Anasayfa , Dosya , Dosya Haber | Avrupa’da Gelişen Sınır Dışı Furyası

Dosya Haber | Avrupa’da Gelişen Sınır Dışı Furyası

Haber Merkezi |05.12.2018| Avrupa, 2015 yılında patlak veren mülteci dramı ile sarsıldı. Kitleler halinde Türkiye ve Afrika üzerinden Avrupa topraklarına akan binlerce insan Avrupa’da süreç içinde insan hakları üzerine yoğun tartışmaları ve politikaları beraberinde getirdi. Akdeniz ve Ege’de binlerce insanın hayatına mal olan ve özellikle Balkan ülkelerinde insanlık dışı uygulamalara maruz kalan mülteciler, 2015 yılında Avusturya başta olmak üzere Batı Avrupa topraklarına ulaşırken kimileri ırkçı ve faşistlerin saldırısına uğradı, kimileri geri gönderildi, kimileri Balkan ülkelerinde ki insanlık dışı muamelelerle baş başa kaldı. Uzun süre Avrupa Birliği içinde Dublin antlaşması başta olmak üzere birçok çözüm üzerinde “tartışmalar” yaşanırken, her ülkenin belli sayıda mülteci alma tartışması nihai çözümü getirmiş görünmüyor. Demokratik ve ilerici kurum ve bireylerin yoğun pratikleri sayesinde başlatılan “hoş geldin” kültürü ardından mültecilerin kısmide olsa Avrupa coğrafyasında kalabilmeleri mümkün olabildi. Avrupa Birliği ülkelerine gelen mültecilerin büyük çoğunluğunu Suriye, Irak ve Afganistan vatandaşları oluşturuyor.

Eurostat verilerine göre 2017 yılında iltica başvurularında bir gerileme yaşanırken, 28 ülkede yapılan başvuruların %64,3’ü nihai olarak reddedilmiş. Ancak bu verilerde Macaristan ve Portekiz yer almıyor. İrlanda en fazla mülteci statüsü tanıyan ülke olurken Estonya, Slovenya ve Slovakya ise 2017 yılında karara bağladığı tüm iltica başvurularını nihai olarak reddetmiş bulunuyor. Almanya 2017 yılında %60’a varan oranda iltica başvurusunu nihai olarak ret ile sonuçlandırmış durumda.

Almanya’da mülteciler en can yakıcı sorun haline getirilmek isteniyor

Foto: Silas Stein//dpa

Mültecilerin en yoğun olarak ulaşmak istedikleri ülkelerin başında Almanya geliyor. Mülteci hakları için mücadele eden ProAsyl örgütü verilerine göre 2017 yılında 198 bin iltica başvurusunda bulunuldu. Bu rakam 2016 (280 bin yeni başvuru) ve 2015 (890 bin yeni başvuru) yılı verilerine göre oldukça düşük bir rakam. Federal Göçmenlik ve Mültecilik Dairesi (BAMF) daha önce başvuru yapmış mültecilerin sığınma başvurularını seri bir şekilde ele alıyor, büyük oranda redddeyor ve bu durum demokratik kuruluşların tepkisine neden oluyor. Başvuru ve inceleme kalitesinin düşük olmasında yüksek oranda incelenmesi gereken dosyanın birikmesi ve bunun yanı sıra siyasi arenanın (başta hükümet ortağı Hıristiyan Birlik Partileri CDU/CSU ve ırkçı Almanya için Alternatif Partisi AfD olmak üzere) BAMF üzerinde ki baskısı önemli faktör olarak sunuluyor. Sığınma talebinin kabul edildiği oran 2016 yılında %62 olurken, 2017 yılında bu oran %43’e gerilemiş durumda. Yanı sıra BAMF’te yaşanan skandalların araştırılması adı altında iltica hakkını almış mültecilerin bu hakkının geri alınması gündeme getiriliyor ve mülteciler üzerinde büyük bir baskı oluşturuluyor.

Afganistan’a yapılan sınır dışılar yoğun tepki çekti

2018 yılı Eylül ayı ortalarında Afganistan’a yapılan sınır dışılar, mülteci politikasında Alman Devleti’nin insan haklarını hiçe saydığını dile getiren demokratik ve ilerici kurumlar, sürecin bununla kalmayacağı ve Almanya’nın Avrupa toprakları dışında “toplama kampları” modelinde mülteci kampları yapma amacı taşıdığını belirtiyorlar. 16 kez Afgan mülteci Afganistan’a gönderildi ve toplamda bu sayı 20 Afgan mültecinin gönderildiği Eylül 2018 tarihine kadar 349 olarak açıklandı. 69 Afgan mültecinin gönderilme aşamasında Kabul havaalanında bir Afgan mülteci ise intihar etmişti.

Afganistan’da gerici Taliban örgütü ile yapılan savaş genişleyerek devam ederken, savaşın daha fazla boyutlandığı ülkede güvenlik önemli oranda sağlanmış değil. Eylül ayında 4 kentte yapılan saldırılarda Hükümet’e bağlı 60 polis ve asker yaşamını yitirmişti.

Mainz’de hamile bir mülteci kadın sınır dışı etme girişimi

Sınır dışıların geldiği boyut açısından Almanya’nın Mainz kentinde yaşanan gelişme dikkat çekici. Hamile bir mültecinin gece yarısı hastaneden alınıp sınır dışı edilme girişimi skandal olarak yorumlanıyor. Rheinland Pfalz eyaletinin sınır dışı girişimi hastane çalışanlarının ve Hannover havaalanı ekipmanlarının direnişi ile karşılaştı ve İranlı hamile kadın hastanede tedavi edilmeye devam edildi. Dublin antlaşmasına göre Hırvatistan’a sürgün edilmesi beklenen 29 yaşındaki mülteci kadının bir yaşında oğlu var. Hastane çalışanları ise hastane yönetimine ciddi eleştiriler sunarak hamile kadının sınır dışı edilmesine onay verilmesini protesto ettiler.

Haziran ayında sınır dışı edilme kararı verilen İranlı kadının eşi ise mülteci kampında tutuluyor. Alman devletinin hamile bir kadının sınır dışı etme çabası şimdilik sonuç vermedi.

Mağrip ülkelerine sınır dışılar artarak devam ediyor

Almanya’dan mültecilerin Fas, Cezayir ve Tunus’a sınır dışı oranında bir yükseliş söz konusu. 2015 yılında 57 sınır dışının yapıldığı Cezayir’e 2018 yılının Ağustos sonuna kadar 400 mülteci gönderildi. 2017 yılında ise toplamda 504 mültecinin bu ülkeye sınır dışı edildiği olarak ana akım medyada yayınlandı.

Tunus’a yapılan sınır dışılarda da önemli artış yaşandı. 2015 yılında 17 olan sınır dışı sayısı, 2017 yılında 251 ve 2018 yılının ilk sekiz ayı itibariyle bu rakam 231 oldu. Mağrip ülkeleri arasında en fazla mülteciyi Almanya’dan kabul eden ülke Fas oldu. 2015 yılında 65 olan sınır dışı oranı 2017 yılında 634, 2018 yılında ise ilk sekiz ayda 476 mülteci Fas’a geri gönderildi. Alman devletinin Fas ile olan müzakerelerinde daha atak davranmasının arkasında Fas kökenli göçmen sayısının Almanya’da daha fazla olmasına dikkat çekiliyor.

Mağrip ülkelerinin ve Gürcistan’ın “güvenli ülkeler” listesine alınması noktasında iktidar partileri tarafından yapılan yasa önerisi Federal Konsey’de Sol Parti ve Yeşillerin vetosuna takıldı. Ancak buna rağmen sınır dışıların artarak sürmesi demokratik kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanıyor. Almanya ayını zamanda “terörle mücadele” adı altında kişilerin biyometrik bilgilerinin aktarımı konusunda antlaşmalar yapmanın peşinde.

Norveç, Yurtsever kadın aktivist ve eski Gerilla’yı Türkiye’ye teslim etti

Gülizar Taşdemir, Norveç devletinin Türkiye ile yaptığı antlaşmalar çerçevesinde Temmuz 2018 tarihinde gizlice Türkiye’ye iade edilmesi büyük tepkilere neden oldu. Türkiye’de aranan, 27 yıl gerilla mücadelesinde yer almış ve mücadelesine Avrupa’da Kürt kurumlarında devam eden Taşdemir’in Türkiye’ye iade sonrasında baskılara tabi tutulduğu Avukatları aracılığı ile kamuoyuna duyuruldu. Sağlık sorunları Norveç devleti tarafından bilinmesine rağmen yapılan iadeyi kınayan demokratik kurumlar, en temel hak olan iltica hakkının Norveç tarafından ayaklar altına alındığını dile getirdiler.

İsviçre sınır dışı konusunda sert politika geliştiriyor

Dublin antlaşmasını en katı bir şekilde uygulamak isteyen ülkelerin başında İsviçre geliyor. Avrupa’ya gelen mültecileri, kayıt yaptırdıkları ilk “güvenli ülke”ye geri gönderen İsviçre 2015 yılında 3.500 mülteci İtalya’ya, 580 Almanya’ya ve 1000 mültecinin Macaristan’a iadesi konusunda başvuruda bulunmuş. Bu ülkelerden İtalya mülteci kabul kapasitesini büyük oranda aştığı, Macar devletinin ise mültecilere yönelik insanlık dışı uygulamaları ile gündemde olduğu basında sıkça vurgulanıyor.

3.200 Eritreli hakkında ilticalarının tekrar gözden geçirileceği kararı demokratik kurumlar nezdinde tepkilere neden oldu. Nisan 2018 tarihinde İsviçre göçmenlik ve mülteci dairesi tarafından atılan bu adım Eritre kökenli mültecilerin statülerini tartışmaya açtı. Eritre’nin mültecileri geri almama açıklaması sonrası mültecilerin sınır dışı edilmeleri şimdilik mümkün görülmüyor. Ancak başlatılan bu tartışma İsviçre’de başka mültecilerin sınır dışı edilmeleri üzerinden yürütülmeye devam ediyor.

İsviçre Havaalanı – “iltica kampı”

İsviçre havaalanı bugünlerde mülteciler için adeta “kabus“ kampına dönmüş durumda. Sınır dışı kararı verilenlerin bekletildikleri mekan durumunda. Son olarak Güney Afrika üzerinden İsviçre’ye gelen iki ailenin iltica talebi “3. güvenli ülke” Dublin kuralı gereği reddedildi. Bu ailelerin Güney Afrika’ya gönderilmesi durumunda haklarında endişe duyulacağını belirten dayanışma komitesi, ailelerin zorunlu olarak Kürdistan Federe Devleti üzerinden Güney Afrika’ya geçtiklerini, Türkiye’de haklarında aramaların olduğunu dile getirerek İsviçre devletinin iltica talebini kabul etmesi gerektiğini belirtiyorlar. Aileler adına duyarlılık çağrısı yapan Pelin Korkmaz (12) ve Dicle Kiyat (12) adlı çocukların sosyal medyada çağrıları devam ediyor.

Bir diğer örnek ise bir gazetecinin yaşadığı iltica deneyimi. Yaklaşık üç yıl önce gazetecilik faaliyetlerinden dolayı kesinleşmiş cezası olduğu için önce Rojava’ya göç eden gazeteci Mustafa Mamay, bir süre orada kaldıktan sonra, Güney Afrika üzerinden İsviçre’ye geçti. İsviçre’ye iltica talebinde bulunan Mamay’ın talebi, gelmiş olduğu Güney Afrika, “güvenli” olduğu gerekçesiyle reddedilmişti. Yoğun dayanışma eylemleri sayesinde Mustafa Mamay serbest bırakıldı. Aralarında Kultur Fabrik’in bulunduğu birçok kurumun mültecileri sahiplenme eylemleri ise devam ediyor.

Fransa’dan “düzensiz göçmen” avı

İçişleri Bakanı Christophe Castaner, sınır dışı edilen “düzensiz göçmen” sayısının bu yıl yüzde 20 arttığını dile getirdi. Farklı yollardan ülkeye giriş yapanların sınır dışı işlemlerini arttırdıklarını dile getiren Castaner 2017 yılında sınır dışılarda %14, 2018 yılında da %20 oranında artış yaşandığını vurguladı. Fransa’da sınır dışı pratikleri genel olarak zor ve fiziksel şiddet kullanılarak uygulanıyor. 14.816 göçmen 2017 yılında zor kullanılarak sınır dışı edildi.

Alman İçişleri Bakanı mülteci hakkına karşı canla başla çalışıyor

Baden Wüttenberg eyaletinde 2500 Gambiya kökenli mültecinin sınır dışı edilmek için bekletildiği belirtilen ve Stuttgart gazetesinde yer alan haberde Alman içişleri bakanı Horst Seehofer’in bu konudaki atak politikasına da yer veriyor. “Sorunu” çözmek istediğini belirten Seehofer, federal polisi devreye sokarak sınır dışıları hızlandırmak istiyor. Sorunun transport kapasitesinin yükseltilmesi ile çözeceğini belirten İçişleri bakanı Gambiya’ya olacak sınır dışılarda artış olacağını açıkladı ve sınır dışıların toplu bir şekilde ele alınmaya devam edileceğini belirtti.

Seehofer, mülteci hakları konusunda en sert politikanın uygulanmasını savunan politikacıların başında geliyor. Faşizmin adeta propagandasını yapan ırkçı parti Almanya için Alternatif (AfD) partisi ile aynı paralellikte bir politika izleyen Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU) parti Başkanı Seehofer, Bavyera Eyaleti sınırında yoğun güvenlik önlemleri almakla ve faşist politikasıyla bilinen Macar devlet başkanı Orban ile özel antlaşmalar yapmakla biliniyor. Bavyera eyaletinin mülteci politikasını en sert biçimde uygulamak isteyen eyalet. Kendisine özgü Polis birimi oluşturan Eyalet, yine Eyalet’e özgü Göçmenlik ve Mültecilik Makamı (“Bayern-BAMF”) oluşturarak en hızlı biçimde özellikle Dublı kuralı çerçevesinde mültecileri en hızlı biçimde sınır dışı etme planı güdüyor.

Alman Bakanı’nın Suriye politikası ise daha farklı. Suriye rejimi ile olan çelişkiler, mültecilerin sınır dışı edilmesine karşı ağırlık basıyor. Alman devleti, kriminal suça bulaşan mülteciler dahil hiç kimsenin Suriye’ye sınır dışı etmeyecek.

Alman polisinin ve özel güvenlik şirketlerinin iltica yurtlarında yaptıkları insanlık dışı uygulamalar da büyük tepki toplamıştı. Demokratik kamuoyunun bu politikalara tepki göstermesi sonrası bu politikada şimdilik dikkatli davranılıyor. Ellwangen iltica yurdunda iki göçmeni sınır dışı etmek için gelen polislerin arama yapılırken insanların haklarına saygı göstermeleri ve daha hukuka uygun bir şekilde davranmalarının yapılan protestoların etki gösterdiğinin de bir kanıtı olarak yorumlanıyor.

Almanya ve İtalya arasındaki mülteci krizi – “havaalanlarını kapatırız”

Bavyera Eyaleti’nin mültecileri Dublin antlaşması kapsamında İtalya’ya gönderme planı İtalya Hükümeti’nin direnişi ile karşılanıyor. İtalya İçişleri Bakanı Matteo Salvini’nin, “Berlin veya Brüksel’in mültecileri toplu uçuşlar biçiminde İtalya’ya kitlesel mülteci yığma planı varsa, bilinmelidir ki bunu gerçekleştirmek için herhangi bir uçağımızı kullanamazlar ve tüm limanları kapattığımız gibi havaalanlarımızı da kapatırız” şeklinde tehditler savurması gecikmedi. Ekim ayı ortalarında Münih’ten İtalya’ya gönderilmek istenen ve çoğunluğunu Nijeryalıların oluşturduğu mültecileri gönderme denemesi de başarısız kalmış oldu.

İtalya’ya geri gönderilmelere karşı tepki gösteren ProAsyl, mültecilerin İtalya’da sokaklarda yaşamaya mecbur bırakıldıklarını belirtiyor ve Avrupa çapında insan hakları orijinli bir mülteci politikasını geliştirilmesinin şart olduğunu belirtiyor.

Almanya, Avrupa Birliği içinde birçok konuda olduğu gibi mülteci meselesinde de önder rolünü oynuyor. Almanya’nın iç politikasında yaşanan tartışmalar da AB merkezli bir çözüm daha baskın çıkarken, Alman AfD, Fransa Ulusal Cephe, Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ve Hollanda Özgürlükler Partisi (PVV) gibi ırkçı partilerin mültecilerin dramını kriz diye sunarak gelişmeleri son iki yıla damgasını vurdu. Avrupa Birliği içinde yapılan tartışmaların henüz Dublin antlaşmasının atıl kalmasını engelleyemedi. 2017 yılında sadece %11 oranında mülteci Dublin antlaşmaları gereği ilk gelinen AB ülkesine mültecilerin gönderilmesini sağladı. Her ülkenin belli sayıda mülteci alma kararı ise büyük oranda uygulanamadı. Almanya’nın bire bir görüşüp anlaştığı Avusturya, Yunanistan, Macaristan vb. ülkelere geri göndermelerde büyük tepkilere neden oldu. AB’nin çözüm olarak sunduğu en büyük politika ise, faşist politikalarıyla gündem olan Türk devletine kapıcı rolünü vermek ve ne pahasına olursa olsun mültecilerin Avrupa sınırlarına gelmelerini engellemek oldu.

AB Komisyonu, Avrupa’ya gelmesini engelleyemediği mültecilerin de iltica hakkından mümkün mertebe faydalanmamasını sağlayan politikalar uyguluyor. Bu politika pratikte mültecilerin ülkeler arası geçişlerini zora sokmak, kaldıkları yerleşim yerlerindeki barınma olanaklarını kısmak ve aylarca iltica başvurusunun neticesini beklemek şeklinde cereyan ediyor. AB, 2019 yılı sonuna kadar 50 bin yerleşim alanını mültecileri için açacağını taahhüt etti. Ancak genel mülteci sayısı göz önüne alındığında bu rakam oldukça, ProAsyl kurumunun deyimiyle “utanç verici” olarak değerlendiriliyor.

40 yıla yakın serüven devam ediyor: Türkiyeli politik mülteciler

2018 yılı ilk altı ayında Türkiye’den yapılan iltica başvuru sayısı 4329, ilk başvuru oranı ise % 95 oranında. 4741 Türkiyelinin iltica başvurusu karara bağlanırken bunlardan 353 başvuru “iltica hakkının tanınması” olarak sonuçlandı, 1367 kişiye mültecilik statüsü verildi. İltica yasasının 4 paragrafına göre 29 kişiye ek koruma sağlandı. 39 kişinin Türkiye’ye kesin iadesine yasak gelirken, 1788 kişi ise genel olarak korunması gerekenler olarak kayıtlara geçti. 2271 kişinin iltica talebi ise ret edildi.

Süddeutsche gazetesinin 9 Ocak 2018 tarihli haberi önemli bir ayrıntıya dikkat çekiyor. Türkiye’ye olacak sınır dışılara dikkat çekilen haberde genel olarak Anayasa mahkemesi Türkiye hapishanelerinin insan haklarına ve tutukluluk yasa ve düzenlemelerine aykırı olduğunu, Türkiye hapishanelerinde kapasitenin üstünde insanın kaldığını belirtiyor. Haberde, Alman Anayasa Mahkemesi’nin Türkiye’ye sınır dışılarda daha hassas davranılması gerektiğini belirten kararına yer veriliyor. Ancak iktidar ortağı Hıristiyan Birlik mahkeme kararını eleştirerek sınır dışıları imkânsız kılacak kararların alınmaması gerektiğine salık veren açıklamalar gecikmedi. Aynı haberde islamist terör sempatizanlarının Türkiye’de işkence ve kötü muameleye maruz kalmadıkları, PKK, sol aktivistler ile Gülen hareketine mensup kişilerin Türkiye’de işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldıklarına yönelik Alman dış ilişkiler yetkililerinin raporlarına yer veriyor. Bu değerlendirmeye rağmen Alman devleti islamistler dahil kimsenin Türkiye’ye iade edilmeyeceğini taahhüt etmesine rağmen sol ve yurtsever aktivistlerin sınır dışı edilme politikalarından vaz geçilmiş değil. Sınır dışı kararı verilen yurtsever aktivist Zeynep Hatun’a yönelik Mayıs 2018 tarihinde verilen sınır dışı kararı bunun bir örneği olarak gösteriliyor. Adli vakalardan hüküm giymiş Türkiyelilerin sınır dışı edilmesi ise devam ediyor.

Bir girişim ve bir direniş örneği Turgut Kaya

Türkiyeli devrimci ve komünistler açısından önemli bir dönüm noktası ise Turgut Kaya’nın iade edilme girişiminde yaşandı. Sol söylemlerle iktidarı elinde bulunduran ancak her pratiği ile Yunan halkının tepkisine neden olan Syriza hükümetinin Turgut Kaya’yı teslim etme girişimi büyük bir direnişe tosladı. Türkiye’de kırmızı bültenle aranan Kaya’nın iade girişimi, Kaya’nın açlık grevi ve sokaklarda yürütülen yoğun direnişle karşılanmış, 2i5 ay sonra Kaya’nın ilticası kabul edilmiş ve serbest bırakılmıştı. Tarihte ilk defa bir Yunan mahkemelerinin iade kararı vermesi, komünist ve devrimcilere yönelik sınır dışı pratikleri açısından yeni bir dönüm noktasını oluşturuyordu. Ancak direniş ve dayanışmanın güçlü çıkması şimdilik bu yönelimin sekteye uğradığını gösteriyor.

1980 Askeri faşist darbesi sonrası Avrupa’ya politik iltica etmek zorunda kalan Türkiyelilerin serüveni devam ediyor. Özellikle AKP iktidarının son yıllarda Türkiye’de estirdiği terör binlerce insanın gözlerini tekrar Avrupa’ya çevirmesine neden oldu.