Home , Köşe Yazıları , DİKKAT DİKKAT, YENİ DÜNYA DÜZENİ: ZOMBİ İKTİSAT! – 2-

DİKKAT DİKKAT, YENİ DÜNYA DÜZENİ: ZOMBİ İKTİSAT! – 2-

UFUK BERDAN | 06 – 07 – 2014 |Bu makalenin birinci bölümünde, ABD ve AB arasında ve kapalı kapılar ardında müzakereleri yapılan, 21. yüzyılda batılı emperyalist güç merkezleri arası küresel ekonomik sömürü ve talan siyasetinin ve buna bağlı olarak “transnasyonal süper tekeller“ arası “ölümcül iktisadi savaş“ rekabetinin yeni bir boyutu olarak tasarlanan “Transnasyonal Ticaret ve Yatırım Ortaklığı hakkında bazı önbilgiler verilmişti. (TTİP, siz ingilizce kısaltmadan hareketle rahat telafuz etmek ve kavramın hafızlara yerleşmesi için “titip“ olarak okuyunuz)

Bu bölümde ise söz konusu olan anlaşmaya zemin oluşturan transnasyonal ölümcül rekabetin, yani iktisadi savaş politikalarının maddi zemini ve olası etkileri üzerine kısaca değinmek istiyorum:

ABD ve AB pazarları, küresel gayrısafi milli hasılanın (GSMH) tamı tamına yüzde 50’sini, dünya genelinde kayıt altına alınmış dış ticaretin ise en büyük payı olarak yüzde 30’unu oluşturmaktalar. Gelinen aşamada her iki taraf arasındaki gümrük tarifeleri düşe düşe ortalama yüzde 3 seviyesine gerilemiş bunlunmaktadır. Gümrük tarifelerindeki bu orantı, bu iki emperyalist güç merkezinin iktisadi ve siyasi rakipleriyle kıyaslandığında, zaten oldukça düşük bir seviyededir.

TTİP’in (titip olarak okuyunuz) ilk amacı, önce yüzde 3’e kadar gerileyen bu gümrük tarifelerini sıfırlamak, sonra da biçimsel olarak birbirinden oldukça farklı bu iki “siyasal iktisadi hegemonik sistem“i daha derinden entegre etmektir.

Bu hamle şu anlama geliyor: iktisadi entegrasyon girişimi, yıllardır sürmekte olan süper güçlü şirketler, tekeller, tröstler ve karteller arası fuzyondan sonra ekonomik sistemler arası fuzyonlara yeni bir örnek teşkil etmekte ve bunları iç içe geçirmek için ticareti kısıtlayan gümrük dışı bütün teknik ve yasal engelleri de ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.

Bu anlaşma transnasyonal üretimi, yatırımı, ticareti ve küresel boyutlar kazanan iktisadi çevrim döngüsünü en ince detaylarına kadar yeniden düzenliyor ve eşgüdümleştiriyor. Örneğin iki tarafın otomobil sanayisinde üretilen otomobil tamponlarının kalınlığı ve ana gövdeden uzaklığına dair düzenleme farklarının ortadan kaldırılması gibi. Buna benzer binlerce yeni normativ düzenleme olacak anlaşma sonrasına.

Üretim, ticaret, yatırım, tüketim sektörleri ve sermaye, meta ve hizmetlerin dolaşımı istikametindeki geçerli standartlar ve normlardaki bütün farkların giderek ortadan kaldırılması gibi bir yönelim söz konusu.

Almanya’da üretilen Mercedes’le ABD’de üretilen Mercedesler halihazırda bu yüzden birebir aynı değil mesela ve bu ayrıcalığın maliyetleri yükselttiği, yükselen maliyetlerin kar marjlarında ve rekabette darklar yarattığı söyleniyor. Japon otomobil devi Toyota bu sayede ABD ve AB irketleri karşısında süreğen bir rekabet avantajına sahipmiş. TTİP ile tamda bu ekonomik rekabet (iktisadi savaş) avantajını aşmak ve küresel rekabette transnasyonal düzlemde birleşerek üstün gelmek istiyorlar.

İktisadi fuzyonlar artık tekeller arası değil, devletler ve ekonomik sistemler arası yapılıyor. Amaç rekabete güçlü hamle yapabilen ülkeleri özellikle de Çin’i, Rusya’yı ve kısmende Japonya’yı geride bırakmak. TTİP ile sanayi üretiminden hizmet üretimine, kamu ihalelerinden tarıma, sağlıktan eğitime, sermaye yatırımından dolaşımına ve karşılıklı yatırım konularına kadar dünyaya emsal yeni bir “iktisadi birlik ve ekonomik savaş kuralları“ manzumesi yaratmak istiyorlar.

Emperyalist kapitalizmin başat güç merkezleri kendi aralarındaki toplumsal üretimi, “transnasyonal süper tekeller“ arası küresel rekabeti, tarihte hiç olmadığı kadar yeni bir entegral fuzyona tabi tutuyorlar. Özellikle toplumsal üretimle bağlantılı olarak, hammadde ve kaynak tüketimi, meta dolaşımı ve sermaye birikimi süreçlerine yeniden dizayn vermeye çalışıyorlar.

Ancak sistem içi her sözde çözüm, özde daha fazla buhran, bunalım veya kriz yaratıyor. Egemen güçler iktisadi süreçleri birleştirdikçe, aşırı üretim, aşırı birikim ve aşırı tüketim krizleri daha fazla sarmal karakter kazanıyor. Zaten monopolist aşamada “devamlı ve süreğen“ olan küresel kapitalizmin yapısal ve çevrimsel krizleri(buhranları), gelinen aşamada krizin yeni boyutuna çok yönlülük (multiple) karekteri de eklenince sisteme içtin siayasi, sosyal, hukuksal, kültürel ve jeo-politik krizler de hızla depreşiyor.

Lenin’in nerdeyse yüz yıl önce dikkat çektiği dikkat çektiği küresel ölçekli “süper tekelleşme“ye en yeni ve en kapsamlı örneği ise TTİP temsil edecek. Büyük sermayelerin, özellikle de mali sermayenin asalak, rantiyeci, paraziter, talancı ve yıkımcı karakterine, devasa boyutlu TTİP ile, yeni bir örnek daha, tarih sahnesine çıkacak.

Bu en boyutlu “entegral sermaye fuzyonu“nu nasıl yorumlamalıyız?:

Sermayenin aritmetik büyüme kapasitesi ve hızı aynı oranda yatırıma dönüşmediği / ve hiç bir zaman da dönüşemeyeceği için; atıllaşan, atıllaştıkça da kokuşan ve can çekişen, can çekiştikçe de yıkımcılığı-saldırganlığı depreşen bir köhnemiş düzen var karşımızda.

Sistemik üretim ve birikim çelişkilerin yarattığı derin buhranlara çözüm olma adına “süper birlik“ yaratılıyor ve bunlar krizler derinleştikçe “mülksüzleştirenler“inyine kendilerincenasıl mülksüzleştirildiklerine“ dair de yeni örnekler üretiyor. Bu anlaşma sistemik krizleri, buhranları, bunalımları kuşkusuz ki daha çok tetikleyecek. Ve tüm siyasal-tarihsel çizgisi boyunca emperyalizmin çok yönlü gericiliğine dair en yeni örnek karşımıza çıkacak. Nitekim sermayenin asli olan azami ve ekstra kar dürtüsü, ki bu dürtü durdurulmadıkça, sistem var olanlardan daha büyük aşırı üretim ve aşırı birikim krizleri yaratmaktan asla kaçınamayacak. Bu sistemsel ve toplumu hızla ‚asalak’laştıran bir güdüdür.

Bu asalak, rantiyeci, talancı mali emperyalist düzeni anlamayanlar, bu düzeni yanlış yorumlayanlar, bu düzene karşı yanlış konumlananlar ve bu düzene karşı yanlış araçlarla mücadele eden bütün siyasal akımlar ve güçler, anda ilerici-devrimci olsalar bile, bir süre sonra yeniden düzen içine dönmeye ve düzenin bir düzeneği olmaya mahkumdurlar.

Bu kesimler, “yeni teorik keşifler“ bulmak adına, çapsız ve yüzeysel muhalefetleriyle, Dünya halklarına karşı tümden haksız, hukuksuz ve adaletsiz olan emperyalist düzenin temeli ve küresel kapitalizmi yeniden üretmenin temeli olan tekelleşmeyi bütünlüklü (özü ve biçimi ve nesnel etkisiyle birlikte) anlamamakta ısrar ediyorlar. Bu akımlar, sağ veya sol oportunizm ya da sağ veya sol revizyonizmden mustarip bir şekilde, sistem karşıtı “maskeli bir savaşçılık“ yapmaya devam edecekler, ama emperyalist kervan da kendi yolunda yürümeye devam edecek, ta ki yeni proleter ve/ya halkçı devrimler tarafından yolu kesilene dek.

Sınıf mücadeleleri tarihi, bir sisteme karşı mücadeleyi ideolojik, iktisadi, politik, örgütsel, kültürel, sosyolojik, psikolojik, genel ve güncel, yatay ve dikey bütün boyutlarıyla topyekün yürütemeyenlerin, bir süre sonra, özellikle devrimci barutlarını tükettikten sonra, mücadele ettikleri sistem içinde kendilerini var ettiklerine ve sistemin bir başka yeni düzeneği olarak yeniden ürettiklerine defalarca tanık olmuştur.

Sınıflar içinde en devrimci olan dünya işçi sınıfından, proleterler içinde en proleter olan sınıf bilinçli ve devrimci saflarda örgütlü üretken emekçilerin sosyal pratiğinden öğrenmeliyiz. Bilimsel sosyalistler içindeyse en devrimci ve en komunist olanların çizdikleri aydınlanmış yol ve yaptıkları gerçeğe en yakın teorik analizler ve sentezleri daha fazla özümsemeliyiz. Bu kesimlerin önerdikleri temel taktikler, devrimci ve örgütlü sosyal pratikler politik iktidar mücadelesinde pusulamız olmalıdır. TTİP’yi bu bakış açısıyla yorumlamalı ve ona karşı sınıfsal, haksal ve kitlesel politik bir tavır almalıyız.

 TTİP’in uluslararası ticarete ve yatırımlara olası yansıması üzerine bir kaç söz: İster istemez küresel rekabet TTİP anlaşasının yeni kuralları üzerinde konsolide olacak. Anlaşma sonrası dünyanın şimdiye kadar gördüğü en büyük “ortak pazar“ oluşacak. Bu pazarda mal, meta, hizmet, bilgi ve sermaye dolaştırmak isteyenler de mecburen bu yeni kurallara uymak zorunda kalacak.

Örneğin tavuk eti ticareti yapmak isteyen üçüncü bir taraf eğer ABD’ye ve AB’ye tavuk satmak isterse, TTİP’in tavuk üretimine dair düzenleyici kurallarına tabi olacak. Genetiği değiştirilmiş ürünleri çok rahatlıkla bu pazarda satabilecek. Böylesine büyük bir (iç) pazarın hacmi göz önüne alındığında, söz konusu olası düzenleme dünyanın bütün tavuk üreticilerini bir şekilde etkileyecek.

Genetiği değiştirilmiş organizmalarla sağlıksız üretim, esnek çalışma koşullarının en vahşi biçimiyle emekçilere dayatılan prekarizasyon (sosyal güvencesiz çalışma rejimleri), aşırı kaynak ve enerji tüketimi, imza tarafları adına yatırım yapan şirketlerin vergilerden, hukuksal sorumluluktan ve tazminattan ve zararlardan muhafiyeti gibi düzenlemeleri de içeren bu anlaşma, ulusal pazarları en büyük küresel pazara ve bu pazardaki transnasyonal kartelleri sermayenin oligarşik düzeninin en önüne geçiriyor.

Bu anlaşmayla devletler, ordular, polis ve güvenlik güçleri, siyasi partiler, bilim insanları ve kuruluşları, kamu kuruluşları, vergi mükellefleri, halk katmanları, bedensel ve zihinsel bütün emekçiler kendine dizgin istemeyen “mega sermaye“nin emrine amade edilmek isteniyor.

Bakalım bu anlaşma tarih sahnesine neler getirecek ve neler götürecek?

İlgi duyanlar, lütfen takip ediniz, çünkü bu yazı devam edecek…

scroll to top