Anasayfa , Avrupa , Acıların ve Katliamların İçinden Güneş Bir Kez De Filistin İçin Doğacak!

Acıların ve Katliamların İçinden Güneş Bir Kez De Filistin İçin Doğacak!

Acıların ve katliamların içinden güneş bir kez de Filistin için doğacak!

7 Ekim 2023 tarihinde çok sayıda Filistinli örgüt, İsrail şehirlerine yönelik “Aksa Tufanı” adı verdikleri bir operasyon düzenlediler. Yapılan saldırıda içinde sivillerin de olduğu binden fazla kişi hayatını kaybetti. Bu saldırı sonrası ise Siyonist İsrail Devleti, Filistin’e yönelik yıllardır süren saldırılarını en üst seviyeye çıkartarak Gazze’ye büyük bir operasyon başlattı. Hala devam eden saldırılarda şu ana kadar 20 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Hayatını kaybedenlerin en az 8 bini çocuk, 6 bini kadın. Saldırılar sonucunda ölenlerin çoğunun sivil olması saldırıların Hamas’a yönelik değil Filistin halkına yönelik bir soykırım olduğunu net bir şekilde göstermektedir. 7 Ekim’de gerçekleştirilen operasyon hem siyasi hem de askeri anlamda 1948’den beri süren savaşın artık yeni bir boyuta geçtiğini gösterdi. Kuşkusuz önümüzdeki dönemde hem İsrail cephesinde hem de Filistin cephesinde önemli gelişmeler yaşanacaktır.

7 Ekim saldırısı sonrası ortaya çıkan tartışmalar ise devam ediyor. Özellikle savaşın İsrail- Hamas arasında geçtiği gibi bir algının oluşturulmaya çalışılması açık bir şekilde Filistin halkının mücadelesini dini bir mücadeleye indirgeme çabasıdır. Son süreçte artan İslamofobi’yi de göz önüne alırsak Filistin meselesinin bu şekilde ele alınması işgalci İsrail devletinin lehine olacaktır. Yine tartışmaların 7 Ekim’den itibaren ele alınması ve savaşın 75 yıllık geçmişini görmezlikten gelinerek değerlendirmesi her düşünceyi yanlış bir sonuca götürecektir. Elbette ki bu tartışmalar sol, ilerici güçler içinde de sürdürülüyor. Solun içinde Filistin meselesine dair ciddi bir zihin bulanıklığı söz konusu. Bu zihin bulanıklığı özellikle egemenlerin istediği tartışmaların dışına çıkamama meselesinden kaynaklı olduğu açık bir şekilde önümüzde durmaktadır.

Bu yazımızda Filistin meselesine YDG- Yeni Demokratik Gençlik olarak nasıl baktığımızı aktarmaya çalışacağız. Yine Filistin meselesi özelinde ulusal mücadelelere ve haklı-haksız savaşlara bakış açımızı da ortaya koyacağız.

75 yıl sürecek büyük bir savaşın başlangıcı – Filistin’in kısa tarihsel geçmişi

Daha önce de belirttiğimiz gibi Filistin meselesini 7 Ekim’den itibaren ele almak bizi yanlış bir değerlendirmeye götürecektir. Özellikle İsrail devletinin kuruluşu ile birlikte bölgede yıllar boyunca çözülemeyecek bir sorun emperyalistler tarafından yaratıldı. İsrail devleti kurulmadan önce bölge Osmanlı devletin hakimiyeti altındaydı. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşından Osmanlı’nın yenilgi ile çıkması, yine bu dönemde birçok ulusun Osmanlı’ya karşı ayaklanarak bağımsızlıklarını ilan etmesi bölgedeki dengeleri değiştirdi. İngilizlerin desteğiyle bölgede ayaklanan Araplar Osmanlı’dan ayrılarak, İngiliz himayesi altına girdiler. Osmanlı sonrası İngilizlerin bölge halkına bir Arap devleti oluşturacağı sözü vermesi üzerine bölge uzun süre İngiliz sömürgesi altında kaldı. Yine bu dönemde dünya üzerinde ciddi bir anti-semitizm sorunu vardı. Yahudi halkı gittiği her yerde katliam ve baskılara maruz kalıyordu. Özellikle Doğu Avrupa’da durum Yahudi halkı açısından daha kötüydü.

Bu tarihlerde Yahudiler içeresinde Siyonizm fikri de daha yüksek sesle dillendirilmeye başlanmıştı. Özellikle Fransa’da Dreyfurs olayı Yahudilerin bir devlet kurma fikrinin keskinleşmesine neden olmuştur. Dreyfurs olayı Fransa’nın Almanya karşısında aldığı yenilginin Fransız-Yahudi bir Albay olan Alfred Dreyfurs’un neden olduğu ileri sürülmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Suçlama sonrası başlayan yargılama sürecinde ortaya çıkan anti-semitist suçlamalara tanık olan Theodor Herlz Yahudilerin artık bir devlet kurma zamanının geldiğini düşünerek ilk adımları atmaya başladı. İlk olarak Basel’de Birinci Dünya Siyonist Kongresini toplayan Herzl, sonraki dönemlerde yaptığı çalışmalarla Modern Siyonizm’in kurucusu olarak tarihteki yerini almıştır.

Bu dönemde tartışmaların en yoğun olanı Yahudi devletinin nerede kurulacağıydı. Tartışmalar sonucunda alınan karar ile Yahudilere tanrı tarafından bahsedildiği söylenilen Kenan bölgesinde yani bugünkü Filistin topraklarında bir devletin kurulması kararlaştırıldı. İlk zamanlarda Filistin’de para karşılığı toprak alarak bölgeye yerleşen Siyonistler zaman geçtikçe bölgede sınırlarını genişletmeye başlattılar. ‘’Topraksız bir halk, halksız bir toprak’’ anlayışıyla bölgede yaşayanları yok sayarak gücünü artırmaya çalışan Siyonistler, ilk dönemlerde nüfus noktasında ise henüz istedikleri bir noktada değildi. Bölgenin hâkimi olan İngilizler ise Siyonistlerin tüm politikalarına göz yumarak adeta burada bir Siyonist devletinin kurulmasının önünü açıyordu.

İngilizlerin verdiği sözü tutmaması, Siyonistlerin bölgede toprak alarak güçlenmesi Arap halkında huzursuzluk yaratmaya başlatmıştı. Süreç içinde artık bölgede yaşayanlar ve Siyonistler arasında ciddi çatışmalar yaşanmaya başladı. İngilizler ikili oynayarak hem bölgede hakimiyetini sürdürmek istiyor hem de bölgenin doğal kaynaklarına sahip olmak istiyordu. Ancak çatışmaların giderek artması nedeniyle İngilizlerde müdahalede eksik kalıyordu. Yıllar geçtikçe bölgeye daha fazla Yahudi gelmeye başladı. Özellikle İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşında Yahudi halkına yönelik yapılan soykırım ile birlikte dünyanın dört bir yanından Yahudiler Filistin’e akın ediyordu. Siyonistler bu durumu nüfus açısından da büyük bir fırsat olarak görerek tüm dünyadaki Yahudileri bu topraklara getirmek için devletlerle anlaşmalar yapmaya başladı. Bu dönemde Yahudi nüfusu toplam nüfusun üçte birini oluşturuyordu ve toprakların sadece yüzde 6’sı ellerindeydi. İngilizler artık sorunun çözülemeyeceğini anlayınca olayı Birleşmiş Milletlere götürdü. BM tarafından özel bir komite kuruldu. Komitenin aldığı karar ise adeta Ortadoğu’da yıllarca sürecek bir savaşın fitilini ateşlemişti. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan Araplara toprakların yüzde 43’ü, nüfusun üçte birini oluşturan Yahudilere ise yüzde 57’lik bir bölüm verilmesi kararlaştırılmıştı. Üç din için kutsal kabul edilen Kudüs’te ise uluslararası bir idare kurulması kararlaştırıldı. Arap halkının karara karşı gelmesine rağmen BM genel kurulunda yapılan oylama kabul edildi.

İngilizler büyük bir sorun yarattıktan sonra Filistin topraklarını terk etti. Hemen ardından 14 Mayıs 1948’de İsrail devleti kuruluşunu ilan etti. Bu tarih 75 yıl sürecek büyük bir savaşın başlangıcı olarak tarih sayfalarına yazıldı. 1948’den beri bölgede her gün savaş ve ölüm var. İsrail Devletinin kuruluşuna karşı gelen Arap halkına yönelik saldırılar da bu tarihte başlamış oldu. Nisan 1948’de, İsrail Devleti’nin kurulmasından sadece haftalar önce, Irgun ve Stern Çetesi Siyonist milisleri Deyr Yâsîn köyüne saldırarak en az 107 Filistinliyi öldürdü. İsrail devletinin kuruluşundan sonra bu katliamlar devam etti. 100 bine yakın Filistinli topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Filistinlilerin Birinci Nakba dedikleri süreç bu saldırıları barındırıyordu. Bu tarihten itibaren her gün katliam ve saldırılara uyandı Filistin halkı. 2022 verilerine göre dünyada yaklaşık 14 milyon 300 bin Filistinli var. 14 milyonun sadece 5 milyon 350 bini Filistin topraklarında yaşıyor. Yaklaşık 6 milyonu “mülteci” statüsünde. 75 yıllık savaşın belli dönemlerinde Marksist-Leninist ideolojiye yakın örgütler, belli dönemlerde daha seküler örgütler, şu an ise dini hareketler önderlik yaptı Filistin Ulusal Mücadelesine.

Emperyalizmi anlamak: Anti-semitizm kimin geleneğinde vardı ve varlığını sürdürüyor?

Filistin-İsrail arasında süren 75 yıllık savaş 7 Ekim saldırısıyla farklı bir noktaya evrilmiş durumda. Dünyanın dört bir yanında sokağa çıkan kitleler İsrail devletinin arkasına sıralanan devletlere karşı Filistin halkının yanında olduğunu gösterdi. Dünya halklarının aldığı bu tavır emperyalist devletleri ciddi bir sıkıntıya sokmuş durumda. Kuşkusuz 75 yıllık bu savaşa neden olan emperyalist sistemin ta kendisidir. Emperyalizmin en sık kullandığı politikaların başında hükmetmek istediği bölgelerde kargaşa çıkartıp bölgede yaşayan halkları birbirine düşüren bir yöntem izlemek olmuştur. Böl-parçala-yönet politikası bugün Filistin topraklarında uygulanması sebebiyle 75 yıldır her gün katliam ve saldırılara maruz kalıyor bölgede yaşayanlar. Özellikle de Ortadoğu’nun doğal kaynaklar açısından oldukça zengin olduğunu düşünecek olursak bu savaşın asıl nedenini ortaya çıkartmış oluruz.

Emperyalistlerin özellikle Almanya gibi devletlerin Yahudi halkını koruyan ve anti-semitizm ile mücadele ediyormuş gibi söylemleri koca bir yalandan ibaret. Tarihin her döneminde Yahudi halkına yönelik en büyük katliamları gerçekleştirmiş, yaşanılan en küçük krizde bile Yahudi halkını hedef tahtasına oturtmuş, Avrupa’nın gettolarına Yahudileri yerleştirerek tecrit politikaları uygulamış bir anlayışın Yahudileri kurtaracağı veya onları koruyacağı gerçekçi bir durum değildir. Egemenler İsrail devletini Yahudilerin özgür bir şekilde yaşaması için değil bölgede istikrarsızlık yaratmak için kurulmasını desteklemişlerdir. Yine bölgeye çözüm olarak sundukları tüm politikalar sadece savaşı derinleştirmiştir. Birleşmiş Milletlerin 1947’de aldığı karar sonrası bölgede yaşanılanlar da bunu kanıtlar niteliktedir.

Filistin halkının taleplerinin göz ardı edilerek alınan her karar çözümsüzlüğü beraberinde getirmektedir. 75 yıldır katliama, saldırılara, göç ettirilmeye zorlanan bir halkı görmezden gelmek sadece çözümsüzlüğe hizmet etmektedir. Bu anlamıyla Filistin’de sorunun tek çözümü tüm inançların eşit bir şekilde temsil edildiği, demokratik özgür bir Filistin devletinin kurulmasıdır. Bu savaşın son bulması sadece bölge halkının ortak çözümü ile mümkündür. Bu noktada devrimci, ilerici güçlere de büyük bir sorumluluk düşmektedir. Devrimci, demokrat ve ilerici güçler Filistin karşıtı tüm anlayışlarla mücadele ederken ‘’Filistin’i destekliyorum ama..’’ ile başlayan tüm anlayışlarla da mücadele etmesi gerekmektedir. Bu savaşta ezilen bir ulus olan Filistin halkının tüm hakları egemenler tarafından yok edilmeye çalışılırken, utangaç bir şekilde Filistin’i savunmak yanlış bir tavrı geliştirecektir. Emperyalistlerin açık bir şekilde desteklediği İsrail devletine karşı tüm dünya halklarının desteklediği Filistin’i açık bir şekilde bugün savunmak hem vicdani olarak hem de ideolojik olarak doğru olandır.

Bu anlamıyla bizler Filistin halkının 75 yıldır sürdürdüğü mücadeleyi enternasyonalist bir anlayışla savunmalıyız. Emperyalistlerin karşısında olup Filistin halkının yanında olacağız. Tıpkı Rojava’da Kürt halkının yanında olduğumuz gibi. Bu tavrımız haklı-haksız savaşlara bakış açımızı da net bir şekilde ortaya koymamızda önemli bir yerde durmaktadır. Özellikle son süreçte emperyalist savaşların arttığı bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte değerlendirmelerin her biri tarihsel öneme sahip. T.C. devletinin Rojava’ya saldırıları, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve son olarak Filistin sorunu devrimci, demokrat ve ilerici güçler açısından önemli gelişmelerdir. İdeolojik kırılmaların olduğu bu dönemde somut koşulların somut tahlilini doğru yapmak önümüzdeki süreçte politikalarımızı ciddi bir şekilde etkileyecektir. Suriye’de 2011’de başlayan savaş, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali gibi savaşlar iki emperyalist bloğun kendi içindeki çatışmalarından kaynaklanmaktadır. Bu savaşlarda halkların ortak mücadelesini büyütecek üçüncü bir seçeneğin savunulması doğru olandır. Bu savaşlara baktığımızda iki emperyalist bloğun dünya halklarına sadece ölüm ve savaş getirmiştir. Buna karşı Rojava’da ortaya çıkan iki emperyalist bloğa da alternatif olan bir sistem ortaya çıkmıştır. Rojava’daki mücadeleye destek vermek ve geliştirmek tüm halkların çıkarına olmuştur. Ancak Filistin’deki savaşın durumu ve koşulları farklıdır. Filistin’de iki emperyalist bloğun savaşının ötesinde işgalci İsrail devletine direnen Filistin halkının mücadelesi vardır. Bu anlamıyla üçüncü bir yol söylemi doğru olmayacaktır. Burada alınması gereken tavır işgalci bir devlete karşı direnen, toprakları elinden alınan Filistin halkının yanı olmalıdır. Bugün Filistin halkının mücadelesine omuz vermek emperyalist sisteme karşı mücadelenin adı olmuştur.

Filistin halkının ana çelişkisi ve Hamas’ın rolü

Yine 7 Ekim’den sonra ortaya çıkan tartışmalardan biri de Filistin mücadelesinin bugün öznelerinden bir olan Hamas’ın durduğu noktadır. Bu tartışmalarda Hamas özelinde Ulusal Kurtuluş Mücadelelerine bakış açılarında ciddi problemli yaklaşımlar olduğu ortaya çıkmıştır. Son süreçte Filistin mücadelesinin Hamas’a indirgenmesi yani dini bir mücadele anlayışına indirgenmesi sol güçler içeresinde ciddi bir zihin bulanıklığına neden olmuştur. Sürekli olarak egemenler tarafından savaşın İsrail-Hamas arasında geçtiği söyleminin ortaya atılması son süreçte artan İslam karşıtlığının bir yansımasıdır. Bu yöntemle Filistin mücadelesini sahiplenenlerde çelişkiler yaratarak mücadelenin meşruluğunu ortadan kaldırmaya çalışılmaktadır.

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki meseleyi Hamas’a indirgeyen her düşüncenin Filistin halkının mücadelesini desteklemede sorunlar yaşayacaktır. 75 yıllık Filistin Ulusal Kurtuluş Mücadelesine baktığımızda her dönem farklı ideolojik öznelerin önderlik ettiğini görüyoruz. Bir dönem sosyalist görüşlere daha yakın olan örgütler önderlik ederken, bazı dönemler  ise daha liberal örgütler önderlik etmiştir. Bugün ise daha dini bir örgütlenme olan Hamas önderlik etmektedir. Bu durum tek bir gerçekliği ortaya çıkarmaktadır; Filistin halkının ilk hedefinin özgür bir Filistin yaratma mücadelesi olduğudur. Yıllarca katledilen, zorla yaşam alanlarından göç ettirilen, çocuğundan yaşlısına her gün işkenceden geçen bir halk için bu hedef gayet normal bir durumdur. Elbette ki Hamas’ın gerici bir örgütlenme olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Hamas gibi örgütlerin Filistin mücadelesine ciddi zararlara uğrattığı dönemler de olmuştur. Ancak bu Filistin halkının mücadelesinin meşruluğunu sorgulatacak bir durum değildir.

Ulusal hareketlerin içerisinde gerici ve ilerici birçok örgütlenme bulunabilmektedir. Tarihte bunun birçok örneği bulunmaktadır. Ancak burada ana çelişkiye bakmamız gerekmektedir. Bugün Filistin halkının ana çelişkisini oluşturan mücadele özgür bir ülkede yaşama mücadelesidir. Ve mücadeleyi değerlendirirken buradan değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bu noktada işin büyük kısmı Filistin halkına düşmektedir. Hem ulusal bir kurtuluş mücadelesi verip hem de tüm gerici anlayışlarla mücadele etmek zorlu ama doğru olan yoldur. Kuşkusuz Filistin halkının mücadelesine baktığımızda bu tecrübeye oldukça sahip olduğunu görmekteyiz. Bu anlamıyla Filistin ulusunun kendi kaderini tayin hakkını savunmak onlarla birlikte mücadele etmekten geçmektedir. Devrimci, demokrat ve ilerici güçler bu mücadelede doğru tavrı alarak öğrenen ve öğreten bir bakış açısına sahip olmalıdır.

Halkların mücadele birliği gerici sisteminizi yıkacaktır!

Bu yazıyla birlikte YDG – Yeni Demokratik Gençlik’in Filistin mücadelesine bakış açısını ortaya koymaya çalıştık. Kuşkusuz bu tartışmalar uzun bir süre sürecektir. Teorik olarak yaptığımız her belirlemenin pratikte karşılığını ortaya koymak değerlendirmelerimizi daha doğru bir noktaya getirecektir. Emperyalist devletlerin bizleri kendi tartışmaları içerisine hapsederek zihin bulanıklığı yaratmalarına verilebilecek en güzel cevap sokaklarda Filistin halkıyla omuz omuza durmak olacaktır.

Son süreçte başta Filistinlilere ve Filistin ile dayanışma içeresinde olan örgütlere yönelik baskılar sadece tek bir gerçekliği ortaya çıkarmaktadır. O da Filistin halkının mücadelesinin haklı ve meşru olduğudur. Daha önce dediğimiz gibi Filistin meselesini yaratan emperyalistler bu sorunu çözemezler.

Halkların ortak bir mücadelesi olmadan da bu sorun çözülemez. Bundan dolayı Filistin’den Kürdistan’a tüm halkların ortak bir zeminde emperyalizme karşı mücadeleyi yükseltmesi önemli bir yerde durmaktadır.

Son olarak Filistin’i savunan herkesi antisemitist olarak damgalayan egemenlerin, Yahudi halkını savunmak gibi bir derdi yoktur. Özellikle geçmişte yaptığı soykırımı başka bir halkı katlederek saklayabileceğini düşünen başta Alman devleti olmak üzere tüm emperyalistlere söyleyecek tek sözümüz var; Halkların mücadele birliği gerici sisteminizi yıkacaktır! Bugün Filistin bu mücadelenin ateşini büyütmüştür. Bugün Filistin halkının mücadelesi zafere ulaşacağı günlerin acılarını çekmektedir. Ama er ya da geç ‘’acıların ve katliamların içinden güneş bir kez de Filistin için doğacak!’’

YDG – Yeni Demokratik Gençlik