Home , Haberler , Bu kavga enternasyonalizmin zaferiyle sonlanır!

Bu kavga enternasyonalizmin zaferiyle sonlanır!

metin-aycicek“Arap Baharı” diye pompalanmak istenmişti emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir aşaması olan Ortadoğu’ya müdahale dönemi. Önünde, büyük katliamlarıyla Irak savaşını taşımaktaydı. Halkların özgürlük mücadelesi diye yutturulmaya çalışıldı bu baharın ardında yatan emperyalist işgal planları. Oysa ne sınıfsal bölünmüşlüklere göre yürüyen bir iç savaş, ne de bölge gericiliğine ve emperyalizme karşı sürdürülen bir devrimci halk savaşından söz etmek mümkündü.
Esas olarak emperyalizmin bölge halklarına yönelik olarak yerel gerici egemenler desteğiyle geliştirdiği saldırıdan başka bir şey değildi yaşanan. Kuzey Afrika’nın bütününü içine alan bir bölgede, sokakları dolduran halkların „özgürlük ve demokrasi“ içerikli talepleri, bir sistem modelinden yoksun, darmadağınık ve egemenlerin yönlendirmesiyle içeriği boşaltılmış istemlerden başka bir şey değildi. Söz konusu olan şey, emperyalizmin bölgesel kuklalarından kullanım süresi bitmiş ve yeterince yıpranmış olanların tasfiye edilerek yerlerine yenilerini getirmek ve böylece diktatörlük sistemleri altında hukuksuzluk ve zulümlerle beslenerek gerilen toplumların supap kapaklarının birazcık açılarak devrimci toplumsal patlamaları engellemek, emperyalist egemenliğin süresini uzatmak idi.
Tek tek yıkılan eski diktatörlerin yerine, Avrupa ve ABD ile uyumlu yeni diktatörler gelecekti ve nitekim bu gerçekleşti. Arap Baharı’nı kış olarak yaşayan ülkeler kısa zamanda yeni diktatörleriyle buluşurken, öte yandan iç savaşların yarattığı kalıcı düşmanlıklarla halklar parça parça oldular. Hepsinin ortak kaderi istikrarın ve toplumsal çoğulculuğun bütünüyle bozulmuş ve her an bir iç savaşa gebe olmasıydı.
Ortadoğu coğrafyasına ılımlı İslam lideri olarak pompalanmak istenen Tayyip’in ihtiraslı yeni Osmanlıcılık projesi kısa zamanda emperyalist efendilerini bile rahatsız eden bir kirlilikle sergilenmeye başladı. Ve daha önemlisi, Kürt halkı ve ittifaklarının bölgede sömürgeciliğe karşı sürdürdüğü silahlı mücadelenin Rojava’dan başlayarak giderek daha da yükselmesi, bir yandan Suriye üzerine sürdürülmekte olan emperyalist oyunları bozarken, diğer yandan Türkiye’nin emperyal niyetlerini daha çok teşhir etti. Mezopotamya halklarının mücadelesi “stratejik derinlik” başlıklı bölgesel hegemonyaya yönelmiş sömürgeci siyaseti adım adım gerileterek bir çıkmaz içerisine hapsetti.
Dış politikada bütün komşularıyla “düşmanlık” zemini üzerinde ilişkilenmek durumunda olan Türkiye, içerde ise Kürt halkının yükselen mücadelesini her türden katliam ve sistem oyunlarına rağmen engelleyememenin yarattığı siyasal panik içerisine girdi. Her zamanki gibi sömürgeci devlet, yasal olarak “vatandaşım” dediği insanlara yönelik kanlı bir iç savaşı açıktan açığa başlatan ve sürdüren oldu.
7 Haziran seçimlerine karşı fiilen gerçekleştirilen “yönetim değişikliği” darbesi, kanlı girişimleriyle 1 Kasım’ı hazırladı.
Açıktır ki, bir zamanlar Kemalizm’in ‘ilerici ve devrimci’ olarak tanımlaması ile temel bir yanılgı içine düşmüş olan şoven Türk solunun, giderek bu çizgiyi terk ederek halkların ortak mücadelesi noktasında yakınlaşması, ırkçı-milliyetçi Türk Devleti’ni fütursuzca faşizmin yöntemlerine sarılmaya itmiştir. Bugün, ideolojik olarak Kemalizm ne kadar geriletildiyse Kürt ve diğer ezilen halkların “birlikte mücadele” anlayışı da o derece gerçekleştirilebildi.
Günümüzde AKP gibi İslami bir iktidarın yönetimindeki devletin, başta CHP olmak üzere Kemalistlerle “tam ittifakını” sürdürebilmesi, iktidar partisinin de Kemalizm’e can simidi olarak yeniden sarılmasından dolayıdır. Türk-İslam sentezi denilen çılgınlık İslam-Türk halini alarak daha da azgınlaştı. Devlet, emekçi sınıflar, inanç ya da halk kimliğiyle ortaya çıkmak isteyen ezilenlere faşist bir şiddet ile yanıt verirken, egemen ulus sıranın kendisine geleceğinden bihaber kör-sağır-dilsizi oynayarak zalim iktidarların yanında yer aldı.
Şimdi Cizre, Silopi, Nusaybin, Şırnak ve bilcümle Kürt kentleri faşist bir saldırıyla karşı karşıyadır. Kürt halkı ve ittifakları bedenleriyle oluşturdukları barikatlarda büyük bedeller ödeyerek siper yoldaşlığını geliştirirken, Batı’nın emekçi sınıflarının, devrimci ve demokratlarının, dışlanmış, yok sayılmış ya da ötekileştirilmiş olan ezilenlerin bu özgürleşme kavgasını beklemektedir.
Biliyoruz ki gün bugündür! Gelecek bugündür. Geçmiş bugünü yaratmıştı, bugün geleceği yaratacaktır. Biliyoruz ki, yüz yıllardır halkların kardeşleşme ülküsünü yaşatan Anadolu-Mezopotamya toprakları, kardeşliği bugün hendeklerde, barikatlarda Kobanê zaferleriyle taçlandırmak istemektedir. Biliyoruz ki sistemin yarattığı kirlilik karşısında “suya sabuna dokunmamak istemeyenler sonsuza dek kirli kalırlar. Biliyoruz ki yaşama emeğini akıtmayan ellerin insanlaşması mümkün değildir.
O halde sessiz kalmamak gerekir! Yükselen bu kavga, insanlığın Ortadoğu’da yakmaya çalıştığı özgürlük ateşinin kıvılcımıdır. O halde “ben yanmasam, sen yanmazsan, biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diyerek emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı birlikte haykırmanın günüdür.
Sesimiz gür, hedefimiz zafer olsun!
Metin Ayçiçek. MÜCADELE Gazetesi. Ocak 2016. Sayı 257.
scroll to top