluluğunu dayatmaktadır. Çünkü insanlığın geleceğini güvence altına alacak olan yeni toplum eskisinin kucağında yeşerecektir. Asıl “yeni” olan, bunu söyleme ve gereğini yerine getirme iradesini göstermektir.