Home , Avrupa , Erhan Aktürk; Türkiye’de baskı gördü, takibata uğradı, Almanya’da yargılandı!

Erhan Aktürk; Türkiye’de baskı gördü, takibata uğradı, Almanya’da yargılandı!

Erhan Aktürk, Cezaevi hakkında konuşurken; “sadece gökyüzünü görebiliyorsunuz, onu da demir parmaklıklarla örmüşler.”

TÜRKİYE´DE BASKI GÖRDÜ, TAKİBATA UĞRADI,

ALMANYA´DA YARGILANDI.

Erhan Aktürk Münih davasında uzun hapis cezası aldı. O Almanya’da yasak olmayan, fakat Türkiye’de yasak olan bir komünist partisini destekliyor. Ülkeler arasında ki, Politikalar bu kararda rol oynadı.

Laura Meschede

Erhan Aktürk artık resmi olarak bir “terörist” bu durumda hiçbir zaman yanlış park etmemek için gösterdiği itinayı aklından geçirmiyor da değil.

Aktürk onlarca yıl yaşadığı Almanya´da bir kez de olsa yanlış park etmiş değil. Hiçbir yeri ateşe vermiş veya herhangi bir saldırıda da bulunmuşta değil. Hiç kimseyi tehditte etmemiş veya öldürmüşte değil. Hiç kimse böyle bir iddia da bulunmuyor. Savcıda bunu iddia etmiyor. Fakat buna rağmen bir “terörist” olarak ceza aldı.

Doğruyu söylemek gerekirse, o yurt dışında bulunan bir “terör örgütüne” üye olmaktan bu cezayı aldı. TKP-ML üyeliğinden, yani, Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist’ten.

Federal savcının iddiasına göre, Aktürk bu parti için bağış toplamış, etkinlikler düzenlemiş. TKP-ML Almanya’da yasak olmamasına rağmen ve yine bu partinin Almanya´nın herhangi bir terör listesinde yer almamasına rağmen, mahkeme kendisini cezaevine atmak için bunları yeterli görüyor.  Nihayet, Münih´te temmuz ayında Aktürk ve diğer sanıklar hakkında karar açıklandı.

Verilen karar şöyledir: 4 yıl 6 ay. Çok yüksek ve ağır bir ceza. Neonazi elemanı Andre Eminger NSU katillerine yardım etmekten sadece dört yıl ceza almıştı. Yani altı ay daha az.

****

Askerler evlerine baskın düzenlediklerinde, Erhan Aktürk daha 15 yaşındadır. O gün 13 Eylül 1980 sabahıdır. Ordu Türkiye´de bir gün önce hükümete karşı bir darbe yapmıştır. General Kenan Evren komutasında ki, Askeri konsey; siyasi partileri, sendikaları yasaklar ve savaş hali ilan ederler.  Ardından tutuklamalar başlar.

“Adamlar kocaman büyük silahlar taşıyorlardı”. Aktürk´ün aklında böyle kalmış. “Biz çocuklara bağırıyorlar arkanızı dönün, yüzlerimiz duvara dönük” tekrar dönüp arkasına bakmasına izin verildiğinde, Askerlerin babasını alıp götürdüğünü görür.

Aktürk´ün babası öğretmendir. Aktürk´ün deyimiyle “demokrat ilerici bir çevremiz vardı”. Aynı zamanda babası solcu öğretmenler birliği ve dayanışma derneklerine üyedir ve bir Kürt dergisine de abonedir. Tutuklanması için bunlar yeterlidir.

Darbeyi izleyen haftalar içinde 650.000 insan gözaltına alınır.

****

Amerika da 11 Eylül 2001 yılında iki uçak World Trade Center içine bir dalış uçuşu yaparlar. Ardından Amerikan´ın başkanı Georg W. Bush “terörizme karşı savaş” ilan eder. 11 Ekim 2001 günü Federal Parlamentoda yeni bir paragraf üzerine tartışma yürütülür: Bu 129b paragrafıdır. Amaç, bir terör örgütüne üyelik için cezayı düzenleyen 129a paragrafının kapsamına yurtdışını da dahil etmektir. Yapılan yasa önerisi sadece bir cümleden ibarettir: “129a ve 129b yurtdışında ki örgütler içinde geçerlidir.”

Yeşil-Kırmızı hükümet koalisyonu bu öneriyi getirir. Fakat kendisi de bu durumdan pek memnun değildir.  SPD’li Joachim Dünker o zaman şunları dile getirir. “Bu düzenleme dünya da cani rejimlere karşı direnen hareketleri kırminal veya terörist olarak değerlendirmeye yol açmamalıdır” der.

Devlete şiddet yolu ile zarar veren örgütler 129a maddesine göre terörist olarak görülürler. Yani bir iç savaş durumunda muhalif bir partinin faaliyetleri de bu kapsama girmiş olur.

Ama şöyle ki; Almanya her iç savaşta her zaman yabancı ülkenin yanında yer almıyor.  Yeşillerden Christian Ströbele o zaman şöyle bir açıklamada bulunur; Şöyle bir defalığına da olsa düşünün kuzey cephesinden bir kişi Almanya’ya geliyor ve siz bu kişiyi ülkesinde terörist bir örgüte üye olmaktan dolayı mahkemeye çıkarıyorsunuz.”

Kuzey Cephesi, Afganistan’da Taliban’a karşı mücadele etmek için kurulmuş askeri bir birliktir. Siyasiler içinden çıkılması zor bir durum ile karşı karşıyadırlar. Alman kanunlarını yurt dışında da uygulamak istemektedirler.  Fakat Alman hukuk sistemi insanların kanunlar önünde eşit olduğunu söyler ve bu aynı zamanda temel bir prensiptirde. Fakat Alman Hükümeti bu prensibe dış politikasında hiçbir zaman ihtiyaç duymaz. Bu nedenle, tartışmaya sonuç almadan son verilir.

****

Erhan Aktürk´ün babası bir süre cezaevinde kalır. Daha sonra, 10 yıl öğretmen olarak çalışamaz. O da binlerce insan gibi kamu görevinden men edilir.

****

Aktürk artık Lise ´ye gitmektedir. Seçmeli ders olan Din dersine katılmak istemediğini söyleyince, öğretmen sınıf arkadaşlarının önünde kendisine “Gavur´un oğlu diye” hakaret eder. Tam da bu zamanlarda Aktürk TKP-ML nin kurucusu İbrahim Kaypakkaya´nın yazıları ile karşılaşır ve okur. Kaypakkaya´nın “ulusların kendi kaderini tayin hakkı ile ulusların hak eşitliği ve Halk Demokrasisi vb. gibi, önemli tezlerinden etkilenir. Bu anlamda Kaypakkaya’nın düşüncelerini bütünlüklü olarak, beğenip ve etkilendiği için; Aktürk bulduğu parti bildirilerini, kendisi çoğaltır ve gittiği okulunda bunları dağıtır.

****

Federal Hükümet 26 Nisan 2002 yılında 129b paragrafının yeni bir versiyonunu tartışmaya açar. Bu yasa “sadece Federal Adalet ve Tüketiciyi Koruma Bakanlığının yetki vermesi” durumunda geçerli olacaktır. Bu şu anlama gelir: Sadece Bakanlık onay verirse soruşturma açılabilir. Adalet Bakanlığı karar verirken örgütün amacının “insan onurunu koruyan devlet düzenine veya halkların barış içinde birlikte yaşamasına karşı olup olmadığına ve bunu hedef alıp almadığına” dikkat etmeli ve bunu temel almalıdır der.

Alman hukuku dış politikada uygulanamadığı için, dış politika Alman hukukunun kapsamı içine alınır. Bu tartışma yapılırken, o dönem Erhan Aktürk 14 yıldan beridir Almanya da yaşamaktaydı. 1988 yılında Türkiye´yi terk eder. Kendisi de o yıllarda Almanya´da iltica talebinde bulunan on binlerce Kürt´ten biridir.

Aktürk Almanca öğrenir, Tyssenkrupp ta bir firmada işe başlar. Daha sonra taksicilik yapar, yıllar gelip geçer.  1998 yılından beri Alman vatandaşıdır. Aktürk “Tüm bu zaman zarfında, hiçbir zaman demokrasi, hak ve özgürlükler mücadelesine katılmakta geri durmadığını.”  Söylüyor.

****

Mahkeme daha sonra Aktürk´ün 2012 yılından 2015 yılına kadar TKP-ML nin Yurtdışı Komitesinde yer aldığını iddia edecektir. Yurt Dışı Komitesi, 1973 yılında tutuklandıktan sonra Diyarbakır cezaevinde işkencede katledilen Partinin kurucusu Kaypakkaya anmalarını yapmak gibi etkinlikler düzenlemek. Müslüm Elmanın avukatı olan Stephan Kuhn daha sonra şöyle bir açıklamada bulunacaktır: sanıklar o kadar demokratik ki, en ufak bir etkinlik hakkında saatlerce tartışıyorlar ve bu tartışmalar daha sonra soruşturmayı yürütenlerin dosyalarında yer alıyor ve iddianame bunlara dayandırılıyor. Sanıkların bu demokratlığı daha sonra kendilerinin karşısına bir felaket ve saldırı olarak çıkıyor.

Devlet güvenlik görevlileri, 15 Nisan 2015 tarihinde, Aktürk ve diğer yoldaşları tutuklandığında, Adalet Bakanlığı hangi kriterlere göre bir örgütün takip edilip edilmeyeceğine karar verebiliyor. Federal Bakanlığın sözcüsü buna” hukuki ve dış politik sebepler” bu durumda rol oynar diyor.

****

Suriye´de 2011 yılında iç savaş başlar. Ordudan firar eden askerler devlete karşı savaşan Özgür Suriye Ordusunu (ÖSO) kurarlar. Bir yıl sonra DIE ZEİT gazetesi Politik ve Bilim Vakfının (Stiftung Politik und Wissenschaft) Suriyeli isyancılar ile Berlin´de Suriye´nin geleceğinin planlanması ile ilgili gizli görüşmeler yapıldığını ve Assad rejiminin nasıl devrilebileceği konusunun konuşulduğu haberini verir. DIE ZEİT gazetesi “Alman Dış İşleri Bakanlığı ve State Department para, vize ve lojistik destek veriyor” diye yazar. Bu toplantılara ÖSO Elemanları da katılır. Federal Baş Savcılık 2013 yılında ÖSO aleyhine bir takibat yetkisi verilmesi için başvuruda bulunur. Federal Adalet Bakanlığı bu talebi ret eder.

Bunun tek sebebi vardır, Suriye de hükümetin devrilmesi Federal Hükümetin konseptine uymaktadır, fakat bunu biri Türkiye´de yapsa; Adalet Bakanlığından bu konuda bilgi almak mümkün değildir. Takibat yetkisinin gerekçeleri hakkında açıklama yapmak zorunluluğu yoktur.

****

Aktürk tutuklandıktan sonra Nürnberg’de cezaevine konulur. Tutulduğu hücre oldukça uzun bir koridordadır. Bu koridorda yan yana 25 hücre vardır. Bir hücre dışında diğer hücrelerin hepsi boştur. Kendi kendisine söylenir; “Vay be, Almanya’da ne kadar az suç işleniyor. Diye düşündüm.” Ancak birkaç gün geçtikten sonra tüm bu hücrelerin kendi yüzünden boşaltılmış olduğunu öğrenir. Hâkim ve federal savcı kendisi hakkında tecritte tutulması kararı vermiştir. Havalandırmaya saat 6 ile 6:40 arasında çıkar. Havalandırma için çatıdaki demir parmaklıklardan yapılmış bir kafesin içinde çıkar. Bu kafeste her istikamete doğru sadece 6 adım atılabiliyor. “Sen hiç kimseyi ve hiçbir şey göremiyorsun, sadece gökyüzüne doğru bakabiliyorsun, oda demir parmaklıklar ile örülmüş durumdadır.”

Aktürk´e ilk aylarda ne televizyon nede gazete verilir. En kötüsü de sessizliktir. “Bazen hücremin penceresi önünde, güvercinleri görüyordum, güvercinler çıt çıkarmazlardı. Ben pencereye yaslanır, kendilerini izler ve düşünürdüm; hadi şimdi bir kez de olsa ses çıkarsana! Sadece bir kerede olsa ses versene, nafile güvercinler hep sessiz kalırdı.” Aktürk 8 ay tecritte kalır.

****

TKP/ML nin takibata alınması için ilk dilekçe Adalet Bakanlığına Temmuz 2006 yılında verilir. Federal Baş Savcılık başvurusunu TKP-ML nin Türkiye´de bir dizi saldırıda bulunduğu biçiminde gerekçelendirir. Peki bu bunları nerden biliyorlar? Federal Hükümetin öngördüğü biçimde “Federal Kiriminal Dairesi saldırılar ile ilgili bilgileri ana merkez sıfatı ve yetkisi ile polis bilgi alışverişi kapsamı ile ilgili düzenleme üzerinden alıyor.”

****

17 Haziran 2016 günü Erhan Aktürk´e karşı dava başladığında, sanık sandalyesinde yalnız başına oturmuyor. Kendisi dışında 8 erkek bir de kadın dava yoldaşları olarak, sanık sandalyesinde oturmaktadır. Onlara da TKP-ML üyeliği suçlaması dışında ne bir ağır cürüm ne bir saldırı, nede bir esir alma gibi suçlamalar yapılmamaktadır. Sadece bağış toplamak ve üyelik suçlaması yapılır. Sanıkların arasında en fazla tanınanı Müslüm Elmadır. Yaşamının 22 yılını Türk hapishanelerinde geçirmiş ve orada aylarca işkence görmüştür. Savcı kendisi hakkında TKP-ML merkez komitesine üye olmak suçlaması yapmaktadır, yasa dilinde anlamı: “Elebaşılıktır.”

Ceza verebilmek için mahkemenin her şeyden önce TKP-ML nin şiddet kullandığını ispatlaması gerekir. O halde bir başka ülkede işlenmiş olan fiilleri nasıl ispatlayacaksınız? Mahkeme 23 Eylül 2016 tarihinde Federal Savcılığın 2013 yılında adli yardım kapsamında elde edilen Türk makamlarının bir cevabını dava dosyasına dahil eder. Verilen cevapta TKP-ML nin Almanya’daki ve Türkiye’deki faaliyetleri, örgütün iç yapılanması, kişiler hakkında, şiddet eylemleri ve benzeri gibi konularda bilgiler bulunmaktadır. Bu belge de o zaman Terör ile Mücadele Bölüm Şefi olan Ömer Köse´nin imzası bulunmaktadır.

Müdafaa Avukatları buna itiraz eder.  Bu belge deki bilgilerin büyük bir ihtimal ile işkence sonucu elde edilmiş biçiminde gerekçelendirirler. Türk makamlarının bu bilgileri nasıl elde ettikleri yazıda belirtilmemektedir. Tutukluların Türkiye de işkence gördükleri artık Alman mahkemeleri tarafından da ispatlanmış olarak görülmektedir. Ve Almanya da Aktürk´e karşı dava başladığında, yazıda ki imzanın sahibi olan Ömer Köse; Türkiye de cezaevindedir. Sahte belge ve deliller düzenlenmiştir. Müdafaa Avukatları bu belgelerin bu davada kullanılmaması için dilekçe verirler. Mahkeme heyeti bu talebi ret eder.

Mahkeme Hâkimleri daha sonra karar gerekçelerini açıklarken alınan karada bu yazıya yer vermediğini söyleyecektir. Yargıç heyeti bunun yerine TKP-ML nin eylemlerini, Türk gazetelerinde çıkan haber ve açıklamaları ile ispatlamaya çalışır. TKP-ML ye birçok saldırıyı yaptığı suçlaması yapılır. Bu saldıranların büyük bir çoğunluğu Türk ordusuna yönelik yapılan ve ordu ile iş birliği yapan kişilere yönelik saldırılar olduğu söylenir. Bu saldırılar olurken Almanya’daki sanıklardan hiçbiri Türkiye de değildir ve partinin eylemleri hakkında hiçbir bilgileri olmadığı için, bir açıklama da yapmazlar.

****

Erhan Aktürk üç buçuk yıl sonra serbest bırakılır. Dava hala devam eder. Mahkeme Psikiyatristleri Mehmet Yeşilçalı hakkında rapor sunarlar ve Türkiye de gördüğü işkenceler nedeni ile yaşadığı travma sonucu ceza evinde kalması durumunda psikolojik bir kırılma yaşayacağını onaylarlar.

****

Aktürk “bu politik bir davadır, asla hukuki bir dava değildir.” diyor. Konuşma sırasında tekrar tekrar “bu yüzden biz hukuki sorunlar ile ilgili açıklama yapmadık yapmayacağız. Burada sadece ve sadece politik cevaplarımızı vereceğiz. Mahkemelerin önünde düşüncelerimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu durum komünistlerin bir geleneği olarak devam edecektir.”

Savcılık ve müdafaa avukatlarının son mütalaa ve açıklamalarından sonra sıra sanıkların son sözlerine gelir. Erhan Aktürk kısa bir açıklama yaparak, kendisi ile birlikte yargılanan Müslüm Elma ve ortak yapılan savunmaya katıldığını belirtir.

Müslüm Elma son sözlerinde mahkemeye “sizce tüm bunların asıl sebebi nedir ki, hem bu ülkede, hem Türkiye´de bu kadar çok terörist ve bunların bu kadar destekleyeni var.  Diye sorar. Havasında mıdır? Suyunda mıdır.” Ve daha sonra Alman Devrimcisi Karl Liebknecht´in şu sözlerinden alıntı yapar: “Siz bize yıllarca zindan cezası verdiniz, fakat zindan da çıktığımız gün siz bizi tekrar cezalandırmak zorundasınız.”

Aktürk; “inandığım doğru düşünceler için mücadele ettiğimi, görmeseydim cezaevinin ağır baskısı altında sağlıklı çıkmazdım. Hep kendi kendime sen inandığın doğru düşüncelerinden dolayı buradasın.” diyordum. “Bu sorgulama bana güç ve coşku veriyordu.”

Aktürk´ün tutuklanmasından beş yıl sonra 28 Temmuz 2020 günü mahkeme kararını açıkladığında yüzlerce taraftar ve dayanışmacı insanlar mahkeme ödününde toplanmıştı. Öğlen verilen duruşma arasında Aktürk´te göstericilerin arasına katılır. Almanya´nın Türkiye yaptığı silah ihracatı ile ilgili bir konuşma yapar. Karar ile ilgili bir açıklama yapmak istemez. “Burada sorun hukuksal değil, bilakis politik bir davadır” diyor.

Erhan Aktürk 4 yıl altı ay hapis cezası aldı. Ceza evine girmek zorunda değil. En yüksek cezayı Müslüm Elma 6 yıl 6 ay aldı. Karar günü son sanıkta serbest bırakıldı.

Kaynak; 17 Eylül tarihli DİE ZEİT gazetesinde çıkan haber ve yorumun özetidir.

 

scroll to top