<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATİK &#124; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu &#124;</title>
	<atom:link href="http://www.atik-online.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atik-online.net</link>
	<description>Birlik-Mücadele-Zafer!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 12 Sep 2010 13:00:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>30. Yılında Nedenleri Ve Sonuçlarıyla; 12 Eylül Askeri Faşist Cuntası</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/09/12/30-yilinda-nedenleri-ve-sonuclariyla-12-eylul-askeri-fasist-cuntasi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/09/12/30-yilinda-nedenleri-ve-sonuclariyla-12-eylul-askeri-fasist-cuntasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Sep 2010 13:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[30]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[cuntası]]></category>
		<category><![CDATA[eylül]]></category>
		<category><![CDATA[faşist]]></category>
		<category><![CDATA[nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlarıyla]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5619</guid>
		<description><![CDATA[Bundan 30 yıl önce, 12 Eylül 1980 yılında Türkiye’de askeri faşist bir cunta yapıldı. 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 askeri cuntasının ardından üçüncü defa gerçekleştirilen, askeri faşist darbe, en kanlı cunta olarak tarihe geçti. 12 Eylül cuntası, tüm toplum üzerinde yıllarca terör estirdi. Art arda yapılan idamlar, sınır tanımayan işkence ve zulüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/07/ATIK_12_Eylul_Afis.png"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-5618" title="ATIK_12_Eylul_Afis" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/07/ATIK_12_Eylul_Afis-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>Bundan 30 yıl önce, 12 Eylül 1980 yılında Türkiye’de askeri faşist bir cunta yapıldı. 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 askeri cuntasının ardından üçüncü defa gerçekleştirilen, askeri faşist darbe, en kanlı cunta olarak tarihe geçti. 12 Eylül cuntası, tüm toplum üzerinde yıllarca terör estirdi. Art arda yapılan idamlar, sınır tanımayan işkence ve zulüm hala tartışılmaktadır. Cunta iş başına gelir gelmez dönemin Demirel hükümetini görevden aldı, parlamentoyu feshetti. Mevcut tüm partileri kapatarak, yöneticilerini gözaltına aldı. Yürürlükteki tüm yasalar iptal edildi, devam eden grevler yasaklandı. DİSK’i kapatan cunta, mal varlıklarına el koydu, yöneticilerini tutukladı, 54 sendikacı hakkında idam talebiyle dava açtı. Cuntacılar, tüm demokratik kurumları kapattı. TÖBDER ve Yazarlar Sendikası başta olmak üzere yöneticilerini tutuklayarak, haklarında davalar açtı. Basın ve yayın cuntanın denetimine alındı. İlerici ne kadar yazar, bilim insanı, öğretim görevlisi varsa soruşturmaya tabi tutuldu. Binlerce insanın işine son verildi. Kürt ulusu üzerinde görülmemiş bir terör estirildi. Köyler yakıldı, Kürt köylüleri sürgün edildi, işkenceden geçirildi.<span id="more-5619"></span></p>
<p>12 Eylül faşist cuntası devrimci hareketi zorla ezdi. Devrimci hareket 12 Eylül’le birlikte önemli bir güç kaybına uğradı. 12 Eylül darbesi ufukta göründüğünde, bu durumu devrimci hareket de tespit etti. Ancak, hiçbir karşı plan oluşturamayan devrimci hareket, beklemediği bir saldırıyla karşılaştı. Cunta, devrimci hareketin yönetici kadrolarını, üye ve taraftarlarının ağırlıklı bir bölümünü tutukladı. 17 devrimciyi 1980 ile 1984 yılları arasında idam etti. Onlarca devrimci işkencede katledildi. Cezaevleri birer işkencehaneye dönüştürüldü. 1980 askeri darbesiyle birlikte, bir çok örgüt kendisini fes ederken, önemli bir bölümü, düzenle barışık şekilde yeni yönelimlere girdi, Kemalistleşti, milliyetçilikten etkilendi. İhtilalci örgütler ise kendilerini 1990’larla birlikte ancak toparlayabildi.</p>
<p><em>Devamını okumak için:</em></p>
<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/07/ATIK_12_Eylul_Brosur.pdf">ATIK_12_Eylul_Brosur &#8211; PDF</a></p>
<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/07/ATIK_12_Eylul_Afis.pdf">ATIK_12_Eylul_Afis &#8211; PDF</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/09/12/30-yilinda-nedenleri-ve-sonuclariyla-12-eylul-askeri-fasist-cuntasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Panel: 12 Eylül’den 12 Eylül’e: Bitmeyen Vahşet Düzeni Sürüyor!</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/09/12/panel-12-eylul%e2%80%99den-12-eylul%e2%80%99e-bitmeyen-vahset-duzeni-suruyor/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/09/12/panel-12-eylul%e2%80%99den-12-eylul%e2%80%99e-bitmeyen-vahset-duzeni-suruyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Sep 2010 12:30:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[bitmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[eylülden]]></category>
		<category><![CDATA[eylüle]]></category>
		<category><![CDATA[panel]]></category>
		<category><![CDATA[sürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[vahşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5819</guid>
		<description><![CDATA[30. Yılında Askeri Faşist Darbeyi Lanetliyoruz, Sorguluyoruz! Panel: 12 Eylül’den 12 Eylül’e: Bitmeyen Vahşet Düzeni Sürüyor! Katılımcılar: Hasan Hayri Aslan (Araştırmacı-Yazar) Zabit Karacaoğlan (AABF Baden Würtenburg Temsilcisi) Adil Çelik (Gazeteci-Yazar) YEK-KOM Temsilcisi Sinevizyon – 12 Eylül Belgeseli Tarih: 12 Eylül 2010 Saat: 13.30 Yer: Bürgerhausmitte – Schaffnerstrasse 17 – 89073 Ulm Düzenleyen: DEKÖP-Ulm – Demokratik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/08/12_eylul_panel_ulm.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-5820" title="12_eylul_panel_ulm" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/08/12_eylul_panel_ulm-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>30. Yılında Askeri Faşist Darbeyi Lanetliyoruz, Sorguluyoruz!</p>
<p>Panel: 12 Eylül’den 12 Eylül’e: Bitmeyen Vahşet Düzeni Sürüyor!</p>
<p><strong>Katılımcılar:</strong></p>
<p>Hasan Hayri Aslan (Araştırmacı-Yazar)</p>
<p>Zabit Karacaoğlan (AABF Baden Würtenburg Temsilcisi)</p>
<p>Adil Çelik (Gazeteci-Yazar)</p>
<p>YEK-KOM Temsilcisi</p>
<p>Sinevizyon – 12 Eylül Belgeseli</p>
<p><span id="more-5819"></span></p>
<p><strong>Tarih: 12 Eylül 2010</strong></p>
<p><strong>Saat: 13.30</strong></p>
<p><strong>Yer: Bürgerhausmitte – Schaffnerstrasse 17 – 89073 Ulm</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Düzenleyen: </span></p>
<p>DEKÖP-Ulm – Demokratik Kitle Örgütleri Platformu – Ulm</p>
<p>AJK e.V, AKM Heidenheim, TKM Ulm, AKM Laichingen, KİZ Ulm, AKM Günzburg, DKM Ulm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/09/12/panel-12-eylul%e2%80%99den-12-eylul%e2%80%99e-bitmeyen-vahset-duzeni-suruyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Askeri Faşist Cunta”Yi 30.Yılında Lanetliyoruz!</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/09/11/askeri-fasist-cunta%e2%80%9dyi-30-yilinda-lanetliyoruz/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/09/11/askeri-fasist-cunta%e2%80%9dyi-30-yilinda-lanetliyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Sep 2010 14:30:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[ATİF]]></category>
		<category><![CDATA[Bildiriler]]></category>
		<category><![CDATA[Federasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[30yılında]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[cuntayı]]></category>
		<category><![CDATA[faşist]]></category>
		<category><![CDATA[lanetliyoruz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5807</guid>
		<description><![CDATA[Bundan 30 yıl önce, Türkiye´de 12 Eylül 1980´de Askeri Faşist cunta işbaşına geldi. Ülke genelinde, kitlesel boyutlar kazanarak her geçen gün büyüyen toplumsal muhalefeti ezmek, başta ABD emperyalizmi olmak üzere, Uluslar arası sermayenin çıkarlarını kolaylıkla karşılayabilmek, bulunduğu coğrafyada bölgesel gelişmelere yanıt vermek ve rol almak amacıyla   emperyalist ABD  ve isbirlikçilerinin çıkarları  dogrultusunda,  Türk ordusu kanlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/08/12eylul.png"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-5808" title="12eylul" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/08/12eylul-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>Bundan 30 yıl önce, Türkiye´de 12 Eylül 1980´de Askeri Faşist cunta işbaşına geldi. Ülke genelinde, kitlesel boyutlar kazanarak her geçen gün büyüyen toplumsal muhalefeti ezmek, başta ABD emperyalizmi olmak üzere, Uluslar arası sermayenin çıkarlarını kolaylıkla karşılayabilmek, bulunduğu coğrafyada bölgesel gelişmelere yanıt vermek ve rol almak amacıyla   emperyalist ABD  ve isbirlikçilerinin çıkarları  dogrultusunda,  Türk ordusu kanlı bir şekilde yönetime el koydu.<span id="more-5807"></span></p>
<p>İlk icrat olarak tüm yasal parti, dernek, sendika, ve farklı meslek kuruluşları kapatıldı. Parlemento feshedildi. Başta devrimci- Demokratik ve Sosyalist güçler olmak üzere, toplumun dinamik kesimleri kanla, terörle bastırıldı. Faşist cunta öncesi kısmen özerk konumda bulunan Üniversiteler adeta askeri birer kışla haline getirildi. Başta Kürt ulusu olmak üzere, Türk olmayan tüm milliyetlere karşı ırkcı, şoven bir politika dayatıldı. Zindanlar birer katliam ve işkence merkezleri haline sokuldu. Toplum Türk- İslam sentezi temelinde yeniden şekillendirilmek için baskı ve kuşatma altına alındı. Alevi köylerine zorla Cami yaptırma tamda bu dönemde hız kazandı. Kısacası toplumun tüm ilerici güçleri baskı ve zulüm altına alındı. Bu arada kendini tarafsız gösterebilmek için sivil faşist bazı güçlerin de zindanlara konulduğunu belirtmeliyiz.</p>
<p><strong>Aşağıdaki kısa bilanço Faşist yönetimin, küçük bir resmidir;</strong></p>
<p>1980’den 1989’a kadarki süreçte: “650 bin kişi göz altına alındı. 1 Milyon 683 bin kişi fişlendi. 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idamı istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. 50 kişi idam edildi. 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi sakıncalı bulunarak işten atıldı. 34 bin kişi yurtdışına çıkamadı. 30 bin kişi mülteci olarak yurtdışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldürüldü. 171 kişi işkencede öldürüldü. 937 Sinama filmi sakıncalı bulunarak yasaklandı. 23 bin 577 derneğin kapısına kilit vuruldu. 3 bin 854 öğretmenin, 120 öğretim görevlisinin ve 47 hakimin işine son verildi. 31 Gazeteci zindana atıldı. Toplam 400 gazeteci için 4000 yıl ceza istendi. 3 gazeteci silahla öldürüldü. 385 kişi farklı yöntemlerle öldürüldü.”</p>
<p>12 Eylül 2010’da Türkiye’de Anayasa değişikliği için referandum yapılacak. Tayyip Erdoğan başkanlığındaki ikdidar bu oylamayı, 12 Eylül faşizminden hesap sorma adımı olarak, kitlelere sunmaktadır. Bu tamamen gerçeğin saptırılması ve temelsiz bir yalandır. 12 Eylül faşist ikdidarı döneminde beslenen bu güçler faşist cuntadan hesap soramazlar. “ Komünizme karşı yeşil kuşak projesinin ABD destekli bu güçlerin faşist sistemle hesaplaşmaları beklenemez. Bunun karşısında yer alan diğer düzen partilerinin de, Faşist 12 Eylül’le hesaplaşmaları beklenemez. 12 Eylül faşizmine hedef olan, bedel ödeyen devrimci, demokratik güçlerin, Türk hakim sınıfları arasındaki ikdidar dalaşında taraf olmaları söz konusu olamaz.</p>
<p>Aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak sizleri, 11 Eylül 2010’da yapacağımız <strong>miting</strong>e güçlü bir şekilde katılmaya çağırıyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TARİH: 11 EYLÜL 2010 SAAT: 15:30</strong></p>
<p><strong>YER: ALTONA BAHNHOF ( MERCADO’NUN ÖNÜ)</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Demokratik Kitle Örgütleri Platformu Hamburg Bileşenleri( Almanya Demokratik Haklar Federasyonu (ADHF)-Almanya Göçmen İşçileri Federasyonu (AGIF)- Almanya Türkiyeli İşçiler Federasyonu (ATIF)), </strong></p>
<p><strong>Avrupa Karabalıar Derneği (Hamburg), Sol Derleniş (Hamburg</strong>)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/09/11/askeri-fasist-cunta%e2%80%9dyi-30-yilinda-lanetliyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Panel: 12 Eylül Nedenleri, Bugünü, Cezaevleri ve Hak İhlalleri</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/09/11/panel-12-eylul-nedenleri-bugunu-cezaevleri-ve-hak-ihlalleri/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/09/11/panel-12-eylul-nedenleri-bugunu-cezaevleri-ve-hak-ihlalleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Sep 2010 14:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[bugünü]]></category>
		<category><![CDATA[cezaevleri]]></category>
		<category><![CDATA[eylül]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[İhlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[panel]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5826</guid>
		<description><![CDATA[Panel: 12 Eylül Nedenleri, Bugünü, Cezaevleri ve Hak İhlalleri Katılımcılar: Yusuf Köse (Araştırmacı-Yazar) &#8211; 12 Eylül&#8217;ün Nedenleri ve Bugünkü Durumu Metin Aydın (UPOTUDAK Üyesi) &#8211; 12 Eylül&#8217;den bugüne Cezaevleri ve Hak İhlalleri Tarih: 11 Eylül Cumartesi Saat: 15.00 Yer: İTİF Zürich Derneği &#8211; İsviçre]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Panel: 12 Eylül Nedenleri, Bugünü, Cezaevleri ve Hak İhlalleri</p>
<p><strong>Katılımcılar:</strong></p>
<p>Yusuf Köse (Araştırmacı-Yazar) &#8211; 12 Eylül&#8217;ün Nedenleri ve Bugünkü Durumu</p>
<p>Metin Aydın (UPOTUDAK Üyesi) &#8211; 12 Eylül&#8217;den bugüne Cezaevleri ve Hak İhlalleri<span id="more-5826"></span></p>
<p><strong>Tarih: 11 Eylül Cumartesi</strong></p>
<p><strong>Saat: 15.00</strong></p>
<p><strong>Yer: İTİF Zürich Derneği &#8211; İsviçre</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/09/11/panel-12-eylul-nedenleri-bugunu-cezaevleri-ve-hak-ihlalleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sarrazin’e Karşı Öfke Büyüyor</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/09/02/sarrazin%e2%80%99e-karsi-ofke-buyuyor/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/09/02/sarrazin%e2%80%99e-karsi-ofke-buyuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 14:06:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHMmerdan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[ATİF]]></category>
		<category><![CDATA[rebell]]></category>
		<category><![CDATA[sarrazin]]></category>
		<category><![CDATA[ydg]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5848</guid>
		<description><![CDATA[ALMANYA &#124; 02 - 09 - 2010 &#124; Alman Federal Merkez Bankası yönetim Kurulu ve SPD üyesi T. Sarrazin ırkçı açıklamalarına karşı öfke büyürken bir açıklama ATİF ve gençlik kurumlarından geldi.  Yapılan açıklamalarda Sarrazin’in açıklamalarının toplumda ayrımcılığa kapı araladığı ve Sarrazin’in bu açıklamaları bilinçli yaptığı vurgulandı. ATİF:  ‘Göçmenlik 50. Yılında İken Irkçılığa Karşı Daha Ciddi Mücadele’ Almanya’da kurulan ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/09/sarrazin-540x304.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-5849" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/09/sarrazin-540x304-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>ALMANYA | 02 - 09 - 2010 | Alman Federal Merkez Bankası yönetim Kurulu ve SPD üyesi T. Sarrazin ırkçı açıklamalarına karşı öfke büyürken bir açıklama ATİF ve gençlik kurumlarından geldi.  Yapılan açıklamalarda Sarrazin’in açıklamalarının toplumda ayrımcılığa kapı araladığı ve Sarrazin’in bu açıklamaları bilinçli yaptığı vurgulandı.<span id="more-5848"></span></p>
<p><strong>ATİF:  ‘Göçmenlik 50. Yılında İken Irkçılığa Karşı Daha Ciddi Mücadele’</strong></p>
<p>Almanya’da kurulan ilk göçmen kurumu olan Almanya Türkiiyeli İşçiler Federasyonu (ATİF) yazılı açıklama ile Sarrazin’in ırkçı yaklaşımlarını kınadığının duyurdu. ATİF tarafından yapılan basın açıklamasında, Sarrazin’in yayınladığı ‘Almanya Kendisini Yıkıyor’ başlıklı kitabına atıfta bulunularak, ‘Bu başlık bilinçli seçilmiştir. Toplum içinde gelecekte varolma yönünde endişeleri olanlara yazılmıştır bu kitap.’ Buna bağlı olarak Sarrazin’in  toplumda ‘düşman’-‘dost’ve ‘iyi’-‘kötü’ kavramları temelinde ikilik yarattığı ve bu durumun alman faşizmi dönemlerini hatırlattığı vurgulandı.</p>
<p>Siyasal partilerin de eleştirildiği açıklamada, Sarrazin’in ırkçı açıklamalarına ciddiyetle yaklaşılmadığı, yapılanın sadece partiden ihraç etme yada görevine son verilmek yapılan çalışmalarl sınırlandığı vurgulandı. 50 yıllık göçmen tarihine değinilen açıklamada, ırkçılığa gayri ciddi yaklaşıldığı, daha öncede buna benzer açıklamaların Roland Koch tarafından gündeme geldiği ve belli aralıklarla bu türden açıklamaların yapılmasının hiçte şaşırtıcı olmadığı vurgulandı.</p>
<p><strong>YDG ve REBELL’den Ortak Tavır</strong></p>
<p>Yeni Demokratik Gençlik ve REBELL gençlik örgütleri tarafından ortak basın açıklamasında ise Sarrazin’in ırkçılığı körüklediği vurgulandı. Yapılan açıklamada &#8220;kapitalist sistem içinde işçi sınıfının çocukları için ‘kültürel ve sivil bir denge’ zaten düşünülemez, bilakis sadece kapitalistler tarafından işçi sınıfına yapılan baskı ve özgürlük için verilen meşru bir mücadele! Sarrazin’in provakasyonu tamda faşist yapılanmalara karşı kitlesel direnişlerin olduğu bir zamana denk gelmektedir. Elbetteki bir başka tesadüf olmayan durum ise O’nun kışkırtmalarına maruz kalan göçmenlerin geldikleri ülkelerin büyük bir bölümünde alman ordusu konuşlanmasıdır. Böylece O, savaş amaçlı askeri sevkiyatları aklarken, aynı zamanda örneğin meşru bir direniş gösteren afgan halkını ‘terörist’ olarak damgalamaktadır&#8221; denildi.</p>
<p>T. Sarrazin hakkında cezai işlemlerin başlatılması talep eden gençlik kurumları, ırkçılığa ve faşizme karşı enternasyonal mücadelenin önemine değiniliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/09/02/sarrazin%e2%80%99e-karsi-ofke-buyuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antropoloji Sokağa İnince</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/09/01/antropoloji-sokaga-inince/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/09/01/antropoloji-sokaga-inince/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:21:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İnince]]></category>
		<category><![CDATA[sokağa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5845</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE &#124; 01 &#8211; 09 &#8211; 2010 &#124; Bakmayın başlığın “iddialı” tınısına; sömürgecilik ve sömürgelerin tasfiyesinden bu yana, “ücra”nın bilimi olmaktan çıkan antropolojinin, yok olmayacaksa eğer, “sokağın bilimi” olmaktan başka açarı yok. Nedeni gayet basit: onun alanını, madunlar, bastırılanlar, ezilenler, dışlananlar oluşturuyor &#8211; sömürgeci mirasın “karanlıktaki” gölgeleri… Ve küreselleştirici süreler, “Onları” önüne katıp kentlere, metropollere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/09/sinif_kultur_kimlik.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-5846" title="sinif_kultur_kimlik" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/09/sinif_kultur_kimlik-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>TÜRKİYE | 01 &#8211; 09 &#8211; 2010 | Bakmayın başlığın “iddialı” tınısına; sömürgecilik ve sömürgelerin tasfiyesinden bu yana, “ücra”nın bilimi olmaktan çıkan antropolojinin, yok olmayacaksa eğer, “sokağın bilimi” olmaktan başka açarı yok. Nedeni gayet basit: onun alanını, madunlar, bastırılanlar, ezilenler, dışlananlar oluşturuyor &#8211; sömürgeci mirasın “karanlıktaki” gölgeleri… Ve küreselleştirici süreler, “Onları” önüne katıp kentlere, metropollere sürükledi &#8211; orada tutunabildikleri tek yere: kentlerin, metropollerin sokaklarına.<span id="more-5845"></span></p>
<p>Sibel Özbudun, yeni yayınlanan <em>Antropoloji Gözüyle: Sınıf, Kültür, Kimlik</em> <em>Yazıları </em>başlıklı kitabında, bu durumun antropolojisini yapmaya girişmiş: Kuzey metropollerinin yeni “en alttakileri”nin varlığının yol açtığı kuramsal sorunlarla baş etmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu sorunların, sosyal bilimlerde 1970’li yılların sonlarından itibaren yaşanan postmodern kırılmanın da eşliğinde, bugün yalnızca akademide değil, siyaset dünyasında da çeşitli içerimleri bulunan “sınıf/kimlik” kutuplaşmasına, daha doğrusu, sınıf kavramının bir analiz aracı olarak gözlerden yiterken “kimlik” ile ikamesine yol açtığı biliniyor.</p>
<p>Özbudun’un kitapta yer alan yazıları, “kimlik” ile “sınıf” arasında aşılmaz bir uçurum bulunmadığını; bu iki kavramın taalluk ettiği “kültür” ile “ekonomi-politik” alanları arasındaki bütünleyiciliği göz önünde bulundurmayan her türlü tahlil girişiminin başarısızlığa mahkûm olduğunu vurguluyor: hem pratik hem de kuramsal düzlemde…</p>
<p>Kitap üç bölümden oluşuyor. “Sınıf Bitti, Kimlik Verelim!” başlıklı Birinci Ayırım’da bir yandan “sınıf”ın unutulmuşluğa terk edilip “kimlik”in bütün toplumsal sorunların kilidini açan bir maymuncuk olarak görüldüğü yönelişi eleştirirken [“Bir Sermaye Girdisi Olarak Kimlik”; “Kültüralizm Üzerine Notlar”; “Avrupa Birliği: Çokkültürcülüğün ‘Krizi’”; bir yandan da onu verimli bir anlama aracına dönüştürme yollarını araştıran yazılar [“Cin Şişeden Çıkarken…”; “Kültürel Haklar Bireysel mi?”; “AB Muktesebatı Kürtlerin Derdine Deva Olabilir mi?” “… ‘Devrim’ ve ‘Kültür’ Üzerine Çerçeve Düşünceler”] yer almakta.</p>
<p>“… ‘O Diyar’dan İzlenimler…” başlıklı İkinci Ayırım ise, Latin Amerika izlenimleri, özellikle de yerli mücadelelerinin sınıf dinamikleriyle bağdaşma tarzını irdeleyen yazılar yer almakta: Ekvator, Kolombiya, Bolivya, Meksika… Özellikle “ ‘Eşitlik’ ile ‘Özgürlük’, ‘Sınıf’ ile ‘Kimlik’, ‘İktisat’ ile ‘Kültür’ Bağdaşabilir mi? Ya da Nasıl bir Anayasa (Bolivya Anayasası Örneği)” başlıklı yazı, bu ülkenin gündemini son dönemlerde kilitleyen Anayasa tartışmaları açısından önemli ipuçları içeriyor.</p>
<p>“Antropoloji Gözüyle” başlıklı Üçüncü Ayırımda ise, din antropolojisinden Claude Lévi-Strauss yapısalcılığına günümüzden bir bakışa, seküler törenlerden İsmail Beşikçi değerlendirmesine, yazarın antropolojik içerikli çeşitli yazıları yer almakta.</p>
<p><em>Antropoloji Gözüyle: Sınıf, Kültür, Kimlik</em> <em>Yazıları</em>, hem antropolojinin, hem de sokağın meraklılarına, geniş spektrumlu bir derleme niteliğini taşıyor.</p>
<p><strong>KÜNYE: Sibel Özbudun, <em>Antropoloji Gözüyle: Sınıf, Kültür, Kimlik Yazıları</em>, Ütopya Yay., Eylül 2010, 343 sayfa.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/09/01/antropoloji-sokaga-inince/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Krizi, Kapitalizmi “İsyan” İle Aşmak</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/09/01/krizi-kapitalizmi-%e2%80%9cisyan%e2%80%9d-ile-asmak/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/09/01/krizi-kapitalizmi-%e2%80%9cisyan%e2%80%9d-ile-asmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:15:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[aşmak]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizmi]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5842</guid>
		<description><![CDATA[“Banka soymak değil, banka kurmak suçtur.” Ağırlıklı olarak Temel Demirer’in iktisadî kriz ve getirdiği yıkım üzerine yazılarının toplandığı Kriz, Kapitalizm ve İsyan başlıklı kitabın, Demirer tarafından kaleme alınan “Önsöz”ü [“Newroz Sabahı Tamamlanan bir Önsöz”] Bakunin’in bu çarpıcı aforizmasıyla açılıyor. Ve daha ilk cümleden, okura “NE” ile karşı karşıya olduğu konusunda net bir fikir veriyor. İktisatçılar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/09/kriz_kapitalizm_isyan.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-5843" title="kriz_kapitalizm_isyan" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/09/kriz_kapitalizm_isyan-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>“<em>Banka soymak değil, banka kurmak suçtur</em>.”</p>
<p>Ağırlıklı olarak Temel Demirer’in iktisadî kriz ve getirdiği yıkım üzerine yazılarının toplandığı <em>Kriz, Kapitalizm ve İsyan </em>başlıklı kitabın, Demirer tarafından kaleme alınan “Önsöz”ü [“Newroz Sabahı Tamamlanan bir Önsöz”] Bakunin’in bu çarpıcı aforizmasıyla açılıyor. Ve daha ilk cümleden, okura “NE” ile karşı karşıya olduğu konusunda net bir fikir veriyor.<span id="more-5842"></span></p>
<p>İktisatçılar, neo-liberal kapitalizm içine yuvarlandığı kriz sarmalında debelenmeye başladığından bu yana, yani yaklaşık oniki-onüç yıldır kriz üzerine yazıyorlar. Uzman, hayatın uzağında bir dille… “Resesyon”, “stagflasyon”, “piyasa köpüğü”, “mortgage” gibi kavramların insanların hangi hâllerine denk düştüğüne kayıtsız…</p>
<p><em>Kriz, Kapitalizm ve İsyan,</em> “bildiğiniz” iktisat kitaplarından değil. O, bir “insan ilişkisi” olarak iktisat’ı anlatıyor bizlere. İşsiz, güvencesiz, konutsuz, aç bırakılan insanların penceresinden. Ete kemiğe bürünmüş rakamları gördükçe, neo-liberal durağındaki kapitalizmin nasıl çapı giderek genişleyen bir küresel afete dönüştüğünü kavrıyorsunuz. “Liberal”liğin hiç de “baskıcı bir aygıt olarak devletin etkilerini hafifletip merkezî otoritenin bastırdıklarını özgür bırakmak” anlamına gelmediğini, muazzam bir iktisadî olanak olarak savaşları gereksinen kapitalist sistemin “(neo-)liberalizmi”nin, kapitalist devleti özüne, (ezilenler, sömürülenler, dışlananlar üzerindeki) baskı aygıtı rolüne indirgemekten öte bir anlam taşımadığını görüyorsunuz.</p>
<p><em>Kriz, Kapitalizm ve İsyan</em>, bununla da yetinmiyor: “<em>Banka soymak değil, banka kurmak suçtur</em>” diyen bir fütursuzlukla, krizden ve onun kapitalizminden çıkış yolunu gösteriyor: tüm bir (insansız) iktisat kurgusunun bize unutturmaya çalıştığı o “tek yol”yu, yani İSYAN’ı…<strong> </strong></p>
<p>Kitap dört bölümden oluşmakta. “Sürdürülemez Kapitalizmin Krizi” başlıklı, kuramsal ağırlıklı yazıların yer aldığı ilk bölümde, Noam Chomsky (“Kapitalizm Sona Eremez, Çünkü Hiç Başlamamıştı”), Cahide Sarı (“Marksist Değer Teorisi Hakkında”); Özgür Orhangazi-Gökçer Özgür (“Mülksüzleştirme Yoluyla Birikim ya da ‘İlkel Birikim’in Güncelliği”), Gökçer Özgür (“ ‘Tek Kutuplu Dünya’da Dolar Egemenliği”) ve Temel Demirer’in (“Kriz ve Burjuva İktisadın Sefaleti”, “Kapitalizm, Küreselleşme, Kriz ve Ötesi”) imzaları göze çarpıyor.</p>
<p>“Yokeden Kapitalist Açmaz” başlıklı ikinci bölümde, çoğu Temel Demirer imzalı, kapitalizm ve krizinin yol açtığı küresel yıkımın somut verilerle tartışıldığı yazılar bulunuyor. Bu yazılarda öne çıkan nokta, “Kriz bitti, geçti, geçiyor!” çığırtkanlığını yapan piyasa kalemşörlerine karşı, kapitalizmin mevcut krizinin kalıcı ve yapısal yönlerinin vurgulanması… (“Kapitalist Yıkım Kıskacındaki Dünyanın ‘Hâl-i Pür Melali’ veya ‘Bırakmayın Geçmesinler, Bırakmayın Yapmasınlar!’”; “III. Büyük Buhran: ‘Fin De Siècle’ ve İnsan(lık)”; “Kriz, Savaş ve ABD Ekonomisi” -Cahide Sarı ile birlikte-; “Kriz: Dinamikleri ve Güzergâhı”; “Kriz: Var, Sürüyor…”; “Kapitalizm (=Savaş) ve Dünya&#8230; veya ABD Neyse Dünya Odur!”; “IMF/DB: ‘Onlar Engerekler ve Çıyanlardır’!”)</p>
<p>“Türk-iye!!!!” başlıklı bölümde Temel Demirer’in imzasını taşıyan, ve adından da anlaşılacağı üzere Krizin Türkiye cephesini tüm boyutlarıyla irdeleyen üç yazısı (“Ekonomi Ne Alemde?”; “Türkiye’nin Kriz Ekonomisi”; “Mali Kriz ve Türkiye”) yer almakta.</p>
<p>“Kaçınılamaz Olan = İsyan” başlıklı, üç yazıdan oluşan bölümde ise, Temel Demirer ve Sibel Özbudun birlikte “Küreselleşme + Kriz = Açlık + İsyan” denklemini kurup, “Tarih Hızlanırken!” saptamasıyla, “İsyan(ın) Gerekli(liği)”ni haykırıyor…</p>
<p><em>Kriz, Kapitalizm ve İsyan</em>, tanığı ve mağduru olduğumuz kapitalizm tarihinin en derin bunalımlarından birinin muarızı, giderek “mezar kazıcısı” olmanın yolunu gösteren yazılarla, gerçekten de ihtiyaç duyduğumuz soluğu çarpıyor yüzümüze…</p>
<p><strong>KÜNYE: Noam Chomsky-Temel Demirer-Özgür Orhangazi-Gökçer Özgür-Sibel Özbudun-Cahide Sarı, <em>Kriz, Kapitalizm ve İsyan</em>, Ütopya Yay., Eylül 2010.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/09/01/krizi-kapitalizmi-%e2%80%9cisyan%e2%80%9d-ile-asmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sibel Özbudun’dan yeni kitap: Kapitalizmi Taşlamak</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/09/01/sibel-ozbudun%e2%80%99dan-yeni-kitap-kapitalizmi-taslamak/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/09/01/sibel-ozbudun%e2%80%99dan-yeni-kitap-kapitalizmi-taslamak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:13:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizmi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Özbudundan]]></category>
		<category><![CDATA[sibel]]></category>
		<category><![CDATA[taşlamak]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5839</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE &#124; 01 &#8211; 09 &#8211; 2010 &#124; “Krizler, topyekûn değersizleşme momentleridir; hisseler, yatırım araçları, gayrimenkuller vs.nin çoğunluğu kriz süreçlerinde değer kaybeder. Ve adına “Kapitalizm” denilen bu devasa Gazino’da yatırımcılar, spekülatörler, simsarlar, onmaz kumarbaz tutkularıyla, rakipleri batırıp kendi kazançlarını maksimize edecek, haydi olmadı, kurtaracak hamlelerin peşinde koşarlar. Daha da acımasızlaşan yer altı kapitalizmi, yani mafya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/09/bir_tas_da_siz_atin.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-5841" title="bir_tas_da_siz_atin" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/09/bir_tas_da_siz_atin-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>TÜRKİYE | 01 &#8211; 09 &#8211; 2010 | “<em>Krizler, topyekûn değersizleşme momentleridir; hisseler, yatırım araçları, gayrimenkuller vs.nin çoğunluğu kriz süreçlerinde değer kaybeder. Ve adına “Kapitalizm” denilen bu devasa Gazino’da yatırımcılar, spekülatörler, simsarlar, onmaz kumarbaz tutkularıyla, rakipleri batırıp kendi kazançlarını maksimize edecek, haydi olmadı, kurtaracak hamlelerin peşinde koşarlar. Daha da acımasızlaşan yer altı kapitalizmi, yani mafya ise daha sık baş vermeye başlar. Yani kapitalizmin aktörleri için büyük oynanan, büyük kaybedilen ve büyük kazanılan bir kumarhanede geçirilen heyecanlı ve uzun bir gecedir kriz…</em><span id="more-5839"></span></p>
<p><em>Ama ya berikiler… Kapitalizmle, ona emeğini, gövdesini yakıt etme dışında hiçbir ilişkisi olmayan “alttakiler”… Kriz, onlar için kağıtların değil, bizatihî özlerinin değersizleşmesidir. Emekleri, kimlikleri, kişilikleri, bedenleri, mekânları, duyguları, düşünceleri, aşkları, düşleri, idealleri, arzuları… kısacası hayatları sıfırlanıp paçavraya dönüşür. Ve neo-liberal kapitalizmde bu değersizleşme, ne yazık ki çoğunluk için geri dönüşsüzdür… Sistem kendi sürdürülemez işlerliğini ancak nüfusun her seferinde daha geniş kesimlerini marjinalleştirerek, “artık nüfusa” dönüştürerek sağlayabilir. Bir başka deyişle “krizden çıkış” alttakiler için pek fazla bir anlam ifade etmemektedir</em>.”</p>
<p>Sibel Özbudun, “<em>Bir Taş da Siz Atın!”</em> başlığıyla yayınlanan <em>Kriz ve Hayat Yazıları</em>’na böyle başlıyor giriş yazısı, “Hayatı(mız)ı Geri Kazanabiliriz!”de…</p>
<p>Çoğunluğu Özbudun’un yazılarından oluşan derlemenin mantığı, iki krizin kesiştiği, bu ülkenin oldukça kendine özgü konjonktürü üzerine yerleşiyor: rejim kriziyle çakışan iktisadî kriz…</p>
<p>Kitabın bölümlenmesi de bu saptamaya uygun yapılmış. “Kronikleşmiş Krizler Rejimi” başlıklı Birinci Ayrım, Özbudun’un bazılarını Temel Demirer [“Tehdit ve İmkanlarıyla Krizin İlk Sonuçları”; “Türkiyem, Türkiyem, Cennetim?!!”] birini ise Müge Tuzcuoğlu [“Kriz Günlerinde Mikrokredi”] ile birlikte kaleme aldığı, ve ağırlıklı olarak iktisadî krizin sıradan insanlar, sokak ve gündelik yaşam üzerindeki etkileri üzerinde duran [“Krizden İnsan Manzaraları”, “Açlar Ordusu Yürüyor”, “Ezilenlerin ‘Kriz’i”] neo-liberal manipülasyonları açığa çıkartan [“Kredi bir ‘İnsan Hakkı’ mı?”; “Özelleştirme: İktisadın Dışında, Ötesinde”…] yazılardan oluşuyor.</p>
<p>“Milli Güven(mez)lik Rejimi” başlıklı İkinci Ayırım’da yer alan yakın siyasal tarihe değgin yazılar, rejimin temel niteliklerinin uğradığı aşınmayı ve kendini restore etmedeki yetisizliklerini tartışmaya açıyor. Özellikle, “Kendini Tekrarlayan bir TC Öyküsü: 28 Şubat”, “ ‘Cumhur’ ile ‘Demos’un Kavgası”, “Millî ‘İrade’, ‘Millî’ İradeye Karşı”, “İç Statükoyu Korumak İçin Tadilat”, Türkiye “Glasnost”unun koşul ve sınırlılıklarını tartışan yazılar…</p>
<p>Üçüncü Ayırım (“ ‘Sivilleşiyoruz! Liberalleşiyoruz!’”) ise, bu önkoşullar temelinde T.C.’nin ne ölçüde “demokratikleşebileceği/liberalleşebileceği”nin sınırlarını, somutta göstermeyi hedefleyen yazılardan oluşmuş: “Neo-liberal Faşizmin Küresel Panoptikon’u” (T. Demirer ile Birlikte); “İşkence Yapıyoruz… Pardon!”, “Zapatistalar Tekirdağ F Tipi’ne Nasıl Girdi?”, “Ve Uğur, ve Ceylan, ve TMK Mağduru Çocuklar”… “Yeni Anayasaya Eski(meyen) Dersler” (T. Demirer ile birlikte) ise AKP’nin (bir önceki) Anayasa değişikliği girişimine mündemiç demokratikleşme kapasitesini kuramsal düzlemde sorgulayan bir yazı.</p>
<p>Dördüncü (“Ya Kadınlar”) ve Beşinci (“Kriz Günlerinde Eğitim) Ayırımlar ise kronikleşmiş iktisadî ve siyasal kriz süreçlerinin kadınları ve eğitim kurumlarını nasıl vurduğu üzerinde yoğunlaşan yazıları içeriyor: “Eyvah, Kadınlar Kıymete Bindi!”, “Ataerki Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar”; ya da “Serbest Piyasa Ekonomisi, Kriz, Üniversiteler”; “Biraz ‘Millî Eğitim’den Söz Edelim mi?” “YÖK’ün Beş Hâli”…)</p>
<p>Kitabın adını koyan çağrı ise, Altıncı Ayırım’da, yani “Evet, İsyan! Hem de Alayına!”da yer alıyor: Hem 1 Mayıs’ta Taksim’i geri kazanma, hem de Tekel İşçilerinin yaklaşık dört aylık “Sakarya Komünü”nün yeniden yeşerttiği o Umut ve Başkaldırı ruhuna değgin yazılarla birlikte. Ve sesleniyor, okurlarına:</p>
<p>“(…) <em>Siz taş attıkça, kapalı kapıların ardında dünyanın kaderini belirlemekte olan bir avuç para babası artık köpeksiz köyde değneksiz dolaşma çağının geçtiğini fark eder.</em></p>
<p><em>Bundan böyle ‘Benden sonra tufan’ pervasızlığıyla, ‘yoksul ülkelerde savaş çıkacak, daha çok bebek ölecek, işsizlik daha da artacak, ama olsun, mali sistem krizden çıkıyor,’ diyemez.</em></p>
<p><em>Siz taş attıkça dünyanın yoksulları, açlığa, işsizliğe, sosyal güvencesizliğe, tedavi edilebilir hastalıklardan ölüme mahkûm kılınmışları, hayatı, dünyayı değiştirmenin o kadar da zor olmadığını, bunun yolunun “Yeter Artık!” diye haykırmaktan geçtiğini kavrarlar.</em></p>
<p><em>Özgüvenleri artar.</em></p>
<p><em>Onlar da taş atmaya başlarlar.</em></p>
<p><em>Kârı değil, insanı hedefleyen bir ekonomi, geceleri aç yatılmayan, insanları ekmeğe, bebeleri süte doymuş bir dünya için bir taş da siz atın</em>!”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>KÜNYE: Sibel Özbudun, <em>Bir Taş da Siz Atın! Kriz ve Hayat Yazıları</em>. Ütopya Yay., Eylül 2010, Ankara.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/09/01/sibel-ozbudun%e2%80%99dan-yeni-kitap-kapitalizmi-taslamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul Büyükşehir Belediyesinde Toplu İş Sözleşmesi İmzalandı</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/09/01/istanbul-buyuksehir-belediyesinde-toplu-is-sozlesmesi-imzalandi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/09/01/istanbul-buyuksehir-belediyesinde-toplu-is-sozlesmesi-imzalandi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:08:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesinde]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[İmzalandı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[toplu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5837</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE &#124; 01 &#8211; 09 &#8211; 2010 &#124; 11 Şubat 2010 tarihinde başlayan 2010-2012 yıllarını kapsayan yeni dönem toplu iş sözleşmesi grev tebligatının yapıldığı gün imzalandı. Uzun süredir İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve iştirakleri ile ilçe belediyelerinde yürütülen toplu iş sözleşmesinde bu dönemde geçmiş dönemlere göre olumlu bir sonuç bırakarak imzalanmıştır. Bu dönem toplu iş sözleşmesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/09/buyuksehir_istanbul.png"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-5838" title="buyuksehir_istanbul" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/09/buyuksehir_istanbul-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>TÜRKİYE | 01 &#8211; 09 &#8211; 2010 | 11 Şubat 2010 tarihinde başlayan 2010-2012 yıllarını kapsayan yeni dönem toplu iş sözleşmesi grev tebligatının yapıldığı gün imzalandı. Uzun süredir İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve iştirakleri ile ilçe belediyelerinde yürütülen toplu iş sözleşmesinde bu dönemde geçmiş dönemlere göre olumlu bir sonuç bırakarak imzalanmıştır.<span id="more-5837"></span></p>
<p>Bu dönem toplu iş sözleşmesinde kazanılmış hakların dışında yeni kazanım ve taşeron ile kapsam dışı maddeleri ön plana çıkartılmış, ücret maddesi ile beraber mücadele verilmiştir.</p>
<p>2010-2012 toplu iş sözleşmesinde 13 Temmuz 2010 tarihinde yapılan ve tam gün iş bırakılan eylemde sözleşmenin bu dönem sadece ekonomik değil, demokratik kazanımlarında alınacağının işaretleri verildi.  İşçiler belediyenin dayattığı düşük ücret ve taşeronlaştırmaya yönelik tehtidlerine karşı yüzde yüz katılım sağlayarak karşı duracaklarını gösterdiler. İşçilerin bu tutumu belediyeyi rahatsız etti… AK Partinin büyüttüğü Hak-İş Sendikasını devreye sokarak sözleşmelerde enflasyon üzerinde bir ücret teklif edip, belediye işçilerinin yükselen mücadelesini kırmak ve daha geri noktalarda tutulmasını sağlamak istemiştir. Bu uygulama işçiler üzerinde etkili olmuş ve yer yer kırılmaların olduğu gözlenmiştir.</p>
<p>Ancak; işyerlerine yapılan ziyaretler ve sürecin anlatılmasıyla tekrar hareket sağlanmış, ücretle greve çıkmak yerine diğer hakların alınması, taşeron ve kapsam dışı çalışanlar için greve çıkmanın daha etkili olacağı görüldü.  Süreç içerisinde asıl olarak ön plana çıkartılması gereken taşeron ve kapsam dışı çalışanlar için daha etkili ve somut bir tutum alınması için mücadele edildi.</p>
<p>Belediye taşeron ve kapsam dışı talebimizin öncelik sıralamasında daha geriye düşmesi için %12 zam oranı teklif etti. Bunu yaparken de Hak-İş Sendikasını taşeron olarak kullandı.</p>
<p>Birincisi, Hak-İş’in bu noktaya gelmesini sağlayan ve büyüten AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesinde, iştiraklerde ve ilçelerde işçilerin yürüttüğü ve giderek yükselen mücadelesinde Hak-İş’e dalga kıran görevini yaptırdılar.</p>
<p>İkincisi, bundan sonrada sendikal alanda Hak-İş’in güçlenmesi için başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere tüm alanlarda örgütlenmenin tamamlanarak Hak-İş’in dışında mücadele eden sendikaları tasfiye edilmesinin kararı verilmiştir. Bu sözleşmenin sonucunu bu şekilde anlamalıyız. Üstelik imza töreninde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanın söylediklerine bakmamız yeterlidir… “aslında bu sözleşmede Türk-İş’inde olmasını istedik, ancak olmadı. Umarız onlarda imzalar” demekle asıl niyetlerinin neler olduğunu açıklamışlardır.</p>
<p>Hak-İş Konfederasyonuna bağlı Hizmet-İş Sendikası Genel Başkanının söylediği belediye başkanının söylediklerini tamamlayan cümlelerdir. Hatta belediye başkanından daha da fazla işverenciliğiyle tamda işbirlikçi sıfatını kamuoyuna sergilemiş ve “Biz uzlaştık… Bazıları gibi grev çığırtkanlığı ile sözleşmelerde artık haklar alınmaz…” demiştir. Bunu söyleyen Hizmet-İş Sendikası Genel Başkanı biraz da İETT çalışanlarına dönüp bir baksa şartların neler olduğunu belki görebilirdi.</p>
<p>Bu sözleşmede Belediye-İş Sendikamızın dışındaki sendikalar ile ortak mücadele çağrımıza cevap bulunamaması, sendikal harekette gelinen noktayı gösterdiği gibi, sendikal hareket içerisinde kendilerini ilericiler olarak görenlerin de bu süreçteki tutumları, gerçek tabloyu birkez daha ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Toplu iş sözleşmelerinde uzlaşamadığımız maddeler içinde bulunan taşeron ve kapsam dışı maddelerinde yapılan değişiklik ile mücadele edildiğinde nelerin kazanılacağını birkez daha göstermiş olduk.</p>
<p>Belediye-İş Sendikası İstanbul Şubeleri bu toplu iş sözleşmesi süresince güvencesiz ve kapsam dışı gibi maddelerin toplu iş sözleşmesine konulması, greve bununla gidileceğini ortaya koyarak sözleşmelerde ekonomik talepler yerine gelecekte sendikal örgütlülük için önem arz eden ve tüm işçi ve emekçilerin temel sorunu olarak duran taşeron ve kapsam dışı sorununu kısmen de olsa çözmüş bulunmaktadır.</p>
<p>Sözleşme boyunca talep ettiğimiz taşeronda çalışan işçilerin bu sözleşmenin imza tarihi sonrası İstanbul Büyükşehir Belediyesinin şirketlerine devredilecektir. Bu işçiler toplu iş sözleşmesinde bulunan tüm koşullardan faydalanacaktır.  Sayı yaklaşık 11.200 kişidir. Belediyede kadrolu işçilerin sayısının 5.275 olarak düşündüğümüzde üzerinde durulan taşeronlaştırmanın nedenli önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Bu işçiler sözleşmeden sonra sendikaya üye yapıldığında diğer kadrolu sendikalı işçiler gibi ikramiyeden ve sosyal haklardan faydalanacaklardır.  Haftalık 40 saat çalıştırılacaklar, ancak giriş ücretleri bugünkü işçinin aldığı ücret olmayacaktır. Taşeronlarda çalışan mevcut işçiler şu anda aldıkları ücretle sisteme dahil olacaklardır.</p>
<p>Bir diğer önemli madde ise belediye şirketlerinde çalışan üniversite mezunlarının, toplu iş sözleşmesinden faydalanmaları için yürütülen mücadele idi. Bu tarihten sonra belediye şirketlerinde işe alınacak olan personelin büyük bölümü yüksekokul ve üniversite mezunları olacağı için kapsam maddesi bizim örgütlülüğümüzü tehdit eden bir madde idi. Bu nedenle hayır dedik. Bürolarda çalışan ve imza yetkisi olanların dışında bu arkadaşlarımıza toplu iş sözleşmesinden faydalanma imkânı sağladık.</p>
<p>Diğer madde ise, ücret… Ücrete belediye başlangıçta %6,38 daha sonraki görüşmelerde %8 son verecekleri ücret olarak açıklamalarına rağmen 13 Temmuz 2010 tarihinde yapılan tam gün iş bırakma ve Edirnekapı yürüyüşü sonrası ortaya çıkan  %12 zamdır. Taban ücret talebi hariç mevcut koşullarında göz önünde bulundurulmasıyla yüzdelik olarak iyi bir oran olduğu açıktır.</p>
<p>Tüm bunlarla 2010-2012 yılı sözleşmesi sonuçlandı. Asıl olarak da bu sözleşmenin bundan sonraki sürecidir. Çünkü bahsi edilen kazanımların hayata geçirilmesi ise yeni bir mücadele gerektirmektedir. Aksine  masa başında alınan hakları mücadele edilmezsek kaybedileceğini görmeliyiz. Belediye işçileri olarak bu süreci böyle ele alamazsak kazandıklarımızın hiçbir önemi olmayacaktır. Kısacası gün örgütlenme günüdür.01.09.2010</p>
<p><strong>BELEDİYE-İŞ SENDİKASI</strong></p>
<p><strong>İSTANBUL ŞUBELERİ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/09/01/istanbul-buyuksehir-belediyesinde-toplu-is-sozlesmesi-imzalandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Savunma Susturulamaz!</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/09/01/savunma-susturulamaz/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/09/01/savunma-susturulamaz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:03:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[savunma]]></category>
		<category><![CDATA[susturulamaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5836</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE &#124; 01 &#8211; 09 &#8211; 2010 &#124; “Res tantum valet, quantum vendi potest!”[*] Yeni adlî yılın açılışının eşiğinde, Anayasa değişikliğine ilişkin referandum, Adalet Bakanlığı-HSYK kapışması, Ergenekon duruşmaları, tutuklanıp salıverilmeleri bir “tahterevalli” oyununa dönüşen “darbe zanlısı” TSK mensuplarının durumu vb. “krizler”in depremiyle sarsılan Türk hukuk sisteminde kimsenin fark etmediği bir yara, kanamaya devam ediyor; ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/05/adog.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2087" title="adog" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/05/adog-100x68.jpg" alt="" width="100" height="68" /></a>TÜRKİYE | 01 &#8211; 09 &#8211; 2010 | “Res tantum valet,</p>
<p>quantum vendi potest!”<strong><em>[*]</em></strong></p>
<p>Yeni adlî yılın açılışının eşiğinde, Anayasa değişikliğine ilişkin referandum, Adalet Bakanlığı-HSYK kapışması, Ergenekon duruşmaları, tutuklanıp salıverilmeleri bir “tahterevalli” oyununa dönüşen “darbe zanlısı” TSK mensuplarının durumu vb. “krizler”in depremiyle sarsılan Türk hukuk sisteminde kimsenin fark etmediği bir yara, kanamaya devam ediyor; ve üstüne üstlük de açıldıkça açılarak.<span id="more-5836"></span></p>
<p>Oysa bu yara, belki yukarıda sayılan “büyük kıyametler”den çok daha güncel, çok daha can yakıcı biz, bu ülkenin ayrıcalıksız, sıradan yurttaşları için.</p>
<p>İnsan hakları savunucusu avukatlar hakkında yapay suçlamalarla birbiri peşi sıra açılan davalar, doğrudan, hak ihlâllerinin sürekli hedefini oluşturan biz sosyalistler, militan işçiler, Kürtler, muhalif aydınlar, ana-akım dışı gazeteciler, insan hakları savunucuları, vicdanî redciler, Çokuluslu şirketlerin çıkarlarına taş koyan çevre eylemcileri…nin savunma hakkını hedef tahtasına yerleştiriyor, onları savunmasız bırakmayı hedefliyor, çünkü.</p>
<p><em>Avukat Levent Kanat’ın bu konudaki kuramsal çerçeveyi çizen makalesinde net bir biçimde açıklıyor</em>:<strong><em> [**]</em></strong> AİHM kararlarının da zorlamasıyla siyasal nitelikli soruşturma ve yargılamaların tüm aşamalarında avukat bulundurulması ve avukat yardımından faydalanılmasının hukuki güvenceye bağlandığı yakın zaman öncesine dek, kolluk kuvvetleri, yargı sürecinin doğrudan müdahili, savcısı, hatta yargıcı konumundaydı. Soruşturma ve yargının tüm aşamalarında avukattan yararlanma hakkı, biz “ayrıcalıksız muhalifler” açısından bir yaşam ve temel haklar sigortası işlevi görmektedir.</p>
<p>Ve bu, kolluk kuvvetlerine “kâtiplik”, “noterlik” yapmayı reddeden bir avuç onurlu avukat sayesinde mümkün olmuştur: Onlar; yani her başımız sıkıştığında yanıbaşımızda bulduğumuz, vicdanlarını cüzdana tahvil etmemiş, haksızlıklara boyun eğmeyen, her zaman ezilenlerin, sömürülenlerin yanında saf tutmayı görev bilen, baskılara, tehditlere pabuç bırakmayan, mesleğin yüz akları…</p>
<p>Şimdi Filiz Kalaycı, Hasan Anlar, Halil İbrahim Vargün, Murat Vargün, Selçuk Kozağaçlı, Şiar Rişvanoğlu, Taylan Tanay kişiliğinde “onlar” sindirilmeye çalışılıyor. İsteniyor ki, savunma mesleği, yargı sürecinin geri kalan unsurları gibi güvenlik güçlerinin kestiği cezaya sessiz sedasız uzatsın müvekkilinin boynunu. Düzenin tornasına boylu boyunca uzanmayı reddeden muhaliflerin, başkaldıranların, itiraz edenlerin “te’dip ve terbiye” edilmesi mekanizmasının bir dişlisi olsun… “Hak-hukuk” denildiğinde ensesi kalınların iş takipçiliğinden başka bir şey düşmesin aklına…</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="223" valign="top"><strong>FİLİZ KALAYCI, </strong></p>
<p><strong>HASAN ANLAR</strong><strong>, </strong></p>
<p><strong>HALİL İBRAHİM   VARGÜN</strong><strong>, </strong></p>
<p><strong>MURAT VARGÜN</strong>:</td>
<td width="504" valign="top"><em>İHD üyesi dört   avukat, “PKK üyeliği”, “örgüte yardım ve yataklık” suçlamalarıyla, 9 Kasım   2009’dan beri yargılanıyorlar. Avukatlar aleyhine gösterilen deliller, kimi   sanıkların polis baskısıyla alınan (ve sonradan mahkeme huzurunda yalan   olduğunu beyan ettikleri) ifadeler, kaynağı belirsiz ihbar e-postaları,   yasadışı dinleme kayıtları, avukatların katıldıkları hak ihlâllerini protesto   eylemleri vb.’nden oluşmakta. Avukatların bir sonraki duruşmalarının tarihi:   23 Eylül 2010, Perşembe. Duruşma yeri: Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi…</em></td>
</tr>
<tr>
<td width="223" valign="top"><strong>SELÇUK KOZAĞAÇLI:</strong></td>
<td width="504" valign="top"><em>Çağdaş Hukukçular Derneği<strong> </strong>Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı hakkında, dernek adına düzenlenen   bir basın toplantısında, 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleştirilen ve tüyler   ürpertici bir istihzayla “Hayata Dönüş” adı verilen operasyon sırasında Ceza   ve Tevkif Evleri Genel Müdürü olan (şimdiki HSYK üyesi) Ali Suat Ertosun’un   “Devlet Hizmet Madalyası” ile ödüllendirilmesini eleştirmesinin ardından, 9   Şubat 2010 tarihinde, “Cumhurbaşkanlığı makamına ve kamu görevlisine hakaret”   iddiası ile TCK 125. maddeden kamu davası açıldı. Kozağaçlı’nın bir sonraki   duruşması, 4 Ekim 2010’da, Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.</em></td>
</tr>
<tr>
<td width="223" valign="top"><strong>ŞİAR RIŞVANOĞLU:</strong></td>
<td width="504" valign="top"><em>Gerçek Gazetesi ve Devrimci Marksizm Dergisi Sorumlu   Yazı İşleri Müdürü ve yazarı, Adana Barosu avukatlarından, insan hakları   savunucusu Şiar Rişvanoğlu hakkında Haziran 2010’da “özel görevli” cumhuriyet   savcılığınca üç soruşturma birden açıldı. Soruşturmaların konusunu,   Rişvanoğlu’nun 1-3 Mayıs 2010 tarihlerinde Roj TV’de katıldığı programlarda   yaptığı konuşmalar, 21 Şubat tarihinde Diyarbakır’da BDP’nin I. Kongresinde   yaptığı konuşma ve Adana’da bir portakal bahçesinde ağaca asılı olarak   bulunan Azadiya Welat gazetesi dağıtımcısı Metin Alataş’ın şüpheli ölümü   üzerine okuduğu ortak basın açıklaması oluşturuyor. Rışvanoğlu, 2009 yılı   yerel seçimlerinde, DTP çatısı altında oluşturulan ittifakın Adana   Büyükşehir Belediyesi başkan adayıydı… Rışvanoğlu’nun duruşması, 16 Eylül   2010 tarihinde Adana Özel Görevli 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.</em></td>
</tr>
<tr>
<td width="223" valign="top"><strong>TAYLAN TANAY:</strong></td>
<td width="504" valign="top"><em>ÇHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Taylan Tanay, Ertuğrul   Kürkçü ile birlikte kaleme aldığı ve 31 Temmuz 2009 tarihinde Bianet’te   yayınlanan “Ali Suat Ertosun’un Yeri HSYK Koltuğu Değil Sanık Sandalyesidir”   başlıklı yazısı nedeniyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi ve   eski Ceza ve Tevkif evleri Genel Müdürü Ertosun’un şikayetiyle, 15 bin TL   tazminat istemiyle yargılanıyor. Tanay ile Kürkçü’nün ilk duruşması, 2 Kasım   2010 tarihinde, Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapılacak.</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>* * *</p>
<p>“Onurumuz ömrümüzden uzun olmalıdır” der, Adnan Yücel… Onların onurları uzun, upuzun oldu hep. <em>Onlar, bizi hiç yalnız bırakmadı…</em></p>
<p>İmzaya açtığımız bu metinde<strong><em>[***]</em></strong>,<em>“suç”larının, bizim vicdanımızın sesi olduğunu, duruşmalarında yanlarında olacağımızı kamuoyuna duyururuz…</em></p>
<p>ANKARA DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ GİRİŞİMİ</p>
<p><strong><em>[*]</em></strong> “Bir şeyin değeri, birinin ona ödediği bedel kadardır”</p>
<p><strong><em>[**] </em></strong>Levent Kanat,<strong> </strong>“Savunma Yargı Kıskacında”</p>
<p><strong><em>[***] </em></strong>İmza için: http://gercek-inatcidir.blogspot.com/</p>
<p><strong>Levent KANAT, Avukat</strong></p>
<p><strong>Cihan Sokak No: 12 / 15 Sıhhiye ANKARA</strong></p>
<p><strong>Tel: 0 (312) 231 68 03, 231 04 53</strong></p>
<p><strong>E-mail : <a href="mailto:leventkanat@gmail.com">leventkanat@gmail.com</a></strong></p>
<p>Ankara,16 Ağustos 2010</p>
<p><strong>SAVUNMA YARGI KISKACINDA</strong></p>
<p>İşleyiş açısından çağdaş ceza hukuku sistemlerinin en önemli özelliği; soruşturma ve yargılama süreçlerinin tüm aşamalarında, soruşturulan veya yargılananın mutlaka hukukçu/savunman yardımından yararlandırılmasının yasal bir zorunluluk oluşudur. Karar süreci tek başına hâkime bırakılmamakla kadı hukukundan ayrılmakta, sadece hâkime ve savcıya bırakılmamakla da kamu düzenini/devlet menfaatini koruma kaygısı insanın değerini koruma kaygısının önüne çıkarılmaması amaçlanmakta. Bu yüzdendir ki ceza yargılamasında hâkim ve savcı kadar savunma makamı da yaşamsal değerdedir. Hâkimin yaptığı iş önemlidir, savcının yaptığı iş de önemlidir ama avukatın yaptığı iş sadece kıymetli değil aynı zamanda kutsaldır. Savunma makamının olmadığı veya etkisiz kılınmaya çalışıldığı durumların yaratacağı sonuçların vehameti nedeniyle kutsaldır, insanın, varlıklar dünyasındaki kıymeti, biricikliği nedeni ile sahip olduğu değerinin hukuk normları karşısında korunması için kutsaldır.</p>
<p>Sıkıyönetim, Devlet Güvenlik, Özel Yetkili Ağır Ceza gibi isimlerle tanımlanan dönemsel mahkemelerdeki siyasal nitelikli davaların hazırlık süreçlerinde, emniyet sorgu, savcılık sorgu ve hâkimlik sorgu süreçlerinde insanlar, yıllarca savunman/avukat yardımından yoksun bırakıldılar. Yargılama sonuçlarında verilen kararlar, çoğu zaman, emniyet, savcılık ve hâkimlik sorgu süreçlerinde avukat/savunman yardımı olmadan alınan ifadelere dayandırıldı. İnsanlar, savunman olmadan, hukuki yardım alamadan alınan veya kendileri ile bir şekilde ilişkilendirilen ifadeler (işkence, aldatma, v.b.şekillerde alınan) nedeni ile idam cezasına, müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Hâlbuki ceza yargılaması hukukunda, karara dayanak alınacak/alınabilecek delillerin hukuk kurallarına uygun elde edilmiş olması asıldır. Bundan dolayıdır ki hukuka, kanuna uygun elde edilmemiş deliller soruşturma, yargılama ve karar süreçlerinde dikkate alınmaz/alınmamalıdır.</p>
<p>Her tür ceza davasında olduğu gibi siyasal nitelikli davalarda da yasal mevzuat gereği savcılık makamınca yürütülmesi gereken hazırlık soruşturması uygulamada, yaygın bir biçimde bilerek ve isteyerek kolluk kuvvetlerinin insiyatifine bırakılmakta, savcılık, sorgu/ifade alma sürecini kolluk kuvvetlerinin hazırladığı dosya üzerinden takip etmeyi alışkanlık hâline getirmekte, soracakları soruları bile kolluk kuvvetlerinin hazırladığı sorulardan sormak da bir beis görmemektedir. Hâkimlik ise, ifade almayı, emniyet ve savcılık sorgu süreçlerinin kabul edilip edilmemesi üzerine kurmakla yetinmektedir. Bu durum bu şekliyle uzun yıllar, bu süreçlerin hepsinde avukat olmadan yürümüştür. Yani kolluk kuvvetleri, savcılık ve hâkimlik üçlüsü sürecin kağıt üzerindeki özneleri iken savcılık ve hâkimliğin bilerek ve isteyerek sorgu ve ifadesini üzerine kurdukları dosyayı hazırlayan, hukukçu olmayan kolluk kuvvetleri sürecin asli özneleri olmuştur. Siyasal nitelikli davalarda işleyen sürece hukuki usul görüntüsü verilmesine rağmen sorunun asli olarak hukuki görülmediği, terör sorunu, devletin bekası/ güvenliği sorunu olarak v.b. şekillerde görüldüğü ve bu işin asli olarak güvenlik kuvvetlerinin işi olduğu düşünülmüş ve sürecin asli öznelerinin kolluk kuvvetleri olduğu zımnen kabul edilmiştir.</p>
<p>İşkenceye dayalı alınmış veya kolluk kuvvetleri tarafından hazırlanıp imzalatılmış/imzalanmak zorunda bırakılmış ifadelere, atf-ı cürüm mahiyetindeki itirafçı ifadelerine dayalı saldırıların mağduru olmuş insanlar ancak dava aşamasında savunman/avukat yardımından faydalanabilmişlerdir. Fakat, çoğu zaman, hazırlık soruşturmasındaki belirtilen hukuka aykırı usullerle kurulan sürecin dosyası, sonraki yargılama süreci bir usuli yerine getirme ihtiyacından öte algılanmayıp, karara esas alınmıştır.</p>
<p>Uzun yıllara dayanan ve belirtilen şekilde işleyen bu sürecin bir gelenek oluşturması da kaçınılmaz olmuştur. Kısa bir süre önce özellikle AİHM kararlarının zorlaması sonucu, siyasal nitelikli soruşturma ve yargılamaların tüm aşamalarında savunman/avukat bulundurulması ve savunman/avukat yardımından faydalanılmasını hukuki güvenceye bağlayan yepyeni bir yasal süreç başlamıştır. Yeni yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu, avukat olmadan alınan ifadelerin karara dayanak alınamayacağını kanuni güvenceye kavuşturmuştur. Bu yasal düzenleme sonrasında, en azından normsal boyutu ile artık tüm aşamalarda savunman/avukat yardımı alınabiliyor. Yeni yasal düzenleme ile avukat yardımı olmadan alınan ifade, karara dayanak olamadığı gibi bazı durumlarda isteğe bağlı olmadan avukat bulundurma zorunluluğu dahi var.</p>
<p>Uygulamada, yıllardır oluşmuş bir gelenek ve bu geleneğe göre şekillenmiş bu sistemin, bu sistemin aktörlerinin yeni sürece alışmakta, uymakta sorun yaşadığını, bu düzenlemeleri ve gereklerini içselleştirmekte hayli zorlandıklarını görmekteyiz. Aktörler, eski sistemin devamı için direnmişlerdir/direnmektedirler. Görünürde yeni sisteme, yeni kanuni düzenlemeye uygun ama fiilen eski sistemi devam ettiren, kendilerinin hâlen asli özne olduğu, hazırlık aşamasının dosyasının hazırlayıcısı, savcı ve hâkimin de soracağı soruların belirleyicisi, istenen cevapları içeren bir sorgu tutanağını, kendilerinin bu iktidarını, gücünü kabullenip, sarsmaya, deşifre etmeye yeltenmeyen bir savunman/avukat istenmektedir. Sırf kanuni düzenlemenin gereğini yerine getirmiş olmak için.</p>
<p>Bu olumsuz süreçlerin öznesi olmak istemeyen, görevlerini yapmak isteyen, hukukçu kimliklerinin insan olma kimliklerinden ayrı olmadığını düşünüp buna göre eyleyen avukatlar, yıllardır hukuksuzluk, kanunsuzluk içeren bu sürecin piyonu olmak istememişlerdir. İşleyen sürecin hukuksal bir öznesi olan ama hukukçu olmayan kolluk kuvvetlerinin, savcı ve hâkimlerin bilgisi veya sezgisi dahilinde birlikte inşa ettikleri hukuksuz, kanunsuz süreci kendi istedikleri doğrultuda hareket eden avukatlar ile tamamlamak, devam ettirmek istemektedirler. İddia ve karar makamı ile birlikte tamamlanan sürecin, yıllardır eksik olan savunma makamı ayağını, yasal zorunluluk gereği sistemlerini, geleneklerini bozmadan tamamlamaya çalışmaktadırlar. Fakat avukatların hepsi olmasa da hukukçu kimliklerini, insan haklarından, hukuk devletinden ve insanlıklarından ayrı tasarlamayan, özellikle siyasal nitelikli davalarda görev yapan avukatlar, yıllardır devam eden bu hukuksuz sistemin istenen sessiz üyesi olmaktan öte, bu sistemin hukuksuzluğunu deşifre etmeyi, hukukçu ve insan olduklarını her an hatırlayarak görevlerini layıkı ile yapmayı esas alarak sistemin dayattığı hukuksuzluklara karşı durmuşlardır/durmaktadırlar. Sivil olan vatandaşlarla doğrudan bağı olan savunmanlar, bu önemli değişikliklerin normsal ve fiili düzeyde yaşama geçmesinin hep aktif öznesi olmuşlardır. İşte Türkiye mahkemelerindeki siyasal nitelikli davalar ile bu yasal değişiklikler, uzun yıllardır savunma makamı olmadan oluşturulmuş sistemi sarsmaya başladı. Bu güne kadar her şey avukat olmadan yürütülmüştü. Sorgu avukatsız, savunma avukatsız alınmıştı. Yeni işleyişe alışmak zordu! Yıllara dayalı sistemlerini bozmadan, avukat varmış gibi devam ettirmek isteyenler, avukatların sadece hazırlanan ifade tutanaklarını imzalamalarını, emniyet görevlisi tarafından alınan sorgu sürecinin sadece izleyicisi olmasını istediler/istemektedirler. İşte buna direnen, hukuksuzluğu kabul etmeyen, insanların hukuki haklarının savunmanlığını üstlenen avukatlar bunu reddettiler. Hukuksuzluğa alet olmadılar, hukuksuz süreçlerin piyonu olmak istemediler, hukuk kılıfı giydirilmeye çalışılan hukuksuzlukları deşifre ettiler. Bu onurlu duruşlar, eski sistemin devamını zora sokunca bilinen yöntemler devreye girmekte gecikmedi.</p>
<p>Son dönemlerde artan, siyasal nitelikli davalarda görev yapan avukatlara yönelik gözaltı, soruşturma, tutuklama, dava ve ceza içeren kararlardaki artışı bu bağlamın dışında düşünmek mümkün değil. Yapılan iletişim tespitleri, doğrudan takipler, oluşturulan sahte delillerle savunma kıskaç altına alınmak istenmektedir. Amaçlanan, siyasal nitelikli davalardaki hukuksuz sürecin devamını sağlamaktır, hukuksuzluğa seyirci kalan avukatlar ile eski sistemi devam ettirme isteğidir. Yeni bir adli yıl başlarken, yargı kıskacına alınmaya çalışılan avukatlara yönelik bu hukuksuz saldırıların, hukuk devleti olma amacına ve demokratik bir ülke olma istemine doğrudan saldırı olduğunu düşünüyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/09/01/savunma-susturulamaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Dynamic page generated in 7.814 seconds. -->
<!-- Cached page generated by WP-Super-Cache on 2010-09-03 09:27:05 -->
