Home , Haberler , HTİF YK : Sessizlerin Duyulmayan Sesi ve Buzdağının Tepesinde Patlayan Çığlık

HTİF YK : Sessizlerin Duyulmayan Sesi ve Buzdağının Tepesinde Patlayan Çığlık

31.01.2021 | Hollanda’daki olaylara ilişkin ATİK’e bağlı çalışmalarını sürdüren Hollanda’daki emekçilerin; demokratik, sosyalist, anti-emperyalist ve anti-faşist örgütlenmesi HTİF (Hollanda Türkiyeli İşçiler Federasyonu) Yönetim Kurulu bir açıklama yayınladı. Açıklamada kapitalizmin kitleler direnişe geçtiğinde gerçek yüzünü gösterdiğini ve şiddete dayalı olarak hüküm sürdüğünü belirten HTİF YK’sı, “Haklı ve meşru olan her direniş mutlaka bir gün kazanacaktır!“ diyerek açıklamasını bitiriyor. Açıklamayı olduğu gibi aşağıda paylaşıyoruz.

Sessizlerin Duyulmayan Sesi ve Buzdağının Tepesinde Patlayan Çığlık

Geçtiğimiz günlerde dünya çapında gündeme düşen Hollanda’nın birçok şehrinde gerçekleşen ‘sessizlerin’ isyanı bize önemli mesajlar veriyor. Toplumsal isyanla birlikte yerle bir edilen süper marketler, yakılan polis bürosu ve kırılan sokak kameralarını bahane ederek tıpkı Gezi de yapıldığı gibi Hollanda’da da devlet eylemcileri ‘üç beş çapulcu’ olarak adlandırarak toplumsal tepkinin üstünü örtbas etmeye çalışıyor.

Peki nedir bu toplumsal ayaklanmanın nedeni? Nedir Hollanda’da son 40 yılda en büyük isyanı tetikleyen sebepler?

Bilindiği gibi pandemi süreciyle birlikte Avrupa’nın birçok ülkesinde olduğu gibi, Hollanda’da da başını ırkçı ve faşist partilerin destekleyicinin çektiği bir eylem süreci yaşanıyor. Ki burada direkt belirtmek gerekir ki, ne sol partiler, ne de biz de dahil olmak üzere, göçmen örgütler bu süreçte rollerini yerine getirmediler. Bu tepkiler iktidar partilerinin pandemi süreciyle birlikte aldıkları kararlar ve yeni yasaların sivil hak gaspı olduğu vurgusuyla gelişmeye başladı. Eylemlerin başını her ne kadar ırkçılar çekse de, kendi içinde doğru belirlemeler olduğunu belirtmek gerekir. Kapitalizm ve onun neo-liberal politikaları sonucunda kendi içinde yaşadığı kriz pandemi süreciyle beraber had safhaya ulaşmış durumdadır. Esas sorun da burada yatmaktadır. Einstein’ın da dediği gibi “Sorunu yaratan zihinler sorunu çözemezler”.

Birkaç hafta önce Hollanda’da çocuk yardımı ödeneğiyle ilgili yaşanan skandaldan sonra Hollanda hükümeti düştü. Çocuk sahibi ailelere yapılan ödenek skandalında devlet aygıtları tarafından, özellikle göçmenlere karşı çifte standart uygulandı, sahtekarlıkla suçlandı ve birçok göçmen borçlandırıldı. Bu ırkçı uygulamaların ortaya çıkmasıyla birlikte gelen yoğun tepkiler sonucunda hükümet istifa etmek zorunda kaldı.

24 Ocak 2021 tarihinde Hollanda devletinin akşam 21:00’den sonra sokağa çıkma yasağını kararlaştırmasının hemen ardından aynı gün birçok şehirde eylemler gerçekleştirildi. Amsterdam’da ırkçıların örgütlediği eylemde polisin tazyikli su ile saldırması sonucunda bir kadın eylemci başından ağır darbe aldı. Tazyikli suyun etkisiyle başını sert bir şekilde duvara çarpması sonucunda kırıklar oluştu ve kafasına 18 dikiş atıldı. Polisin aşırı şiddeti eylemlerin en başından kendini gösterdi. Bu eylemin ardından tepkiler Urk, Stein, Eindhoven, Venlo ve Enschede şehirlerine yayıldı. Dikkat çekici olan bu şehirlerdeki eylemlerin yine ırkçı ve faşistler tarafından örgütlenmiş olmasıydı. Korona test noktaları, hastane, araçlar ve mağazalara saldırılar düzenlendi ve yakıldı. Ancak Hollanda devleti ve medyası bu saldırıları, göçmen gençlerin eylemlerinde yaptığının aksine pek gündeme oturtmadı. Sokağa çıkma yasağının ikinci gününde eylemler Rotterdam ve Den Haag gibi büyük şehirler de dahil, birçok şehre yayıldı. Ancak bu defa göçmen gençler çıktılar sokaklara. Eylemlerin gerçekleştiği Rotterdam’da Feijenoord ve Den Haag’da Schilderswijk semtleri bu şehirlerin göçmenlerin ağırlıkta yaşadığı en düşük gelirli/yoksul yerlerdir. Rotterdam’da süper marketler, iş yerleri yağmalandı ve araçlar ve bir polis bürosu yakıldı.

Pandemiyle birlikte zorlaşan yaşam koşulları ve ekonomik geçimsizlik bu patlamanın önemli bir etkeni olmuştur. 2019 Yılında 350.000 kişi işsizken, 2020 yılında bu sayısı 420.000’e ulaşmıştır. Resmi kaynaklara göre 2021 yılında bu sayı 500.000’e ulaşacaktır. Yaşanan ekonomik kriz ve işçi haklarının gaspları pandemi süreciyle daha da boyutlanmıştır. Bu süreçten en çok etkilenen kesim de gençler oldu. Gençlik içinde işsizlik oranı %30’a vardı. Ki pandemi kısıtlamalarının genç kesimde yarattığı psikolojik etkiler de cabası. Eylemci gençlerden birinin kullandığı şu cümle aslında birçok şey ifade ediyor: ‘Hükümet bize koyunmuşuz gibi davranmamalı’. Kendilerini özgürlük savaşçıları olarak adlandıran genç seslerin iyi duyulması gerekiyor, çünkü onlar yokmuş gibi davranılan seslerin sesidir.

Son 40 yılın en büyük isyanı olarak tanımlanan bu toplumsal ayaklanmalar, Hollanda devletini o kadar korkutmuş olmalı ki, Almanya ve Belçika’dan polis takviyesi talebinde bulunmayı tartıştılar. Neo-liberal politikalarının başarısızlığını örtbas etmeye çalışan devlet, sorumluluk almak yerine, ‘Herkes kendi sorumluluğunu bilmeli. Aileler çocuklarına sahip çıkmalılar’ gibi çağrılar yaparak politik kurnazlıklarla kendilerini aklamayı hedeflediler. Bu kurnazlık ve korkaklıkla sorunu göçmen gençler ve ırkçı grupların üstüne atarak, bu iki kesimi birbirine düşürmeye çalışan politikacılar süreçten sıyrılmaya çalışmaktadırlar. Son 40 yılın en büyük isyanını yaşadığımız süreç hiç de küçümsenmeyecek ve hatta Hollanda devletini sarmış niteliktedir. Bu korkuyu polis aracına taş attığı sebebiyle eylemcilere 2 ay hapis cezası verilmesinden ve daha birçok eylemciyle 6 ay ile 16 aya kadar varan hapis istemlerinden anlayabiliyoruz. Mahkemeler hızlandırılmış bir şekilde gerçekleştiriliyor ve sonradan tespit edilen eylemcilerin evlerine adeta bir ‘cadı avı’ misali operasyonlar yapılıyor. Sessizlerin uzun süre sonra eylemlerde çıkardıkları sesi bastırmak Hollanda devleti korku rüzgarı estirmeyi sürdürüyor. Eyleme katılanların banka hesap numaraları donduruluyor ve mal varlıklarına el konuluyor. Görünen o ki, isyan daha fazla büyümeden her türlü baskı yöntemine başvurmaktan çekinilmiyor.

Bizler açısından bir kez daha öğretici olan şudur ki; kapitalizm kitleler kendisine yönelmeye başladığında, tüm demokrasi naralarını bir tarafa bırakıp, gerçek yüzünü ortaya çıkarmaktan çekinmiyor. Kapitalizmin doğasında olan şiddete dayalı hüküm sürme gerçekliği, kendini bir kez daha göstermiş bulundu. Ancak diğer yandan kitlelerin de patlamaya hazır öfkesi olduğunu bir kez daha görmüş olduk.

Haklı ve meşru olan her direniş mutlaka bir gün kazanacaktır!

HTIF-YK

 

scroll to top