Anasayfa , Haberler , “37-38 Soykırımıyla yüzleşme” paneli

“37-38 Soykırımıyla yüzleşme” paneli

_MG_7415DERSiM-02-08-2014-  14. Munzur Kültür ve Doğa Festivali devam ederken Dersim topraklarındaki 37-38 Katliamı’nın tarihine bir kez daha göz atmak, bu katliamı unutmamak ve unutturmamak için “37-38 soykırımıyla yüzleşme” başlığıyla panel düzenlendi.

Munzur’u Dersim halkının kanıyla kızıla boyayan, sürgün eden, genç kadınları katilleriyle evlendiren 37-38 katliamına giden sürece, katliamın sorumlularına, bugünkü haliyle hukuksal boyutuna ve katliamın teşhirine değinen panelde Cafer Demir, Barış Yıldırım, Güney Kürdistan Enfaal Bakanı adına temsilci, Murat Işık, Özer Tekinoğlu ve Ayhan Yener panelist olarak yer aldılar.

Moderatör tarafından İttihat ve Terraki Partisi’nin devletin biçimini ulus devlet haline getirmek için tüm farklı uluslara çeşitli politikalarla saldırdığı gerçeğinin ifade edildiği açılış konuşmasının ardından ilk olarak sözü Umut Yayımcılık’tan özellikle Dersim Katliamı üzerine birçok kitabı bulunan öğretmen ve İnsan Hakları Savunucusu Cafer Demir aldı. Demir, “Bugün acımızı yeniden yaşayacağız” diyerek bu katliamın tarihine kısa bir giriş yaptı. Ağustos 1910’da İttihat ve Terakki Partisi’nin gerçekleştirdiği kongre ile sonraki yıllardaki katliamların temelini attığını belirterek, Rumların ülkeden göç ettirilmesi, Ermenilerin soykırıma uğraması, Alevilerin Sünnileştirilmesi ve Kürtlerin asimile edilmesine dair sürecin tam da 1910 ile birlikte işlenmeye başladığını aktardı. Devletin Dersim’e halkın Kürt-Alevi yapısından kaynaklı Türkçü- Müslümancı anlayışla ve ulus devlet oluşturma idealleriyle saldırdığını dile getiren Demir, devletin tam da cumhuriyet dönemiyle beraber 1925’te uygulamaya başladığı politikalarıyla pratiğe geçtiğini bunun ön ayağı olarak da Mecburi İskan Kanunu ve 1935’te Tunceli Kanunu’nu çıkardığını ifade etti. Dünyanın hiçbir yerinde ile özel bir kanunun olmadığına dikkat çeken Demir, 1936’da bölgede karakol yapılmaya ve halktan silahlarını toplanmaya başladığını açıkladı.

Aslında 1933 yılında Dersim’e sefer yapılması yönünde Şükrü Kaya tarafından talepte bulunulduğunu belirten Demir, bütçe yetersizliği nedeniyle bunun gerçekleşmediğini ve 1937’ye ertelendiğini ifade etti. 1937’de Harçik Deresi’nin yakılmasının ardından başlayan katliamı 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın çıkış sebebi olarak sunulan Sırp İmparatorunun öldürülmesine benzeten Demir 36-37 kışının büyük bir kuşatma altında yaşandığını, Dersim’e giriş ve çıkışların yasaklandığını dile getirdi.

“Canlı ne görürseniz bombalayın”

Burada Rumlara, Ermenilere, Kürtlere ve Alevilere yönelik 4 maddenin bu katliamın yapılacağının belirtisi olduğuna dikkat çeken Demir, Mustafa Kemal’in manevi kızı Sabiha Gökçen’in Dersim’i bombalayan pilot olarak “ Canlı ne görürseniz bombalayın” emrini aldıklarını anlattığını söyleyerek 27 Mayıs’ta Mustafa Kemal’in yayınladığı bir tezkere ile Dersim’e asker yığıldığını aktardı.

2. Harekatın ise Dersim’de bir kadına tecavüz eden askerlerin öldürülmesi sonucu başladığını belirterek Özel Teşkilat’ın kimyasal bomba kullandığını ifade etti.37-38 arasında yapılan harekatı insan hakları ve savaş hukuku açısından olmak üzere iki ayrı noktadan değerlendirmek gerektiğini açıklayan Demir, Dersim halkının kültürel değerleri, canları ve yaşam yerlerine yapılan saldırının insan hakları açısından çok vahim noktada durduğunu; uluslar arası hukuk açısından bunun soykırım olduğunu dile getirdi.

Son süreçte Erdoğan’ın Dersim katliamı ile ilgili özür diler nitelikteki açıklamalarının bir anlam ifade etmediğini; yüzleşme için soykırımın kabul edilmesi, sorumluların açıklanması, kararların teşhir edilmesi ve anıt mezar yapılması gerektiğini açıklayan Demir, Munzur’un suyunu kana bulayanları Dersim halkının unutmayacağını açıkladı.

“Kürdistan’ın her karış toprağında yaşanan acılar birdir”

Güney Kürdistan Enfaal Bakanı Mahmud H. Salih Rojava’da şehit düşen YPG’lilerin ailelerine ziyaret gerçekleştirmesi nedeniyle panele katılamadığı için yerine katılan temsilcisi, Dersim soykırımı ile 86-88 yılları arasında Güney Kürdistan’da yaşanan soykırım arasında büyük benzerlikler olduğunu ifade ederek Dersim’de 60.000 insan ile Güney Kürdistan’da katledilen 182.000 insanın acılarının eşit olduğunu belirtti. Aynı şekilde Saddam Hüseyin’in 11.000 Alevi’yi diri diri toprağa gömmesinin de Kürdistan’da işlenen insanlık suçlarından sadece bir tanesi olduğunu dile getirerek Güney Kürdistan’da hükümetin yaşanan bu soykırımları şu an nasıl ele aldığını açıkladı. Ayrı bir bakanlık oluşturularak ele alınan soykırım ve katliamları dünyanın her yerinde anlatmaya çalıştıklarını; şehit düşenlerin ailelerini tespit ederek yaşayacakları ev, çocuklarına ücretsiz eğitim gibi olanaklar oluşturduklarını belirtti. Son olarak Dersim halkını ve katledilenleri selamlayarak sözü Murat Işık’a bıraktı. Işık, Dersim’le ilgili sözlü tarih çalışmaları, müzik ve edebiyat alanında bir çok çalışmanın olduğunu dile getirerek bunların birleştirici bir noktada olması gerektiğine değindi. Bunun için birlik olmak gerektiğine dikkat çekti.

Barış Yıldırım ise Dersim 37-38’i hukuki açıdan değerlendirerek ailesinden 18 kişi katledilen Ali Doğan adına işletilen hukuki süreçte bir çok belgenin açığa çıktığını; bu belgelerin başlı başına Dersim’de yaşananların soykırım olduğunu açıkladığını belirtti. Birleşik Milletler Genel Kurulu’nun 2006 yılında yayınladığı bildirge ile soykırıma maruz kalmış insanlara dair açıklamalarına değinen Yıldırım, devam eden ihlallerin durdurulması için önlemler alınması gerektiği, gerçeklerin ortaya çıkarılması, kayıpların kemiklerinin nerede olduğunun açıklanması, kişilerin kültürel yapılarına göre defnedilmesi, mağdurların itibarlarını geri iade eden ve sorumlulukları kabul eden bir açıklama, resmi anma törenleri ve anıt mezarlar, söz konusu ihlalin bir daha yapılmayacağının ifade edilmesi gerektiğini ifade etti.

Devletin bugün hala HES’lerle, asimilasyon politikalarıyla Dersim halkına saldırdığına dikkat çeken Yıldırım, soykırımların asla zaman aşımına uğramayacağını ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.

ESP adına konuşan Ayhan Yener, “Bizim öncelikle bir hesaplaşmadan geçmemiz gerekiyor” diyerek devletin hiçbir zaman tarihiyle yüzleşmediğini; bugün Rojava’da, Filistin’de katliamların sürdüğünü; Roboski’de ve Soma’da tarihin kendini tekrar ettiğini belirtti.

Yaşanılan acıların tarihe gömülmemesi için birleşik mücadele hattını örmek gerektiğini önemle vurgulayarak sözü Dedef adına katılan Özer Tekinoğlu’na bıraktı. Tekinoğlu da 37-38’de Dersim’de uygulanan politikaların bugün de HES’lerle, asimilasyon politikalarıyla devam ettiğine değinerek dayanışmayı yükseltmek gerektiğini vurguladı; Tekinoğlu’nun ardından panel sona erdi.