Home , Haberler , Avusturya Graz’da Zafer Kazanan KPÖ’nün Adaylarından Max Zirngast ile Röportaj

Avusturya Graz’da Zafer Kazanan KPÖ’nün Adaylarından Max Zirngast ile Röportaj

HABER MERKEZİ |28.09.2021| Avusturya Komünist Partisi (KPÖ), ülkenin ikinci büyük kenti Graz’da sürpriz bir zafer kazandı. Oy oranını neredeyse yüzde 9 arttıran parti yüzde 29.1 ile birinci oldu. Anketleri yanıltan bu sonucu komünist parti coşkuyla karşıladı.

Avusturya’nın güneyindeki Graz kentinde yerel seçimler düzenlendi. Avusturya’nın liderliğini yapan Sebastian Kurz’un partisi ÖVP’nin (Halk Partisi) oyu yüzde 25.8’de kalırken KPÖ, oylarını yüzde 9’a yakın bir oranda arttırarak seçimleri kazandı. Halk Partisi’nin kenti 18 yıldır yöneten Belediye Başkanı Siegfried Nagl ise görevinden istifa ettiğini duyurdu.

Biz de bu oy artışındaki nedenleri, yarattığı etkileri ve siyaset anlayışını KPÖ’nün Belediye Meclis Üyesi olarak görev yapacak olan Max Zirngast ile konuştuk. Bir dönem Türkiye’de yaşayan, ODTÜ’de okuyan ve ardından tutuklanan gazeteci ve araştırmacı Zirngast ile komünist bir belediye anlayışının sınırlarını konuştuk, kendisi bize partisini zafere taşıyan nedenleri anlattı. Kutlamalar sırasında Sturm Graz taraftarlarının maç çıkışı kendilerine katılıp ‚Enternasyonal Marşını söylediğini‘ aktardı.

Avusturya’nın en büyük ikinci şehrinde büyük bir zafer kazandınız. Pek çok yayın seçim sonuçlarını ’sürpriz‘ olarak gördü. Siz de bunu bir ’sürpriz‘ olarak değerlendiriyor musunuz? Siz aldığınız oyu ve yüzde 9 gibi büyük bir oy artışını neye bağlıyorsunuz?

Toplamda 18 sene belediye başkanlığı yapmış ÖVP’den Siegfried Nagl artık halk tarafından istenmedi. Yaygın bir kesimde ‚artık yeter‘ hissi vardı. Özellikle de hem her yerde inşaatı desteklemesi, inşaat/gayrimenkul şirketlerine alan açması hem de kibirli oluşu etkili oldu. O partide herkes bir kibre boğulmuştu -hâlâ da öyledir muhtemelen. O yüzden onların uğradığı şok, halkın büyük bir kesimini sevindirdi. Herkes açıktan sevinmedi ama gizli gizli sevinenler var, başka partilerde eminim.

Bir sürpriz midir? Evet bir sürprizdir, böylesi bir artışı kimse beklemiyordu. Son seçimde ÖVP’nin 37-38 oy oranı vardı, bizim de oyumuz yüzde 20 civarındaydı. Yani bu 18’lik farkı azaltmak bile bizim için başarı olacaktı. Kapatıp geçmemizi kimse beklemedi. En iyimser tahminler bizi yüzde 25, ÖVP’nin yüzde 30-32 civarında gösteriyordu. Birinci olmamız beklemediğimiz bir sonuç.

Ama seçimden hemen önceki hafta halkın bize verdiği tepkiden yaklaşmakta olan zaferi biraz anladık. Karamsar kalmaya çalıştık çünkü tamam sahada iyi bir tepki alıyorsun ama bu insanlar gerçekten gidip sana oy verebilir mi, kendi tabanını ne kadar seferber edebilir… Seçime günler kalan fark ettik ki iktidardaki ÖVP çok kaba bir anti-komünizm ile hareket etmeye başladı. Öyle kaba ki sağ gazetelere bile fazla geldi, argo olacak ama ‚kafayı mı yediniz‘ gibi yorumlara, köşe yazılarına rastladık.

Abartmayacağım, KPÖ burada halkçı bir siyaset yürütüyor, bunu 30 senedir yapıyor. Neyi temsil ettiğini herkes biliyor. Siz on ‚Kuzey Kore‘ deyince, ‚Sokakları yakacaklar‘ deyince halkı ikna edemezsiniz, aksine daha tepkili olur insanlar. Siz otuz sene halkın büyük bir kesimi için yokken KPÖ hep vardı ve halkın yanında durdu. Şimdi gidip karalıyorsanız ters teper. Bence bizi sevmeyen, ÖVP’ye yakın olan gazetecilerin bazıları da bunu gördü. Onlar bile çaresiz kaldı. Tüm bu anti komünist kampanyanın nedenini de Pazar günü anladık. Şuanda bizi de zor bir süreç bekliyor.

 

Bu zor sürece gelelim o halde. Kazandığınız belediye zaferi parti ve ülke için nasıl bir anlam ifade ediyor? KPÖ’nün gençliği ‚Graz artık komünist ellerde!‘ diye bir paylaşım yaptı. Kentin komünist ellerde olması sizce ne demek?

Tabii ki herkes için büyük bir anlam ifade ediyor. Sonuçta sadece Avusturya için değil Avrupa için de öyle. Bu kadar büyük bir şehrin, ülkenin ikinci büyük şehrinin komünist bir parti tarafından kazanılması -daha doğrusu komünist bir partinin birinci çıkması, sonuçta hâlâ belediye başkanı kim olacak bilmiyoruz bakacağız daha- şaşırtıcı bir sonuç. Büyük bir sarsıntı yarattı daha da yaratacaktır. Ne egemenlerin ne de bizim bunu tam anlamıyla anladığını düşünmüyorum. Çünkü gerçekten de beklenmedik bir sonuç. Graz’da çalışan komünist arkadaşlar olarak bütün dünyadan bir sürü mesaj aldık ve bu da bir etki yarattı.

‚Komünist eller‘ derken şöyle bir şey var, burada gerçekten 30-40 senedir halkçı bir siyaset yürütülüyor. Tabii ki ‚halk‘ derken bir çok insan başta anti-komünistti, partiyi tanımıyordu. Adım adım ilerledik… Hiçbir zaman yoldan sapmadan, eğilip bükülmeden, halkın güvenini kazandık ve bu sonucu böyle elde edebildi.

Ancak bu sonuç özellikle eski belediye başkanının olağanüstü kibirli politikasına karşı bir cevaptır. O yüzden Graz kazandı diyelim. O ‚el‘ şehir lobisi olmayan, sesi olmayan insanların elidir, şehir de onların elindedir. Zaten öyle olması, halkın elinde olması gerekiyor. Biz de bunun aracı olabiliriz en fazla. Yani bence konumumuzu güçlendirmek için yürütmemiz gereken siyaset budur. Hiçbir şekilde değişmememiz, aynı kalıp yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Ama şüphesiz ki yeni bir durum oluştu ve bizim de bu duruma ayak uydurmamız gerekir.

Komünist bir belediyecilik anlayışının sınırları sizce nelerdir? Bir belediyeye sahip olmak sizce işçi sınıfının mevzilerinizi genişletmeye nasıl katkı sağlayabilir?

Komünist bir belediyeciliğin sınırlarını biz de göreceğiz diye düşünüyorum. Elbette sınırları vardır. Olağanüstü bir yaratıcılık gerekecektir. Burjuvazi, egemenler, sermayenin bize karşı nasıl mevzileneceğini henüz tam bilmiyoruz. Mesela nerede bütçe kısıtlaması yapabilirler, nerede bizim yapmak istediğimiz projeleri engellerler? Bunları onlar düşünüyordur, bizim de düşünmemiz gerekecektir. Burada önemli olan gerçekten değişmememiz. Eğer biz değişmiyorsak, biz bu yoldan yönetimimizle ilerliyorsak başarılı olabiliriz. Belki bizi satın almaya çalışacaklardır. Bunu da reddetmemiz lazım. Ama tahmin edilebilir ki orada burada istenmeyen ittifaklara girmemiz gerekecektir, yapmak istemediğimiz bazı anlaşmaları yapmamız gerekecektir. İşte bunu nasıl yönteceğimizi göreceğiz. Başarımız da buraya bağlı.

Ana hedefimiz olduğumuz mevzilerde halka, işçi sınıfına güçlendirmek; sermayeyi güçsüzleştirmektir. Ne kadar meta dolaşımından çıkarılmış alanları yaratabilirsek -ister barınmada ister sağlıkta, spor ve kültür alanlarında olsun, ister parklarda olsun- o kadar başarılı olabiliriz. Tabii ki biz burada komünizm ilan edemeyiz, bir şehirde komünizm mümkün değildir. Ama biz sermayeyi geriletebiliriz. Bunun kritik olduğunu düşünüyoruz. Özellikle barınmada, yeşil alan konusunda ama aynı zamanda da gerçekten sosyal politika konularında bunu başarabileceğimize inanıyorum. Önümüzde nasıl engeller olacağını göreceğiz. Ama bunun mümkün olacağını düşünüyorum.

Halkın katılımı çok önemli, bu yeni bir şey değil. KPÖ Graz’da bir sürü başarıyı böyle elde edebildi. Halka sorarak, imza toplayarak, egemenlere baskı uygulayarak; ama halkın desteği ile bunu başarabildi. Bunu daha da güçlendirmemiz gerektiğini düşündü. Geniş katılımcı bir şey yaratmamız gerekiyor. Halkı özneleştiren, siyasetin öznesi haline getirecek bir politika yürütürsek başarılı olabiliriz.

Avrupa’da komünist hareketin yer yer parlamento ve seçim sınırlarına sıkışıp kaldığını görüyoruz. İspanya’da PCE, merkez sol koalisyona dahil oldu, kayda değer bir etkisi de olmadı. Her ne kadar farklı bir örnek olsa da Almanya’da yerel koalisyonlara açık olan Die Linke’nin ciddi bir yenilgi aldığını görüyoruz. Sizce Avrupalı komünist partiler nasıl bir parlamenterizm sınavı veriyor, Avusturya özelindeki yorumlarınız nelerdir?

Otuz senedir aslında komünist parti Graz’da en ekili muhalefet partisi. Mevcut yerel yönetim sistemi dolayısıyla da kimi alanlardan sorumlu. Kimi zaman barınmadan sorumlu, son dönemde ise trafik, sağlık ve bakımdan sorumlu olduğu için hem kısmen yöneterek hem muhalefet ederek kendini var edebildi ve hiçbir zaman sadece belediye meclisinde ya da siyasi kurumlarda hareket ederek bu sonucu elde etmedi. Her zaman halkla birlikte çalışarak bunu gerçekleştirdi. Bizim için siyaset her alanda olur elbette.

Bölgesel sonuçlara bakacağız ama özellikle yoksulların, göçmenlerin, işçilerin yaşadığı bölgelerde çok yüksek oy topladığımız şimdiden belli oldu. Bunun sebepleri vardır ve bu sebepler mecliste yürüttüğümüz siyaset değil. Açık konuşalım belediye meclisi toplantılarında konuşulanlar ve alınan kararlar halkın büyük bir kesimini ilgilendirmiyor. Ama her gün halkın gündelik hayatında etkin olduğumuz için biz bu oyu alabildik. Büyük gazeteler de artık bizi yazmak zorunda kaldılar, özellikle son dönemde ama tamamen bir inkar kampanyası vardı, görece az olsa da hâlâ var. Sonuçta gündelik hayatta halk bizi görüyor, başka siyaseti, partileri görmüyor.

Seçime birkaç hafta kala bütün burjuva siyasetçiler dernekleri gezmeye başlıyorlar. Tırnak içerisinde söylemek gerekirse ‚halka karışmaya‘ çalışıyorlar. E biz bunu her zaman ve doğalında yapıyoruz. Özellikle Türkiyeli göçmen dernekleriyle görüştüğümüzde şunu söylediler bize „Belediye başkanı 18 senedir bu görevdedir, 20 küsür yıldır da şehir hükümetinde -daha önce de maliyeden sorumluydu- bizim derneklerimizse 30 senedir buradadır. Bir defa gelmedi yanımıza. Seçime birkaç hafta kala bir halk toplantısı rica etti, geldi ve konuştu. Neden böyle yaptı, çünkü durumun artık iyiye gitmediğini fark etti.”

Ama o dernekleri çoğu zaman KPÖ görünür kılmaya çalıştı, komünistler bu derneklerle her zaman iletişim halinde. Ve halk salak değil, bence bu da komünist partinin bir farkı: Halkı aptal yerine koymuyoruz. İnsanlar her zaman halk için çalıştığımızı biliyor. Bir örnek daha vereyim, sanırım çoğunlukla Bosnalıların gittiği bir Cami var. Burada gayet de solcu, halkçı bir imam var. Bizi aradı ve dedi ki “Biliyor musunuz, bu seçim kampanyasında bizi arayıp görüşme talep etmeyen tek parti sizsiniz. Ama biliyoruz ki oylarımız size, çünkü siz her zaman buradasınız. Onlarsa seçimden önce gelip propagandasını yapmak istiyor. Biz bunu kabul ederiz, gelirler anlatırlar. Ama oylarımız size çünkü biliyoruz ki seçimden sonra da kapınız açıktır, bir telefon açmamız yeterlidir. Siz de her zaman yanımızda olacaksınız.“

Son olarak biraz kişisel bir soru, seçim akşamını anlatabilir misiniz? Ne de olsun ’sürpriz‘ bir sonuçtan bahsediyoruz. Neler yaşadınız, nasıl takip ettiniz, sonuçlara tepkileriniz nelerdi, neler hissettiniz?

Çoğumuz gibi ben de sandık görevlisiydim. Dolayısıyla ilk sonuçlar geldiğinde saati ve gündemi takip edemedim. Biz hala oy sayıyorduk küçük bir karışıklık oldu, sayımı tekrarlamamız gerekti. Ben iyi bir sonuç alacağımızı düşünüyordum çünkü benim görevli olduğum sandıklarda çıkan oylarda biz birinci çıktık. Burası Graz’ın kent merkezinde yer alan bir sandıktı ve daha öncesinde birinci parti değildik. Sandık ilk açıldığında başta korktum fazla oy çıkmadığı için ancak kısa sürede durum tersine döndü, deli gibi gibi artmaya başladı oylarımız. Dedim tamam iyi bir sonuç alacağız. Ama hâlâ kazanacağımızı falan düşünmüyordum. Saate de telefona da bakmadım.

Bir anda sessize almış olduğum telefonum gitgide daha fazla titremeye başladı. Yine bakmadım. Sonra aynı sandıkta Yeşiller’den görevli biri dedi ki “Siz kazandınız”, bense çok ciddiye almadım açıkçası, ‚ilk tahminlerdir‘ diye düşündüm. Sonra ÖVP’lilere baktım yüzleri düşmüş! Dedim „kesin bir durum var“ o anda baktım telefona ve öndeydik.

Sayımdan çıktıktan sonra bisikletle hızlı bir şekilde partiye geçtim, yolda kaç bisikletli solladım hatırlamıyorum. En hızlı şekilde partiye geçmek istedim. Yolda 2-3 kişi benim görünce yumruğunu havaya kaldırdı. Bu Türkiye için çok özel bir durum olmayabilir ama özellikle Orta Avrupa için şaşırtıcı bir şey. Ondan sonra tabii ki kutlamalarımızı yaptık geceye kadar. Çok olağanüstü bir şey, tarihi bir gündü elbette: Bize bir fırsat doğdu. Böyle bir fırsat bizim yaşadığımız zamanlarda bir kez karşınıza çıkar. Şimdi onu iyi değerlendirip bir şeyler çıkartmamız lazım, bizi çok iş bekliyor. Bütün Avrupa’ya bir umut vermiş olduk. Viyana’dan dostlar bizimleydi zaten. Hem seçim kampanyasında hem son günlerde bize yardımcı oldular. Onlar da inanılmaz motive oldular. Çünkü Avusturya’da komünist parti çok güçlü değil, Graz özel bir yere sahip. Ama tabii ki herkese moral verdi.

Son olarak geceye dair en güzel anılardan bir tanesi kendi adıma şuydu: Graz’ın futbol takımı Sturm Graz, Viyana’da Rapid Wien ile karşılaştı ve 3-0 kazandı. Ve oradaki taraftar grubundan arkadaşlar maçın ardından otobüslerle döndü, bir çoğu da bizim partiye geldi. Hatta ben ayrılırken onlar hâlâ kutlamaya devam ettiler. Evet, bizim taraftar gruplarının bazıları solcu, elbette bize oy verir. Ama doğrudan partiye bağlı bir şey değil sonuçta. Halkın gruplarıdır. Maçtan sonra otobüslerin park ettiği yerde Enternasyonal Marşı’nı söylediler.

Tüm bunlar bize halktaki rahatlama halini gösterdi. Tabii ki anti komünist insan çok, bizi karalayan, ‚bu nedir‘ diyen çok. Ama bir o kadar da sonuca sevinen bizi destekleyen, bizi bilen insan var. En önemlisi değişmememizdir, pis işlere bulaşmamamızdır. Zaten biz bunları yapmıyoruz, burada bütün makamlara seçilen arkadaşlarımız maaşlarının büyük bölümünü oluşturulan sosyal yardım fonlarına veriyor, kendi cebine koymuyor. Bunu sürdüreceğimize dair hiçbir şüphem yok.

Irkçı, faşizan sözde ‚özgürlükçü‘ parti FPÖ, onun birinci sıra adayı ilk verdiği demeçte şunu dedi: “Bu sonuç Graz’ı bütün dünyada komik duruma düşürüyor. Bir söz var ’seçmen her zaman haklıdır‘ diye. Bugün bu sözden çok emin değilim.” Bu bize bir hediye, sağcıların kibrini bir daha gösteriyor. Dün istifa eden ve böylece ‚eski‘ diyebileceğimiz belediye başkanı ‚koruyucu elimi üzerinizden çekeceğim‘ demek istiyor. Onların siyasi anlayışı budur, bu yüzden kaybettiler. Kaybetmelerine rağmen anlayışlarını değiştirmiyorlar. Biz mütevazi kalacağız. Bu çok önemli. Parti olarak intikam söz konusu olamasa da kişisel olarak intikamımızı ucuz bir şekilde almayacağımızı söyleyebilirim, halkı güçlendirerek alacağız. Böyle yol göstereceğiz. (Kaynak: Kavel Alpaslan – Gazete Duvar)

scroll to top